Ardahanlı Yazarımız Fakir Yılmaz'ın Mart 2026 Yazıları


Ardahanlı Yazarımız Fakir Yılmaz'ın Mart 2026 Yazıları


Okyanus medyada gündemi takip ederken, başkasının kaleminde babayı dinlemek, okumak, anlamak..


Irak, Suriye şimdide İran filmini bize izleten BOB sinemacılarının kamerayı İsrail'e, çekimi ve reklamını Amerika'ya bıraktığı şu günlerde bir Kürt babanın Kürt oğlu olarak bu oynana son filme bakarken xtwittim ve sanal ortamlarımda aşağıda ki mesajı atıyor, benim gibi Kürt olanları kendimce uyarıyordum.

'Kürtlere Para Verdik Kendileri için Harcadılar' diyen Epstein belgelerinin baş aktörüne ve küçük ama her baharda büyüyen tulasına bir kez daha inanıp, Kürt değil, keriz olurlar mı? Olmamalı..  Çünkü onlar dilsiz, yersiz, kimliksiz olsalar da, dar zaman da komşusuna, birlikte yaşadığı toplumalar silah çekmeyenlerdir.. Komşusu da yıllardır onlara vermekte direndikleri hak, hukuklarını hemen verip, 'gel biz kardeşiz' demeli.. gazetecifakiryilmaz www.kuzeyanadolugazetesi.com' şeklinde ki mesajı atıp, son yaşananlara bakışımı ve tereddütlümü tüm kamuoyuna duyuruyor ve durduğum yeri ilan ediyordum.

Evet, içine bol helvacıların sızdığını düşündüğüm hewallı DEM'liler başta olmak üzere Kürt dünyasının dikkat etmesi gereken bu sürece yönelik olarak kendi bakışımı ve bu konuda ele aldığım yazılarımı yazmaya devam etmeyi düşünürken sanal ortama düşen bir paylaşım ve bu paylaşımı yapan isim dikkatimi çekiyordu.

Bu paylaşımı yapanın stk konusunda hiç anlaşamadığım, kobuğ yiyen, Ardahan'ın gölgeleyen KAI, KAISİAD'çılar, kazcı, sazcı, tabelacı, içi boş lobiyeciler başlıkları ile zaman zaman sert eleştirilerimin arasında olanların başını çekenlerin içinde olan ama kinli değil, kardeşce saygılı olduğum Ahmet Demirbaş'ın önce 'Kim bu muhtar?' başlığı ile günler öncesinde yaptığı paylaşıma bakınca takipçilerinin merak içinde heyecanla beklediği o muhtarın Ahmet Yücel Çiftçi'nin, 'Yoksul köylünün yiğit önderi' başlıklı yazısında daha önce ele aldığı ve 'Kurmaysız Dövüşen Devrimciler' adlı kitabında da yer verdiği o muhtarın olduğunu hemen anlıyordum.

Ve Ahmet Yüecl Çifçi'nin,'Yoksul köylünün yiğit önderi' başlıklı yazısında, 'Özetle o bir halk önderiydi. İyi bir öğretmen ve bildiğini ölümüne savunacak kadar cesur ve kararlıydı. O Ardahan köylülerinin ZAPATA’SIYDI.' dediği ve  Meksika Devrimi'nin liderlerinden Emiliano Zapata'ya benzettiği o muhtarın, o Kürt muhtarın babam olduğunu hemen anlıyor, hissediyor ve 'Kim bu muhtar?' başlığı ile paylaştığı duyurunun ardından ne yazacağını bende yerel ve dünya gündemini takip ederken  bir taraftan da o yazıyı merakla bekliyordum.

Ha bu arada bölgeyi yenden dizayn etmek isteyenlerin Kürtler olmaksızın hareket edemediklerini iki Kürt liderini direk telefonla arayan Trump ve ortağı İsrail'inde İran'ın karşı cevaplarıyla şokta olduğunu da anlıyor, bu yaşananlar içinde asıl kaçırılmaması gerekenin Kandil ve Kısır gibi dağlarla çevrili Preslerin dünyası İran'ın Irak, Libya ve Suriye gibi kolay lokma olamayacağını bu nedenle başta İran'da bulunan Kürtler olmak üzere bölgede ki Kürtlerin çok ama çok dikkatli olması gerektiğini ben değil, MHP lideri Bahçeli'nin 'statü verilmeli' dediği Öcalan'ın dediğini de hatırlıyordum.

Yani, o lüks ve bir araya gelse Gazze'yi, Kobbani'yi hatta okullara beslemesiz giden ülkedeki öğrencileri doyuracak olan iftar sofraları ile günlük, 23 milyon TL.  harcamanın yapıldığı sarayın pardon Milletin evi denilen Kulliye'ye bakıyor, ülkemize atıldığı söylenen füzenin neden o çok övünülen kendi milli ürünümüz savunma sistemleri ile değil de  NATO unsurlarca engellediğini okurken, uluslar arası hukuku tanımayan Amerika'nın İran'a kilo metrelerce uzaklıkta bulunan Sri-Lanka sahillerinde bir İran deniz altını vurduğunu ve bir çok İranlı denizcinin hayatını kayıp ettiğini duyuyordum. Ve dönüp, Venezuela da ki gibi İran liderini derdest eden Amerika ve İsrail'in neden şokta olduğuna bakarken, ülkemizde, 'havuz medya' denen dünya basın ve medyasının da oluşturulan okyanusa atıldığını da anlıyordum.

Çünkü, Avrupa'yı dışlayarak hava da İsrail ile kara da Kürtlerle ittifak kurduğunu söylenen Amerika'nın bir kez daha hukuk tanımadan Sri-Lanka'dan ülkesine dönen ve savaş halinde olmayan bir denizaltısını vurduğunu, okyanus havuzuna atıldığını  düşündüğüm dünya basın ve medya aracılığı ile 'kahramanlık' olarak, kamuoyuna yuttururken Hürmüz Boğazında boğulup, kaldığı, bölgedeki tüm üstlerinin o küçümsenen İran tarafından nokta vuruşları ile yerle bir edildiğini yamıyor, anlatmıyor, görüntülemiyordular..

Ve bir kaç güne bitecek denen bu savaşında Irak, Libya, Arap Baharı denen Arap adasında yaşananlardan sonra hedefe alınan Suriye'de ki gibi uzayacağını ve Ortadoğu'nun yanında dünyayı kana bulayan Amerika ve İsrail ittifakına tek direnenin de bir solcu bir liderin olduğunda diyemiyordular.

Yani, 'Amerika, İsrail haksız da ama İran'da ayıp ediyor..' sözde tepkileriyle yani 'ne şiş, kebap yansın' diyenlerimden olmadığını ortaya koyan tek liderin ve ülkenin Hristiyan İspanya'nın solcu başbakanı Sanchez olduğunu, ülkemizde ise yine bir solcu olan baskı altında olduğu söylenen CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in, 'Kahrolsun Amerikan emperyalizmi Küstah Trump ve Netanyahu barış getiremez" diye haykırdığını hem havuz medya, hem de okyanus medya yazmıyor, demiyor, seslendirmiyordu..

Ve başta olmak üzere kimsenin anlamadığı yada anlaşmazlıktan geldiğini ve akaryakıta peş peşe gelen zamlarla ekonomisi iyiden iyiye yerle bir olan bizim ülkedeki gerçek gündem gibi gibi gölgelenip, gizlendiğini de anlıyordum..

Evet, bir yandan dünya, ülke gündemini diğer yandan yerel ve genel gündemi takip edip, diğer yandan da Dünya Kadınlar Gününün kutlanacağı, 8 Mart'ta ulusla tv TEMPO TV'd canlı olarak yayınlanan  'Gazetecilerle Gündem' adlı programımı hazırlanırken Ahmet Demirbaş'ın 'Kim bu muhtar?'  ön tanıtım duyurusunu yazıya çevirip, yayınlandığını ve Kürt Fezo, Muhtar Fezo, Yoksul köylünün yiğit önderi, Ardahan köylülerinin ZAPATA’SIYDI' denen ve oğlu benim değil, dostu, arkadaşı ve halkın çocuklarına devrimciliğini, dik duruşunu, onurlu yaşamını anlattığı rahmetli babam Fevzi Yılmaz'ı anlattığı yazıda sanal ortama düşüyordu.

'Ardahan'ın yiğit Muhtarı' başlıklı yazıyı okuyup, kendi sanal sayfamda da paylaştığım bu onur veren güzel ve çok anlamlı yazıyı yazan sayın Psikolog Ahmet Demirbaş'a teşekkür ederek, birde burada, bu köşemde, kimin oğlu olduğumu, nasıl bir gurur içinde olduğumu ve o babanın biz çocuklarına bıraktığı halk adına mücadele eserini kendimce bir gazeteci olarak taşıma sorumluluğu ve ağırlığı ile satırlarına dokunmadan siz okuruma bir kez daha Teşekkürler Ahmet Demirbaş, teşekkürler Ahmet Yücel Çiftçi' diyerek buraya bırakmak isterim.

İşte Kürt Ape Musa ile Diyarbakır zindanlarında 4.5 yıl hapis yatan ve bugün hemen denilen bir af ile ani 'Ecevit affı' adı verilen af ile idamdan kurtulduktan sonra halkı için mücadele etmekten bir adım geri atmayan o babanın oğlunun sorumluluğunu bir kez daha gururla bana hatırlatan ve teşekkür ettiğim, İstanbul'un 39 ilçesinin içinde bulunan nezih ve yıllardır Alevi ağırlıklı solcuların yönetiminde olan bir şehir olan Ataşehir ilçesinde bulunan Nezih Bakım Evleri sahibi Ardahan Ölçekli, sayın Psikolog Ahmet Demirbaş'ın yazı..

Ardahan’ın Yiğit Muhtarı Fevzi Yılmaz

Yazan: Ahmet Demirbaş Psikolog

20. yüzyılın son çeyreğinde Ardahan’da bir muhtardan söz edilirdi. Dik başlıydı; hak ararken eğilip bükülmezdi. Herkesin karşısında saygıyla durduğu devlet adamlarının önünde bile çekinmeden konuşan, cesur ve atak tavrıyla örnek gösterilen bir muhtardı. Kimilerinin koruyucu meleği, kimilerinin idolü, kimilerinin ise korkulu rüyasıydı. Onun adı Fevzi Yılmaz, nam-ı diğer Muhtar Fezo ya da Kürt Fezo idi.

Ardahan Küçük Sütlüce (Harziyan) Köyü’nde 1938 yılında dünyaya gelen Fevzi Yılmaz, ömrünü halkına adamış bir mücadele insanıydı. Yoksul köylünün hakkını savunmayı hayatının merkezine koymuştu. Haksızlıklara boyun eğmeyen direnişçi ruhu nedeniyle hapisler yatmış, sürgünlere gönderilmiş ama inandığı yoldan hiçbir zaman dönmemişti.

Bu yüzden ondan hep sevgi ve saygıyla, biraz da imrenerek söz edilirdi.

Kürt Fezo’nun en büyük özelliği fakirin ve garibanın yanında olmasıydı. Yoksul köylünün hakkını arar, adaletsizliklere karşı dimdik dururdu. Onun için makam ve mevki değil, halkın hakkı önemliydi. Bu yönüyle Ardahan’da bir döneme damga vuran gerçek bir halk adamı olarak tanındı.

Onu tanıyanlar için Fevzi Yılmaz sadece bir muhtar değildi; cesaretiyle yol açan, dostlarını zor günde yalnız bırakmayan, halkın içinden çıkmış bir önderdi. Ardahan’ın direniş geleneğinde onun da alın teri ve emeği vardır.

Fevzi Yılmaz, 29 Ağustos 2012 Çarşamba günü ebediyete intikal etti. Onun ölümüyle fakirin dostu, yoksul köylünün koruyucusu sayılan bir isim aramızdan ayrıldı. 2012 yılının o Ağustos gününde sadece bir insan değil, Ardahan’da bir dönemin hatırası da toprağa verildi.

Bugün aradan yıllar geçse de yokluğunun bıraktığı hüzün hâlâ hissedilmektedir. Onun gibi yiğit ve dik duran insanların eksikliği daha da belirginleşmiştir.

Ancak bıraktığı mücadele ve onurlu yaşam, onu tanıyanların hafızasında yaşamaya devam etmektedir.

Kürt Fezo, Ardahan’da bir efsane olarak anılmaya devam edecektir.

Yoksulun dostu, haksızlığın karşısında dimdik duran o yiğit muhtarı saygı, rahmet ve özlemle anıyorum.

Işıklar içinde uyusun.

3.3.2026 - İstanbul




 SAVAŞ VE GAZETECİLİK.. 


Yazıma başlamadan önce ANKA Haber ajansında ki meslektaşlarına geçmiş olsun derken, bu gazetecilerin neden gözaltına alını, işlerini yapmalarına engel olunmaya çalışıldığını merak ediyordum.

Çünkü bir zaman benimde, üzerinde bir durak, bir antrepo olmadığından Doğu Expersi dahil, Çin’den kalkıp, Kafkaslara doğru her gün gelip, geçen trenlerin durmadığı Kars-Tiflis-Bakü Demiryolunun yanı başında geçtiği Çıldır Aktaş göllünün kuşlarını fotoğraflarken aynı durumu, yani ‘Dur, sen Askeri Bölgeyi fotoğrafladın, çektin..’ diye davalık olduğumu hatırlıyordum..

Evet, benim de, benim yetiştirdiğim gazetecilerin de başına gelen benzer bir olayı yaşayan ANKA’ya, ‘Sen İncirliği çekmişsin’ diyen anlayışını borazanı olduğu söylenen TRT’de İran ile ilgili savaşı haberlerini izlerken onunda başta Kıbrıs’ta ki İngiltere üslerinin olduğu alanları olmak üzere İncirliğe benzer diğer ülkelerde ki üslerin şakır, şakır haber diye veriyordu.

Amerika ile İsrail ittifakının Avrupa’yı saha dışına itip, ‘Siz olmazsanız da biz, bölgedeki kukla ve emir kulu dikta emirlerle, krallarla, şeyhlerle, bizi çocuklar darbecilerle yani kısacası kendi kamuoyuna bize küfür eden, arkadan bizle ortak hatta bir dediğimiz iki yapmanın dostum dediklerimizle gizli ortaklarımızla  ortaklarımızla hal ederiz..’ diyerek, Yahudi Kraliçe Ester’in Persleri kurtardığı söylenen ama bugün adı Molla İran denen ülkeye yönelik yapılan savaşı ekranlarına taşıyan televizyon kanallarının bu haberi veriş şekli dikkatimi çekiyordu..

Çünkü günlerdir sabah kadın ve yemek programları ile ekranlarını dolduran akşamlar savaşa ve savaş taktiğine çevirmiş olan televizyonların, adına BOB pardon Arap baharı denilen zemheri ile birlikte estirilen rüzgarla önce Suriye, sonra Libya ardından da İran’da gelen haberleri ‘son dakika’ olarak verirken geriye kalan ekranlarında ya erken spor tartışmaları yada diziler olduğunu görüyoruz..

İnanmıyorsanız eğer Ardahan’ın en yüksek dağı olan bir yakası Çıldır gölünü besleyen, diğer yakası Hoçvan’ın 21 pare köyüne verilemeyen su kaynağı olan Kısır dağı eteklerinde kavga edip, güreştiği Kiziroğlu’na yenilen Bolu Beyi sanan ve kendisini oralara taşıyan Kılıçdaroğlu’nu arkadan bıçaklayanların başını çeken,  ardından ‘Adalet’ tişörtünü giyip, Ankara’dan İstanbul’a yürüyen aynı Kılıçdaroğlu’na özenip, bizim türkücü başkan gibi o yedikçe şişen göbeğin sığmadığı ‘Değişim’ tişörtü ile Ankara’ya yürüyen sahte Bolu beyi ile ilgili gelişmelere bakın..

Çünkü anlattığı aynı basın ve medya CHP Genel Merkezi önünde otobüsün üstüne çıkıp, Kılıçdaroğlu’na sandalyeyi attığı günlerde benimde bu köşede, ‘Bolulu Adalet mi Arıyor?’ diye yazıp, eleştirdiğim CHP’li  Bolu Belediye Başkanın gözaltına alınıp, İmamoğlu ve onca belediye başkanı gibi tutuklanmasını bile doğru dürüst göremeyen, bu haberi de normalmiş gibi alt bant haberle geçiştiren ve her zaman ki gibi gerçek gündemi de saklamak adına günlerce savaş tam tamları çalıp, askeri, polisi sınır ötesine, Suriye’ye, Libya ve Irak’a hatta Çad’a gönderen daha sonra normale dönen aynı basın ve medya kanalları, dağların korumasın da olan İran coğrafyasında gelen şok edici kara haberler ile füze dolu haberleri ‘son dakika’ logosu altında normal bir habermişcesine gibi alt geçişle veriyordu..

Çünkü içine bulundukları havuzda bir birine benzer aynı kulaçları atıp, ellerine aldıkları çubuklarla, bidonlarda yaktıkları ateşler eşliğine sınıra yakın bir yerde canlı yayınla savaş tam tam tamlığı ve baronluğu yapan aynı medya ve basına bağlı tv kanalların zavallılıkları da ortaya çıkıyordu..

Bunun en son örneği şu günlerde canlı olarak izlediğimiz İran savaşında da görmekteyiz. Yani iktidarın bile tereddütte olduğu ve nasıl bir duruşta bulunulması gerektiğini düşünüp, başında olduğu ülkenin sınırlarının yanı başında yaşananlara bir çıkış yolu ararken, aynı basın ve medya bölgede, ‘büyük bir çatışma yaşanıyor’ diyerek verdiği haberlerine bile tereddütle, hatta inanmakta zorlanan ve imkan olsa yani  toplum baskısı olmazsa haberini bile vermekten kaçınıp, yeniden pengaen kılığına girecek olan bir medya ve basının var karşımızda..

Yani bir taraftan savaş tam tamlığı yapan diğer yandan yaşananları bol savaşlı diziler ile başta gençlere olmak üzere tüm topluma empoze eden ama bunu da ustaca gizlemeye çalışan bir medya ve basının çalışanlarının gazeteci değil, hepsi birer savaş uzmanı gazeteciler ile şimdide liderleri öldürülerek devre dışı bırakılan gazına, petrollüne muhtaç olduğumuz ve Azeri Türkü, dili bilinmeyen, kimliği verilmeyen Kürdü milyonlarca soydaşımız olan komşu Pers İran’da ki savaşını izliyoruz.

Evet, bu durumunun yaşandığı ülkemde gazeteciliğin nasıl yerlerde süründüğü ve gazetecilikten ziyade hükümetin politikalarını yayınlayan birer kanal haline gelen medya ve basının her dakika bir bakanın açıklamasını canlı verip, cumhurbaşkanı ve bakanlara saatler ayırırken bölgede yaşana  savaş haberlerini de İletişim Başkanlığında gelecek olan resmi bir açıklamayı saatlerce bekledikten sonra kısa ve normal bir habermiş gibi alt bant ile verip, geçiştirilir ülkemde..

Öte yandan bayan muhabirler dâhil hepsi birer savaş uzmanı olan gazetecilerin eşliğinde izlemeye devam ettiğimiz aynı basın ve medyanın şu günlerde hem savaşı açan Amerika ile İsrail’e sessiz, sakince yani ‘Eyyy..’ demeden karşı olduğunu belirten yani adeta desinler için  tepki gösteren hem de saldırıya uğrayan komşusu İran’a adeta ‘Sen niye karşılık veriyorsun?’ dercesine eleştiren çokta samimi olamayan açıklamaları da çok önemli ve son dakika haberi olarak değerlendiriyordu..

Bilmem ama bana sorarsanız çatışmaların, kavgaların, insan, millet, halk ayrımı yapmadan tüm savaşların yürekleri yaktığını, aç kalan çocukları için anaları ağlattığını art arda gelen savaş haberlerinin er geç kendi kapımızda çalacağını ve buna yönelik acil önlemleri samimi, gerçekçi, tarafsız bir medya ve basın aracılığı ile halka, kamuoyuna hemen anlatarak ve en önemlisi iç barışı unutmadan, acilen hatta güçlü bir genel af ile hızlandırarak ülkede ve tüm dünya da hemen barışı istemek için sesimizi yüreklice yükseltmemiz gerekir derim..

Cumhurbaşkanı TV

Televizyonu olmayan tek vilayet konumunda olan Ardahan’ın sesini duyuma adına ilk günlük, ilk renkli, ilk ve tüm ilçelerinde günlük gazeteleri gazetelerini, ilk internet gazetesi www.kuzeyanadolugazetesi.com u, youtube de ilk tv ve radyosunu kurma ve onca gazeteci yetiştirme çabası içinde olan bir gazeteci olarak şimdide yapay zekanın aracığıyla  Ardahan isimli ilk radyosunu dinletmeye çalışırken ülke genelinde de yeni değil 20 yıldır yeni bir kanalın daha açıldığını sizde fark ediyor musunuz bilmem ama bu ülkenin bir kaçı hariç tüm televizyon kanalının başbakanın televizyonu konumunda olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz..

Çünkü, internetten, tik toktan, ıstragamdan, facebooktan kafayı katıltıp, elimize aldığımız kumanda ile izlemek istediğimiz  televizyonu her açtığımız da kumandayı her zapladığımız da o her yerde olan tv ekranında cumhurbaşkanını görmek mümkün..

Adeta ‘Cumhurbaşkanı TV’ konumuna gelen televizyonlarının başta AK Pati Mitingler olmak üzere aynı zamanda AK Parti Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanının her hareketini yayınlamak için adeta bir birleriyle yarışıyorlar.. Bununla yetinmeyip, İletişim başkanından başlayıp, bakanlar, bakanlardan sonra AK Parti sözcüleri ve AK parti iktidarının desteksisi MHP ile diğer her gelişme ilk haberler arasında yer alırken araya sıkıştıran kısa muhalefet haberleri il gün boyu kesintisiz tv’cilik..

Basın ve medyanın baskı altında olduğunu belirtip, bu baskıyı kimin yaptığı yönünde hiç bir direnç vermeyen basının önemli kanadı olan televizyonun haber adı altında sürekli cumhurbaşkanını göstermesi ve onun partisini propaganda merkez haline gelmesi ne kadar doğrudur, bilinmez ama medya adı verilen televizyonların büyük bölümünün Cumhurbaşkanın televizyonu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz..

Çünkü bu ülke de onca televizyon kanalına yeni bir kanal daha eklenmişte haberimiz yok..

O televizyon kanalı da, ‘Cumhurbaşkanı Televizyonu'dur..



Doğu Ekspresi değil, Durak ve Antrepo Ardahan’a Gelsin…


Molla İran’ın, bir kez daha Amerika-İsrail ittifakı tarafından saldırıya uğrayıp, 50 yıldır hiç İran dışına çıkmayan lideri dâhil birçok üst düzey yetkilisinin adeta kuş vururcasına ikinci nokta vuruş ile imha edildiği haberlerini, geceden kalma uykusuzlukla sabah saatlerinde kadar takip ederken, günün ilk telefonu çalıyordu.
Ulusal TV Tempo TV’de canlı olarak 6 yıldır kesintisiz yayınladığımız ve sunuculuğunu yaptığım “Gazetecilerle Gündem” adlı program yetişme telaşıyla kahvaltımı yaptığım sırada, acı acı çalan telefonuma bakarken, arayanın Marmara Depremi’ni bizzat yaşadığım Kocaeli’ndeki bir meslektaşım Soner olduğunu görüyordum.
99 depremine kadar günlük gazetemiz “Siyah Beyaz Kocaeli” isimli gazetemizi çıkardığım 41 plakalı sanayi kentinden arayan meslektaşım Soner’e “Alo” demek için şarjda olan telefonuma uzandığımda, özelleştirme adı altında onca kamu malı arasında yer alan ve bugün Diyarbakır cezaevi gibi müzeye çevrilen kağıt fabrikası SEKA’nın bulunduğu sanayinin olduğu limanları Araplara satılan Kocaeli sahiline “Acaba füze falan mı düştü?” diye nedense panikleniyordum.
Ve çalan telefonu açıp “Merhaba Soner…” diyerek kendisiyle sohbete başladığımda, Soner’in benim gece yarısı yazıp www.kuzeyanadolugazetesi.com adlı haber siteme eklediğim ve ardından sanalda yeni yayın denememiz olan “Sanal Ardahan Radyo” aracılığıyla seslendirdiğim, Instagram’a, TikTok’a, Facebook’a ve YouTube’a eklediğim İran ile ilgili yazımı okuduğunu ve sohbet konumuza buradan gireceğimi düşünürken, sorduğu soru ve yaptığı öneri ile beni alıp 75 plakalı kentte, memleketim Ardahan’a götürüyordu.
Evet, Çin’den kalkan, Hindistan’a geçen, Afganistan ile savaşa giren Pakistan’ı aşan, Amerika’nın küçük ama Ortadoğu ve Arap dünyasını karıştırmak, işgal etmek için Mossad’ıyla etkisi ve esirliği altına aldığı ABD’nin bölge komutası olan İsrail ile birlikte saldırıp, gelini ile torunuyla birlikte liderini öldürdüğü İran’dan Türkiye’ye girip buradan Kafkaslara uzanan, eski adıyla İpek Yolu olan Kars-Tiflis-Ceyhan tren yolunun da olduğu hatta “Neler oluyor Fakir?” diye sormasını bekliyordum.
Ama sevgili meslektaşım Soner İran’ı değil; bir TV kanalının Ardahan’da olduğu ve canlı yayın aracı masrafı başta olmak üzere çok pahalı olan ama masrafı şov yapmak isteyen türkücülerin karşıladığını bildiğim bir program ekibiyle birlikte kadın-erkek futbol takımlarının parasızlıktan bir üst lige çıkamayan memleketimde olduğunu söylüyordu.
Ve Ardahan’ın türkücü başkanının da sanalda başlatılan ama yıllardır sanal ve sahte kalan sözde kampanya ile kalan o meşhur sözleri söylediğini, yani “Doğu Ekspresi’nin Ardahan’a gelmesini” istediğini belirttiğini, bölgeyi bilen benim bu konuda turizme hitap eden gazete ve dergilere bir yazı yazıp yazamayacağımı soruyordu.
Kendi kendime gülümseyerek dinlemeye devam ettiğim ve bir yandan da aynı gün kentin takımının önemli bir maçı varken türkücü başkanın TV keyfinde olan başkanın ne gibi türkü söyleyeceğini merak edip, karşımdaki TV kanalını da bahsedilen kanalı arıyordum.
Gülümsemenin nedeni ise bu konuda, yani Doğu Ekspresi konusunda onca yazı yazdığım, hatta bahsedilen yere eşimle birlikte gidip, kameramanlığın sevgili eşim Selmi Hanım’ın yaptığı telefon kamerasıyla orada trenlerin gelip geçtiği rayların üzerinde çekim yaptığımı ve benim oradaki feryadımı Soner’in de bu konuda anlattıklarımı, yazdıklarımı, yıllardır çırpınıp seslendirdiklerimi duymadığını, konuya uzak olduğunda belki de anlamadığını düşünüyordum.
Çünkü Soner gibi hiç orayı görmeyen, Çin’den kalkıp Kafkaslara kadar uzanan bu demiryolu hattının Ardahan’a kadar zaten geldiğini ama bu tür türkücü, şovcu siyasilerin beceriksizliği yüzünden yıllardır üzerinde bir durak ya da antrepo yapılmadığından, o da zaten Ardahan’a gelen bu tren yolundan bihaberdi.
Ve birilerinin masa başında yıkık dökük duvarlara yazılar yazıp “Doğu Ekspresi Ardahan’a gelsin…” derken, her gün trenlerin gelip geçtiği bu hatta durmayan trenlerin Ardahan sınırları içinde bulunan o hattan her gün, hem de Aktaş Gölü’nün unutturduğu Çıldır Gölü’nün yanı başında, Ermenistan sınır hattından gelip geçtiğini ve üzerinde “Ardahan” veya “Çıldır” adlı yazan bir tren durağı olmadığında öküzlerin izlediği gibi karikatürize bir durumun yaşandığını da anımsıyor ve o karikatüre değil, halimize acı acı gülüyordum.
Ve trenlerin her gün gelip geçtiği bu bölgeden bir tren durağı, bir antrepo olmadığından durmadan geçtiğini ve bölge halkı gibi bu siyasi türkücü şovcuların da o tren yoluna bir gün gidip görmediklerini ve bu hattın üzerinde siyasette, sanalda olsa bir fotoğraflarını, bir görüntülerini olmadığını kimsenin sormadığını da bir kez daha anlıyordum.
Ve Soner’in benden istediği bu yazıyı KTB’de olmazsa da, o durak, o antrepo gibi Ardahan’a bir havalimanı yapmayan, 35 yıldır aynı şefin olduğu şeflikle bölgedeki bölünmüş yolları bitiremeyen, Posof-Ulgar ve Şavşat-Sahara tünellerini açamayan ama “Ay’a bile yol yaptık” diye övünen Ulaştırma Bakanlığı’nın Maramrayı'nda yazıp, saat 15.00’te başlayan “Gazetecilerle Gündem” adlı yayınımızı canlı olarak sunduğumuz TV kanalına Tempo TV’ye doğru yol alıyordum.




Ardahan Gazetesi
Daha yeni Daha eski

İletişim Formu