Ardahanlı Yazarımız Fakir Yılmaz'ın Mart 2026 Yazıları
Hoç/Fed Başkanı Benden Özür Dilemelidir..
Siyasi partilerin önümüzde ki yıl seçime hazırlandıkları, Erdoğan’ın oğlunun başına geçebileceği ileri sürülen takımım Fenerbahçe’nin ezeli rakibi Galatasaray karşısında aldığı yenilgi sonrası kongreye gideceği hatta medya gibi bu takımında havuza alınacağı, iddialarının yanı sıra Almanya’dan beter yerlerde sürünen ülkede ki ekonominin yanında Amerika’nın kanla getirdiği demokrasi ile alt üst ettiği onca ülkeden sonra şimdi de İran’ı hedi hedi yonttuğu, yorduğu gündemi takip ederken, kendi gündemimizi de öteleyip, ertelesekte unutmuyoruz..
Ve yastık altında ki altınlardan sonra yurt dışında olan parayı isteyen iktidarın yaya olarak sınırımıza kadar geleceğini söylediği İsrail’in Suriye’den sonra Lübnan’ı adım adım işgal ettiği, Hürmüs’te değil, Rusya’da Ukrayna tarafından bombalanan petrol rafinerinin dumanları arasında takip etmeye çalıştığımız ülke ve dünyanın yoğun gündemi arasında ‘acelesi yok, sonra toplarım’ diyerek ‘Unutma’ adını verdiğim not defterime bakıyorum.
Onca yoğun gündem arasında şahsen, bizzat yaşadığımız ve ‘Acelesi yok, sonra’ diyerek notlarımız arasına aldığımız bir çok konunun bir hayli biriktiğini gördüğüm not defterime baktığımda, geçen günlerde whatsapptan bana özel gelen bir mesajı görüyor, bir daha gülüyor ama kendi kırımızı özellerini bile okurlarından saklamayıp, paylaşan bir gazeteci olarak bu mesajı bana yazanın kim olduğunu okurlarım da bilmeli diyordum.
Çünkü seçilmesi için suyu boşa akan, 21 pare köye içme suyu olarak verilmeyen Kısır dağı kadar hakkımız olan Hoç/Fed’in başkanının, geçen günlerde bana yönelik yazdığı tehditkâr ve ukalaca mesajını okuyup, korkup, sustuğumu sandığını düşünülebileceğini ve bu mesajı yazan başkanın bana bir özür borcunun olduğunu da hatırlıyordum.
Evet, başta adına ‘Kereste Rüşveti’ denen olay olmak üzere ‘Parfüm Rüşveti’, öldürülen Ayı’dan sonra yetim kalan Tay ile ilgilenmeyen, koyunların üzerinde kom yaptığı Ardahan Belediyenin yetkisinde buluna içme suyu şebekesinin içler acısı hali, yok imkanlara rağmen play-of’a kalan Serhat Adanaspor’un şu anki hali, kayıp olan karar defteri gibi 1 Milyonu Marsilya’dan olmak üzere hesabı verilmeyen 39 milyonu, ihalesiz, ilansız bodrum yaptıran, türkücü belediye başkanı kıskanıp, konserlerle türkücülüğe soyunan Ardahan Üniversitesi ile ilgili onca haberi bir, iki kez yazmakla kalacağımı sananlar gibi benden hiçte fazla Hoçvanlı olmayan Hoç/Fed Başkanının durup, durduk yerde bana yazdığı mesajını da unuttum, korktum sananlar şunu bilmeli..
36 yıldır gazetecilik yapan benim şahısların özeli ile ilgilenmediğim gibi toplu gözü önünde olanları yaptıklarını, yapamadıklarını yazmakla, anlatmakla mükellef olan gazeteciliği yerine getirmeye çalışırken gazeteciliğime konu olanların kendi yapamadıklarını saklayıp bana saldırmakla, beni tehdit etmekle gizlemeye çalışmakla ve en önemlisi gazetecilik çerçevesinde yarığım haberleri şahsi dava edip, kan davasına çevirenlerle de mücadele ettiğimi hiçte tırsmadığımı ve gerektiğinde bizzat, kendim bu saldırılara karşı mücadelemi verip, susmadığımı bilmelidirler.
Neyse deyip, Hoç/Fed başkanının ortaya çıkıp, ‘şimdilik’ burada yer vermediğim o adi ve tehdit dolu mesajı bana niye yazdığını ve bunu yaparken niye alenen kamuoyuna değil de whapsabıma özel yazdığını ve bu mesajı hak eden ne yaptığımı kendisi açıklamasına fırsat vermek isterim. Hatta bu konuda yapacağı özürlü basın açıklamasını da bura da, bu köşemde de yer vereceğime de söz veriyorum.
Evet, yaptıkları bol baronlu gecelerin hesabını vermeyip, durup, durdukları yerde biz basın mensuplarına saldıranlar arasında yer alan Hoç/Fed’in mevcut başkanı ortaya çıkıp, o mesajı bana niye yazdığını açıklamalı ve ‘yanlış anlama’ ‘yada bir anlık gergin halim’ deyip benden özür dilemelidir. Haklıysa da neden haklı olduğunu kamuoyuna açıklamalıdır.
Çünkü Hoç/Fed başta olmak üzere öyle yada böyle yazmadığımız da, gündeme taşımadığımızda unutulan, adları akıllara gelemeyen bölge derneklerinin öyle yada böyle ayakta kalmaları için biz gazetecilerin olmayan imkanlarıyla nasıl mücadele verdiğini başta, Alnımın teri ile 36 yıldır gazetecilik yapan benim onun verdiği reklam, ilan, destekle gazetecilik yaptığımı sanan Hoç/Fed’in başkanı başta olmak üzere herkes benim ele tehditlere kuyruk kırıp, kaçmayacağımı ve gerektiğinde her alanda, her sahada mücadele verdiğimi iyi bilmelidir.
Ve 21 Köyün ancak 8-9 unu bir araya getirebilen ve yıllardır ne yaptığı doğru dürüst bilinmeyen, maddi gelir, giderlerinin hesabını kamuoyuna açıklamayan bu kurumun başkanı durup, durduk yerde bana yönelik, benim whatsappım da bana yazdığı tehdit ve ukalaca o unuttum, korktum sanan Hoç/Fed’in mevcut başkanına çağrımdır..
Evet..
Sayın Hoç/Fed Başkanı..
Bir kaç dosta anlattığım, yazılmaya bile değer görmediğim o gereksiz dediğim mesajın dolaysıyla bana açıklamaya, kamuoyuna açıklık getirmelisin ve gerek seçilmen de, seçildikten sonra sana dostça yaklaşmama, son Hoç/Fed yayla festivali etkinliğine kadın bakanın senin başında olduğun etkinliğe katılması için verdiğim mücadeleme, senin başarılı olman için her görüşmemizde başarına katkı çabalarıma bile teşekkür etmeyen sen; O, ‘gereksiz, bir anlık hata veya kızgınlık, keşke yazmasaydım’ diye düşündüğün o ukala ve tehditkâr mesajın için sen benden özür dilemelisin..
Hoç/Fed’i bir kaç kartvizitçinin kumpasa getirdiğini anlayıp, özür’e davet ettiğim Hoç/Fed’in başkanının bu yıl yapacağı festival öncesi gerginliğe değil, birlik, beraberliğe ihtiyaç duyulduğunu ve bunu da ilk önce Hoç/Fed’in başkanının kendisinin yapması gerektiğini her Hoçvanlı gibi bende diyorum..
Ve çağrımı yeniliyorum;
Hoç/Fed Başkanı ortaya çıkıp, durup, durduk yerde bana yazdığı tehditkâr ve ukalaca mesajını neden, niye gerek duyduğunu ve ’40 bacıyız, bibimizi iyi biliriz..’ dediğim bu mesajı geri çekip, bizlerden özür dilemelidir..
Ha unutmadan hak etmediğimi düşündüğüm o mesajı bana yazan başkanın bir açıklama yapıp, yapmaması ve benden özür dileyip, dilememesi kendisinin vereceği karardır.. Ona da saygı duyar, bende, ‘Ne başkanlar, ne bakanlar, ne bürokratlar, ne vekiller, ne valiler gördük, bunu mu görmeyeceğiz..’ deyip gazeteciliğime devam ederim..
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..
Gazeteci Fakir Yılmaz, kaleme aldığı bu yazıda yerel ve küresel gelişmeleri değerlendirirken asıl odağını Hoç/Fed Başkanı ile yaşadığı kişisel bir gerginliğe ayırmaktadır. Yazar, kendisine gönderilen tehditkar ve kaba mesajlar nedeniyle dernek başkanının kamuoyu önünde kendisinden özür dilemesi gerektiğini savunmaktadır. Meslek hayatındaki tecrübesine vurgu yapan Yılmaz, bölgesel kurumların şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle yönetilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Metin boyunca, basın özgürlüğünün önemine değinilerek yerel yöneticilerin eleştiri karşısında takındığı saldırgan tutumlar sert bir dille eleştirilmektedir. Sonuç olarak yazar, toplumsal birlikteliğin sağlanması adına mevcut yönetimi hatalarını telafi etmeye ve dürüst bir açıklama yapmaya davet etmektedir.
KANADI KIRIK KILÇIK YOL!..
Kürt Alevisi Kemal Kılıçdaroğlu’nun Andımız’ın kaldırılmasını desteklediğine ilişkin bir habere yaptığı yorumda “kripto kılıç artığı” ifadesini kullanarak Kılıçdaroğlu’na hakaret eden, sonrasında bu adi bakışa gelen tepkiler üzerine geçte olsa cahilliğini anlayıp, “Cehaletimi bağışlayın” diyen kıçı, kırık diye onca tepki üzerine çark eden Gazeteci Mine G. Kırıkkanat’ın ‘Kılçık’ lafı bana bir siyasinin o ünlü söylemini de hatırlattı.
Evet, adeta ’emekli bürokrasi derneği’ kurup, kendisin ziyarete gelenlerin emekli olduklarını yada işten atıldıklarını saklarcasına yani ’emekli’ veya ayrılan yada kendisi gibi ‘eski’ demeden ‘falan bey, filan hanım beni ziyaret etti, filan eteğimi öptü..’ dercesine paylaşımlarla adeta goy goy yapan Saffet Kaya’nın o kılçık demir yolu’ dediği yoldan da haber alamadığımızı bana hatırlatan kıçı olmazsa da Aktaş Gölüne gelmeye başlayan göçmen kuşları da soyadıyla bana ‘kılçık yolu’ hatırlatan kadın gazeteciyi oncası gibi bir kenara bırakıp, Gürcistan ve Ermenistan’a sınır Çıldır’a gitmek istiyorum.
Çünkü Gürcistan ve Ermenistan’a sınır, 2 gümrük kapısı olmasına rağmen kurulmayan sınır ticaret merkezi, olmayan gümrük müdürlüğü, akıl edilmeyen bir konsolosluğa rağmen bu iki ülke ve gümrük kapısında çok iş yapmışçasına Kuzey Kıbrıs’ı tanımayan, Posof’tan başlayıp, Nahiye, Belde değil, İlçe olmak isteyen ama bu yöndeki talebini, ‘Referandum istiyoruz’ diyen bir dilekçe ile anlatamayan, muhtar olamayan birinin başkanı olduğu derneğe üye olan muhtarları olan Kısır dağının boşa akan suyunu içme suyu şebekesine sokturamayan Hoçvan üzerinden geçirdiği gazı İsrail’e ulaştıran Azerbaycan ile ticaret için içi boş toplantılar yapan Ardahan Ticaret ve Sanayi odasının mevcut başkan ile yönetiminde bulunanların yeniden aday oldukları ATSO seçimlerini konu edeceğim bugünkü yazımda..
Çünkü, ‘Çıldır’ı olduğu gibi bölgenin kalkınması için önemli bir merkez olan Aktaş Gümrük Kapısının yanı sıra erimeye başlayan ve şu günlerde buzul kutbunu andıran, bir yakası beyaz buzlarla, diğer yakası içilecek temizlikte olan mas mavi suları ile göz kamaştıran, ama etrafında doğru dürüst bir turistik konaklama, restoran olmayan Çıldır gölünün yanı başında geçen ama üzerinde ne bir tren durağı, ne bir antrepo bulunmayan, demir ipekyolu denen Kars-Tiflis Bakü Demiryolu üzerine bir tren durağı, bir antrepo için çaba göstermesi gereken kurumun başında sizce hangi kurum geliyor?’ diye bir soru sormam gerekiyor..
Evet..
Seçimden seçime Çıldırlı, Ardahanlı, Posoflu, Hanaklı, Damallı kesilen ama ‘Bu gümrük kapısı, ülkedeki diğer onca gümrük kapısı gibi çalışmaz, çalıştırılmaz.. Niye ithalatta, ihracatta sıfır çeker?’ diyerek kapısının önünde ne bir açıklamalarını görmediklerimizin nerde geçtiğini bizzat gidip, görmediği Aktaş’tan, Ardahan’a uzanacak denen o Kılçık yol ne oldu?
Ve Aktaş Gümrük kapısının yanı başında geçen tren raylarının üzerinde bir fotoğrafına rastlamadıklarımızın, ‘Bu, 2 ülkeye komşu kentte biri Demir yolu olmak üzere, Hoçvan Hasköy’ kadar giren 3 rakamlı marketler gibi 3 gümrük kapısı olmasına rağmen, uluslar arası iki petrol ve doğalgaz boru hattı sınırları içinde geçmesine karşın bu kentte neden bir konsolosluk, bir gümrük müdürlüğü yok?’ diye sorup, akıl edemezlerken kısa adı ATSO olan ve bu kapılardan da birinci sorumlu olan kurumların başında gelen Ardahan ve Ticaret Sanayi Odası Başkanlık ve yönetimindekiler seçilmek için neden, ‘bizde, bende adayım’ derler..
Bilmem ama başta ATSO’nun mevcut başkanı olmak üzere ‘Bende ATSO’ya başkan yada yönetimi yani ‘ATSO’ya adayım’ diyenler 50 yıl boyunca kağıt üzerinde açık görünen ama gerçekte kapalı olan ama bizim yıllar önce Çıldır’a gidip, 9 köyü Kars tarafından son anda çalınan Çıldır’ın ilk gazetesi ‘Çıldır Gazetesi’ni çıkardığımız da bu rezil durumu fark edip, 3 yıl boyunca bu rezaleti gündemde tutup, resmen ve gerçekten açılmasına büyük katkı sunduğumuz Çıldır Aktaş Gümrük Kapısı için ne yapmıştırlar?
Ve bunlar, türkücü belediye başkanının da yediği ama parasını ödemediği ileri sürülen balıklardan yemek için Atalay’ın oraya giderken içtikleri beyaz suyun etkisiyle, ‘Çıldır gölü ağaçlanmalıdır’ derken bölgede ve Ardahan’da değil bir ağaçları bir fidanları bile olmayanların ‘Kılçık yol’ denen demir yolu gibi yıllardır yerine gelmeyen onca söz vaatlerinde öteye geçmediğini niye anlamazlarken ve her seçimden, seçime ‘Eye mende Çıldırlıyım..’ derken bir zamanlar eyalet olan, Aşıkşenliğin Çıldır’ı için, onun vilayeti Ardahan için ne yapmıştırlar?
Bilmiyorum ama sanırım küçük esnafı korumakla, bakkal esnafının hak, hukukunu savunmakla sorunlu ESOBB Başkan Vekilinin, ‘Gazeteci Fakir Yılmaz’ın yazdığı gibi değil, ben aslında Hoçvan’ı ilçe yapmak için 3 rakamlı marketi köye getirdim..’ dediği gibi 3 kez milletvekili olmasına rağmen ‘Bu kez kesin bakan olacağım, kılçık yolu getireceğim hele beni bir daha seçin..’ diyerek yıllarca yalan edip, oy isteyen, seçilen ama ‘Geçte olsa, beni bir hayli yorsa da Çıldır gölünün balıklarının en kılçıklısı olan sazan kılçığı misali tükürülüp, siyasetin çöpüne atıldı..’ dediğim birilerinin boğazında kalan O; ‘Kılçık yol’ gibi ‘ha bu ay ha gelecek ay yapılacak’ denen ama hala ilan edilmeyen Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinde bu soruları sorması gerekenleri başında gelen ben değil, seçimi bir türlü ilan edilmeyen ATSO seçiminde oy kullanacak olan ve Nahiye hatta köy olmayla yüz yüze kalan 2 bin 1 nüfuslu Çıldırlı esnaftır, tüccardır, iş insanıdır..
Çünkü, köylü çekildikten sonra öğleden sonra dükkanlarını kapatan ve günün yarısını boş geçiren ve ‘Aktaş Gümrük kapısı niye iş yapmıyor?’ diye soran, sorması gerekenlerin başında gelenler, ‘kale bulduk’ denerek gömü için kazınıldığı söylenen Göle TİGEM’de ki gibi ‘yer altında ki şehri yer yüzüne çıkaracağız..’ diye kazınıp, bırakılan Ağca adası, Kurkala gibi yolu olmayan İblis (Şeytan) kalası olan Aktaş gölü olan, bölgede geçen Kura nehrine gem vuran 2 HES’ten baraj balıkçılığı yapılmasını akıl edemeyen Çıldırlılardır..
Çünkü, Adliye, Aşıkşenlik, Suğara kapatılırken, Gürcistan ile ortak gölün adını alan Aktaş Gümrük Kapısının kağıt üzerinde 50 yıl açık görünürken ortada gözükmeyenlerin seçimden seçime Çıldırlı olup, karşımıza çıkanları o esnafların, Çıldırlıların yanı sıra Ardahanlılar, Göleliler, Hocvanlılar, Goevengliler, Hanaklılar, Damallılar ve Çıldır iyi tanırlar.. Yani, kağıt üzerinde 50 yıl açık görünüp, bizim gibi bir kaç kişinin mücadelesi ile zor, bela resmen açılan Aktaş Gümrük Kapısının asıl sahipleridir..
Ve ‘bilinmeyen dil’ denen Kürt dili gibi ‘Bu yol niye trafiğe açılmıyor?’ diye Ulgar’ı delemeyen Ulaştırma Bakanlığına verilen önergede, ‘Ele bir yol yok’ denen Ardahan-Ardanuç yolu gibi 50 yıldır 577 metre ancak delinen tüneli halâ açılamayan Ulgar dağının o yakasında bulunan, Çıldır Aktaş gümrüğü gibi müdürsüz, konsolosuz Türkgözü yani Badele adlı gümrük kapısı olan ama dernekler Hanak stk’ları gibi halâ federasyonlaşamayan, imkânsızlıklar dolaysıyla Göle’ye maça gidemeyen futbol takımları olan Posoflular, kısacası tüm Ardahanlılar ATSO seçiminde kendisinden oy isteyecekleri birde bu gözle değerlendirmeli ve ‘Kılçık’ yoldan mı buraya geldiniz demeliler..
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..
Bu metin, Ardahan ve özellikle Çıldır bölgesindeki yerel yönetimin ve Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) adaylarının yetersizliklerini sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, Aktaş Gümrük Kapısı ve demir yolu projeleri gibi ekonomik potansiyellerin değerlendirilmemesini, bölgedeki altyapı eksikliklerini ve siyasetçilerin boş vaatlerini sorgulamaktadır. Stratejik konuma rağmen eksik kalan gümrük müdürlüğü ve konsolosluk gibi kurumların yokluğu, yerel kalkınmanın önündeki engeller olarak sunulmaktadır. Ayrıca, yaklaşan oda seçimleri öncesinde mevcut yönetimin başarısızlıkları vurgulanarak, esnaf ve halkın bu liyakatsiz tabloya karşı bilinçli olması gerektiği savunulmaktadır. Yazı boyunca bölge halkının taleplerinin görmezden gelindiği ve yerel dinamiklerin kişisel çıkarlara feda edildiği düşüncesi işlenmektedir.
HERKES RESİN KARŞISINDA HAZIROLDA!..
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan yürek büken olaylılarının gölgesinde kutlanan bu yıl ki 23 Nisan Resepsiyonuna bakmadan önce onca haber ve yorumumuz ardından bula bulduğu bir yol ile bulunduğu binanın bir başka yerini delip yeni bir giriş kapısı açan Ardahan İl Milli Eğitim Müdürlüğünün de aralarında olduğu ülkede ki eğitimden sorumlu bakanın hiç bir şey olmamışçasına ‘Önlemler aldı, alıyoruz’ deyip, Bolu’da ki otelde yanan çocuk ve büyüklerden sorumlu bakan gibi istifa etmemesi idi..
Gerçi bu bakanında aralarında olduğu bakanların gittikleri Kahramanmaraş’ta ki cenaze töreninde babası KHK’lı olduğu gerekçesiyle cenazesine katılmadıkları o çocuğun hemşerileri ile selfiye çekmesi de ayrı bir dert idi..
Evet, 5 çocuk babası, 7 torun dedesi bir gazeteci olarak mamelektim Ardahan’ın yeniden vatan toraklarına katılmasının günü olan 23 Şubat ile karıştırmamak için mücadele ettiğim yeni bir 23 Nisan yazısı için hazırlanırken sanalda yapılan paylaşımlar dikkatimi çekiyor.
Ve dönüp, O; ‘yeniden başlatıldı’ denen ama bir adım ileri gitmeyen hatta tıkandığı, tıkanıldığı iler sürülen ve adına ‘İç Kalelerin surlarını güçlendirme..’ denen sürece bakmak isterken bu kez kale, kule, kilise kenti diye adında bir de kitap çıkarılan memleketim Ardahan’da turizm haftası etkinlikleri ile ilgili paylaşımları da görüp, kent ve köylerde ki gibi yolları olmayan, surları her geçen yıl biraz daha yıkılan Çıldır Kurtkala, İblis yani Şeytan Kalası gibi onca kale, kulenin yanında içinde kıl çadırı yapılacak denen Ardahan kalesini gözüm önüne geliyor.
Tam bunları bugünkü yorumum da değerlendireyim derken bu kez kongre gününü duyurmayan, seçimi kaçırmakla suçlanan Ardahan Ticaret ve Sanayi Odasından bir mesaj geliyor..
Ve, Ardahan ile kardaş denen ama Kuzey Kıbrıs’ı tanımayan, kardaşına bedava, neft vermediği gibi Posof’an başlayıp, Damalı, Çıldır’ı ve köylerimizi ısıtmadan topraklarımızda geçen borularla direk İsrail’e gaz veren ‘Azerbaycan ile iş birliği adlı bir toplantı yapılacak’ diye gelen o mesaj bir türlü o kullanmadığımız ama ücreti faturamıza yansıtılan SMS yolu ile telefonuma geliyor..
Ve bu fotoğraf, mesajlardan hemen sonra bu kez, bünyesinde bulunan İl Özel idarede Keresete ve Rüşvet iddiaları ile devan eden soruşturmalardan, köy yolları gibi şehir içi yollardan sorulu olan belediyelerden, iki kişiyi öldürüp, nasılsa yurt dışına kaçtığı söylenen katil zanlısından, koyun sürücünün üzerinden basma ezdiği, dere yatağından akan pis suyun bağlandığı söylenen şehrin içme su kaynağı olan Gunzut suyundan ve dili olmayan yabani bir hayvanı öldüren kazadan ve başta bizden olmak üzere onca gazetecinin öne sürdüğü olumsuzluklardan bi habermiş gibi bir açıklama yapma gereği duymayan Ardahan Valiliğinden bir mesaj alıyorum..
Ve göreve başlayalı aylar olmasına karşın biz gazetecilerle ile bir araya gelmeyen ve bir basın toplantısı yapmayan valinin, 9 yılda 252 metre tünel kazınan Ulgar dağının ardından ki Posof’ta düzenlenecek olan bir etkinlikte bineceği bisikletleri gazetecilerinde gelip, izlemesini ve biliyorlarsa onlarında bisiklet sürmelerinin davetini geldiğini duyuran o mesajı okurken şu bizim türkücünün kırık bisikletle binip, ‘yaptım’ dediği ve üzerinden şow yaptığı bisiklet yoluna ne oldu diye düşünüyordum..
Bilmem ama bir sevdiğimin biriktirdiği sarı altınlarının bile çektiği acısını dindirecek tedaviye yetmediği ve bu nedenler sarı bölgeye alındığı hastanede gelecek haberin düşüncesi ile darmadağın olan ve ne yazdığımı nasıl sonuçlanacağını bilmediğim düşüncelerimi toparlamaya çalışırken yeni bir haber alıp, bu kez ben birine diğer bir dostuma mesaj atıp, ‘BU ne demek, ne anlama geliyor abi?’ diye bir bilen diye ona soruyorum..
Çünkü, ‘Yurt dışında altın ve parası olanlar dikkat! Cumhurbaşkanı Erdoğan müjdeyi verdi..’ başlıklı havuz medya damgalı başlıklı haberi görüp, ‘Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomide alınan yeni kararları açıkladı. Erdoğan, “Vatandaşlarımızın ve şirketlerimizin yurt dışında bulunan para, altın ve menkul kıymetlerin belirli bir süre içinde düşük bir vergiyle Türkiye’ye getirilmesine imkân sağlıyoruz. Yurt dışında yaşayan ve son 3 yılda ülkemizde vergi mükellefi olmayan kişiler gelirse 20 yıl boyunca yurt dışı kaynaklı gelir ve kazançları için Türkiye’de vergi almayacağız.” demesinin ne anlama geldiğini adım gibi fakir olan cebim anlamıyordu…
Bende anladıklarıma dönüp, o fotoğraflara işim olan gazeteci gözü, izlenimi, düşüncesi ve de yorumuyla bir daha bakarak, yorumuma nokta koymanın vaktinin geldiğini anlıyordum..
Ve bunun ne anlama geldiğini anladığımı, anladıklarımı anladığım anlamanız için ne oldu şu meclis raporu adından unutulan süreç gibi Demirtaşları hapiste unutan, kendisi gibi iktidara muhalefete edilenlerin, CHP’nin yaşadığı baskılara karşı ‘hıng, mıng’ deyip geçiştiren, köylülerden oluşan Ardahan İl Örgütünün geride kalan Newroz’da bir tezek bulu yakıp bahar bayramını kutlayamayan ve Diyarbakır’dan sonra İstanbul’da düzenlenen toplantılarla karşısına yeni bir oluşumun çıkmaya hazırlandığı görülen, Öcalan’ın da benden beter politika üretememekle eleştirip, bir kez daha fırça attığı DEM’liler, Askerler Reissin karşında hazırolda duran fotoğraflarına bir kez daha bakıyordum..
Bununla yetinmeyip, bu kez Ardahan TUGVA’nın, SERKA’dan mı TEDEKA’dan mı tam öğrenemediğim sağladığı milyonluk proje ile düzenlediği etkinliğe renk ve güvence veren son başbakan, ağ saçlı pardon sakalı olmamasına karşın adına Aksakallar Konseyi Başkanı denen son başbakan Binali Yıldırım’la birlikte, bana ‘seni arayacağım’ dediği ama Kalp Anjiyo gibi sanırım unuttuğu Ardahan’dan Ankara’ya dönen motoru olmamakla tartışılan uçağımıza adından verilen milletvekilimiz Kaan Koç başta olmak üzere bir çok kişin olduğu o konuşan fotoğraf karelerinde olanların halinde anlaşılan tek şey ‘Herkes Reisin karşında hazırlıda’ başlığını hak ettiğini idi..
Çünkü 23 Şubat, pardon 23 Nisan resepsiyonda ki fotoğraflar aynen şöyle bağırıyor gibiydi..
Büyüksün sen Reis..
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..
Yazar Fakir Yılmaz tarafından kaleme alınan bu metin, Ardahan yerelinden yola çıkarak Türkiye’nin genel siyasi ve toplumsal atmosferine eleştirel bir bakış sunmaktadır. Yazar; eğitimdeki aksaklıklar, yerel yönetimin ihmalleri ve ekonomik belirsizlikler gibi pek çok konuyu kişisel gözlemleriyle harmanlayarak dile getirmektedir. Metinde özellikle Ardahan’ın tarihi kaleleri ile yollarının bakımsızlığına ve bürokrasinin basınla olan kopukluğuna vurgu yapılmaktadır. Azerbaycan ile yapılan enerji iş birlikleri ve yurt dışı varlıklarına yönelik vergi düzenlemeleri gibi ulusal politikaların yerel halkın gerçekliğinden uzak kalması temel bir şikayet noktasıdır. Son olarak yazar, çeşitli siyasi figürlerin ve kurumların Cumhurbaşkanı karşısındaki itaatkar tavırlarını görseller üzerinden ironik bir dille eleştirmektedir. Toplamda bu yazı, yerel sorunların ulusal siyasetin gölgesinde nasıl unutulduğunu sorgulayan sitemkar bir portre çizmektedir.
T.C. Sanal Muhalefet..
Barış sürecini tartışma konusu yapmak hatta engellemek için başta sanal dünyayı olmak üzere bin bir yolu deneyenler yeni bir eğlence daha buldular.
Açtıkları exploleri okey oynamak, fal açmak için kullananların başını çektiği bu perde arkasında vatan sever, vatan bekçisi olanların son oyuncağı da T ve C oldu..
Neymiş efendim T.C. elden gidiyormuş, tutun gitmesin..
Hem de facede ki sahte isminiz gibi adınızın önüne T.C.'yi koyarak..
Koşun T.C. gidiyor, tutun T.C. kaldırılıyor..
Vay be ne kadarda vatan sever varmış da haberimiz yok..
Bu Silivri kahramanları, face ordularının vatan severliklerine bakın..
Ülkede şehit olmayınca adeta ortada kalan bunların son savunmaları T.C. oldu..
Çoğunun açılımını bile doğru dürüst ne anlama geldiğinin bilmemesine karşın koşun T.C. elden gidiyor..
Ula sormazlar mı şu her mahallede bulanan cumhuriyetin filan yıl dönümü levhalarına niye bu kadar sahip çıkarsınız?
Çünkü çoğunun cumhuriyetin 69-78-87. yıllarında asılmış ama halen öyle durur..
Neyse dedik ya sanal ordular, sanal muhalefet..
Bırakın T.C.'leriyle zaman doldursunlar..
**Haberlerden haberleri mi yok?
Ardahan'dan kaç gündür uzak kaldığımı artık unuttuğum şu İstanbul'da bulunduğum zaman içinde her hangi biri çıkıp, Hanak'ta olmak üzere kent içi yolların halen bozuk olduğunu, hayvanların neden telef olduğunu ve 'Yok öyle bir şey' deyip ardından da Ardahan'ın yeniden niye karantinaya alındığını yazıp, yorumladı mı?
Veya biri çıkıp, doğalgaz çalışmalarının falan gün kesin başlanacağını, müteahhidinin gelip şantiye kurduğunu fotoğrafladı mı?
Belki de iki gümrük kapısı olan Ardahan'da Posof Türkgözü (Badele), Çıldır Aktaş kapısı ile bir yorumda bulunup, haber yaptı da ben kör olduğumdan dolayı göremedim.
Ne bileyim Alevi kültüründen yoğrulmuş olan Damallı çocuklara yurtlarda zorla namaz kıldırılmak istendiğini falan birileri duyup yazdı da kiralık araçla çıktığım İstanbul trafiğine sık sık takılan ben yetişemeyip kaçırdım.
Ya da federasyon başkanlığını bırakıp, sayıları Ardahanlılardan daha çok ama ,adam bulamadıkları için üyeleri arasında Erzurumlu, Diyarbakırlı bulunan dernek başkanlarının denediği ama bir sayısından öteye gidemediği dergiciliğe başlayıp, kaz bileti sattığı iş adamlarını şimdi de, 'Dergi çıkarıyoruz' diyerek söğüşlemeye çalışanlar Ardahan'da ki eğitimin yine çaktığını bir açıklama ile duyurdu da, yeşil ışığın yanmasını beklemeyip, bed bed kornalara basan maalesef halen İstanbullu olamamışlar yüzünden ağrımaya başlayan kulaklarım duymadı..
Yok, yok kesin piyasa da gazeteci geçinip, gazeteciliği jurnallıcılıkla, şikayet etmekle karıştıranlar Ardahan Üniversitesinin toplumdan kopuk, kendin kendine çalıp, oynadığı, Ardahanlıdan uzak ve habersiz yapılan etkinliklerle iş yaptığını anlatmaya çalışan rektörünün nerede olduğunu ve niye bu yıl ki YGS sınavları sonucu ile ilgili kuzu yemediğini yazdı da Ardahan'da olmadığım için okuyamadım..
Daha sayayım mı bilmem ama saydıkça gerildiğimi hissedip, her yıl Nisan ayında açılacak denilen ama bu Nisan'a da açılmayacağı anlaşılan Çıldır Aktaş Kapısı aklıma geliyor.
Ve Ardahan'da olmaz ise de Ankara'da, 'Aktaş bu Nisan'da niye açılmadı? diye bir ses, bir soru önergesi geliyor..
Ve ben yeniden merak edip, yeniden soruyorum.
Gerçekten benim şu kaç gündür olmadığım Ardahan'da yaşananların hangisi gündeme getirildi, hangisi yazıldı, çizildi?
Şu 20-25 günde ulusalda Ardahan'ın sorun ve sıkıntılar ile ilgili kaç haber çıktı, kaçı başta valilik sitesinde, kaçı üniversitenin hazır haber mailinde hazırlanan haberlerdi? Kaçı Ardahanlının gerçek anlamda sorunlarıyla ilgiliydi?
Belki de Ardahan 'birileri için' böyle, bensiz daha iyi, daha güzel..
Çünkü her şeyi toz pembe gösteren Pembe gözlüklerle birileri Ardahan'da gazeteci olarak var.. Bu yeter ve de artar mı?..
Evet, evet yeniden soruyorum ben Ardahan'da yokken Ardahan'da ki sorunlarda mı bitti de haberimiz mi yok..
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..
Bu yazı, toplumsal sorunlara karşı duyarsız kalan ve gerçek gündem yerine sanal dünyadaki sembolik tartışmalara odaklanan kesimleri sert bir dille eleştirmektedir.
YAPAY ZEKANIN YAZARIN YAZISINA YAPTIĞI YORUM..
Yazar, sosyal medya üzerinden yürütülen yüzeysel milliyetçilik gösterilerinin asıl yerel problemleri gölgelediğini savunmaktadır. Metinde, Ardahan özelinde yaşanan hayvancılık sıkıntıları, bozuk yollar, eğitimdeki yetersizlikler ve sınır kapılarındaki gecikmeler gibi somut mağduriyetlerin göz ardı edildiği vurgulanmaktadır. Gazetecilik etiğinin sorgulandığı bu içerikte, yerel basının ve halkın gerçek sorunları dile getirmek yerine sessiz kalması ya da boş işlerle vakit öldürmesi eleştirilmektedir. Sonuç olarak eser, sanal muhalefetin toplumsal kalkınmaya bir fayda sağlamadığını ve bölge halkının dertlerine çözüm üretmediğini çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır.
Bugünü anlatan dünkü yazılarım..
MHP kökenli CHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın, belediyelere yönelik operasyonlarla ilgili “ortak tutum belirlenmesi” yönündeki çağrısından önce ben de, hemen hemen aynı saatlerde belki de Yavaş’ın gündemi sarsan açıklamasından önce ulusal tv TEMPO TV’de pazar günü saat: 15.00’da canlı olarak yayınladığımız ve AK Parti İstanbul İlçe Başkanı Togay Çoban’ın konuk olduğu GAZETECİLERLE GÜNDEM’de ‘Tüm CHP’li Belediye Başkanları bir şafak operasyonunda önce gözaltına alınıp, sonra tutuklanmaktansa yönelik bir çağrı yapıyordum.
Ve, ‘CHP’li Başkanların tümü istifa edip, topluca AK Parti’ye katılsalar, daha mı iyi olur!..’ dediği o programda ki konuğum olan ve kayyum ile belediyesi kayyumla yönetilen Esenyurt’un AK Partili İlçe Başkanı Togay Çoban’ın gülümsüyordu. Evet aynı günü bu yayınımıza giderken yolda yazdığım ‘BEN TUNCELİ’DE GAZETECİ OLSAYDIM BUGÜN GÖZALTINA ALINAN VALİ ORADA GÖREVDEYKEN TUTUKLANIR MIYDI?’ başlıklı yazımla da onca Cem Evi, Erenler Vakfı gibi stk’ların olduğu Tunceli Valisinin de göz altına alındığı haberi eşliğinde gündem yazayım derken, şu günlerde bir hayli unutulan yeni süreçle ilgili bir video whatsapp mesajı aracılığı ile bana geliyordu.
Bu videolu mesaj da bir dönemde Ardahan Hoçvan Federasyonu, HOÇFED’e başkanlıkta eden Hoçvanlı hemşerim Güven Yılmaz’ında katıldığı Barzani ağırlıklı toplantı da Öcalan’ın sürece katkısının karşılığında hiç bir şey almadığını yani ‘Öcalan’ın Türk Devleti ile yaptığı işbirliği ‘denerek eleştirildiği toplantı ile ilgili idi.
Ve Hoçvanlı Güven Yılmaz’ında aralarında olduğu bu toplantıya katılanların benim, ‘ak saçlı’ dediğim yaşlıların önderlik ettikleri ve Öcalan’a karşı yeni bir politika hatta parti kuracakları yönünde iddialara benim nasıl baktığım merak ediliyordu..
Öcalan’ın bugüne kadar ortaya koyduğu fikir ve yol haritasının verdiği güvenden güç alıp, bugün onun karşında hatta onu ret eden belki de hain ilan etmek isteyenlerin çok olduğu da ileri sürülen gün boyu görüşme ve tartışmalarımı da yazmaya hazırlanırken, bugün anlatacaklarını dün yani yıllar önce hem de hendeklere gömülen birinci barış sürecinde kaç kez yazdığımı ben değil, beni anlamışcasına facebok anılar bana hatırlatıyordu..
Ve bende Barzani’ye yakın olduğu söylenen ve Kürtçenin resmi dil olması, Kürtler için statü kazanılması, 13 maddelik deklarasyon ilkeleriyle öne çıkan yetmedi DEM Parti’ye alternatif olarak yeni bir siyasi oluşum denen ve bu oluşum, bölge siyasetinde yeni bir yol haritasını, Kürt Mili Platformu’ adlı o toplantıyı sonraki yazımlarım da değerlendirmek kaydıyla 21 Nisan 2013 yılında ele aldığım o yazılardan birini alıp, bugün 21 Nisan 2026 tarihli bugünkü yazımda, ‘Bugünü anlatan dünkü yazılarım..’ başlığı ile yer veriyor ve ‘dün yazdıklarımın aynısının yeniden mi yaşanıyor?’ diyerek yorumu sizlere bırakıyorum..
Eski Devrimciler Ortamcı mı?..
Bir taraftan Ankara-İmralı görüşmeleri sürerken diğer tarafta doğu ve güneydoğuya askeri sevkiyat yapıldığı, bunların yanında Ardahan’ın da içinde bulunduğu illerde yeni korucular oluşturulduğu iddialarının mide bulandırdığı şu günlerde adeta kapı kapı gezip, sürece yardımcı olmaya çalışan akil adamların toplantısındaydım.
Meslektaşım Gazeteci Ali Bayramoğlu’nun da bulunduğu o toplantıda söz alıp, konuşan bir konuşmacı olarak edindiğim Akil Adamlar toplantısında ki ilk izlenimlerimi, bu toplumun bireyleri olarak birbirimizle konuşma ve birbirimizi dinleme gibi bir alışkanlığının olmadığı ve bunun nedeninin ise 30 yıldan fazladır süren iç çatışmaların getirdiği çatışma kültürünün beyinlere yerleşmesi olduğunu baştan söyleyeyim.
Bunun başka bir örneğini 1998 yılında Ardahan’da yaşanan talihsiz olaylarda da yaşayan biri olarak oradaki tecrübemi de kullanarak başlangıçta bir hayli gergin olan toplantıda,çıktığım kürsüde elimden geldikçe ortamı sakinleştirmeye çalıştım ve kavga etmektense konuşmanın en güzeli olduğunu anlatmaya çalıştım.
Sanırım bunu az da olsa başardım ki toplantıyı düzenleyenlerle, katılımcılar konuşmamdan sonra beni kutladılar.
Ama benim asıl üzerinde durmak istediğim konu ise Akil Adamlara ev sahipliği yapanlar olacak.
Çünkü o toplantıya ev sahipliğini yapacakların benim az çok tanıdığım ve kamuoyuna ‘Eski Devrimciler’ olarak bilinenler değil, sürecin taraftarları olan AKP’liler veya BDP’liler olacağını düşünmüş ve ortamı bizzat yaşamak ve gözlemlemek için bir hafta daha İstanbul’da kalmıştım..
Ama gelin görün ki ne alakası varsa Atatürk ile Kadıoğlu’nun büyük posterleriyle süslenmiş olan Belediye Kültür Merkezine gittiğimde şaşırdım desem inanın..
Bunu nedeni ise başlatılan barış sürecini provoke etmek isteyen birkaç küçük grubun polisle çatışması değil, o toplantıya ne AKP’liler, nede BDP’liler ev sahipliği yapmamaları ve toplantıya bizleri ve Akil Adamları davet edenlerin düzenleyenlerin ‘Eski Devrimciler’ in olmasıydı.
Yani o kadar masraf edip, billboardları süsleyen Akil Adamların afişlerini, karşılamalarını ve bin kişiden fazla kişinin katıldığı riskli toplantıyı ‘Eski Devrimciler’in düzenlemiş olmasıydı beni şaşırtan.
Birçok Ardahanlı tanıdığımın da içinde bulunduğu o toplantıda konuşup, konuşulanları dinlerken Çapan’ın ekibi olarak bildiklerimin orada olamaması kadar beni şaşırtan bu gelişme aklıma yeni bir soru getirdi.
Ve bu soru da, ‘YDH, ÖDP ve hatta HDK gibi oluşumlarda olduğu gibi bu süreçte de eski devrimciler ortamı yapıyorlardı
Evet tartışılması gereken manzara ile karşılaştığım Akil Adamlar toplantısında gördüğüm en ilginç ayrıntı buydu..
Yani ‘Eski Devrimciler’ olarak bilinenlerin ev sahipliği yapmaları niye idi?.
Bu konuda biri bana bir cevap verip, şüpheleri mi giderebilir mi?
Yani ‘Eski Devrimciler’ bu süreçte ortamcı mı?!
Çünkü bunların içinde olduğu her hareketin başarısız kaldığını 45 yaşına gelen, 26 yıldır gazetecilik yapan biri olarak hep bilmiş, yaşamışım da..
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..
Yazar bu metinde, geçmişte kaleme aldığı siyasi analizlerin günümüz Türkiye’sinin belediye operasyonları ve kayyum atamaları gibi sıcak gündem maddeleriyle olan benzerliğini vurgulamaktadır. Makalede, Kürt sorununun çözümüne dair geçmişteki “Akil Adamlar” süreci ile güncel siyasi hareketlenmeler arasında bir köprü kurulmaktadır. Özellikle Abdullah Öcalan ve Barzani çizgisine yakın grupların yeni bir siyasi yol haritası arayışında olduğu iddiaları, yazarın yıllar önceki öngörüleriyle kıyaslanarak ele alınmaktadır. Metin boyunca, eski devrimcilerin siyasi süreçlerdeki rolü sorgulanırken, yerel yönetimlere yönelik baskıların muhalefet cephesinde yarattığı yankılar kişisel tecrübeler ışığında aktarılmaktadır. Son olarak yazar, Türkiye’nin içinden geçtiği bu kritik dönemde geçmişteki hatalardan ders çıkarılması gerektiğini ima ederek toplumsal barış ve diyalog ihtiyacına dikkat çekmektedir.
Arada bir hastalanmak lazımmış..
Gazetecilik yaparken yaptığımız haber ve yorumlar dolaysıyla zaman zaman kızdırdığımız insanlara hep dediğim bir söz var. Ki: Bunu söylerken başta siyasiler olmak üzere bir çok kişi bana hak verirler..
Hakkında çıkan olumlu, olumsuz bir habere veya yoruma, ‘Kardeşim sen arka mahallede oturan sade bir vatandaş değilsin ki’ diye başladığım savunmamı toplumun önünde bulunan insanların her hal ve hareketinin o toplum için çok önemli olduğunu anlatmaya çalışırım.
İşte onlardan biri olarak gerek mesleğimi, gerek özel yaşamımı çok önemsediğim gibi o toplumun bana verdiği değeri de çok önemserim.
Bu durumun artı veya eksi olması önemli değil..
Çünkü özwl hayatı dahil attığı adımı toplumun gözü önünde bulunan biri olarak o toplumun her türlü övgü ve eleştirisine göğüs germek gerekir.
Hele o insan bir siyasetçi veya üst düzey bir bürokrat ise bunun önemi daha da artar..
Evet işte, ‘eğer sayılırsam’ Ardahanlı ileri gelenlerden biri olarak bunu çok kez daha anladım, hemde beklenmedik bir anda yani 8 yıl önce 1. ve sonuncu tanıtım günlerini ile onca devasa etkinliği gerçekleştirdiğim her gün olmazsada ayda bir denecek bir sürede şafak baskınları ile seçilmiş başkanları göz altına alınıp tutuklanan İstanbul"dan, sevdam ama türkülere konu olan güllerin olağanüstü bozuk yollarına dökülmediği Ardahan"a gelirken Erzincan ağır bir yrafik kazası geçirip, bir süreliğine zorunlu istirahata çekilirken..
Toplumun seni önemsediğini anlamanın diğer bir göstergesi de arada bir o toplumu şoke eden, onun gözlerinin senin üzerine dönmesini sağlayan beklenmedik bu tür gelişmelerdir.
Sağlıklı olduğun bir anda rutinleşmeye yüz tutan hayatına ayrı bir renk katan ani gelişmelerden olan hastalanmak ta işte öyle bir şeydir..
Buna, bir değeri kayıp etmenin verdiği acının, maddi, manevi olarak istenneyen olumsuz gelişmeden daha ağırı olan bir yakının,, bir sevdiğinin ölüm haberi yani sağken bir araya gelemeyenlerin buluştuğu cenaze merasiminin etkisini de eklemek gerek..
Her an beklenmedik bir gelişme ile dikkatlerin üzerinize döndüğü o anları yaşadığım şu günlerde, ‘insanın bazen de hastalanması mı gerek?’ diyesi geliyor.
Çünkü çok dostunuzun olduğunu, sevilmediğinizi sandığınız anda çok önemsendiğinizi, o toplumun duvarında küçük bir çakıl taşı olsanız da o duvarı tamamlamak için varlığınızın, sağlığınızın çok önemli olduğunu anlıyorsunuz, her gelen, ‘geçmiş olsun’ dilekleriyle..
Ve o ağır trafik kazası sonrası onca operasyon geçirdiğim sırada, o güzel yürekleri ile 'geçmiş olsun' dilekleriyle bana bu duyguları yaşatanlara bir kez daha teşekkür ediyorum..
*Bahar Kokusu..
Uzun bir kış dönemini daha geride bırakan şirin, sınır ilçem Çıldır’da baharı koklamak gerçekten güzel bir duygu..
Göçmen kuşlarnın son durak yeri olan Çıldır’ın ısınan toprakları gibi insanlarının adeta yeniden doğduğu şu günlerde köylünün hummalı bir ekin hazırlığı içinde olması, esnafın hareket beklemesi baharın güzelikleridir..
2026 Yılının ilk 4 ayını geride bırakmaya hazırlanan ilçemin mutlu bu yılın ilk baharında beklediği müjdelerin başında Doğu Expresi ve onca trenin önce Çıldır Yukarıcambaz Antreposuna sonra Ardahan’a gelip, düdük çalamaması umudu bile baharın insana verdiği keyfi ve zevki bozamamaktadır..
Çünkü baharı koklamak, Çıldır’da yaşamanın anlamıdır..
İki haber, 2 konuk, iki kimlik ve gerçek gündem..
Diğer 6 günün hayırsızmışcasına, 'Hayırlara vesile olsun' diye mesajlarla anılan Cuma günü yazımı yazıp, pazar günü çok önemli iki ismi konuk edeceğim Tempo TV'de ki canlı yayın programım 'Gazetecilerle Gündem' en hazırlanırken bugünkü konum adeta birer aile faciası olan okul baskınları ve ardından yaşananlar olacaktı ki; Son dakikada gördüğüm iki haber olmayan şekeri mi arttırıp, kanımı beynime vurduruyordu..
Ve o iki haber beni ülkede ki birinci gündemden alıp, yıllar önce yazdığım bir yazıma götürüyordu..
Çünkü, gördüğüm ilk haber, 'Gergelioğlu açıkladı: Aile Bakanı Mahinur Göktaş'tan inanılmaz sözler..' başlıklı haberdi..
Ve o haberde; Kadınların doğum iznini 16 haftadan 24 haftaya çıkaran ve 15 yaş altına sosyal medya yasağı getiren düzenlemeleri içeren kanun teklifinin görüşüldüğü TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu toplantısına katılan DEM Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, kanun teklifinde eksiklikler olduğunu belirterek hükümetin aileye yönelik politikalarını sert sözlerle eleştirdi.
Gergerlioğlu, cezaevlerindeki bebek ve çocuklarla ilgili Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ile yaptığı görüşmeyi aktararak çarpıcı bir iddiada bulundu.
Şu anda 891 bebeğin annesiyle birlikte cezaevinde bulunduğunu söyleyen Gergerlioğlu, bu durumu Bakanlıkla görüştüğünü belirtti. Görüşmede Bakan’ın “Onlar teröristlerin çocukları, Adalet Bakanlığı ilgilensin, bana ne” şeklinde ifadeler kullandığını iddia eden Gergerlioğlu, “Kulaklarım duydu bu lafları” şeklindeydi..
Gergelioğlu'nin beni bir hayli geren bu iddiasını ve haberi okurken okuduğum ikici haberde, ülkemde ailelerin ağladığı, yüreklerine yandığı bir zamanda, 'Lez Kadınlar Oluşunu' başlıklı yazım dolaysıyla davalık olduğum Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı, başında olduğu bakanlığın Senegal'de olduğunu ve bakanlık olarak orada açtıkları sosyal hizmet merkezinin ziyaretinde Urfa veya Maraş'ta, en son bir gencin daha intihar ettiği, İl Milli Eğitim Müdürlüğünün mezarlık duvarı dipli kapısıyla ünlü ve uyuşturucu mafyanın eline düştüğü bizzat uyuşturucu derneği başkanı Uğur Kaçar tarafından ilan edilen memleketim Ardahan'da değil, Afrikalı çocukların başını okşuyordu..
Neyse;
‘Bu İslam Ordusu Nerede Çıktı?’ diye bana soracak olursanız eğer, bu soruyu bana değil Erzurum'dan sade bir öğretim üyesiyken Cengiz Çapan'a sorun derim..
Çünkü bu fikir kendi elinde olan imkanı altın tepsi misali alıp, gittiği Erzurum'dan Ardahan'da getirip, vekil adayı edip, sonrasında adeta piyangodan 4 kez milletvekili çıkan Orhan Atalay’ın fikri idi derim..
Çünkü, ‘Dershaneler KCK’dan daha tehlikeli’ diyerek Erdoğan’a ‘paralel korkusu veren dönemin Ardahan AK Parti Milletvekili Prof. Dr. Orhan Atalay’ın başını çektiği 'İslam İşbirliği" fikri sonradan ‘İslam Ordusu’ fikri olarak ortaya atılmış ve bu yönde başlatılan girişimler şu an bulunduğum ve bizim Ardahan derneklerinin, federasyonlarının kaz, saz geceleri gibi İstanbul’da yapılan toplantılarla sıkça gündeme gelmişti..
Ve demokrasiyi düşman gören, biyatın bir kişiye tapma olarak algıladığı anlayışları hüküm ettiği ve hemen hepsinde ya savaş yada iç savaşın yaşandığı bu ülkelerin kuracağı söylenen ordunun bütçesinden önce bizim delegesi aidat ödemekten zorlandığı ama fesatlıktan reyting yaptığı Ardahan stk'ları gibi daha 160 Milyon Dolarlık bütçesine para bulamadığı da bizzat Erdoğan tarafından kamuoyuna deklere edilirken ha bugün, ha yarın kurulacağı söylenen ama şu izim Hanaklılar, Posfluları federasyonları gibi hala kurulmayan bu ordunun kiminle savaşacağı da cevaplandırılamamıştı..
Çünkü bu orduyu kuranların hiç birisinin Hristiyan orduları ile savaşmadığı gibi ya komşu ülkesiyle yada kendi halkıyla savaştığı da bir gerçektir..
Libya, Irak, Lübnan, Filistin, Gazze ve Suriye'den sonra İran diyen İsrail’e karşı kurulacak denilse de kimsenin inanmadığı bu ordunun 3 Milyona yakın elamanı olacağı ama 3 kuruşluk silahı olmadığı da diğer bir gerçek olarak bu fikri ortaya atanların karşına çıkmıştı..
Ama asıl amacın mevcut orduları mana edip, halkına değil ordulara bütçeleri aktaran aynı ülkelerin şimdi de bu ordu aracılığıyla düşman olarak gördüğü Hristiyan ülkelere yeni kaynaklar aktarmaktan öteye geçmeyeceği de kesin gibidir..
Çünkü başta silah teknolojisi olmak üzere hiç bir alt yapıya yatırım yapmayan bu ülkelerin değil ordu, bölük bile kuramayacakları bugün yarın ortaya çıkacak..
Bununla yetinmeyip, ‘Hele gelin siz bu orduyu kime karşı kuruyorsunuz?’ diyecek olan ABD ve AB ülkelerinin bu ülkelerin başına saracağı yeni belaların da bir orduya da hazır olun..
Ki 60 yıldır kapı eşiğinde bekletildiğimiz değil, istenen hak, hukuk, adalet gibi kriterleri yerine getirmek isteyip, eşekten öteye atmadığımız AB'nın yeni haçlı, pardon Avrupa ordusu kurma ordusu haberleri bizi zaten yalanlamıyor gibi..
Ha unutmadan Orhan Atalay ile başlayan bugünkü yazım onla bitsin..
Çünkü oda kendi memleketinde ki ordu birlikleri küçültüp, geri çekilirken, yaylaları başta olmak üzere bir çok köyle, hatta kendi ilçesi su sorunu yaşarken o da; 3 dil bilen, Fransa doğumlu olduğundan hem Fransız, hem Türk olarak çift pasaportlu Aile Bakanı gibi uzaklarda hem su kuyusu açıyordu, hem de ordular kuruyordu..
O binada yangın çıksa, 'Tüm önlemler alınmıştır' mı denecek?
Bugünkü yazıma başlamadan önce, 'Sayın Vekil, Sayın Vali.. Bir yangın çıksa bu kapıdan kim çıkar?' başlığı ile yayın grubumuzun amiral gazetesi olan Kuzey Doğu Anadolu Gazetesine manşet olan haberimizin giriş bölümünü bir de burada vermek isterim..
İşte o başlık ve haberin ilk giriş satırları..
'Sayın Vekil, Sayın Vali.. Bir yangın çıksa bu kapıdan kim çıkar? Önce Şanlıurfa'da, sonra Kahramanmaraş'ta yaşanan ve ülkeyi şok eden olayların bir kez daha gözler önüne serdiği eğitim sisteminin tartışıldığı günlerde bir mezarlık duvarı dibini andıran Ardahan İl Milli Eğitim Müdürlüğünün binasının bu kapısı, başta çıkabilecek bir yangın veya başka bir olayda nasıl bir olaya neden olacağı merak edildi.'
Evet..
Bu soruyu sorup, sorumuza kendi kendimize cevap verdiğim konuma, gününün yorumuna dönelim.. Çünkü biliyorum, 'Ne ben sordum nede gördüm..' diyeceklerin başında gelenlerin, şanlı ve kahraman edebiyatları yapanların başında gelenlerin başını çeken vekil, vali hatta bakan ve onu atayan iktidar olduğudur..
Ve yazımıza başlayıp, daha önce yazdığım iki yazımı da bugünkü köşeme alayım.. Belki bu kez gördüm, duydum der birleri diyerek..
Evet, 7 yıla yakındır uydu üzerinden yayın yapan ulusa tv TEMPO TV'de kesintisiz olarak yayılmadığımız GAZETECİLERLE GÜNDEM adlı yeni bir yayına başlarken ülke ve dünya gündemi ile ilgili yazıyı hazırlanırken daha bir gün önce Şanlıurfa'da yaşanan okul baskını hemen bir gün sonra bu kez bir çok ölü ile yaralı var' başlıklı haber son dakika haberleri önümüze düşüyordu.
Şok olarak başladığım programda olayın ilk özetini verirken geçen yıl boyunca ve bu yılkı her yazı ve yorumumda imkan ve fırsat buldukça dikkat çektiğim ve eşi de vali yardımcısı olan Ardahan'ın gazetecilerle görüşmektense, gazetecilere haber vermektense kendi cep telefonu ve valilik imkanları ile sağladığı dronlarla tik tok başta olmak üzere sanal gücü kullanan valiye seslenen aşağıda yazdığım iki köşe yazımı onca haber aklıma geliyor, bunları da GAZETECİLERLE GÜNDEM adlı programımın açılış yorumuma ekleyip, her şok gelişmeler ardından başta milli eğitim bakanı olmak üzere yetkililerin 'Önlem Alacağız' diyenlere bir kez daha seslenip, duymayan kulaklara, görmeyen gözlere, konuşmayan dillere bir kez daha sesleniyordum..
Çünkü İmamlarla birlikte eğitim vereceklerini belirten bir bakanın başında olduğu eğitimin ülkedeki durumunun ne halde olduğunu en iyi anlatan bir görüntü canların kayıp edildiği, yüreklerin yandığı Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta önce Ardahan'da olan ve yıllardır, aylardır ısrarla bugün yaşanacakların anlatmak istediğimiz onca haber ve yorumlarımızdan sadece ikisi idi..
Ve burada bir kez daha hem de ikisini birleştirip, 3 kez yayınlamayı uygun bulduğum aşağıdaki aylar, günler önce yazılmış yorumlarımı okurken lütfen kendi mahallenizdeki okulu, ülkedeki eğitimi gözünüzü önüne getirip, bu yorumlarımın içinde ekleyip, ya sizi önlem alacağız derken, gazeteci 'Fakir Yılmaz' günler, aylardır, yıllardır alacağınız önlemleri aciilyetini yazmış, anlatmış.. Niye önlem almadınız? Ya o binada Allah göstermesin bir yangın çıksa, acil bir çıkış gerekirse ne gibi önlem alacaksınız?' diyerek öyle yorumlamanızındır..
*ARDAHAN’DAKİ GİRİLEMEZ, ÇIKILAMAZ KAPILI EĞİTİM!
Ulusal tv TEMPO TV’de canlı olarak yayınlanan ‘Gazetecilerle Gündem’ adlı programa yani 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesi yayınlanacak olan 3 canlı yayın programa hazırlanırken, fetonun denerek 15 Temmuz darbe girişimi sonrası el konulan Ardahan-Göle Yolu üzerindeki binayı yapmakla, 20 yıla yakın vekillik yaptığı memlekette eğitime yaptığı katkılarıyla övünmekle ve sanırım yine aday olacak gibi görünen veya her seçimde, ‘bu kez bakan olacağım ama olamadım, belki bakan yardımcısı yaparlar..’ diye Ankara’daki bürosunda benim gibi gezemeyecek kadar yaşlanan, el ayakları titreyen emeklilerden, yalakalıktan, yağcılıktan usta olanlardan oluşturduğu Saffet zinciri ile çırpınan Ardahan eski milletvekili Saffet Kaya’nın sanalda adını taşıyan sayfasında yayınlanan görüntülü konuşmasını dinlerken, whatsapptan bir mesaj geldiğini görüyordum.
Kendisi gibi eski Ardahan Milletvekili olan ve iki dönem milletvekilliği yapmasına karşın ve şu an kurduğu partinin genel başkanı olarak Gürcistan ve Ermenistan’a sınır, bir demiryolu olmak üzere 3 gümrük kapısı olan Ardahan’da neden bir konsolosluk yok demeyen Büyükelçi olan Öztürk Yılmaz gibi basın ve medyada yer verilmezler durumuna düştüğünden kobuğ yemişler diyen benim ikinci tezim olarak adlandırdığım çeper dibi dediğim sanaldan başka bir yayın aracı bulamayan hale düşmüş olan Saffet’i dinleyip, haline gülerken, muhabirimizin, ‘Al abi senin yaza yaza, söyle söyle kurutacağım diye kendini paraladığın memleketinin eğitimden sorumlularının bol maaşlarla oturdukları İl Milli Eğitim Binasının giriş kapısı..’ notu ile bana gönderdiği iki fotoğraf karesine bakarken, sinirden beynine kan vurmuş biri gibi gelmiş, geçmişlere tükürmek pardon türkücülerde olan ama kent merkezinde olmayan Ardahan güllerini değil hımmmmmmm diye selamlar gönderip, ağladım desem inanın.
Evet, yazımı okumaya başlayan, ‘O tren Ardahan’a gelecek’ deyip, tren raylarının Ardahan’a, Çıldır’a kadar geldiğini bilmeyen, görmeyen, üzerinde durup, orada o rayları, gelip geçen trenleri göstererek ‘Ya kardeşim Ray buraya kadar gelmiş, Trenler Çin’den kalkıp Kafkasya’ya kadar zaten gidiyor. Bu raylardan her gün gelip, geçen trenlerin Ardahan sınırları içinde de durması için buraya neden bir istasyon, Antrepo yapmıyorsunuz?’ diye bir basın açıklaması yapamayan siz her seçim döneminde ‘Eyyyyy halkım size hizmet getireceğiz, bize oy verin’ diyen, Sayın Ardahan Milletvekilleri, Sayın Belediye başkanları, Sayın İl Genel ve Belediye Meclis Üyeleri, Sayın Muhtarlar.. Ve kazcı, sazcı stk’lar..
Sayın Milli Eğitim Bakanı ve yetkilileri.. Sayın Cumhurbaşkanı..
Sizden ricam önce şu iki kareye bakın sonra eğitimde neden bu halde olduğumuzu kendinize sormazsanız bana sorun.. Çünkü cevabı, bu iki fotoğrafta ve 36 yıldır Ardahan’ı, Ardahan’da verilen eğitiminin içinde olduğu durumu anlatan onca yazım gibi bugün bir kez daha yazdığım yazımda..
Şimdi, cumartesi ve pazar günü ulusal tv TEMPO TV’de iki günde 3 canlı program sunacak olan GAZETECİLERLE GÜNDEM’de de konuşarak anlatacağım konuya, 2 fotoğrafın anlattığı yazıya gelelim.
AK Parti Milletvekili Kaan Koç’un kuzeninin gölge İl Milli Eğitim Müdürü olduğu söylenen kayınçosunun aynı milli eğitime güvenlikçisi olduğu, Milli Eğitim Müdürlüğünün fetodan kalma olan ve el konulan binada hizmet vermeye çalıştığı, İl Milli Eğitim Müdürünün de aralarında olduğu Ardahan’daki eğitimi kurtaracaklarını iddia eden eğitimden sorumlu idarecilerinin hatta valinin bile zar zor bulup, çıkmaz sokak misali dar aradan korkarak kapısını ancak bulup, içine girdiği Ardahan’da ki eğitimin içinde bulunduğu durumu kurtarmak için bugüne dek hazırlanan ve uygulamaya konulan plan ve projelerin ne kadar başarılı olduğunu görmek için Ardahan İl Milli Eğitimin Müdürlüğünün bulunduğu binanın çıkmaz sokaklı kapısına bakmak yeter, artar bile..
Evet, bir zamanlar eğitim denince ‘Ardahan-Tunceli-Artvin’ denildiğini hatırladığımız ülkede ve Ardahan’daki eğitimin son 22 yılına ve 8 yılı boşa geçirdiği yetmez gibi yerli yabancı öğrenci sayısı başta olmak üzere bir çok konuda geride olduğu söylenen üniversiteyi daha da geriye götürdüğü iddia edilen ve görevi bitmesine rağmen şimdide aynı rektörlüğe vekaleten baktığından hem rektörlük maaşı, hem de vekaleten baktığı diğer yani vekalet maaşını, ücretini kendisinin alması için kasten yıllardır doldurmadığı ileri sürülen boş kadrolardan dolu maaşları ve de ek ücretler almaya devam edilen ARÜ’ye yani Ardahan Üniversitesine de bakmak yeterli..
Tabi İl Milli Eğitime ve Üniversiteye bakarken rektör memleketi Erzurum'luda olan Ardahan Karayolları Şefi gibi bir çok değişmez vezirinin olduğu söylenen Ardahan Üniversitesine ve İl Milli Eğitimin durumunun görülmesi için müdürlüğünün çıkmaz sokaktaki girilemez olan giriş kapısından girilip, kentte verilen eğitimin halini görmek için geriye bakmak yeterli olacaktır.
Çünkü İl Milli Eğitim Müdürlüğünün giriş kapısına ve de söz de asansörüne, hala neden hapiste olduğu anlaşılamayan Demirtaş’ın ‘Bebek var’ şiiriyle ağıt yaktığı Bolu Kartalkaya otelinde olduğu gibi Allah göstermesin ama olur ya bir yangın çıksa müdür dahil herkesin inerken merdiveninde boğulacağı müdürlüğün fetodan kalma binasına baktığınızda Ardahan’daki eğitimin neden bu halde olduğunun anlaşılacağı gibi Ardahan’ın da diğer illerdeki başarıyı yakalaması için ortaya konulan tüm plan ve projelerin işe yaramadığı ve ülke genelinde bulunan okul ve öğrenciler arasında yani 81 vilayet içinde hep sonlarda olduğu görülecektir..
Yani bugüne dek ortaya konulan plan ve projelerin tümümün sıfır çektiğini anlarız.
Evet, gelen her yeni bakanın sürekli mevzuat değiştirdiğinden ikinci mi, üçüncü mü, dördüncü mü bilmem ama 50 yıldan fazladır bir türlü yapılıp, bitirilemeyen ve her kış kapatılan Ardahan-Ardanuç yolu gibi bir kar yağışı ile hemen kapanan yolları, Ardahan’daki 35 yıldan fazladır sürdürdüğü görevi gibi uzun süre açamayan değişmez şefin olduğu karayollarına ve adına ‘kar tatili’ denenlerde günleri de eklersek, bu yılki dönemi bitmek üzere olan Ardahan’da ki eğitim, öğretimin yine sallantı da olduğu ve sonucunun hüsran olmasından korkulduğunu hissedip, anlıyoruz..
Ki bu durumu sadece biz değil, eğitim başında bulunan kurum ve kişilerinden yaşadığını da duyup, öğreniyoruz.
Baştan silme, yap boz yöntemlerle bir türlü başarılı olamayan ve 22 yıldır karnesi zayıf olan Ardahan’daki eğitim öğretimin nasıl olup, derlenip, toparlanacağını düşünürken bizim mevcut yetkili ve etkili kişilere bir önerimiz var..
Evet Ardahan’daki eğitim/öğretimin sonlardan üste çekecek olan gücün eğitimci, aile ve öğrenciye bağlı olduğunu biliyoruz..
Ve başta İl Milli Eğitimin vahşet durumda olan ara sokak, çıkılmaz sokak, mezarlık duvarı olan giriş kapısını veya binanın tümünün yerini değişmekle başlayıp, bu üç etkenin bir araya gelip, el birliği ile diplerde olan eğitimi yukarı çekileceğine inanıyoruz..
Bunun yolunun da eğitimci, veli ve öğrenci üçlüsünden oluşturulacak bir eğitim timidir.. Ve bu time adları eğitim olan ama ortalıkta görünmeyen, Paris’teki Eyfel kulesini yapamayan, kaz pişirerek Instagramlarda, tik, toklarda YouTuber olmaya çalışan ama şu an hapiste olan ünlü Adnan hocayı aratmayan Ardahan adlı vakıfları, derneklerini de eklemek gerek desem de siz, ‘Sen O kazcı, sazcı ve tabelacı, sözde burscuları bırak kardeşim..’ deyip, burayı es geçebilirsiniz.. Çünkü Nasrettin Hoca gibi bende ‘Sizde haklısınız’ derim..
Neyse geride kalan 22 yıla olduğu gibi konumuza yazımıza bakacak ve geri gelecek olursak öğrencilere karne verirken, o öğrencilere puan veren öğretmenleri gibi bir an önce güçlü bir ekip oluşturulmalı ve bu ekipte bütün mesaisini Ardahan’da bulunan okulları tarayarak ve sık sık ziyaret ederek yaşanan sorunları samimi ve saklamadan rapor edip, getirip, valiye sunmalı..
Valide, Milletvekili de, bakanlıkta, 22 yıldır iktidarda bulunan ve “Elde ettiğimiz başarılar önemlidir fakat buna rağmen eğitim ve kültür konusunda tam istediğimiz seviyeye henüz ulaşamadığımıza inanıyorum” diyen AK Parti Genel Başkanı ve dünya liderleri ile dergilere kapak olan Cumhurbaşkanı Erdoğan gerekeni yapmalıdır..
Ama her şeyden önce çok başarılı eğitimcilerimiz (!) kentteki eğitimi sonlardan kurtarmak için gece gündüz (!) çalıştığı Ardahan İl Milli Eğitim Müdürlüğünün giriş kapısı ve gecekondu misali fetodan kalma Saffet Kaya döneminde yapılan binanın kardeşi olan merkezdeki, belediye başkanın makamının penceresinin baktığı binanın yanında ki çıkmaz sokaklı, ‘Ardahan İl Milli Eğitim Müdürlüğünün ‘İl Müdürlüğü’ tabelası olan binanın girişi, kapısı ve binası acilen elden geçirilmelidir.’ desem de benden yazı beklemekten yorulan ve ‘Yine geciktin abi’ diyerek yazıyı isteyen muhabirimiz Baran’da ‘Abi orayı kaç kez yazdıysak ta değişen bir şey olmadı.. Sende yazarak kurtaramazsın ve lütfen artık yazını daha da uzatmadan at, saat akşam beş oldu, iftar geldi’ diyordu..
Vali Bey Bu Kapıdan İçeri Girdin mi?
Bugünkü yazımıza başlamadan önce yazımıza konu olan başlığımız daki soruya cevap vermesini umduğumuz Ardahan’ın valisine cevap beklerken, ömürden giden bir Perşembe’nin daha bitip, bol mesajlı yeni bir Cuma’ya adım atarken o saatlerde beni arayan meslektaşım Suat İncedere’le telefonla konuşuyordum.
Ve tamda bu esnada, o saatte yani gece yarısı denen 00’da diğer telefonuma gelen bir whatsapp mesajının Alan Parker’ın yönetmenliğini yaptığı, 1978 yılı İngiliz-Amerikan ortak yapımı ‘Gece yarısı ekspresi’ adlı sinema filmini bana hatırlatan bir haberin whatsappıma düştüğünü görüyordum.
Gazeteci İncedere ile iptal edilen Çıldır Gölü etkinlikleri öncesi ve sonrası yaşananları, mahkeme kapılarına düşen Göle Federasyonunu, Ardahan’ın yine bir kaz gecesi ile kurtarmaya çalıştıkları görülenlerin Ankara ziyaretlerini ve biri demiryolu üç gümrük kapısı olan ama ithalat, ihracatın sıfır denen ama Ardahan Ticaret ve Sanayi Odasına 3. kez seçilmek için seçimi uzatan başkanın, ‘Gündemimizde seçim değil geçim var!’ dediği yasal olarak hemen yapılması ve bir hayli gecikilen ATSO seçimi gibi bir çok konuları konuşmaya devam ederken daha yeni başlayan gecenin ilk saatlerinde whatsapp mesajının başlıksız haberini de göz ucuyla okumaya çalışıyordum.
Telefon konuşması uzun sürünce ve diğer telefonuma gelen whatsapp mesajını bir an unuttuğumdan haberin geri silindiğini görünce o haberi yollayanı bu kez ben o geç saatte direk arayıp, gülerek kendisine, ‘Ne o nazlı ve çekilmeyenin kalmadığı söylenen Narsist sevgililer gibi hemen de küsüp, yazdığını siliyorsun, ama attığını okudum.. Attığın haberin aynısını kaç kez yazdığım o haberi geri atar mısın lütfen..’ diye kendisine sitem edip, sonra da başta kentte ki, ülkedeki eğitim sorunu olmak üzere bir çok konu ile bu kez de onunla uzun bir sohbet yaptıktan sonra bana özel gelen haberin metnini geri atmasını istiyordum..
Ve silinen haberi geri alıp, yeninde okurken ‘Müdürden eşine ödül!, 100 Stk’dan, 100 Bin TL.. Ve bakanı değişen Adalet..’ başlıklı köşemi ve aşağıdaki haberin içeriğini anlatan konuyu kaç kez yazdığımı, sayıp, en az 10 kez yazdığımı hatırlıyordum.
Ve daha çok uzatmadan gece yarısı başlığını bana bırakan başlıksız habere yer verip, vali beye sorduğum soruya verilecek cevabı bekleyelim diyelim..
‘Ardahan İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı 1 ortaokul binası ile 1 lise binası ve 1 kapalı spor salonu çürümeye terk edilmiş durumdadır.
İmam Hatip Ortaokulunun binası okul yönetimi ve velilerin itirazları dikkate alınmadan boşaltılarak,
okul bir lise binasına 2 yıl önce alınmıştır.
Lise ve Ortaokul öğrencilerinin aynı bina ve aynı bahçeyi paylaşmasının öğrenciler arasında yaş ve fiziki farklılıklardan dolayı akran zorbalığına neden olma riski taşımaktadır.
Boşaltılan okul binası farklı bir kuruma tahsis edilemediği gibi, çok kötü bir girişi olan ve İl milli eğitim müdürlüğüne yakışmayan hizmet binası da, bir türlü bu boş ve atıl durumdaki okul binasına taşınamamıştır. Eski İmama Hatip Ortaokulu 2 yıldır kaderine terk edilmiştir.
Binanın içi kış koşullarının da etkisi ile kullanılamaz hale gelmiştir.
Ayrıca Spor Lisesi binası ve bağlı kapalı spor salonu 1 yıldır boşaltılmış ve kendi
kaderine terk edilmiştir.
Yapımı daha 10 yıl bile olmadan atıl duruma düşürülen bu kamu binaları, Ardahan İl Milli Eğitimin 2 yıldır başında olup yılın epey bir süresini il dışında geçiren İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Uzantı’nın doğal olarak ilgi alanı olmaktan çıkmıştır. İlgisiz il müdürleri tarafından devletin neden bu kadar zarara uğratılması sorusu vatandaşlar tarafından sorulmaktadır.
Ardahan’ın mevcut koşulları göz önüne alındığında , devlet ve özel sektör yatırımlarını ile gelişeşebilecek bu ilde, başta Ardahan İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Uzantı olmak üzere, yöneticilerin basiretsizliği Ardahan’a ve devletimize zarar vermektedir.
Ardahan İl Milli Eğitim müdürlüğünün bir hizmet binasına ihtiyacının olmasına rağmen, ayrıca bir çok kamu kurumunun bina ihtiyacının bulunmasına karşın, 3 kamu binasının kendi kaderine terk edilmesi kapılarına kilit vurularak çürümeye terk edilmesi tam bir akıl tutulması, yönetim zafiyeti, beceriksizlik, ilgisizlik, aymazlık gibi yönetim kabiliyeti olmayan insanların eğitim gibi önemli bir koltuğu boşa işgal etmelerinin bir sonucu olsa gerek.
Ardahan İl Milli Eğitim Müdürü, 23 Şubat İlkokulunda 20 yıldan fazladır başarıyla görev yapan sınıf öğretmenleri varken, daha 1 yıldır Ardahan’ da görev yapan kendi eşini aylıkla ödüllendirmesi, ildeki tüm öğretmenler de güvensizlik duygusunun oluşmasına ve büyük bir motivasyon eksikliğine neden olmuştur. Ayrıca kadroyu aldıktan sonra, eşim buranın havasını alamadı diye ilden kaçmanın yollarını ararken, havasını alamayan eşine ilde uzun yıllar emek vermiş öğretmenleri yok sayarak kendi eşine maddi değeri ödülü aldırması hayli düşündürücüdür.
Her ortamda Ardahan soğuk, biz buraya nereden düştük, bir an önce gideceğim diye 1 yıldır diğer il müdürleri ile hangimiz önce tayin yaptıracağız yarışına giren Ardahan İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Uzantı’nın bu ilgisizliğinden acaba Ardahan Valisi Sayın Mehmet Fatih Çiçekli’nin ve Milli Eğitim Bakanı sayın Yusuf Tekin ile Ardahan ilinin siyasetçilerinin haberi var mı sorusunu başta ilde çalışan öğretmenler olmak üzere Ardahan halkı sormaktadır.
Evet, Ardahan halkı sormaktadır’ diye biten yukarıda ki başlıksız haberi birlikte okuduktan sonra vali beye sorduğumuz sorumuza cevap alalım mı?
Onu da mezarlık duvarı dibini andıran ve 81 İl içinde sonlarda olan Ardahan eğitimini kurtaracağına inanılan o kapıdan yalnız gireceğine ve bunları soracağına inandığım ve Vali beye bırakalım..
Ha unutmadan kendisine hazırladığım raporda zaman zaman kaynaklar sunduğum Vali beye bir soru sormuşken şu ramazan ayında nasıl iftar açacaklarını düşünen üniversite öğrencilerine olduğu gibi şehrin BAL ligi temsilcisi Serhat Ardahanspor’lu futbolcuların deplasmana gidişlerinde otobüs vermeyen ve 25 yıl sonra geldiği memleketi Ardahan’da rektörlük gibi güzel bir makamı, mevkii almanın yanında jet hızıyla 3. evliğini yapan, soy ismini neden değiştirdiğini hala merak ettiğimiz üniversitenin de bu kentin eğitimde 81 İl içinde sondan üçüncü olduğu da unutmadan, ‘Vali beyin Ardahanlı hayvan yetiştiricilerinden istediği boğalara ne oldu?’ diye sorduğumuz ikinci bir soru pardon dip not ile bugünkü yazımızda pencereye vuran sabah ışıkları ile ‘Ömürden uykusuz geçen bir gün daha gitti..’ diyerek yazımızı bitirelim..
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..
Bu metin, Ardahan’daki eğitim yönetimi ve kamu kaynaklarının verimsiz kullanımı üzerine yoğunlaşan yerel bir eleştiriyi içermektedir. Yazar, İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Uzantı’nın birçok kamu binasını atıl bırakarak devletin zarara uğramasına yol açtığını ve kendi eşini ödüllendirerek liyakat esaslarını çiğnediğini iddia etmektedir. Şehirdeki eğitim kalitesinin düşüklüğü ve yöneticilerin bölgeye olan ilgisizliği, doğrudan Vali Mehmet Fatih Çiçekli’ye hitaben sorulan sorularla sorgulanmaktadır. Yazı boyunca, mülki idarecilerin ve eğitim yöneticilerinin görevlerindeki ihmalkârlıkları ile bunların bölge halkı üzerindeki olumsuz motivasyonel etkileri vurgulanmaktadır. Sonuç olarak kaynak, yerel bürokrasideki yönetimsel zafiyetleri ve kamu israfını kamuoyunun dikkatine sunan sitemkâr bir değerlendirme niteliği taşır.
Kuzeydoğu Ardahan’dan batı Trakya Edirne’ye,
oradan Avrupa, Macaristan’a selam..
Macaristan’da 16 yıldır iktidarda olan, Trump yetmedi İsrail’in kısacası tüm diktaların desteklediği ve ‘tek adam’ denen Viktor Orban’ın, gerçekleşen seçimlerde bir hukukçu olan Peter Magyar önderliğindeki muhalefete karşı yenilgiye uğradı..
“Tek adam rejimi” olarak adlandırılan dönemin sona erdiği ve muhalefetin rekor katılımlı seçimde zafer kazanırken yerine gelen Magyar’ın seçimi kazandıktan sonra yaptığı ilk açıklamada, ‘Orban’ın döneminde devlete çökenlerin ve iç edenlerin yaptıklarının hesabını ödeyecekler..’ diyerek son günlerde yazılarıma sıkça konuk olan ‘Kızım sana diyorum, gelinim sen duy..’ sözünü bir kez daha hatırlatır gibiydi..
Evet..
Dünya İran, Amerika-İsrail’i konuşurken batıdan gelen bir seçim sonucu haberi ile diktaların er, geç yolcu olacakları bu yetmez hesap verecekleri yönünde umutları bir kez daha yeşeriyordu..
Ve demokrasi adına umut veren Macaristan’da ki seçimi daha çok konuşup, yazacağız derken, kendi gündemime, Macaristan’ın yeni hukukçu liderinin hatırlattığı ve hukuksuzluğa uğrayan diğer bir hukukçuya, onun gibi genç olan ama gençliğini hapiste geçiren Demirtaş’a dönmek istiyorum..
Çünkü, Polis haftasının kutlandığı 10 Nisan günü AHİM, Anayasa ve onca yerel mahkemenin ‘Suçsuzdur, siyasal karardır, insan hakkına aykırıdır, hemen bırakılmalı..’ dediği ama 10 yıldır hapiste tutulan, siyasi yönden önce bir hukukçu olan her 5 Nisan’da ‘Adalet’ diye haykıran Avukatlardan olan Demirtaş 53 yaşına şu an olduğu Edirne cezaevinde ayak basmış..
Evet..
Ben, memleketimin plakası olan 75’i ters çevirip, 57 yaptığım aynı ay, Nisan ayında doğan Demirtaş’ın doğum günüymüş..
Benim ayak bastığım 57 yaşında hayata göz yuman Atatürk’ün aramızdan ayrılışını hatırlatan Kasım 2016’nın 4’ünde tutuklandığında 43 yaşında olan ve bugün 53 yaşına adım atan Demirtaş, 10 yıldır memleketim Ardahan gibi bir sınır kenti olan Edirne’de hala cezaevinde..
Ve bugün eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın doğum günü..
10 Nisan 1973’te ‘Gakgoşlar diyarı..’ denen Elazığ-Palu’da bir Kürt çocuğu olarak doğan Demirtaş 10 yıldır tutulduğu cezaevinde 53 yaşına bastı..
Kılıçdaroğlu’lu CHP’nin Denizlerin idamına benzer bir tutumla el kaldırıp, dokunulmazlığını kaldırıp, ‘seni başkan yaptırmayacağız..’ diye kendisine diş bileyenlerin önünü açtığı, İmralı’nın ‘adı benim adımın önüne geçemez..’ dediği Demirtaş 53. yaş dönümüne Edirne de cezaevinde merhaba demiş..
Ve benim 57, onun 53’üne girdiği baharın müjdecisi şu aylarda bir tezek bulup, yakamayanların, Newroz’u bile kutlayamayan helvacıların içine sızıp, demlendiği, heval Demirtaşların geri itildiği, unutulduğu, unutturulduğu siyasi bir atmosferin insanı boğduğu bir gün kutlanır mı?
Bilmem ama adına ‘süreç’ adı verildiği bir zamanda ‘Kuzeydoğu Ardahan’dan batı Trakya Edirne’ye, oradan Avrupa, Macaristan’a selam..’ demekten başka çare ve imkan yok..
Ve bunca helwacıların olduğu ama bir kerme bulup, Newroz’un kutlanamadığı bir zamanda ‘iyi ki doğdun..’ demek ne büyük bir doğum sancısıymış be hewal demekten öte..
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..
Bu metin, Macaristan seçimlerindeki muhalefet zaferi üzerinden otoriter yönetimlerin sona erişine ve Türkiye’deki hukuksuzluk iddialarına odaklanan siyasi bir değerlendirmedir. Yazar, Macar lider Orban’ın yenilgisini demokrasinin bir kazanımı olarak nitelendirirken, bu durumu Selahattin Demirtaş’ın tutukluluk süreciyle ilişkilendirerek ele almaktadır. Demirtaş’ın cezaevindeki onuncu yılına ve yeni yaşına vurgu yapan yazı, yargı kararlarına rağmen devam eden bu esareti sert bir dille eleştirmektedir. Adalet arayışı ve siyasi baskılar ekseninde şekillenen anlatıda, hem küresel hem de yerel düzeydeki demokratik değişim umudu dile getirilmektedir. Sonuç olarak kaynak, insan hakları ihlalleri ve siyasi atmosferin yarattığı karamsarlığa karşı bir dayanışma mesajı niteliği taşımaktadır.
SOLCULARIN DESTEĞİNİ İDAMLARLA ÖDÜLLENDİREN İRAN FOTOĞRAFLARDAN DERS ALACAK MI?
Dünya gündemi ile başlayan, ülke gündemi ile son bulan bugünkü yazıma başlamadan önce başta şu 'Kereste Rüşveti' başlığını koyduğumuz haberimiz olmak üzere bir kaç yerel haberlerimize konu olan bir iki fotoğraftan bahsetmek isterim.. Çünkü, önce haberlerimize konu olan sonra da 'sanki size inat' dercesine sanala yansıyan o ünlü, ünsüz fotoğraflarında İsrail-Amerika'nın İran'a saldırısında ortaya haber konan fotoğraflardan farkı yok gibi..
Yani, İran'ın bombalanıp, yerle bir edilmesine, öğrencileri başta olmak üzere yüzlerce insanın ölmesine karşın, zafer Amerika'nın ve İsrail'in kazanmış gibi haber ve fotoğraflar servis eden havuz yok ya merkez, hayır hayır benim adını koyup, 'Buda Okyanus Havuzu' dediğim basın ve medyadaki gibi yerelde de aynı haber ve fotoğraflara rastlıyordum..
Öncelikle kendi köylüsü olan birinin, kendisi gibi bir çoklarının çöktüğü söylenen ve bu çökme yani gelişi güzel insanın, 'iş, işçi' adı altında güçlü bir genel af bekleyen cezaevlerini doldurduğu için meclis üyelerinin toplantı katılım ücretleri dahil maaş ödemekten zorlanan tıka basa Ardahan İl Özel idarede çalışan ve suçlanan kişi ile AK Parti Ardahan Milletvekili Kaan Koç'un verdiği fotoğraftır..
Evet, whatsapp yazışmaları alenen ortada olan ve 'ÖZEL İDARENİN ‘KERESTE RÜŞVETİ’ İDDİASI ADALET BAKANLIĞINA SEVK EDİLDİ!' haberimize konu olan şahıs ile çekilen o fotoğraf ne kadar etik ve doğrudur bilmem ama fotoğraftaki şahsın, vekili ziyaretinde 'whatsapp yazışmalarıma rağmen beni koru' deyip, demediğini de sorar gibiydi.. Ve bu fotoğrafın hemen akabinde www.kuzyanadolugaazetesi.com adlı haber sitemizin https://kuzeyanadolugazetesi.com/ardahan-cumhuriyet-bassavciligina-sikayet-ve-ihbarimdir/ linkinde bulunan 'ARDAHAN CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA ŞİKAYET ve İHBARIMDIR..' başlıklı yazım sonrası Ardahan Cumhuriyet Savcısının, bizim türkücü belediye başkanı gibi deniz olmayan ülkede özel yatı olduğu ileri sürülen Adalet Bakanı ile birlikte olan fotoğrafının hemen akabinde 'AK PARTİLİ BELEDİYELERDEN CHP’Lİ TÜRKÜCÜ BAŞKANA TAM DESTEK!' başlıklı haberimize konu olan fotoğraftır.
Tabi cenazeye arkasını dönüp, helallik isteyen İmam'ın, eşi müftü yardımcı olan İmamın türkücü Ardahan belediye başkanı gibi bayramda Ardahan dışına çıkması ile şikayet edilen 'PARAYI İMAM ALIYOR, GÖREVİNİ MÜEZZİN YAPIYOR..' haberimiz ve daha nice haberlerimiz ardından gördüğümüz 'ilginç' denen bir o kadar da “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” deyimini hatırlatan fotoğraf ve sözde bizi yalanlama, birilerini 'savunma' değil 'adeta yalama' denen yerel haberler..
Evet, yerelde bunlar yaşanırken dünyada da ilginç şeylerin yaşandığını öğrenip, araştırıp, haber ve yorumlarımızla ülke bağlantılı hızla değişen gündemi yakalamaya çalışırken, mezarlık dibine benzeyen kendi müdürlüğünün kapısını bile yapamayan ve eşini yılın öğretmeni seçip, 20 bin tl.'lik ödülle ödüllendiren Ardahan İl Milli Eğitim Müdürü ne 'Müdür bey bu kapının, çalışmayan asansörün hali nedir?' diye sorulup, sorulmadığını sorduran ve 'Hijyen Eğitimi İşbirliği' denen habere konu olan fotoğrafa rastlıyordum. Ve yerel basın ile hâlâ bir araya gelmeyen valinin yanı sıra İl Genel Meclis Üyesi arkadaşlarının 'hayırlı olsun'a gitmediği ve benimde içinde olduklarımı bıktırırcasına arayıp, 'Beni niye değerlendirmiyorsunuz?' deyip, üniversitede daire başkanlığı aldıktan sonra çekip gidenin memleket sevdasını otaya koyan hastane fotoğrafı ile yerel gündemimizden dünya ve ulusla ilgili gündeme geçelim..
Ve, 'Reklamlarımızla yerelden ulusala özgür gazetecilik..' diyen gazetecilik anlayışı ile bugünkü yazıma, sınır ötesi dünyaya yani İsrail ile birlikte Amerika'nın bombaları ile harabeye dönen ve İsrail'in palazlanmasında büyük rolü olan ve Afganistan ile Irak'ın Amerika tarafından işgallerine gizli desteklerini sonrada alenen açıklayıp, kabul eden İran, İsrail ile Amerika'nın 2. saldırısın da kazanan taraf mı diye tartışıldığı şu günlerde asıl göz ardı edilen, hak, hukuk, adalet, kısacası cumhuriyetin Anayasası olan demokrasi isteyen İran halkının direnişidir..
1979 İran Devrimi'nde Şah'a karşı Molla Humeyni ile ittifak yapan sol grupların yani Tudeh, Halkın Fedaileri, Mücahitlerinin devrim sonrası kurulan İslamcı rejim tarafından tasfiye edilişini 'bizim çocuklar' demelerin 12 Eylül cuntasının, ihtilalin alt yapısına yol verdikleri 80'li yılarda "Kültürel Devrim" adı altında üniversitelerden atılan, binlercesi hapsedilen veya infaz edilen solcuları, hak, hukuk, adalet isteyenleri rejimin en büyük düşmanı, Afganistan ve Irak'ın yıkılışında payı olan İran' birde bu yönde bakmak gerekir..
Çünkü 2001 yılında milyonlarca insanın ölüp, topraklarından göç ettirildiği ve 'demokrasi' denilip değiştirilmek istenen Taliban yönetiminin o dönemlerde devrilmesine destek vererek ABD'nin operasyonunu kolaylaştıran ve bu durumu üst düzey yetkililerince "Biz olmasaydık ABD Afganistan'a giremezdi" şeklinde itirafta bulunup, 40 yıldır 'Kahrolsun' dediği ABD ile gizli ortaklığını doğrulayan, Azerbaycan gibi gaz ve petrol verdiği İsrail ile birlikte bölgeyi Şia rüyaları ile dizayn eden, bir süre Türkiye'de kalıp, sonra görüldüğü Fransa'da uçağı ile geldiği ve bugünkü rejimi kurucusu Ayetullah Humeyni'in oluşturduğu Molla İran, bugün yaşananlardan hiçte suçsuz değil..
Ve aynı İran füzeleri ile değil, Donald Trump'ça iç karışıklığa davet edilen halkın direnişi ile yara, bere içinde kalsa da bugün hala ayakta ise etrafını çeviren dağlar yada Saka Türklerinin kraliçesi olarak tarih yazan Tomris Hatun'a yenilen Perslerle değil, iç kaleyi çökertmeyen halkıyla ayaktadır..
Bun en açık örneği de onca lider, kuşlar gibi tek tek öldürülen, maaş alıp, göbek büyütmekten istihbarat, hava saldırılarına karşın hiç bir önlem almadığı görülen ve kadın saçına düşman olan Devrim Muhafızları denen askerlerinin kahramanlılarıyla değil, başta solcular olmak üzere Şah'ı, Ocak ayının yaşandığı 1979 yılında deviren İran'ı oluşturan Farslar, Kürtler, Azeriler, Peştunlar, Tacikler, Beluçlar, Lurlar ve Zazaların oluşturduğu halkın direnişi ile bugün hala ayakta kalışıdır..
Çünkü Amerika'nın Irak İşgali ettiği 2003 yılında da aynı İran, özellikle Irak'taki Şii gruplar ve milis unsurlar aracılığıyla ABD'nin Saddam Hüseyin rejimini devirmesine zımnen destek vermiş, daha sonra işgal sonrası süreçte ABD ile iş birliği yaparak bölgedeki nüfuzunu tahkim ettiğini sanarken BOB hayalini kuran Amerika ve "Arz-ı Mev'ud" (Vaat Edilmiş Topraklar) inancı çerçevesinde şekillenen, bizim ülkenin sınırlarının da içinde olduğu Nil'den Fırat'a uzanabileceği iddia edilen geniş bir coğrafyada güvenlik ve hakimiyet sağlamak isteyen ve bu vizyon ile Filistin devletinin tamamen ortadan kaldırılması ve "Büyük İsrail" anlayışıyla bölgede nüfuzun genişletilmesini kendisine ahdeden İsrail'in sıraya koyduğunu anlamadığı gibi ülkesinin içinde yaşayan Kürtlerin, Azerilerin de içinde olduğu 90 ila 93 milyon arasında k nüfusuyla öncekilerde olduğu gibi bu son saldırıda da ülkesi adına direnen halkının demokrasi istemlerini anlamamıştır..
Evet, . Doğrudan söylenemeyen uyarıların, ilgili kişinin yakınına söylenerek dolaylı yoldan hedefe ulaştırılmasını ifade eden, öğüt verici ve kalıplaşmış bir atasözü olan "Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla" sözünü bize hatırlatan İran'da ki gelişmeler baktığımız sırada, 'iç kalenin surlarını güçlendireceğiz' denen sürece baktığımızda AHİM, Anayasa mahkemesinin bırakılması gerekir denen Demirtaşların doldurduğu hapishanelerin yeni misafirlerinin kim olacağının konuşulduğu ülkemizde oncası gibi tutuklanan CHP'li Bursa Belediye başkanının yerine bir AK Particinin elini sıcak sudan soğuk suya vurmadan oturduğunu, tutuklanıp görevden uzaklaştırılan Uşak Belediye Başkanı ilişkilendiren İzmir Bornova Belediye Başkanı ile CHP Ankara İl Başkanının da gözaltına alındığı haberlerini alıyorduk..
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..
Yazar, yerel yolsuzluk iddialarından küresel siyasi krizlere uzanan geniş bir perspektifle Ardahan’daki etik dışı fotoğrafları ve İran’ın siyasi tarihindeki tutarsızlıkları eleştirmektedir. Metinde, Ardahan Özel İdaresi’ndeki rüşvet söylentileri ile yerel siyasetçilerin bu şaibeli isimlerle bir araya gelmesi, samimiyetten uzak ve "halkı yanıltmaya yönelik" bir tutum olarak nitelendirilmektedir. Aynı zamanda İran rejiminin geçmişte sol gruplara yönelik baskıcı politikaları ve ABD ile girdiği gizli iş birlikleri, ülkenin bugün yaşadığı dış tehditler karşısındaki samimiyetsizliğinin bir kanıtı olarak sunulmaktadır. Makale, gerek yerel gerekse uluslar arası düzlemde asıl gücün halkın demokratik direnişi olduğunu vurgulayarak, yöneticilerin bu iç kaleyi ihmal etmemesi gerektiği uyarısında bulunmaktadır. Son olarak, Türkiye’deki güncel kayyum atamaları ve tutuklamalar, toplumsal barışın korunması ve iç cephenin tahkim edilmesi bağlamında İran örneğiyle ilişkilendirilmektedir.
Son 2 yeni haber, 3 eski 14 yıl önceki yorumlarım..
Gün boyu yaptığım onca haberi bitirip, dinlenmeye geçmeye hazırlandığım bir esnada göz attığım arşivimdeki yazılarıma bakarken adeta bugün yaşananları anlatan 14 yıl önceki 3 köşe yazımı 'Değişen bir şey var mı?' başlığı ile yeniden yayınlamayı düşünürken önüme düşen bir fotoğrafı ' Ardahan Cumhuriyet Başsavcısı Adalet Bakanını ziyaret etti!..' başlığı ile habere çevirip, Ardahan'ın en çok takip edilen ve okunan haber sitemiz www.kuzeanadolugazetesi.com adlı haber sitemize eklediğim esnada bu kez whatsappıma düşen bir fotoğraf ile az önce yaptığım 1. haberimin devamının geldiğini anlıyordum. Bu kez 'AK PARTİLİ BELEDİYELERDEN 'CHPL'Lİ TÜRKÜCÜ BAŞKANA TAM DESTEK!' başlığı ile günün ikinci haberini yazıyordum.
'Ardahan Cumhuriyet Başsavcısı Adalet Bakanını ziyaret etti!..' başlıklı, 'Hakkında bir çok iddiaların öne sürüldüğü CHP'li türkücü belediye başkanının olduğu Ardahan'ın Cumhuriyet Başsavcısı, eski savcı yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek'i makamında ziyaret etti.' satıları ile devam eden birinci haberim sanki eksik kalmış gibi bu kez whatsappıma düşen fotoğrafa bakıp, '8 Yıldır görevde olan, aynı zamanda Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olan Gazeteci Fakir Yılmaz’ın, ‘ARDAHAN CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA ŞİKAYET ve İHBARIMDIR..‘ başlığı ile ‘YAZIYORSAM SEBEBİ VAR’ adlı köşe yazımda ele aldığım 16 maddelik iddialar olmak üzere hakkında bir çok iddianın olmasına rağmen başta AK Partili Milletvekili olmak üzere hiç bir AK Partilinin ses çıkarmadığı CHP’li Ardahan Belediye Başkanına bir destekte AK Partili Göle, Çıldır, Hanak ve Göle Köprülü Belediye Başkanlarından geldi.
Damal’ın Bağımsız Belediye Başkanının gitmediği, ne toplantısı olduğu öğrenilemeyen toplantı ardından 4’ü AK Partili Belediye Başkanın yanı sıra kendisi gibi Posof’u AK Partiden alan CHP’li Posof Belediye Başkanı ile poz vermenin keyfini yaşayan türkücü CHP’li Belediye başkanının, Ardahan Cumhuriyet Başsavcının Adalet Bakanı ile görüşmesinin hemen akabinde vermesi ise günün en dikkat çekici durum olarak kayıtlara geçmiş oldu.' diye devam eden haberi yazıyordum.
Ve gün boyu onca haberin yanında yetinmeyip, AK Parti Ardahan İl Başkanı Hakan Aydın'ı arayıp, AK Partili başkanlarının CHP'lli türkücü Belediye Başkanı ile verdiği pozun anlamını soruyor ancak "Bir dokun bin ah işit" misali cevaplar alıyor, başkana üzülüp, 'Tamam başkan ben sormadım sen söylemedin ' diyerek gece 3'te bir medeniyetin bitecek' denen Türkiye'deki kapalı konsolosluğu saldırıya uğrayan İsrail ile birlikte Ortadoğu'yu kana bulayan Amerika'nın İran'a yönelik ne yapacağını, Japonya'ya attığı bombadan mı atacak diye tartışılan haberlerin sonuçlanmasını beklemeye koyulup, bundan sonrasını adeta bugün yaşananları anlatan 14 yıl önce yazdığım yorumlara bırakıyordum..
Çünkü, Ardahanlı Mutlu Kerimoğlu'nun başkan yardımcısı olduğu Ankara Etimesgut ile Bursa Büyükşehir Belediyesine yapılan baskınlardan sonra birileri gibi ata binip, geçemediğim Üsküdar Belediyesine yönelik bir baskın olduğunu son dakikada öğrenen ben de AK Parti Ardahan İl Başkanı gibi bir duruma girip, "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" diyor ve normalde, bugünü anlatan 3 yazı ile 14 yıl önceki hiçte bayatlamayan yazılarıma yer veriyorum..
İşte sanki bugünü anlatan dünün 3 yazısı...
1;
BDP Gerçek Muhataptır..
Yüzde 99’nun Kürt oyları alarak meclise giden BDP’lilerin PKK’nın uzantısı olarak lanse edip, ardından,’ siyasilerle müzakereye oturabiliriz’ diyen bir başbakanı düşünüyorum da karşıma ne kadar samimi bir müzakereci başbakanın çıktığını görüyorum..
Baharın gelmesiyle birlikte yeniden şiddetlenmesinden korkulan çatışmaların artık sona ermesi konusunda oluşan havayı hissedemeyenlerin bir taraftan küfür ederek, diğer taraftan sözde müzakereci görünmesi de bir kadar düşündürücüdür.
‘Siyasilerle görüşürüm’ diyen ama mevcut siyasilerin bir bölümünü içeri tıkatan, diğer kısmın adına da uzantı diyeceksin sonra da ‘biz barış, kardeşlikten yanayız’ diyen bir anlayışın nasıl olur barışı getireceği de meçhul olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu nedenle öncelikle samimi olmak ve bu sürekli kanayan yarayı sarmak niyetinde olmak gerekmez mi?
Bunu yapacak olanında bizzat başbakan olduğunu her kez iyi biliyor..
Çünkü; ‘Bu sorunu, ben çözerim, Kürtlerin gerçek temsilcisi benim’ diyen aynı kişide bu başbakandır..
Bu nedenle öncelikle samimi olmak ve BDP’lilerin elini tutarken kerhen değil, candan tutmak gerek..
Çünkü başbakan da, başkaları da kabul etmezse de BDP’nin ülkenin 1. gündem maddesi olan Kürt sorunu konusunda birinci muhataptır..
Tabi bu muhataplığı kendi tabanının istediklerinin yerine gelmesi halinde gerçekleşir.
Bu nedenle BDP’ye akıl vermektense, ‘yok onu dinleme, yok bunu dinleme siyasi iradeni ortaya koy’ demekle sözde tuttuğun eli geri iter ve BDP’yi aradan çıkarsan o zaman gidersin bugün kabul etmediklerinin elini öyle ya da böyle tutarsın..
Buradan yeniden diyorum ki; BDP Kürt halkının gerçek temsilcisidir. Eğer Kürt sorununun çözümünde samimiyseniz ve bu ülkeye barış gelsin, kardeşlik yeşersin diyorsanız karşınızda en samimi olan da BDP’dir diyorum..
2;
Hayırlı Olsun CHP
Yıllardır aynı isimlerle siyaset yapan ve Göle yerelinde iktidar yüzü görmeyen CHP dün yaptığı ilçe kongresiyle yeni bir isim ve yeni bir liste ile yaklaşan yerel seçimler öncesi seçmene merhaba dedi.
AK Parti'den sonra CHP'nin de değişime gittiğini gördüğümüz Göle'de etkili olan diğer bir parti BDP'nin de bu yolu izleyip, izlemeyeceğini merak ederken, Metin Kasımoğlu'lu yeni CHP'nin neler yapacağını önümüzdeki günler, aylar ve yerel seçimde göreceğiz.. 12 Eylül Cuntasının yarıgılandığı bir günde yenilenen Göle CHP'nin başta 102 yaşındaki Berfo Ana'nın aradığı Göleli devrimci Cemil Kırbayır'ı olmak üzere Göle'deki toplu mezarlar, TİGEM, Orman İşletmesi, kapatılan ve CHP'nin de ortak olduğu İş Bankası ile esnaf bankası Halk Bankası gibi yeni bankaların açılması, kilosu bir bardak çaydan ucuz olan sütü, bitmeye yüz tutan hayvancılık, yolu, suyu olmayan köyler konusunda nasıl bir yol çizeceğini merak ediyoruz.
Bu ve buna benzerlerin üzerine gidip gitmeyeceğini, 1 Mayıs Mahallesinin isminin yeniden iade edilip, edilmesi konusunda da adım atacağına inandığımız devrimci abimiz Kasımoğlu'nun Göle Spor ve gençlere, kadınlara yönelik politikalar da geliştirip, bir zamanlar küçük Moskova denilen Göle'de CHP'nin yeniden toparlanıp, toparlanmayacağını hep birlikte göreceğiz..
3;
Yarın CHP’de seçim var..
Geçtiğimiz gün CHP ile ilgili ele aldığımız yazımız ardından önce Damal'da, sonra Hanak'ta, ardından Posof ve Göle ile Ardahan merkezde ilçe kongrelerini tamamlayan CHP yarında Çıldır'da seçime gidiyor.
Aynı zamanda Çıldır'da sevilen bir esnaf olan Nevzat Şirin'in başkanlığı yaptığı CHP'nin Çıldır'da tek aday ile gideceği bu seçim ardından İl başkanlığı seçimi yapılacak.
Yarın Çıldır'da yapılacak olan Çıldır CHP İlçe Başkanlığı ardından yeni kadrolarla yaklaşan yerel seçimlere gidecek olan CHP'nin başta Çıldır'da olmak üzere Ardahan ve diğer ilçelerde, bir muhalefet partisinin arayıp bulamadığı sorunlarla boğuşan Ardahan'da kendisini göstermelidir. Bunun içinde Göle'de olduğu gibi Hanak'ta istendiği gibi Posof'ta yarışıldığı gibi İl Başkanlığı seçiminde de yeni bir yol çizmeli, buna göre adım atıp, İl yönetimi seçmelidir..
75’i ters çevirirsen ne eder?!.
BOP’çu Amerika’nın NATO ve AB ülkeleri olmaksızın yanına aldığı İsrail ile birlikte Libya, Irak, Lübnan ve Suriye’den sonra havadan saldırıldığı ancak aşağıdaki (Para verdik, silahlandırdık yeter’ deyip, Suriye’nin başına geçirdiği eski terörist yeni cumhurbaşkanının İş-İT’çi kafaya teslim edip, küstürdüğü Kürtlerden alamadığı destek yüzünden bir hayli zorlandığı ve Hürmüz boğazında boğulmaya başladığı İran’ı yormaya devam ederken, yeğen Baran’ın ayrıldığı, oğul Doğu’nun yüklendiği yayın grubumuzun günlük basılı gazetelerinden olan ‘Ardahan Anadolu Haber’ adlı gazetemizin hazırlandığını ve whatsapp’tan gelen tın sesi ile ‘Baba köşe yazın..’ mesajının uyarmasını alıyordum..
Tabi ben de bu sırada, ulusal tv TEMPO TV’de 7 yıldır aralıksız ve kesintisiz olarak canlı yayınlanan ‘Gazetecilerle Gündem’ adlı tv programın yorgunluğunun hemen akabinde rutin hayatın getirdikleri ve gereklerinin yanında asıl işim, mesleğim olan gazeteciliğimin verdiği enerji ile gün boyu yazdığım haberlerin yanı sıra yeni bir çalışmamız olan ve güzel etkileşimler alan ‘Ardahan Sanal Radyo’ yayınıma ara verip, 36 yıldır kesintisiz yazdığım yazılarımın yer aldığı ‘Yazıyorsam Sebebi Var’ adlı köşeme uğurlu günüm dediğim Salı’nın yazısını yazmaya başlıyordum..
Ha bu arada İran’ında ebabil kuşlarını anımsatan ve İsrail dahil tüm Arap yarımadasına, Ortadoğu’ya hatta Kıbrıs’ın güneyine ulaşan müthiş füzeleri, Hürmüz boğazından sonra Arap Yarımadası’nın güneybatısı Yemen ile Afrika Boynuzu Cibuti ve Eritre arasında yer alan ve Kızıldeniz’i Aden Körfezi ile Hint Okyanusu’na bağlayan boğazı da paralı askerler denen vekil, milis güçlerle kapatacağını da belirtip, ‘Baskıyla, kanla, bombalarla demokrasi, özgürlük’ deyip, şimdi de kendisine saldıranlara Azeri ve Kürtleri ezen, hak hukuklarını vermeyen Mollaların dualarıyla direniyordu..
Öte yandan benim, bir tezek yakıp, Newroz’u kutlayamayanlar dediğim bu yetmez bir zamanlar başkanlığını yaptığım ve gün geçtikçe adı, sanı yaptıkları unutulan ARDAFED gibi arka mahalleye partiyi taşıyan Ardahan İl ve İlçe Örgütünün bağlı olduğu ve yine benim hevallerin arasına helwacıların sızdığını iddia ettiğim, şehir merkezlerinin gündeminde bi haber köylü idarecilerden, helvacılardan temizlenmesi gerektiğine işaret ettiğim DEM, kendi başkanları gibi başkanlarının yerine kayyumlar atanan ve erken bir seçim isteyen CHP Genel Başkanı ile görüştüğü sıralarda, ‘partiye sızan ajanlar..’ tartışmalarını yaşayan MHP’nin İstanbul’un İl Başkanı ile 39 İlçe Başkanını görevden el çektirdiğinin haberini alıyorduk.
Ve bende bir yandan tamı tamına hem de aralıksız 36 yıldır gece, gündüz yorulmadan 75 plakalı, bir demiryolu 3 gümrük kapısı olan, Kafkasya’nın 2 ülkesine komşu olmasına rağmen ne bir konsolosluk, ne bir gümrük müdürlüğü, ne bir tren istasyonu, ne de bir Antreposu olmayan serhat kentin sorun ve sıkıntılarını yazmaya devam ediyorum..
Tabi bu arada, 2 güne biter denen ama yıllarca sürüp, çoluk , çocuk, kadın , sivil demeden milyona yakın insanın öldüğü, oncasının göç ettiği, Gazze gibi şehirlerin yerle bir edildiği Libya, Irak, Lübnan ve Suriye gibi İsrail ile birlikte şimdi de Orta Asyayı istila etmeye çalışırlarken Türk hükümdarı Tomris Hatun’a yenilen Perslerin merkezi İran’ı yormayı sürdüren Amerika bana da bomba atmıştı..
Çünkü ABD menşeli YouTube’nin sorgusuz, sualsiz ve onca sormama karşın, neden kanalımı kapattığını söylemeyen, onca yılın içinde yok imkanlarla verdiğimiz mücadelemizle, çok değerli emeğimizin içinde olduğu eski sanal kanalım, YouTube ArdahanTV adlı YouTube kanalımın yerine yenisini açmış, baştan aşağıya kurmaya çalışıyordum..
Ve; https://www.youtube.com/@fakirajansardahan linkiyle açtığımız ve rica edip, ücretsiz 1 tık ile abone olmanızı istediğimiz yeni sanal tv kanalımız, https://www.youtube.com/@fakirajansardahan YouTube kanalına dolup, taşan dahili ve harici hard disklerdeki arşivimizde bulunan onca görüntülü haberleri baştan, yeniden eklemenin stresi ile benden beter gerilen bilgisayarım da İran ve benim kadar yoruluyordu.
Tabi bu yorulmanın diğer bir nedenin de, ‘en stresli 10 meslek’ sıralamasında 9. sırada bulunan gazetecilik mesleğinin güdüsüyle dakika başı değişen gündemi kaçırmama ve haber atlatmama olduğunu bile bile durup, dinlemeden 75 plakalı Ardahan’ın da için de olduğu ülkemi, savaşlarla kana bulanan dünyayı kurtarmaya çalışıyordum.
Ve bu arada art arda gelen mesajlarla takipte bir hayli zorlandığımız gündem gibi hızla gelip, geçen yılların birisinin daha oncası ve bir o kadar yaşanmışlar misali hızla gelip, geçtiğini ve çekip, gittiğini, İran’a olduğu gibi YouTube kanalıma da bomba atan ve Saddam, Esad pardon Esedler ve diğerleri misali Kızılderilileri yok ettikleri gibi Kürtlede yok etmeye çalışan emperyalist, dünyanın cendermesi Amerika menşeli olan facebok sayfama gelen güzel mesajlarla anlıyordum.
Evet, sevgilim dediğim memleketim Ardahan’ın plakası olan 75’i ters çevirsen ne olur? sorusunu bana sorduran 3 Nisan gününden başlayıp, bugüne kadar gelen güzel mesajlarla iyiden iyiye beyazlanan sakallarımla, 7. torunum Han Alparslan’ın dünyaya merhaba demesiyle 57’yi bulduğumun cevabı, doğum günüm dolayısıyla okurlarım ve dostlarımca bana yollanan güzel mesajlara teşekkür ederek almış oluyordum.
Ve benim de artık ‘yaşlı bir gazeteci..’ olduğumu kabul edip, yıllarıdır yazdığım yazılarımın da içinde olduğu ‘Özel Hayat Anlatılır mı?’ başlığını kan kırmızı değil, aşkın simgesi dikenli kırmızı gülü kapağına koymayı düşündüğüm kitabımı hazırladıktan, sonra yayınlayıp, gazetecilikten yazarlığa da soyunup, yıllar önce zaten olduğum 28 tl.’lik emekliliği değil, geriye kalan hayatı parkta, kahvede, yaylada, denizde geçirsem mi diye düşünüyordum..
Evet, başta, acı vererek dökülen dişlerimizi tedavi ettirip, hazırlandığı , üniversitede dişçiliği hedefleyen ilk torun Ezel olmak üzere, ‘Bende büyüdüm’ deyip, anasının arabasını alıp kaçıran ama türkücü başkanı olmasına karşın olağanüstü bozuk olduğunda türkülere konu olan gülleri açmayan Ardahan yollarından çıkıp, tarlaya uçan Dağhan ile yoksa iyi bir muhabir olacağını benim kameramanım olup, çektiği videolarla ortaya koyan yakışıklı Berat’la, babamın adını alıp, yaşatan, bana ‘Asıl sen beni yaşlandırdın’ diye sitem eden baba annesine, ‘Nenoş’ diyen Rüzgar ile yarışan ve Deniz amcasının adını aldığı devrimcilerle birlikte anılan Mahir’in dedesine gülüşüne, her geçen gün güzel annesine benzeyen Mira’nın kıskandığı şimdiden Apo dediğimiz Ardahan’ın son 3 kelimesini adının önüne koydurtan son torun Han Alparslan’la ve siz beni yaşatan, yaşlatan okurlarla olmak üzere sevdiklerimle baş başa kalarak geçiren bir insan emeklisi olmak en iyisi mi acaba?..
Çünkü 75’i ters çevireli 57’ye adım atan bu gazetecinin doğum günü olan 3 Nisan 2026’ın da bu yazıyı yazarken çoktan geride kaldığı ve çekip, gidenler gibi gelip, gelmeyeceği meçhul 58’e doğru yola gireli bir hafta oldu bile..
Ne dersiniz, bende o güzel yıllar, güller, dikenler gibi sizi bende bırakıp, meçhule doğru çekip, gitsem mi?
Ggg
İRAN'DA ÖLDÜRLENLERİN CENAZELERİ ve İMAM'IN SAVUNUCULARI, MALIN SAHİBİ..
Yazıma başlamadan, Google 'İSRAİL AMERİKA SAVAŞINDA İRAN'DAKİ ÖLÜMLER.' diye yazdığımda karşıma, '8-10 Ocak 2026 tarihleri arasında karşıma çıktı. ABD merkezli İRAN' ın, ölü sayısını 7.000 olarak tahmin ederken; İran hükûmeti ölü sayısının 3.117 olduğunu belirtti, Donald Trump ise ölü sayısının 32.000 kişi olduğunu ifade etti.' satırları vardı.
Bu cevabın bana yetmediğini ve sorduğum sorunun cevabı olmadığını görüp, yeniden soruma cevap aramaya hazırlanırken gecenin 00.00'ında telefonum çalıyor, açtığımda karşıma bir Demir yolu olmak üzere 3 gümrük kapısı olmasına karşın ithalatın, ihracatın sıfır denecek derecede olduğu kentim Ardahan'ın Gürcistan ve Ermenistan'a sıfır sınırında bulunan, Kars-Tiflis-Bakü-Demiryolunun geçmesine karşın yapılacak denen Antrepo ve bir tren istasyonunun olmadığı Çıldır'da, iş hayatındaki çırpınışını izlerken rahmetli babamın o yoktan var eden mücadelesi ile tanıdığım, bir iş insanı, dostum Turgay Şirin'in aradığını görüyordum.
Ve başta bu 3 gümrük kapısı, Çıldır Aktaş, Posof Türkgözü (Badele), KTB demir ipek yolunun olduğu ama Sınır Ticaret Merkezi olmayan, konsolosluğun olmadığı, 15 gün Ardahan'da kalıp, aldığı asalet rütbesi sonrası gittiği 15 yıl Ankara'da oturup, emekli olan Ardahan Valiliği Özel Kalem Müdürü gibi 'acaba kağıt üzerinde oda var mı?' diye düşündüğüm, gümrük müdürü olmayan kentim Ardahan'da önümüzde ki aylarda yapılacak olan Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası, ATSO seçimi ile gece yarısı kritiğini birlikte yaptığım bölgenin tek sınır ticaret yapan iş insanı denen Çıldırlı iş insanı rahmetli babamın, 'Malın sahibi mala sahip çıkmalı..' sözünü bana hatırlatıp, ATSO adayı, Ardahan vergi rekortmeni Sabahattin Gündoğdu ile birlikte hareket ettiğini söylüyor, bana düşeni bana bırakıyordu.
Evet, tam dünyayı, sınırlarımız ötesini düşündüm. Ve bu yönde bir yazı için tam hazırlamış, ilk satırlarını yazmıştım ki, gece yarısı beni arayıp, 3 gümrük kapısına sahibiz ama niye böyle yoksuluz, göç ederiz, ithalatçımız, ihracatçımız ve 2 ülkeye sınır olmamıza karşın niye bir konsolosluk yok, gümrük müdürlüğü nerede diye dert edip, sinir olduğum memleketimin sınırlarını bana hatırlatan Ardahan'ın önemli iş insanlarından Turgay Şirin, iş hayatında kendisine örnek aldığı babamın o sözünü bana hatırlatıp, ATSO Başkan Adayı iş insanı, vergi rekortmeni, kazandığını Ardahan'a yatırıma çeviren, bir çok insana iş sağlayan iş insanı Gündoğdu'nun yanında neden yer aldığını uzun uzun anlatmadan, bir dönem destekledikleri, maddi, manevi hiç bir sorunu olmadığı, dost, arkadaş, Ardahanlı olarak sevdiğim mevcut başkanı, Çetin Demirci'nin ithalat, ihracatta sıfır çeken, tırcı esnafı olmayan, gümrükçü büroları bulmayan 3 gümrük kapımız gibi üç dönemdir başkan olduğunu hatırlayıp, 'artık yeter' deyip, teşekkür ederek çekilmesi gerektiğini de dikkat çekiyordu.
Şirin ile bu yöndeki sohbeti bitirip, yeniden yazacağım yeni yazımın merak ettiğim sorusuna cevap aramak için açtığım sanal sayfada bir süre önce yaptığım, 'ÖLÜYE SAYGI BU OLMALI!' başlıklı haberime yapılan yorumlar önüne düşüyordu.
Ve az önce beni arayan, 3 gümrüğe sahip olmasına karşın, hayvancılığın yanında var olan ama yolu, ışıklandırması ve gereken alt yapısı olmadığından eski Hanak yolun yanı başında bomboş bekleyen OSB'sine bir çivi çakılmayan, Ardahan Et'inin besi ahır konumuna , polis evi olacağı söylenen dağ oteli işletilemeyip, kapalı olan devasa kayak tesissinin olmasına karşın, değil olimpiyatlara ülke içindeki kayak sporunda adı geçmeyen, tik, tokla tanıtılmaya çalışılan bu yoksul kentin nasıl olup gelişeceğini anlattıktan sonra ATSO Adayı Sabahattin Gündoğdu ile birlikte hareket ettiğini bana söyleyen 'İş insanı Turgay Şirin ile benim derdime bak, bunların saçmalığına bak..' deyip, erinemeden o haberime yapılan yorumlara cevap vermeye çalışıp, merak ettiğim soruya cevap aramayı öteleyip, aşağıdaki cevabı yazıyordum.
Çünkü derdi maaş, mevki olanların samimi olmayan duasının tutmadığı bu kentte Şirin ya da benim gibi memleketi dert etmedikleri ve dinen birinin arkasından konuşmanın haram ve günah olduğunu bile anlamayıp, haberini linkini tıklamadan, anlamadan bana yönelik mesajlar çok adice ve bir o kadar da saçma, salakça olduğundan 'Bu ölü yiyenlere, ölüye ben değil, o kıt beyinleri ile aslında kendileri saygısızlık edenlere cevap vermeliydim.. Yoksa, bir hayli geç gördüğüm o mesajları yazanların, 'Fezonun oğlu Fakir bizden tırstı..' deyip, mutlu olacaklardı..
Evet, gece yarısı beni arayıp, 'Malın sahibi mala sahip çıkmalı' diyerek beni de işime sahip çıkmamı gerektiğini bana hatırlattıktan sonra ATSO Başkan adayı Sabahattin Gündoğdu'nun yanında, birlikte olacaklarını belirten iş insanı Turgay Şirin'in bu hatırlatmasının hatırına bende başlıyordum o mesajlara cevap vermek için 'İRAN'DA ÖLDÜRLENLERİN CENAZELERİ!' başlıklı bu yazıma başlamadan önce Google babaya sorduğum, 'İSRAİL AMERİKA SAVAŞINDA İRAN'DAKİ ÖLÜMLER..' soruma cevap aramayı bırakıp, 'ÖLÜYE SAYGI BU OLMALI!' başlıklı haberime yapılan yorumlara cevap için aşağıdaki mesajı yazmaya başladım.
Önce, 'ÖLÜYE SAYGI BU OLMALI!' başlıklı haberimin ve 'Geçtiğimiz günler içinde Ardahan merkeze bağlı Ölçek köyünde hayata göz yuman bir vatandaşın cenaze namazını tabutu arkasına alarak kıldıran Ardahan merkez cami imamı G.S.’nin cenaze namazı esnasında duruşu tartışıldığı bir zamanda Ardahan’ın Damal ilçesine bağlı Seyitören köyünde hayata göz yuman diğer bir vatandaşın cenaze merasiminde namazı kıldıran hocanın gerek tabuta karşı duruşu, gerekse saygısı dikkatlerden kaçmadı. Bu içeriği bir kez de burada birlikte okuyalım...
Ve dönüp, bu haberimin linkini paylaştığım facebooka geri dönüp, o saçma, sapan dediğim yorumlara sonra da benim cevabıma bakalım, sonrada, 'İSRAİL AMERİKA SAVAŞINDA İRAN'DAKİ ÖLÜMLER.' diye googel amcaya sorduğum soruya cevap arayıp, yarın saat: 15.00'da TEMPO TV'de canlı olarak yayınlanan 'Gazetecilerle Gündem' adlı programın hazırlığı için yazımızı bitirelim..
Önce, 'ÖLÜYE SAYGI BU OLMALI!' başlıklı haberimi paylaştığım linkin altına yapılan o saçma yorumlar ve kendilerine bir dua okuyup, üfleyen ve sağlık bakanlığını başlattığı, “İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa” kampanyasını duymadığını düşündüğüm imamın duası karşılığında türkücü başkanın trolleri gibi bana beddua eden beleş avukatları olduklarını tahmin ettiğim mesajlar..
Mesaj-1: Murat Aras
Başka bir şey bulamadın ölmüş insanlardan haber yapıyorsunuz, ayıp hiç olmazsa babandan utan. (Babasından utananı söyle de sana hak verip, inanayım..)
Mesaj-2: Ersin Bilgin
Efendim adam burada helallik alıyordu.. Bende oradaydım öyle dediğiniz gibi bir saygısızlık yok zaten imam da bizim kendi köylümüz ve komşumuz olur rahmetli de komsumuzdu Allah rahmet eylesin.. (Tamam.. Ben ne yazmışım.. Evet helallik alıyordu doğru ama ölüye arkanı dönüp, ele alınmayacağını ben değil din bilgileri diyor.. Ve imam senin köylün olduğu kadar rahmetli dedem Celil'in yaptırdığı çeşmesi olan Göleberte komşu köy, şu an görev yaptığı camiinin yapılmasına bir tosun değil, boğa bağışlayan babamın siyasi mücadele arkadaşı Dursun Akçam'ın köylüsü ve o caminin altındaki Kur'an kursunu özelleştirmeye çalışanlara karşı mücadele veren ve levhayı kaldırtan benim de hemşerim..)
Mesaj-3: Edip Toptaş
Fakir bey lütfen Ardahan ismi ile var olup, onu kötüleme artık birazda baban gibi ol lütfen her ne kadar Ardahan da yaşamasam da Ardahan benim için vazgeçilmezdir olanın ekmeğini yiyip te Ardahan'ı kötüleme.. (Burada Ardahan'ı kötüleme diye hangi satır var?.. Ki sevgilim dediğim Ardahan'ın güzelleşmesi için sen ne kadar mücadele ettiysen bende o kadar mücadele ediyorum.. Ve merak etme ben o babaın oğlu olduğum için çeper dibinde değil, alanda mücadele ediyorum.. Rahat ol..'
Mesaj-4:Ayhan Bak
Fakir bey Ardahan için ne yapmış, karalamadan başka.. (O karaları silme mücadelemi görmeyen sana Ardahan'ın yerel ağzıyla 'Toprağa başan..' demeden başka ne diyeyim sana..'
Mesaj-5:
Gönül Özdemir Özdil
Fakir bey nedense Ardahan'ı kötülemek için her türlü saldırıyı mubah görüyor.. (Sen önce Mübah ne anlama gelir biliyor musun? Bir bbak istesen.. Mübah (ibâha), İslam fıkhında mükellefin yapıp yapmamakta tamamen serbest bırakıldığı, dinen işlenmesinde sevap, terk edilmesinde ise günah bulunmayan fiillerdir. Haram veya farz olmayan, sakıncası bulunmayan helal eylemlerdir. Yemek, içmek, uyumak, yürümek ve meşru sınırlar içinde gezmek gibi günlük işler mübah kapsamına girer.)
Mesaj-6: TC Behçet Korkmaz
Bu resmi çekipte sana yollayan asalak Allah inancı olmayan birinin hocalarla imanlarla derdi olan kim varsa cenazesini kıldırmasın neden camiye gidiyorlar neden hocayı arıyorlar laik demokrasinin olduğu bir ülkede o resmi size gönderen şahıs kiliseye gitsin yani hoca burada bir yanlışı var veya yok önemli olan namazın kılınması ve kıble fakir kardeşim imam istemeyenlere aha orda bir saatlik yol papaz orda saygılar.. (Behçet senin de benim gibi çok namaz kılan! biri olduğunu bildiğimden bu yorumu seni tanıyanlara ve o papaz ruhuna bırakıyorum..)
Mesaj-7: Gürbüz Tatar Çok boş kasetsin bilmiyorum belki farkında değilsin ama çok boş muhabbetler sana gazeteci diye yazanlar utansın.. (Sayfadaki 'Hacı amca öyle bir konuştu ki !' başlıklı paylaşımından utan.. Ha bu arada bana 'kasetsin' derken fetocular gibi beni suçlarken o çocuğu için dert yanan Rizeli dededen utan.. Yani tosun altında buzağı arama tosun burada.. )
Mesaj-8: Zülali Fişenk Fakir Bey hiç bir inanç da cenazeye saygısızca davranılmaz bu tür haberler yaparak toplumları rencide ediyorsunuz. Cenaze namazının Nasıl yapılmasını inanç önderleri gayet iyi bilirler. Sizin böyle yalan haberlerinizi hiç kimse ciddiye almaz haberiniz olsun. (Evet Zülal.. İnanç önderlerinin bildiği ve dediği aşağıda bir bak kim saygısızlık etmiş..)
Mesaj-9: İmam Selçuk
Fakirin dirisine saygısı yok ölüye saygısı yok .. (Senin adın İmam.. Haklı isim adaşın da İmam..)
Mesaj-10: Yücel Sarıçam Yazık çok yazık böyle yalan yanlış haber yapılırmış üstelik mezhepleri kaşıyarak demek ki sayfasını dolduracak haber bulamadı ayıp.. (Mezheple ne alakalı, haberi bir daha oku.. Kaldı ki haberime bu saçma bakışını ret eden solcu aile olarak tanıdığım Sarıçam gerek yok Yeşile boyanmaya..)
Mesaj-11: Ahmet Şenol #FakirYİLMAZ manipülasyon yapma . Hiç bir din görevlisi ne mevtaya ne de kıbleye arkasını dönerek namaz kıldırmaz . O çektiğin görüntü namaz öncesinde cemaate seslenme ve helallik faslıdır. Kendince alevi ve Sünni halkları kışkırtmaya çalışıyorsun. Birisini öcü diğerini şirin gösterme çabaların beyhude bu millet bu oyuna gelmez . Buradan da sana ekmek çıkmaz . (Şen olmayasın.. Şaka şaka.. Ön yargılı ve şerci değilim, korkma, bedduam hemen de tutmaz korkma.. Ama beni anlamayan ve üzenleri de hep Allah'a havale etmişim..
Ancak havale ettiklerim üzüldüklerinde onlara da üzülmüş biriyim iyi bilesin.. Evet, Haberimde bahsettiğin gibi bir satır mı var.. aldı ki senin de dediğin gibi bende aynısı demişim.. Ama öncesi yada sonrası manzara o olmamalı diyen ben değil, senin benim bilmediğim Arapça yazan Kur'an ve din alimleri öyle diyor.. Kaldı ki müftüde hatalı dedi.. Gel sen gazeteci ol bende o imam gibi durayım.. Bakalım sen ne yazarsın..)
Mesaj-12: Baştoklu Yukarı Diganlı Hiç bir şey anlamadım.. (Vallahi bende bu saçma yorumlardan bir şey anlamadım ama yine de aşağıdakilere erinmeden cevap yazdım..)
Gelelim bu mesajların altına yazdığım o mesajıma..
HABERİME YORUM BIRAKAN DİNİ BİLMİŞ KESİLENLERE 2 SORU VE CEVAP..
ÖNCELİKLE, ARDAHAN MİLLETVEKİLİ ÖZGÜR ERDEM İNCESU'UN SANAL SAYFASINDA GÖRDÜĞÜM O FOTOĞRAFTAKİ İKİ İMAMA İYİ BAKIN HELE..
VE ÖNCE DİNİN, DİNİ BİLGİNLERİN EMİR ETTİĞİNE BİR BAKALIM..
İmam, cenaze namazını kıldırırken cenazenin önünde, cemaat ile cenaze arasında durur. Mezheplere göre imamın cenazeye göre konumu şu şekildedir:
Hanefi Mezhebine Göre: Cenaze ister erkek, ister kadın olsun, imam cenazenin göğüs hizasında durur.
Şafii Mezhebine Göre:
Cenaze erkek ise, imam cenazenin baş hizasında durur.
Cenaze kadın ise, imam cenazenin orta kısmında (bel kalça hizasında) durur.
Alimler ve Medreseler Birliği | Fetva Kurulu
Alimler ve Medreseler Birliği | Fetva Kurulu
Genel Kurallar:
İmam, cenazenin göğsüne en yakın noktada durarak namazı kıldırır.
İmamın durduğu yer, cenazenin yüzüne değil, genel olarak göğüs hizasına denk gelecek şekilde ayarlanır.
İmam ve cemaat, kıbleye yönelerek saf tutar...
Önemli not: Yukarıdaki satırları ben değil, haberime yorum bırakanlar ya da dilsiz şeytanlar hiç değil, Önce din emir ediyor.. İnanmıyorsanız Arapça, Kürtçe, Türkçe bilen ya da giren herkes diyor..) YANİ BAZI YORUMLARIN BAHSETTİĞİ YORUMLARDA ADI GEÇEN BABANIN OĞLU OLMAKLA ÖVÜNEN, GURULANAN GAZETECİ FAKİR YILMAZ OLARAK; 'ÖLÜYE SAYGI BU OLMALI!' BAŞLIKLI O HABERİ VE BU İMAMA, ARDAHAN MÜFTÜLLÜĞÜ İLE İLGİLİ HABERLERİ YAPARKEN BAŞTA, 'EVETİ YANLIŞ DURMUŞ, İMAM HATALI VE BENDE SORACAM' DİYEN VE SORDUĞUNU ÖĞRENDİĞİM AMA HER HANGİ BİR SORUŞTURMA BAŞLATIP, BAŞLATMADIĞINI MERAK ETTĞİM İL MÜFTÜSÜNE VE BİR ÇOK TANIDIĞIM İMAM OLMAK ÜZERE DİNİ BİLGİLERE BAKIP ARAŞTIRDIKTAN SONRA O HABERi YAPTIM..
VE DİNİ BİLGİLERDEN BENDEN YOKSUN OLDUKLARI ALENEN GÖRÜNEN SÖZ YORUMLAR BIRAKANLAR BAŞTA OLMAK ÜZERE ANLAMADIĞNIZ, ANLAŞILMAYAN VE SANKİ ŞAHSİ KİNLE YAPILMIŞ İMAJINA SOKULAN O HABERİMİ ZEVKLE YAPTIM.. VE BAŞTA BU PAYLAŞIMIN ALTINA SAÇMA, MESAJLAR BIRAKANLARA DİYORUM Kİ; SİZ, 'İMAM AVUKATLARI' EĞER ÖYLE BİR FOTOĞRAF, GÖRÜNTÜ YENİDİEN OLSA, VE BU FOTOĞRAF GİBİ BANA GELSE GAZETECİ OLARAK BİR DAHA DEĞİL, BİN DEFA YENİDEN YAPACAĞIM YUKARIDAKİ HABERİMİN ALTINA BİR DAHA KEZ DAHA AMA BU KEZ KALIN KALEM İLE İMZA ATIYORUM..
GELELİM İKİNCİ SORUYA.. YANİ İKİ İMAMA VE DURUŞLARINA VE KİMİN SAĞLIK BAKANLIĞININ BAŞLATTIĞI '“İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa” KAMPANYAYA UYUP, UYMADIĞIDIR.. YANİ GÜNDE 5 KEZ NAZMAZ KILDIRDIĞINI BİLDİĞİMİZ İMAM EFENDİLERİN NE KADAR ŞIK VE İNCECİK OLDUĞUNDA BİR BAKALIM.. SİZ BAKMAYACAKSANIZ BEN YENİ BİR HABER İLE ONUDA ANLATACAĞIM,.. Neyse haber linkimin altına yazılan yorumlar ve benim yazdığım bu mesajın da içinde olacağı YAZIYORSAM SEBEBİ VAR adlı köşemde yeni köşe yazım için takibe devam edin.. Fakir Yılmaz/Gazeteci www.kuzeyanadolugazetesi.com
Evet.. Beni gece yarısı arayıp, ATSO seçiminde Sabahattin Gündoğdu'nun yanında olduğunu açıklayan Çıldır iş insanı Turgay Şirin'in asıl konumda beni bölüp, İmamın avukatlarına verdiğim cevapla uğraşırken asıl konuma, 'İSRAİL AMERİKA SAVAŞINDA İRAN'DAKİ ÖLÜMLER.' soruma dönüp, başta, 'ÖLÜYE SAYGI BU OLMAMALI!' haberime konu olan Suni İmamın, Şii imamlarının cenazelerini kılarken, üzerlerine düşeceğini düşündükleri Amerika ve İsrail bombalarını düşünerek cenaze namazlarını kıldırdıkları, ölen İranlı sayısının ne kadar olduğunun hiç gündeme getirilip, yazılmadığını düşünüp, bu soruma cevap ararken, radara yakalanmaz denen uçakları, helikopterleri düşürülen Pentagon'un İran ile savaşında şu ana kadar 13 ABD askeri öldü, 365 asker yaralandığı haberlerini veren okyanus ve havuz medyanın bu emperyalist saldırı da kaç İranlının hayatını kayıp ettiğini yazmadığı yada yazamadığını da görüyordum..
Ve bunca karmaşa içinde ülkede de Adalet Bakanının Diyarbakır'da iktidar partisinin, İl Başkanın koltuğunda oturduğunu ve İmamoğlu ile onca belediye başkanından sonra şimdi de Bursa Büyükşehir Belediye Başkanının da tutuklandığını da haber alıp, gerisi bugün, saat: 15.00'da uydu üzerinde yayın yapan TEMPO TV'de saat: 15.00'da yapacağımız ve bu konuları konuşmayı umduğumuz, 'Gazetecilerle Gündem' adlı yayınımda diyerek, yine, 'bir hayli uzun yazmışsın..' denecek bugünkü haber, yorum olan bir yazıma daha son veriyordum..
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..
Gazeteci Fakir Yılmaz, bu yazısında Ardahan’ın ekonomik geri kalmışlığını ve yerel yönetimdeki aksaklıkları merkeze alarak yaklaşan Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerini değerlendirmektedir. İş insanı Turgay Şirin ile yaptığı görüşme üzerinden bölgedeki gümrük kapılarının verimsizliğini ve yatırım eksiklerini eleştiren yazar, mevcut yönetimin değişmesi gerektiğini savunmaktadır. Metnin önemli bir kısmında, bir cenaze törenindeki imamın duruşuna yönelik yaptığı eleştirel haber nedeniyle kendisine gelen sert tepkilere ve sosyal medya yorumlarına yanıt vermektedir. Yazar, dini vecibelerin doğru uygulanması konusundaki ısrarını sürdürürken, toplumsal meselelere karşı gazetecilik sorumluluğunu yerine getirdiğini vurgulamaktadır. Yazı, yerel sorunlardan küresel siyasete uzanan geniş bir perspektifte, memleket meselelerine sahip çıkma çağrısıyla sona ermektedir.
DEMOKRASİNİN ETTİĞİNE BAKIN!..
Evet.. Biz gazetecilerin '4. kuvvetidir..' denilen demokrasinin ne kadar ulvi bir şey olduğunu, kurtuluş savaşı öncesi ilk yapılan kongrelerin birinde yönetim şekli, 'Cumhuriyettir' deyip, yerel kahramanlarca kurulan Güneybatı Kafkas Hükûmeti ile ilk meclisi, ilk bayrağı göndere çekildiğinde bi haber olunan, biz kazcı sazcı Ardahanlılarca tüm ülke, dünyaya anlatılamayan memleketim Ardahan'da bir kez tarih yazmıştır..
Ve ulusal basının ana dinamosu olan biz yerel gazeteciler gibi ulusal meclisin yerel dinamosu olan ve bana göre değil, demokrasinin 'Yerel parlamentosu' dediği yerel parlementolardan olan Ardahan İl Genel Meclisi, birilerinin kendi beyinlerindeki örümcek ağını genişletmek için bindikleri treni sandıkları Cumhuriyeti taşıyan, bel kemiği olan demokrasinin en güzel örneğini bir kez daha sergilemiştir..
Çünkü, birilerinin hin düşünceleriyle bindiği Kara tren sandıkları halkın dediğinin olduğu demokrasi dolayısıyla devleti temsil eden Ardahan Valisinden sonra halkı temsil eden seçilmişlerin olduğu İl Genel Meclisine bağlı olan İl Özel İdarede dün işçi olarak çalışan biri olan Saffet Karatay, bugün işçisi olduğu meclisin başkanlığına taşınmıştır..
Ve bu ilk cumhuriyet diyen ilk kongreyi, ilk hükümeti, Güneybatı Kafkas Hükümeti'ni kurup, barışı simgeleyen mavi rengi şehidin kanıyla sulanan kırmızı ve doğanın simgesi yeşil renkleriyle boyanmış bayrağı göndere çekilen memleketim Ardahan'da bu güzel, demokrasinin en güzel örneği yaşanmıstır..
Ve..
Bugün NATO gemilerinin İstanbul Boğazında görülmesiyle bir kez daha gündeme gelen ve 'Anlaşmaya uymadınız, Nato'yu burnumun dibine getirdiniz, biz değil siz bozdunuz..' denerek her an bozulacağından ve Gürcistan'a giren tankları hatırlayıp, korktuğumdan olacak ki, bu üç yazıdır dikkat çektiğim
Brest-Litovsk Antlaşması'nın içinde adları geçen Kars ve Ardahan'da kurulan ve cumhuriyeti, demokrasiyi kendisine ilke edinip, Anayasasına koyan, uygulayan topraklarda bir kez daha demokrasi denmiştir..
Evet, dün manşetlerde 'muhtar olamaz' diyen bugün kü Cumhurbaskanımız Erdogan, 7 milyon oy alıp 10 yıldan fazladır hapiste olan Demirtaş, iki kez seçilen ama Hakkari, Mardin ve son olarak Bursa gibi beklenmedik iddialarla bir sabah derdest edilip, bir yıldır hapiste olan İmamoğlu ve 6 kez gidip, 7 kez dönen Demireller gibi daha niceleri, 'şu demokrasinin ettiğine bakın..' demeden dün işçi olduğu kuruma bugün başkan olan Saffet'e, 'tepki koymayıp, saygı göstersin..' diyen cumhuriyete, demokrasiye teşekkür etsinler..
Ha bu arada, 'Arap Baharı' deyip, Arap Adasını, Ortadoğu'yu kana bulayan, 'Venezulya'dan sonra İran'da istediğimiz tamamdır..' demekle, Demokrasi, İnsan Hakları, Hak Hukuk deyip, kayumlarla, bombalarla, dediğim dedik demekle değil, önünde bir kez daha saygıyla önünde eğildiğim, 'demokrasi, Cumhuriyet iç kalenin kalın surlarıdır..' deyip, yazımıza son verip, Tempo TV'de canlı olarak yayınlanan GAZETECİLERLE GÜNDEM' adlı programda bir kez de sözlü anlatmaya gidiyorum..
Ardahan Gazetesi
