İKTİDARIN, DEM’İN UNUTTURDUĞU DEMİRTAŞLAR BELASI..
Dün, milliyetçi sahada yaşanan ve yapılacak erken yada normal bir seçimde oylarının ne olacağını, yeni sürecin başaktörlerinden olan MHP'ye mi, İYİ Parti'ye mi, Anahtar Parti'ye yada Zafer Partisine mi gideceğini birlikte tartıştığımız iş insanı, siyasetçi Muharrem Yıldız ile birlikte ulusal tv TEMPO TV'de yayınlanan 'Gazetecilerle Gündem' adlı program esnasında Karslı hemşerim Tuncer Bakırhan'ın Öcalan'ın yakalanmasının 27. yıl dönümü olan 15 Şubat ile ilgili 'Hem barış olsun hem Öcalan aynı koşullarda kalsın demek sürece denk düşmez..' açıklaması xtwitime düşüyordu.
Ve 50 yıldır bir türlü gidilemeyen ve bir öncekilerde olduğu gibi yeniden başlatıldığı söylenen, Demirtaş ve onun gibi bir çok siyasinin serbest bırakılacağı dillendirilen yeni barış sürecinin önünde engel olduğu ve Öcalan'ı bile dinlemediği öne sürülen Kandil'ye yönelik operasyonların sonuç vermediği ve ABD'nin bölgeyle ilgili bol mesajlı bakış açısının tartışıldığı şu süreçte, bende bir başka Demirtaş olayını hatırlıyordum..
Yani yıllardır başlatıldığı ve her başlatıldığında hedefin Kandil olduğu söylenen, ancak beklenmedik şekilde bittiği ilan edilen onca operasyonların bitirilmesinin ya Kürt sorunu tartışmalarının hemen akabinde hep gündeme gelen Demirtaş ismi ilginç bir o kadar da düşündürücü durum gibi..
Evet, başta Demirtaş gibi adı unutulan, unutturulan ve Gezi davasında tutuklu olan TİP'li Hatay milletvekili Can Atalay, Kavala'lar olmak üzere, Demirtaş'ında içinde olduğu birçok siyasinin AİHM ve AYM kararlarına ve devam ettiği söylenen barış süreçlerine rağmen hâlâ serbest bırakılmamasına tepki gösteren ve bu tepkisini PYD'ye yani resmi adıyla SDG denen gruba, (saldırmaya mana ve fırsat aranan) İran'ın hatırı için yeniden sahip çıkmakla eleştirilen Amerika'nın bu işte ne kadar parmağı var, sorula dursun, benim helvacıların genel ve yerel örgütlerinin içine sızdığımı iddia ettiğim DEM olmak üzere bir çoklarının baş belası dediği şu Demirtaş'lar gün geçtikçe MHP'lileşen AK Parti'yi İmamoğlu ismi gibi zorlamaya devam edecek gibi..
Bunun en son örneği de, BAL ligi futbol takımını bir Ağrılı başkanının ligde tutmaya çalıştığı, kadın futbol takımına Damal Belediye Başkanın sahiplenmeye çalıştığı bir esnada kayıplarda, yurtdışında olduğu söylenen CHP'li türkücü belediye başkanlı kent içi yolları Mars ve Ay yüzlü Ardahan'ın gelini Atalay'ın iki dönem yardımcısı olduğu ve onunda şu an bir çok belediye başkanı gibi tutuklu olduğu eski CHP'li Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç'in Başkanlığını yaptığı, Belediye Meclisindeki AK Partili Demirtaş'ın istifasıyla bir kez daha görülmüştü.
Ki bu istifa öncesi de aynı kişi şu an bir Ardahanlının başında olduğu Sarıyer Mezarlıklar Müdürlüğünün başına getirildiği AK Parti Sarıyer Kadın Kolları Başkanıyken de yaşanmış olduğunu da öğrenmiştik.
Çünkü yine Ardahan'ın eski gelini olan ve tutuklu olan İmamoğlu'nun İBB'yi kazanmasında büyük rol oynayan aldığı ekibin başında olma cezası olarak yorumlanan 'siyaset yapma' cezası ile kenara itilen CHP İstanbul eski İl Başkanı Dr. Canan Kaftancıoğlu kadar sahada olmasa da, “Ardahan'ın geliniyim'” demese de, Ak Partili Ardahan eski Milletvekili Prof. Dr. Orhan Atalay'ın akrabasıyla evli olan, CHP'li Sevgi Atalay'ın da aralarında bulunduğu ve bir çok Ardahanlının da yaşandığı İstanbul Sarıyer'de o dönem de yaşanan bir istifa Demirtaş belasını, başkaldırısının sadece HDP pardon DEM'de değil, toplumun her kesiminde olduğuna da şahit oluyoruz.
Ve yine bu ülkede sorunun Demirtaş'lar değil, yönetim anlayışı olduğunu da görmüyor değiliz.
Çünkü yaşanan o istifa sonrası AK Partili birinin attığı bir adım Demirtaş adını bir kez daha ülke gündemine getirmiş, Belediye Meclis Üyeliğinden istifasıyla AK Partiyi zora sokup, "Ya yine Demirtaş mı?" dedirtmiştir.
Buna sebep olan da, hala neden içeride tutulduğu ve AİHM, AYM kararlarına rağmen serbest bırakılmayan HDP'li Demirtaş değil, Kaftancıoğlu gibi hem kadın hem de bir doktor olan Sarıyer AK Parti Belediye eski Meclis Üyesi Dr. Gamze Demirtaş'ın Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi, adı oğlum Doğu ile adaş olan oğlu, Erdoğan'ın ziyareti öncesi alınan yoğun tedbirler ve fiziki derslerin iptal edilmesi ile bir kez daha gündeme gelen Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Doğu Demirtaş idi.
Çünkü, 'Annem AK Partili olsa da dedem gibi fizikçiler yetiştiren üniversiteler atamayla değil, kendi kendisini yönetmeli' diyorcasına, 'Ben liberalim, anam AK Partili diye partisinin yanlışlarına okey diyemem" demişti.
Ve en önemlisi, yaşanan çatışmalar ardından sarılaşan bölgelerin bir anda kirli siyah sakallar gibi renk değiştirdiği Suriye'de, Rojava'da o yürekleri yakan çocukların fotoğraf ve görüntüleri eşliğinde ağlayan anaların, annelik yüreği ve duygusu taşıyanlar gibi, oğlunun Boğaziçi üniversitesi eylemlerine katılması ardından tutuklanmasına, birçok öğrenci gibi gözaltına alınmasına tepki koyup, oğlundan yana tavır alıp, istifa etmesiydi.
Kısacası bu ülkede sorunun demokrasi, laiklik, insan hakları ve tüm görüşlerin onayı olan bir anllayış, bir yönetim isteyenlerin hepsinin terörist (!) Demirtaşlar değil, 'bu ülke herkesin olduğu gibi bizim de' diyen AK Partililerde istiyor..
Ha bu arada bitti denen yine son dakika bir haber geliyor..
'Münih Güvenlik Konferansı kapsamında Almanya'ya sürpriz bir ziyaret gerçekleştiren SDG/YPG lideri Mazlum Abdi'nin Ankara ile diyalog çağrısını yineledi.' şeklinde habere ve gelişmelere baktığımız da Suriye'nin de sıra orada denen Irak'ta ki gibi sesiz, sedasız gelişmelerin olduğunu da ve Türkiye'nin de bu duruma karşı sessiz kaldığını da görüyor, hissediyor gibiyiz..
Yani, 'bitti, bitirdik..' derken asıl bitenin ve kazananın kim olduğunu siz okurlara bırakırken, şu baş belası olmuş denen Demirtaşlar'ın baş belası (!) Demirtaş'ın da, hewallerin dışlanıp, helwacıların sızdığı her geçen gün netleşen DEM'in içinde olduğu yeni sürece rağmen adının unutturularak hâlâ cezaevinde olduğunu da hatırlayıveriyoruz..
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..
Türkiye'deki yeni barış süreci tartışmalarını ve bu sürecin önündeki engelleri Demirtaş soyismi üzerinden sembolik bir anlatımla ele almaktadır. Yazar, sadece tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş'ın değil, aynı zamanda AK Parti içinden istifa eden Gamze Demirtaş gibi isimlerin de mevcut yönetim anlayışına karşı birer direnç noktası oluşturduğunu savunmaktadır. Boğaziçi Üniversitesi eylemlerinden Suriye'deki bölgesel gelişmelere kadar geniş bir perspektif sunan yazı, toplumsal taleplerin siyasi kalıplara sığmadığını vurgulamaktadır.
Metne göre asıl mesele şahıslardan ziyade; demokrasi, hukuk ve insan hakları temelinde şekillenen bir yönetim arzusudur. Yazar, milliyetçi sahadaki oy kaymalarını
Göle Belediye Başkanı Gökhan Budak gibi CHP’den istifa eden Ankara Keçiören Belediye Başkanı ile girdiği bol küfürlü kavganın içinde olan CHP Liderinin, ‘Yarın sabah bu sabahtan daha zor bir sabah olacak. Buna kimsenin şüphesi olmasın’ diyerek baktığı Adalet ile İçişleri Bakanlarının değişimi ve bu iki bakanlığa getirilen isimlerin şimdiden çokça tartışılmaya başlarken bende hem ülkenin, hem de Gürcistan ve Ermenistan’a sınır kenti Ardahan’ın gündeminde kopmamaya çalışarak, bugünkü yazımı yazmaya çalışıyordum.
Çünkü, Gürcistan ile ortak gölümüz Aktaş gölü gibi Kars’ın değil, Ardahan’ın gölü olan ve her kış tüm yüzeyi donan ve idarecilerin çoğunun kayak bilmediği, öğrenmediği bu yönde bir adım atmadığı bir doğada adeta doğal, devasa bir buz pisti haline dönen Çıldır Gölü’nün buzlarının eridiği ve daha önce de bir dozer ile bir taksinin içine düştüğü göl sularına bu kez bir traktörün düştüğü haberi yerel ulusal medyada ‘İki bakanlıkta değişim’ dendiği gibi sadece ‘Buzlar kırıldı, traktör içine düştü’ başlığı ile verilirken onca önemli sorun ve sıkıntılar gibi asıl ve çok önemli bir nokta gözden kaçırıldığını da görmekteydim.
Gerçi tam bu yönde bir yazı yazmaya hazırlanırken son dakika olarak önüme düşen iki önemli konuyu da hemen burada yazmak ve ‘Müdür bey bu etik mi?’ diye sormak istiyorum. Çünkü, bir anda biten aşkları hatırlatan 14 Şubat sevgililer günü üzerinde yapılacak denen kış etkinliğini iptal ettiren olağanüstü küresel ısınmanın en bariz şekilde hissedildiği ve buzların bu nedenle kırıldığını tartışmaktansa, ‘Gölün içine traktör düştü’ demeyi daha kolay bulan bir gazetecilik anlayışın yanında müdürü olduğu İl Milli Eğitim’de görev yapan onca öğretmen varken, Ardahan İl Milli Eğitim Müdürünün kendi eşini ödüllendiren bir anlayışla karşılaşıyordum.
Evet, her yıl donan ve aylar süren soğuklarla en az 2 metre kalınlığında kalınlaşan üzerinde ki buz tabakasının kışın 2. ayını bitirmeden neden kırıldığını ve bunun her gün biraz daha ısınan tüm dünyada devam eden ve yaşanması beklenen küresel kuraklığın sonucumu diye bakamayan anlayışla, ‘kendi eşini ödüllendiren müdürün anlayışı arasına bir fark var mı?’ diye sorduran iki konudan biriside dünkü yazımdı.
‘MEREK YANARSA, SANA DA KALMAZ..’ başlıklı dünkü yazımdan sonra beni arayanlar, sanal ortamda yazanların, ‘Fakirciğim sende bir stk başkanısın. Ve bu işin ne kadar zor olduğunu en iyi sen bilirsin, neden bu stk’lara bu kadar yüklenirsin?’ diye sorup, beni yargılarlarken bende aşağıda ki yazımda ki konu gibi onca örnek ve savunma yapıyordum. ve beni de kendilerinde haklı görenlerin de okuması için diğer konu yani eğitim konusuna 81 kent içinde sıralamada sonlarda olan Ardahan’ın İl Milli Eğitim Müdürünün öğretmen olan eşi, Esra Uzantı hanımefendiyi ödülle laik görüp, bakanlığa önermesi, bakanlığında, ‘Helal olsun’ diyerek hanımefendiyi 22 bin TL. tutarında olduğu söylenen ödül ile ödüllendirmesi konusuydu.
Yani, ulusal da yaşananlar ile yerelde yaşananların bir birinden çok farklı olmadığını ortaya koyan bana gelen son dakika bilgiyi haber olarak toplayıp, yerel ve ulusal basına da yansıttıktan sonra aynı haberi bir kez de burada verip, hep birlikte okuyup, sonra da, ‘MEREK YANARSA, SANA DA KALMAZ..’ başlıklı dünkü yorumum ardından beni arayıp sitem eden stk’ların en basitinde neler yapabileceğini anlatan diğer yazıma geçeyim diyorum..
İşte o haber;
‘Müdür bey bu yaptığın ne kadar etik ve eğitimli iş?
Mezarlık kenarı ve duvarını andıran doğru dürüst bir giriş kapısı olmayan Ardahan İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde verilen bir ödül, eğitim camiasında tartışma yarattı. İddiaya göre, Ardahan İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Uzantı’nın eşi olan öğretmen Esra Uzantı’ya başarı/ödül belgesi verilmesi için eşini öneren okulun idarecilerin bu önerisi onaylarken, bu durum başta 20-25 yıllık öğretmenler ve makalesi, kitabı vs. gibi çalışmalar yapan öğretmenler arasında olmak üzere eğitim camiasında arasında rahatsızlığa neden oldu.
Esra Uzantı’nın yaklaşık 1,5 yıldır Ardahan Merkez 23 Şubat İlkokulu’nda görev yaptığı belirtilirken, il genelinde uzun yıllardır görev yapan öğretmenler bulunduğu ve ödül kriterlerinin nasıl işletildiği konusunda soru işaretleri oluştuğu ifade ediliyor.
“Kriterler Şeffaf mıydı?” Sorusu..
Eğitim camiasında konuşulan en temel konu, ödüllendirme sürecinin hangi kriterlere göre yürütüldüğü. İl genelinde kaç öğretmenin aday gösterildiği, değerlendirme komisyonunun kimlerden oluştuğu ve il müdürünün süreçte doğrudan ya da dolaylı bir rolü olup olmadığı henüz netlik kazanmadı.
Bazı öğretmenler, görev süresi ve hizmet yılı bakımından daha kıdemli isimlerin bulunduğunu, ödül değerlendirmelerinde liyakat ilkesinin titizlikle uygulanması gerektiğini savunuyor.
Etik Tartışması Gündemde..
Uzmanlara göre, bu tür durumlarda asıl tartışma hukuki değil etik boyutta yaşanıyor. Kamu yönetiminde “çıkar çatışması” riskinin ortadan kaldırılması için yöneticilerin yakınlarıyla ilgili değerlendirme süreçlerinden çekilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Bir kamu yöneticisinin eşine verilen ödül, hak edilmiş olsa dahi, sürecin şeffaf yürütülmemesi halinde kurum içinde güven zedelenmesine yol açabiliyor.
Resmi Açıklama Bekleniyor..
Konuyla ilgili Ardahan İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nden henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Eğitim çevreleri, ödül kriterlerinin ve değerlendirme sürecinin 22 Bin TL.’lik olduğu söylenen ödülle ilgili kamuoyuyla paylaşılması ve ödülü alan öğretmenlerin hangi kriterleri dolaysıyla bizzat Ardahan İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Uzantı’nın onayı ile ödüle laik görüldüğünün açıklanması bu yöndeki tartışmaları sona erdirebileceğini belirtiyor.’
Ve bu haberi siz okurların adaleti ile yorumuna bırakıp, Adaletin olmadığı ileri sürülen ama yerini eski yardımcısına bırakan bakanın her konuşmasında ‘Bu ülkede adalet var’ dediği ülke de Demirtaş gibi iki kez halktan milyonlarca oy alıp, seçilen başta İmamoğlu başta olmak üzere bir çok belediye başkanı hakkında yürüttüğü soruşturmalar ile adı duyulan eski savcı yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığına getirilmesini, “Bakanlık koltuğu ona yargılanmama, ona dokunulmazlık imkanı veriyor. Ne zamana kadar? Milletimiz yetkiyi bize verip, biz onu yüce divanda çatır çatır yargılatana kadar” diyen CHP’ye ve Suriye’den sonra Irak’takiler de denen DEM’e bırakayayım..
Çünkü bu yapılan iki değişikliğin normal bir değişiklik olmadığını ve daha başta yani devir değişikliğinde bile ‘alçak koltuk‘ tartışması ile daha çok konuşulacak gibi. Ve ‘Daha çok ileri gitme, başına iş açarsın..’ önerilerinin çokça yapıldığı, telkin edildiği ülkede benim de sizin gibi izleyeceğim bu süreci bırakıp, kendi gündemime, memleketim Ardahan’a, Ağrılı bir iş insanın sahiplendiği ama Ardahanlıların sahiplenmekten kaçtığı Serhat Ardahan adını taşıyan futbol takımının son haline döneyim diyorum.
Evet, daha önce onca yazdığımız ve sıraladığımız gibi kalpten ameliyat olduğunu duyduğumuz Çıldır’ın kuracı başkanın yerini değiştirdiği Çıldır etkinliği gibi adeta Allah’ın vergisi olan buzun kırılması konusu misali diğer bir gelişme daha birilerini şaşırtırken, birilerinin de duyarsızlığını ortaya koymakta..
Öncelikle başta İstanbul’da olmak üzere düzenlenen onca gecelerde vaat ettikleri parayı hala vermeyen dernekler ve iş adamları olmak üzere Ardahan’ı kurtaracaklarını belirten siyasiler ve her gelişmede olduğu gibi spor’da da yaşanan gelişmeyi görmezden gelen ama Ardahan’ın kaymağını yiyip, Ardahan’ın gelişmesi ile ilgili hiç bir adım atmayanlar olmak üzer bir çok Ardahanlı, Ardahan’ın bal tenekesine yapışıp, kalan BAL temsilcisi Serhat Ardahan Spor’un yaptığını ya anlamıyor, yada anlamamazlıktan geliyor..
Bunların yani aynı anlayışın Posof Türkgözü (Badele) ile Çıldır Aktaş Gümrük Kapısı, Kars-Tiflis-Bakü Demir Yolu, Ardahan-Ardanuç Yolu gibi dev projeleri görmedikleri ve ilgilenmedikleri gibi Serhat Ardahan Spor’un Ardahan’ı 3. Futbol Ligine taşıma hırsını ve başarısını da görmezden geldiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz..
Ve aynı bunların için de Ardahan adını taşıyıp, yüzlerce insanın toplandığı ve Ardahan’ın olmayan kazlarını ‘çal oynasın’ şeklinde sazlı gecelerinin hesaplarını vermeyen ünlü, ünsüz derneklerimizde bulunuyor..
Halbuki; Başta söz verdiği 250 bin TL’yi hâlâ vermeyen ve Ergüder Şimdi’nin başında olduğu Ankara Ardahan Dernekler Federasyonu olmak üzere 100 Derneği, stk başı bin lira toplama imkanı varken, toplanacak olan 100 Bin liranın bile Ardahan’ın kaderini değiştirmese de moral vereceği gibi gençlere, spor sahip çıkmanın yanında birlik beraberliğin samimiyetini de ortaya koyacağını anlamaları gerekmez mi?
Bilmem ama elin oğlu vali kadar, kent gelişsin diye çırpınan türkücü, şowcu değil samimi belediye başkanı ve biz kendini paralayan bir iki gazeteci kadar Ardahan ile ilgilenmediklerini üzülerek ve de kızarak görmekteyiz.
Ha bu arada, başta Yalnızçam dernekleri olmak üzere Bursa’nın en zengin iş kadınlarından olan Nurcan Özdemir ve onca Yalnızçamlının yanında derme, çatma tesislerin içinde yıllardır burada para kazanan Tarık Odabaş gibileri neden diğer kentlerin kayak tesislerini reklam ettikleri gibi bu Ardahan’a hâlâ bir müze bile yapamayan, 33 yıldır asaleten bir İl Kültür Müdürü atamayan Kültür Bakanlığına devir edildiği söylenen o devasa tesisi yani başta adalette olmak üzere istenen kriterleri yerine getirmediğimizden giremediğimiz Avrupa Birliği, AB parası ile yapılan Yalanızçam Kayak Tesissilerini ulusal ve yerel basında reklam edip duyurmazlar onu da sorup, ‘yine uzun yazmışsın’ denen yeni bir yazımızı daha bitirip, kongresini Ardahan’da yapacak olan Ardahan Dernekler Konfederasyonun kongresi için başsavcısı bakan olan İstanbul’dan yolları güller açmayan, havaalanı olmayan Ardahan’a yol alayım..
MEREK YANARSA, SANA DA KALMAZ..
Valinin bile rest çekip, son etkinlik talebinde izin bile vermediği ve bundan sonra ciddiye almayacağını söylediği, milletvekillerinin uğramadığı, belediye başkanlarının poz verip, çıktığı Ardahan stk’larımızın içinde bulunduğu çıkmazı yıllardır anlatmamıza rağmen, bu çıkmazdan çıkmak istemeyen ve lobiciliği nenelerinin lobiyesi sanan ünlü, ünsüz dernek yöneticilerinin gün gittikçe aidiyetliklerini de kayıp ettikleri bir de bir gerçektir.
Hangisinden başlasam bilemiyorum ama adı telaffuz edildiğinde yer yerinde oynayan federasyon kelimesiyle süslenen federasyonlarımızdan mı, yoksa festival, şenlik, şölen, kaz gecelerinden öte bir şey yapmayan derneklerden mi bilemiyorum ama dünyada olduğu gibi Türkiye’de önemleri her geçen gün biraz daha artan stk’lar olan dernek, federasyon, vakıfların halen taşıdıkları isimin önemini fark etmediklerini rahatlıkla söyleyebiliriz.
75 plakalı, her an Çıldır Aşışenlik (Suğara) veya Hanak Ortakent (Büyük Nakala) gibi belde rütbesi sökülecek diye korkulan, Köprülü adlı ama içinde ki köprünün altında akan sularının önü ağbunla tıkanan tek bir beldeli, nüfusları 2 binin altına düşmeme için direnen 5 ilçeli, çoğu boşalan veya çocuk yapılmayacak kadar yaşlılara kalmış olan 226 köylü ve her yıl 3 ila 5 bin kişinin başka kentlere göç ettiği, Organize Sanayinin yolu gibi köy yolları, bölünmüş yolları bir türlü bitmeyen, değil Doğu Expresi her gün Çin’den kalkıp, Kafkaslara oradanda Avrupa’ya kadar uzanan trenlerin bir durak, bir Antrepo olmadığından durmadığı Ardahan’ın ismini taşıyıp, Ardahan’ın sorun ve sıkıntılarının yanı sıra Ardahan’da yaşanan önemli gelişmelere duyarsızlıkları ile tanınan onca derneği, federasyonu, eğitimcilerin değil, etçilerin kurduğu vakfı saymaya kalkarsak sanırım, sayfalar yetmez..
Çünkü sayıları ve yapmadıkları, yapamadıkları bir hayli fazladır.. Öyle ki Ardahan, Ardahan ilçeleri, köyleri yetmez sülale derneklerinin bile olduğunu biliyorum..
Ama gelin görün ki hepsini toplasanız bildiğimiz, konuştuğumuz, örnek gösterdiğimiz ülkede ki stk’lar gibi bir tane yapamayacağını artık ben değil, Ardahanlılarda değil, Ardahan’a hizmet etmek ve bu hizmetleri yaparken stk’lar denen bu kuruluşlardan yani derneklerden katkı, fikir, plan, proje yardım isteyen bürokratlarda dert yanıyor ve kapılarını bu işleviz derneklerin yüzüne kapatıyorlar..
39 yıldan fazladır kapısından içeri giremediğimiz Avrupa Birliği’nin, Dünya Bankası’nın, diğer bir çok destek kuruluşlarının bar bar bağırıp, ‘STK’lardan proje istiyoruz’ dedikleri bir dönemde bugüne kadar ciddi anlamda bir proje hazırlayıp, ortaya koyamayan ve uygulamayan derneklerimiz, federasyonlarımızın şimdide bu yılda rekor bir göçün yaşandığı ve 9 bine yakın insanın göç ettiği, 34 yaşında ki Ardahan’ın vatan topraklarına katılışının 105. yıl dönümünü beleş ve başkanlarını eleştirdikleri belediye salonlarında veya hemşeri düğün salonlarına yine kaz ve sazlı etkinliklerle kutlayacaklarını duyuyoruz..
Bizde, dertleri ve görevleri bizim türkücü başkan gibi ‘Vur patlasın, çal oynasın orkestrası’ kurmuşçasına art arda hatta aynı gün ve saatlerde kaz, saz geceleri düzenlemek olan ama bunu da yaparken Ardahan’ın değil, Trakya, Afyon, Balıkesir’de Catering firmalarına pişirttikleri kaz mı, hindi mi veya bıldırcın, tavuk mu çokta anlaşılmayan sözde bir kemik kaz etiyle hesabı verilmeyen bir bilet satmaktan öteye gitmeyen bu kuruluşlarımızın yani stk’larımızın yaşadıkları bu çıkmazı hemen her gün dile getirmeye devam edeceğiz.
Çünkü, Ardahan’ın sorunları konusunda nasıl ciddi bir girişimde bulunduklarını da sorduğumuz onca stk’nın şu süreçte ne yaptıklarını bir ben değil, tüm Ardahanlılar sormakta..
Ve benim de sık sık olduğu gibi bir kez daha asıl üzerinde durmak istediğim onca stk arasında bulunan diğer bir Ardahan stk’sı ise ülkenin batı kentlerinde olduğu gibi bir çok Ardahanlının yaşadığı ve bir o kadar stk’sının bulunduğu İstanbul Esenyurt’ta ki bir federasyonun kendi kongresini bile yapamayıp, ‘oy çalma, fazladan oy kullanma’ gibi çirkinliklerin o ünlü ve tartışmalı kongreyi ağzına gözüne bulaştırması yeniden tartışılıyor gibi .. Ama, ‘Onca konu ve sorun varken değmez’ diyerek bu fikirden vazgeçip, yazıma bir başka bakışla devam ediyorum..
Çünkü, Göle’de, Çıldır Suğara ve Hanak Büyük Nakala gibi Köprülü (Goreveng) Belediyesi kapanırken gıgı çıkmayan Göle Dernekleri gibi kaz gecesi düzenler, Göl festivallinin bizim dernekler gibi yabancı sanatçı, atçı, balıkçı ve de organizatörlere yaptırılan, Cancur festivalinin çamur edildiği, Bağdeşen Kinzo kalası gibi Kurtkala ve Şeytan kalasına bir yol yapılamayan Çıldır’da Adliyenin ardından Aşıkşenlik (Suğara) Beldesi Belediyesi kapanırken ortada gözükmeyenler pardon en son bir lüküs otelde görünüp, kayıp olanlar ve korsan komisyonun alavere/dalavereleri ile yapılan ve 8-9 bin kişinin ancak gittiği ‘Esenyut Ardahan Tanıtım Günleri’nde logosu ve adı karşılığı kültürlülerden paracıklar alıp, birlikte hareket ettiği federasyonlara çelme atanları anlatmayı daha uygun buluyorum.
Ve yılda bir kaz, saz gecelerinde ortaya çıkıp yalandan hem de kaça kaç denen dönemde kaçanların önüne geçip, ‘Eye hani vatan-millet-sakaryacıydıınız? Rus geler diye niye kaçıyorsunuz?’ diye soran Âşık Şenliğin destanı ile Şenliği övenler ve sıkıştıklarında ‘Eye biz Şenliğin torunlarıyız..’ diyenler ya da dertleri Posof/Türkgözü (Badele) Gümrük Kapısı’na giden yolun önünde ki tünelin açılıp, açılmaması değil, kendin çal, kendin oyna diyen Posof stklarını anlamak lazım..
Çünkü, Avrupa’ya Bursa’ya geziye çıkan, Ardahan dernekleri, federasyonları, konfederasyonu ile değil, İstanbul Boğazında, Bursa İnegöl’de sefa turu atan ‘Geleceğin Davos olacak’ denen muhteşem doğası ve göllerini gündeme getiremeyen içine kapanık, Alevi-Sunni diye bölünen Hanak dernekleri gibi federasyon kuramayan Posof dernekleri gibi çocuğu yıllardır Ardahan’ı görmemesine karşın masa başında biz gazetecilerden, sanalda topladıkları bilgilerle, ‘çal, yap’ yoluyla arada bir sözde basın açıklamaları yapan adı, sanı duyulmayan onca Ardahan stk’sı, derneği, federasyonu, vakıflarını deşmek değil, sorup, sorgulamak gerekir..
Yani, Çıldır gölüne sahiplenme adına Ardahan’ın 9 köyünü, al acele yapılan sözde referandumla Ardahan’dan alan Karslıların, biz Ardahanlılardan daha çok sahip, çıkıp, ‘bizim’ dediği ve kışları tüm yüzeyi donan buz üzerinde bizden daha çok etkinlikler yapıp, ulusal basında, ‘Kars Çıldır gölü’ diye adlandırdıkları Çıldır Gölünün gölgesinde unutulan, içinde ki adaların yer değiştirdiği Aktaş Gümrük Kapısı’nın yanından geçen Kars-Tiflis-Bakü demiryolunun nerede geçtiğini bile bilmeyen Çıldır Dernekleri, federasyonu gibi, Posof dernekleri gibi federasyonunu bile kuramayan Hanak’ın da aralarında olduğu Ardahan adlı stk’ları bir kez daha masaya yatırmak gerek..
Belki de ortalıkta görünmeyen, Ardahan kent içi yollar gibi hâlâ bozuk olan ve ‘şimdilik’ beyaz asfalt kar, buzla kaplanan ve de temizlenip, açılmayan köy yollarının doğru dürüst neden asfaltlanmadığını, dünyanın 8. harikası olarak kayıtlara geçmesi gereken ve her yıl Karadağ’a yansıyan Atatürk’ün siluetinin izlendiği alanda neden doğru dürüst yol ve bir seyir alanı olmadığını sormayan, o güzelim bebeğinin neden Barbie bebeği gibi tanıtılamadığını düşünmeyen Damal stk’ları gibi tabelacı, çantacı, kaz gececileri anlatmak, yazmak, konuşmak gerek..
Yada bir yakası Arpaçay’da ki HES Barajını bile besleyen Çıldır Gölünün ana su kaynağının altında aktığı Kısır dağının alen ve açıkta boşa akan suyunun neden 21 pare köye içme suyu diye verilmediğini sorgulamayan, yaptığı ünlü burs, saz, kaz gecelerinde topladığı paraların hesabını veremeyen ve neredeyse ilçelerinin belde olup, küçüldüğü ve nüfusu 90 binlere kadar düşen Ardahan’da, ‘Hoçvan diye nahiye, belde değil, hem de, İlçe ‘Hoçuvan diye yeni bir İlçe isteriz..’ diyerek sanalda süslü paylaşımlar yapan ama bu yönde, yani ‘Hoçuvan Belde olsun’ diye toplanan imzaların, ‘Ardahan’a havaalanı isteriz’ diye toplanan imzalar gibi ne olduğunu bile açıklamayan, Kobani dahil, ülkenin birinci sorunu konusunda ne dediği ve Ardahan’a da bir şube açacağız deyip, Hoçvanspor gibi unutuveren Hoç/Fed’i sormak lazım..
Veya şu unutulan, ne iş yaptığı, nerede olduğu en önemlisi benim başkanlığımdan sonra ikincisi bir türlü yapılamayan ve yine benim başkanlığına gelmemden sonra önümüzde ki cuma günü Ardahan’da kongresini yapacak olan Ardahan dernekler Federasyonu, ARDAKON’un kurucu federasyonu olan Serhat Ardahan Dernekler Federasyonu, SARDAFED olarak yeniden başvuru yapmam ardından 8 yıl sonrada olsa hatırlanıp, ‘Biz yaparız’ deyip, benimle yarışmaya, beni engellemeye kalkıp, korsan komisyonun yaktığı ve ‘Merek yandı, sana da kalmadı’ misali o çok kültürlülere kaptırdığı Ardahan Tanıtım Günleri gibi ‘yapacağım’ dediği her şeyi 3 yıldır yapamayıp, adeta ortada kayıp olan, tabelası Şişli’de duvarda kalan Ardahan Federasyonu gibi güdük kalır ve bu federasyona katılmamak için ayak direten çok okumuşların, diplomalıların efo amcaya ‘büyük başkan..’ dedikleri Kültür Evi gibi yok olmasanız da, ‘bele yerinizde etkisiz, yetkisiz kala kalırsınız..’ dediklerini hatırlatmak lazım..
Evet, sanırım Ardahanlı Gazeteci, stk başkanı, Gazeteci Fakir Yılmaz olarak bende, ‘Merek yanarsa deyip, gerisi ve yorumu onca yazım gibi bu son yazımı okuyana kalsın..’ diyerek öyle yaptım.
Ha bu arada kısa bir hatırlatma ile bitirdiğim bu yazımı birde şu bizim ünlü, ünsüz ama bir türlü amaçlarına yani vekil olmaya, belediye başkanı, meclis üyesi, hatta muhtar olmak isteyip ama bir türlü bunca yazılanları anlayamayan, sözlü anlatılmak istenenleri duymayan, bir adım ileri gitmek isteyenlerin eteklerine yapışanlara, pos bıyıklı, kadınsız, gençsiz dernekleri, halkı, milleti bölüp, bölgeyi parçalayan ama kendileri de bir şey olmayan siyasilere hatta iş insanlarına yada bu yazıyı okuyanlara yönelikte değerlendirmekte mümkün..
Bir daha soruyorum.. Millet Bahçeleri kimin? Kimler bakıp, işletiyor?
Bugünkü yazıma başlamadan önce hemen, şimdi baştan belirtmeliyim...
Benim, İstanbul Millet Bahçesinin işletilmesi, satışı ve etkinlik izini için daha önce ve şimdi verdiğim bu kavgam yerel değil, ulusal ve bir millet bahçesinin korsan olduğunu iddia ettiğim bir komisyon tarafından satışınadır biline..
Yani işi getirip, Ardahan'a, Ardahanlılara veya 'vay efendim kendisi yapamadı, filan yaptı ondan bele yapıyor..' değil, konu milletin bahçesi olan bir millet bahçesinin korsan komisyonca kendilerine yakın stk'lara komisyon karşılığında satışına yönelik kavgamdır.. Ve hesap vermesi gerekenlerin, bizim 1.400 TL. değimiz onların 600 TL. dediği değil, bu işi babalarının parkıymış gibi pazarlayan 4 kişilik korsan komisyonun kamuoyu ve hukuk karşısında cevap vermesidir.. NOKTA..
Evet, 'Millet Bahçeleri kimin? Kimler bakıp, işletiyor?' başlıklı yazımı yazalı ve başta CİMER'e, savcılığa şikayet ettiği bu önemli konu kaç gün oldu bilmem ama İstanbul Millet Bahçesinin hâlâ aynı korsan komisyonca aradaki komisyon ve organizatörlerle işletilmesi değil, organizatörlerin ödediği büyük paralar karşılığında satışına devam ediliyor..
Ve bu ülkede milletin olan alanların nasıl olup, göz göre göre hem de gözümüze sokularak, hem de hiç bir yetkisi olmayan, resmi olmayan, makbuzsuz, izinsiz dediğim dedik diyen yani korsan olan komisyonlarca birilerine peşkeş çekildiğine şahit olmaya devam ediyoruz.
Ve şu an Mısır'da olan, Sisi ile iki ülke arasında çeşitli anlaşmalar imzalayan Cumhurbaşkanının projesi olan Millet Bahçesine konan biri siyasi, üçü stk başkanı olmak üzere 4 kişilik korsan komisyon dediklerimce satışı devam ediyor..
Yani günler öncesi aşağıda ele aldığım savcılığa, Cimer'e şikayet edip, gazetelerde, medyada gündeme getirdiğim bu korsanların korsanlığı devam ediyor.
Ve Ardahan Valiliğinin ret etmesine karşın biri STK'lardan sorumlu ve (Ardahan valisine gelen imzasını sonradan saklayan) AK Pati İstanbul İl Başkan Yardımcısı olmak üzere bu 4 kişilik korsan komisyona siyasi yakınlığı ile bilinen kıytırıktan bir derneğe de verilen ve bugüne kadar birçok stk'ya büyük paralar cep ettiren bu komisyon ne kadar komisyon aldı diye sorup, bir daha kelime kelimesine dokunmadan günler öncesi yazdığım ve sorduğum aşağıda ki yazımı savcılık ve cimer'a yazdığım şikayet dilekçelerin cevabının ne olacağını merak edip, yeniden yayınlıyor ve bir kez daha soruyorum..
Millet Bahçeleri kimin? Kimler bakıp, işletiyor?
Bugünkü yazımda aynı zamanda AK Parti Genel Başkanı olan, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın projesi olan ve hayata geçirildiğinden bu yana gerek doğaya, gerekse betonlar arasında sıkışan halka nefes veren Millet Bahçelerinden bahsedeceğim.
Memleketim Ardahan'da da yapılan ancak başta Kalp Anjiyo Merkezi olmak üzere birçok yatırım gibi bir türlü bitirilmeyen ve şimdiden adeta perişan olan Ardahan Millet Bahçesi gibi başta İstanbul'da olmak üzere bir çok kentte yapılıp, hayata geçirilen Millet Bahçelerinin muhteşemliklerinin yanında görülmeyen bir yüzü de bu bahçelerin yani devasa alanların yetkili olmayan kişilerce 'komisyon' adı altında komisyonculukla birileri tarafından el altında pazarlanmasıdır.
Evet, iddia ediyorum ve TOKİ'nin eliyle gerçekleştirilen bu güzel projelere verilen emekler ya siyasi yada 'benim adamım' adı altında denenlerce pazarlandığının en açık ve bariz öremeği kapatılması ile tartışmalı hale gelen İstanbul eski havaalanı olan İstanbul Bakırköy Havaalanın da bulunan ve ilgisi, alakası yetkisi olmadıkları iddia edilen 4 kişi tarafından kim yada kimler, hangi resmi kurum tarafından görevlendirilip, oluşturulduğu bilinmeyen, başta stk'lar tarafından olmak üzere kamuoyunda, 'korsan komisyon' denelerce pazarlanan İstanbul İli, Bakırköy İlçesi, Yeşilköy sınırları içinde bulunan Millet Bahçesidir.
Yazının içinde bulunan biri saklı, 3 açık imza ile pazarlandığı görülen bu Millet Bahçesi yani Bir Millet Bahçesi düşünün ki, yapıyorsunuz ama bakımını, sorumluluğunu kimin üstlendiği belli değil..
Normal bir ülkede zaten Millet Bahçesi de dahil tüm yeşil alan düzenlemelerini hükümetler değil, yetkili kurumlarca veya yerel yönetimler olan belediyeler yapar, bakım ve işletmesini de doğal olarak üstlenirler..
Ama bizde öyle işlemiyor süreç..
Buraların yani Millet Bahçelerinin işletilmesi, halka sunulması, etkinlik izni verilmesi konusunda kararı verenin belli olmadığı dikkat çekerken burada gözden kaçırılan, birilerince, birilerine pazarlandığı sanki bir durum var.
Çünkü benim de içinde olduğu stk'ların ve buralarda etkinlik yapmak isteyenlerin gidip, çarptığı kişiler hem işin ehli olmadıkları gibi hem de resmi yetkisi olmayan kişilerdir.
Buna örnek olarak; AK Partili Akdeniz Belediye Başkanının son meclis toplantısında anlattıklarına bakacak olursak; "Millet Bahçesinin sahibi Milli Emlak' tir, Hazine' dir. Hazine de malını, ister Akdeniz'e, isterse de Büyükşehir'e kiraya verir, onlar beni tercih etmiş. Ben orada kiracıyım. Bunun önünde yasal olarak hiçbir sorun veya engel yok."
Akdeniz Belediye Başkanı Gültak'a göre mülkün sahibi Hazinenindir ve Hazine de malını dilediğine verir.. Hazine normal bir ülke bir yana hukukun işlediği Türkiye' de bile malını dilediğine veremez. İhaleye çıkarır, en iyi koşulları teklif edenle de el sıkışır, yaptırır, pazarlatır, kiraya verir veya kendisi işletir..
Evet, İstanbul'dan Ardahan'a oradan Akdeniz'e ve diğer illere baktığımızda yani gelin görün ki, ülkede ki Millet Bahçelerinde biri olan İstanbul İli, Bakırköy İlçesi, Yeşilköy sınırları içinde bulunan Millet Bahçesi başta olmak üzere bu halkın ve onu temsil eden resmi kurumların yönetiminde olduğunu sandığımız bu bahçelerde bizim bilmediği ya da birilerinin siyasi ve ya rantsal çıkarları doğrultusunda görmezden geldiği farklı bir durum var..
Evet doğrudur.. Yasal ve kurumsal olarak bakacak olursak; Adı üstünde milletin olan buralar yani 'Millet Bahçelerinin yeri alanı, sınırları, işletilmesi, satılması, kiraya verilmesi hazineye yada diğer resmi kurumlara aittir' diye biliriz..
Ve bu alanlar yasal olarak çıkarılan kanun, genelgelerle TOKİ idaresine devir edildiğini ve Şehircilik Bakanlığına yasal sahibi an itibariyle TOKİ yada bir başka resmi kurumdur..
Peki, başta İstanbul İli, Bakırköy İlçesi, Yeşilköy sınırları içinde bulunan Millet Bahçesi olmak üzere ülke genelinde ki bu bahçeler gerçekten 'resmi bir kurum tarafından mı işletiliyor?' yoksa 'Benim adamım, benim oluşturduğum komisyon tarafından pazarlanır?'
Bilmem ama bir gazeteci, bir stk başkanı olarak benim gördüğüm İstanbul İli, Bakırköy İlçesi, Yeşilköy sınırları içinde bulunan Millet Bahçesi benim gibi yetkisiz, ilgisizi ve alakasız ama siyasilerin yada ilgisiz kişilerin yönlendirmesi ile olduğu iddia edilen ve el altında, 'Yap, sat, pazarla' diyerek oluşturdukları ve adlarına komisyon denen yetkisiz, resmi olmayan kişilerce pazarlandığıdır.
Değilse yukarıda ki 3 isim ve imzanın hangi yetki, hangi resmi kuruma ait olduğuna bakmak yeter artar bile..
Evet, bende soruyorum, ülkedeki tüm Millet Bahçeleri kime ait?, Buraların işletilmesi hangi kuruma ait?
Ve başta, Cimer'e olmak üzere diğer resmi b,r çok kurumlara, siyasilere, bürokratlara başvuran benim bizzat devreye girmemle imzasını ve kendisini saklayan bir siyasi başta olmak üzere 3 stk başkanı, Hatay, Rize ve Bingöl federasyon başkanlarının sanki bu bahçenin yasal sahipleriymiş gibi bir tutum ve tafraya girerek, bunların canlarının istediğine verildiği ileri sürülen İstanbul İli, Bakırköy İlçesi, Yeşilköy sınırları içinde bulunan Millet Bahçesinin kiralamasına, pazarlanmasına yani burada etkinlik yapılmasına izin verenler kim veya kimler yada hangi kurumlar tarafından izin verilmekte?' diye tam soracakken memleketim Ardahan'dan gelen son dakika bir haber, bu yönde k onca gazetecinin, stk ve başkanının bu yönde ki şikayetlerine yorumlarına baktığımızda sorup, anlatmak istediğimiz her şeyi anlattığını da okuyordum.
Çünkü bu bahçede bugüne kadar yapılan, yapılacak olanların ne kadar yasal ve stk'ları küstüren, uzaklaştıran bu anlaşılmaz keyfi tutum ve davranışlar yüzünden mevcut iktidarın siyasi getirisine bir şey katmadığını tan tersi zarar verdiğini ortaya koyan, 'KÜLTÜR EVİ'NİN 'KORSAN TANITIMINA' VALİLİK DUR DEDİ!' başlıklı haberi sizin de okumanızı ve yukarıdan buraya kadar neyi anlatmaya çalıştığımı anlamanızı umuyor, o habere yer verip, bundan sonraki gelişmelere yani ilgili, ilgisiz kişilerin konuya nasıl bakacaklarını ve başta İstanbul'da olmak üzere ülke genelinde bugüne kadar yapılan etkinliklerin kim veya kimler tarafından hangi resmi izinle verilip, yaptırıldığına bırakalım..
KÜLTÜR EVİ'NİN 'KORSAN TANITIMINA' VALİLİK DUR DEDİ!
Valilikten Sert Yanıt: Yetkisiz Kişilerin Tanıtım Etkinliğini Durdurun..
İstanbul Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi Etkinlik Alanı’nda 22-25 Ocak 2026 tarihleri arasında yapılması planlanan "Ardahan Tanıtım Günleri" etkinliği, Ardahan Valiliği’nin müdahalesiyle durduruldu. Valilik, organizasyonun yasal bir dayanağı olmadığını belirterek ilgili kurumlara resmi yazı gönderdi.
Valilik Kurul Kararı: Etkinlik Uygun Görülmedi
Ardahan İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından paylaşılan 15.01.2026 tarihli resmi yazıda, İstanbul Ardahanlılar Kültür Evi'nin gerçekleştirmek istediği tanıtım günlerinin, Ardahan Valisi Hayrettin Çiçek başkanlığındaki "İl Tanıtım ve Geliştirme Kurulu" tarafından uygun görülmediği açıklandı.
Valilik, 05.01.2026 tarihinde alınan kurul kararını gerekçe göstererek organizasyonun durdurulması için; İstanbul Valiliğine, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne, İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğüne, İstanbul Emniyet Müdürlüğüne ve İl Jandarma Komutanlığına resmi yazı yazarak söz konusu etkinliğin durdurulmasını talep etti.
Korsan İzinle Yapılamaz!
Organizasyonu düzenlemek isteyen tarafın sunduğu ve "Millet Bahçesi Etkinlik Alanı Komisyonu" tarafından verildiği iddia edilen tahsis belgesinin, yetkisiz kişilerce hazırlandığını belirten Ardahan Valiliği, resmi bir izin sürecinin işletilmediğini vurguladı. Valilik; ilgili birimlere gönderdiği yazıda, bu tür etkinliklerin koordinasyon ve izin yetkisinin valilik makamında olduğunu hatırlattı.
"Korsan Etkinlik" Uyarısı
Resmi makamlarca onaylanmayan bu girişimin engellenmesi için tüm idari birimler bilgilendirilirken, Ardahan Valiliği devlet ciddiyeti ve kurumlar arası koordinasyonun önemine vurgu yaptı. Valiliğin bu hamlesiyle birlikte, 22-25 Ocak tarihleri arasında İstanbul Ardahan Kültür Evi tarafından yapılacağı duyurulan organizasyonun resmi bir geçerliliğinin kalmadığı bildirildi.
Baran Yılmaz / Anadolu Haber
Ardahan Gazetesi