Ardahanlı Yazarımız Fakir Yılmaz'ın Mayıs 2026 Yazıları



Marangoz'u aşamayan AK Partili demirciye kitap olacak bir yazı..

Geç saatlere kadar çalışıp,kapatmadan uyuduğum yatağımda doyamadığım uykunun yorgunluğu ile uyanıp, yeniden bilgisayarımın başına geçtiğim sabahın erken saatlerinde başkanlığını yaptığı Hoçvanspor'u tarihe gömen bir marangozun başında olduğu ve arsaları adeta kap kaç ve kaçak yöntemlerle  gelişi güzel satıldığı ve 'iç edildi' denen o arsaların gecekondu haline döndüğü sanayi sitesin konan korsan yapılara ilgili bir sorun yaşadığını bildiğimiz bir  demircinin yakışıklı resmi ve 'AK Parti İl Başkan Yardımcısı' satırları ile süslenmiş olan sanal paylaşımını görüyorum..

Ve, 'AK Parti İl Başkan Yardımcısı' satırları ile iktidarın İl Başkanının yardımcısı olduğunu bölgenin bir gazeteci olarak yeni öğrendiğim bu paylaşımı yapan demirci ustası olarak bildiğim, Vargin Yıldız'ın yaptığını görürken, aynı zamanda siyasetçi olduğunu yeni öğrendiğim bu demirci ustasının iktidarından hizmetler bekleyen kentte, Ardahan'da yaşadığı bir sorunu da aklıma geldi..

Ve bu demrici ustasının, ilgili ve yetkililerinin gelişi güzel satış ve izinleri ile çoğu plansız projesiz olan gecekondu iş yerlerinin konduğu ve başta belediye, il sanayi, ticaret müdürlüğü, sağlık, itfaiye olmak üzere bu durumu göremeyen yetkili, ilgililerin ruhsat, su elektrik verdikleri için görenlerin 'Çin Mahallesi' olarak adlandırılan yolsuzluk, usulsüzlük iddiaları ile mahkemelik olan Ardahan Küçük Sanayi Sitesini ve bu demircinin burada kurmak istediği yeni iş yeri için izin istediği bir marangozun engeli yüzünden kendi işi gibi onca sorunu, sıkıntısı olan Ardahan'ın sorunlarını çözme iddiasında olan 25 yıllık iktidar partisinin İl Bakan Yardımcısı olmakla övünüyordu.

Hem de aynı zamanda AK Parti Ardahan İl Başkan Yardımcısı olmakla övünen Demirci Vargin Yıldız'ın İl Başkan Yardımcısı olmakla övündüğü ama gazete tirajlarından beter bir durumda olan yazılan kitapların çokta okunmadığı alenen bilinen ülkenin Cumhurbaşkanı da olan Erdoğan'ın Genel Başkanlığını yaptığı AK Parti'nin Kocaeli Sapanca'da düzenlenen Ardahan Milletvekilinin de katıldığı toplantıda, 'Biz Türkiye'nin Kitabıyız..' dediği ülkede bir günün sabahında..

Evet, siyasi gücünden dolayı kredi ve destekler aracılığı ile aldığı öne sürülen ama kendisi, 'Yok öyle bir şey abi ya' deyip, alın teri ve el emeği ile aldığını söylediği malzemeleri koyup, işleteceği yeni bir dükkan, arsa yer bulmaktan aciz durumda olan bir demirci, iktidar partisinin  İl Başkan Yardımcısı olduğunu gördüğüm o sanal paylaşımı görünce altına yorum diye bir iki satır yazayım diyor ve başlıyordum yazmaya.. 

Çünkü bir marangozu aşıp, kendi işini yapamayan 25 yıllık iktidarın İl Başkan Yardımcısı olmakla övünen bir demirci'nin nasıl olup, sanayi elektriğin olmadığı, kentin olağanüstü bozuk yollarında hurdaya dönen araçlarını tamir etmek için gidildiğin de bir bardak su içecek büfe, bir yemek yiyecek lokanta, ihtiyacını girderecek bir wc bulamadığı, alt yapıdan yoksun, arsa, arazi satışı dahil mevcut işlerinin plan ve projesi dışında, derme, çatma ek yapılar yapıldığı iddiaları ile mahkemelik olan Ardahan Küçük Sanayi Sitesinde kendisine yer bulmazken nasıl olup, Ardahan'ın sorunlarına çare bulacağını iddia eden iktidar partisinin roman yazıp, yazmadığını düşündüğüm Ardahan geneline sizde bakın dedim..

Ve yaptığı o sanal paylaşımının altına bende kendisine gerçek bir kaç soru soruyor ve diyorum ki;

Sayın kendi kel başına ilaç bulamayan demirci, pardon Emine hanımı kıskandıran şık ve marka giyimi ile dikkat çeken Kadın Kolları, Gençlik Kolları başkanlarının benzini, mazotu kimden olduğu bilinmeyen makam arabaları verilirken, eski il başkanlarında  İl Başkanının yaya kaldığı iktidar partisi Ardahan İl Başkanı Yardımcısı Sayın TUGVA Ardahan İl Temsilci Osman Yıldız'ın ağabeyi, benimde dostum Vargin Yıldız bey..

Senin iş alanına giren demircilik derken akla ilk gelen raylarının geçtiği Kars-Tiflis-Bakü Demiryolunun Ardahan'da geçtiği halde 25 yıldır neden bir istasyon, bir Antrepo yapılmadı diye sordun mu?

Yani beceriksiz, korkakların, 'Demirden korksaydık trene binmezdik' dediği ama sanaldan bol bol, 'Doğu Expresi gelsin' demekten öteye geçemeyenlerin memleketine gelsin denen demiryolunun üzerinden her gün trenlerin gelip, geçtiği Çıldır gölünün doğu yakasına hiç gittin mi?

Belki de, son seçimde senin partilin olan adayı yenip, BBP yani Büyük Birlik Partisinde Belediye Başkanı olup, sonrada o topuksuz denen CHP'li başkanlar gibi partine geçen Goreveg'e gitmiş, bölgeye adını veren kalasının yolu olmayan Çıldır Kurtkala köprüsü gibi perişan halde olan Köprüye de bir kaynak atmışındır..

Ve o yolu yordamı olmayan köylerde ŞAP ve diğer hastalıklar dolaysıyla telef olan hayvan ve ağbunlarının, o uzun kış günlerinde tezek ve odunlarla yakılan soba küllerinin doldurulduğu dereler gibi belde içinden geçen bir derenin olduğu üzerinde bulunan demir köprüye kaynak atmış, görmüşündür..

Peki, başta senin İl Başkan Yardımcılığı yaptığın partinin de aralarında olduğu iktidarlarda bekledikleri hizmetlerin bir türlü gelememesi nedeniyle hızla devem eden göçten  bomboş kalan ama aralarında Ardahanlı hayvan yetişicilerinin de olduğu kimsenin bırakılmadığı sanki birilerine özel özerk bölgeymiş gibi yaylaları Ardahanlı hayvan yetiştiricilerine 'yasak alan' olarak ilan edilen ve Kürt olan köylülerinin merkezinde aldıkları ev ve iş yerleri ile bir hayli çoğaldığı Posof'tan haberin var mı?

İstanbul boğazında tekne ile yaptıkları şenlikler ve Özkaşarcılanın İtalya'da yaptıkları gezilerle kurtarmaya çalıştığı, onca dernekleri olan ama bir federasyonu olmayan bankacı başkanın başında olduğu belediyenin sattığı meyve bahçelerinin yanında adeta bedavadan kiraya verdiği ruhsatsız beton santralinde vali, kaymakam gibi çevre, sanayi, ticaret müdürlüklerinin olmasa da kesin tosuncuklarıda aldıkları öne sürülen paracıklar dolayısıyla 3 muhtar hakkında inceleme başlatıldığı ve yaylalarda buluna  hayvanların indirilmesi için 45 gün zaman tanındığı, kütüphanesinde mantı yapanın Damal ve Hanak'a niye açılmadığı merak edilen Yüksek Okuluna sekreter olduğu Posof'ta yaşananlardan haberin vardır..

Yoksa, Gölelilerle ortak olduğu ileri sürülen Damal CHP İlçe Başkanına CHP'li belediye tarafından adeta bedavadan verilen ruhsatsız olmasına karşın Venezuela'yı yerle bir eden o çürük betonlardan üreten Beton santraline de acil bir kaynak atılması gerekir haberin ola..

Belki de 'Yok be abi şu an Arap mı, zencimi, Afganlı mı yoksa şu bizim AMED Spor'un pankartının açılmasına izin vermeyen, düşman bayrağımıymış gibi öğrencilerin elinde alınıp, çöpe atan Ardahan Üniversitesinde okumaya çalışan Afrikalı öğrenci mi tam olarak anlayamadığımız işçilerle partinin eski kadın kolları başkanın geçmiş yaşına rağmen sıvasız, imtihansız ve diplomasız olarak memur olarak atandığı Aile Sosyal Hizmetler Müdürlüğünün demir işini yapıyorum' mu diyon..

Belki de ondan mı ne dediğin yerlere, nede Çıldır gibi doğal alt yapısı yani şebekesinin yüksek faturalar kesen doğalgaz firmasınca ya da bakanlıkça değil, belediye hizmetleri bekleyen yerel halkın parası ile oluşturulan belediye bütçeleri ile yapılan Hanak'a gidemedim mi..' diyon?

Bilmem ama ülkenesin en yoksul ilçesi olan Damal gibi yeterli sağlık, sosyal ve yolu, ışıklandırması ve alt yapısı olmadığından demirci ustası olan senin aldığın ve 'illaki küçük sanayide kuracağım..' dediği ama sanayinin marangoz olan başkanın izin vermediği yeni malzemeler ile gidip, iş yeri kurmadığın ve yapıldığı gibi kalan hatta partili milletvekilinin Hanak'a giden, çeşmesin de su içmeyi özlediğim Dikkan yolunu yapmaktansa, 'ora çok uzak Ardahan çarşı merkezine taşıyacağız' denen bugüne kadar bir çivi çakılmayan Ardahan Organize Sanayi Bölgesi sanayisine beklenen yatırmaların yanında 5 ilçesi, bir beldesi 226 köyü olan bir demiryolu olmak üzere 3 gümrük kapısı olan kent genelinde istenen onca gelemeyen hizmet gibi yeterli eğitim olmadığımdan devam eden göçü durdurma adına yardımcısı olduğun iktidar partisinin İl Başkanlığına kaynak olacak bir dosya hazırlamışsındır..

Ve her yıl ortalama Bin ila Bin 500 kişinin devam eden göç dolaysıyla Çıldır Aşıkşenlik (Suğara), Hanak Ortakent (Büyük Nakala) Beldelerinin kapatıldığı, kent merkezlerine kilo metrelerce uzakta olmalarına karşın İlçe unvanlarını kayıp etmekle yüz yüze olan Çıldır ve Hanak'a mahalle edildiğini biliyon mu?

Ve, Göle Köprülü Beldesi gibi köyleri kendilerine bağlamakla İlçe ünvanlarını kayıp etmemeye çalışan Çıldır, Posof İlçesi başta olmak üzere nüfusu 90 binlere kadar düşen şehirde bulunan belde ve ilçelerin bu unvanlarını kayıp etmekle yüz yüze iken Nahiye değil, belde hiç değil, İlçe olmak isteyen ama şehrin en büyük dağı olan ve bir yakası Çıldır gölünü besleyen bir su kaynağı olan Kısır dağının bu yakada, 21 köyünün içmesi gerekirken boşa akan suyunu içemeyen Hoçvan'ın adının konacağı söylenen çarşı içindeki çarşının, türkücü belediye başkanın olduğu belediyenin yönetiminde olan Milli Egemenlik parkı gibi perperişan olan köylü pazarının 'demirleri, çatıları nerede?' diye partinin rakibi olan, Mutlak Butlanlı Genel Başkanı ile DEM Parti gibi eş başkanlı parti durumuna düşen CHP'li türkücü belediye başkanına soruyorsundur..

Neyse sayın AK Parti İl Başkan Yardımcısı olmakla övünen demirci dostum, sayın Vargin Yıldız, bir yandan 25 yıldır iktidar olan partinin,  'AK Parti İl Başkan Yardımcısıyım' diyen sen diğer yandan ise Hoçvanspor'u batıran, bölgede kesilen ormanlarından geriye kalan o güzelim ve genç çamların kapaklarından bir kızak bile yapamayan marangozu aşıp, kendi işini kuramadığın bu memleketin hali ne olacak?!.

Ve yıllardır bir türlü bitmeyen Ulgar Tüneli, Ardahan-Ardanuç yolu gibi bir zamanlar senin de 'Dostum' dediğinin oy verdiğinin adına, 'Kılçık yol' dediği 'O tren, o demiryolu ve o havayolu Ardahan'a gelmişte benim haberim yoktur..' deyip, susuyorum..

Ve sabah sabah görüp, bugünkü yazıma konu olan ama altına yazılan yorumlara baktığımda ise gündemin, günün yoğunluğu dolaysıyla ancak akşama doğru biten bugünkü yazım gibi hiçte iç açıcı olmayan yorumlarla dolu olan ve senin 'AK Parti İl Başkan Yardımcısı' olduğunu öğrendiğim yakışıklı resminle süslediğin sabah ki sanal paylaşımın için teşekkür ediyorum..

Selamlar..



 KILIÇDAROĞLU'NA DEĞİL, OKUR VE DESTEKÇİLERİMİZE AÇIK TEŞEKKÜRLER..

Yılın yarısına ilk adımı attığımız şu günlerde geride kalan bayramın heyecanı ile yeniden yeni bir Ay'a, yeni bir Haftaya ve yeni bir güne başlarken 9 günlük tatilin üzenimizde yarattığı tembellik modunu atma adına çıktığımız yeniden yolda bizi bekleyenin başında gelenin yine ekonomik sorunları gölgeleyen siyasi gelişmeler olacağı Mutlak Butlan Genel Başkanlı CHP'de ki tarafların atacağı adım olacağı baştan belli.


Çünkü, Anayasayı, YSK'yı yok sayan yerel mahkemenin kararıyla 'Mutlan Butlan' olarak CHP genel başkanlığa dönen yani bazı yörelerde ve lehçelerde 'tutuşan, yanan, alev alan' olarak adlandırılan piro denen en Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Talimatım olmadan grup toplantısı yapılamaz" yazısına karşılık, "Yetki Grup Yönetim Kurulu'ndadır" diyerek Salı günü kürsüye çıkacağını ilan eden Özgür Özel geri adım atmazken; Ankara kulislerinde, meclis grup salonunun kilitlenmesi ihtimaline karşı milletvekillerinin toplantıyı TBMM bahçesinde gerçekleştireceği senaryosu konuşuluyordu.

Ki aynı Özgür Özel ekibinin diğer bir yandan da olağanüstü kongre için delegeden imza toplamaya başlatacakları bir günde merhaba dediğimiz 2026 yılın yarısı Haziran ayının ilk günü ve ilk saatlerinde önce yani karların yağmaya devam ederek biten Mayıs aynın son günün de CHP'de önce ki dönemlerde milletvekilliği yapmış olan 221 eski CHP milletvekili arasında bulunmadığını yazdığımız için beni arayıp, o bahsi geçen listenin sonlarında kendi adının da olduğu ve kendisinin de 220 eski milletvekili ile milyonlarca CHP'li gibi düşündüğünü ve ortak bir bildiride belirtildiği gibi yerel mahkemenin verdiği kararı kabul etmediklerini açıklayan memleketimin eski vekili Ensar Öğüt'ten de bir açıklama geliyordu.

Partide ortaya çıkan “hukuki temsil boşluğunun” büyümeden çözülmesi amacıyla en geç 45 gün içinde derhal Olağanüstü Kurultay’a gidilmesi çağrısında bulunan vekiller arasında bulunan memleketim Ardahan'ın eski CHP'li Milletvekili Ensar Öğüt'ün CHP içerisinde yaşanan sürecin çözümünün parti iradesinin yeniden sandığa yansımasıyla mümkün olacağını savunan isimler arasında bulunuyor, mevcut tartışmaların büyümeden sona erdirilmesi için en doğru ve meşru yolun derhal Olağanüstü Kurultay kararı alınması olduğunu  bir de bana açıklıyordu.

Ve memleketimin CHP'li Belediye Başkanı Faruk Demir'inde, CHP Milletvekili Özgür Erdem İncesu ile Özel gibi eczacı olan CHP Ardahan İl Başkanı 'Mutlak Butlan'ın mağduru Özgür Özel'in yanında yer aldığını görüp, demokrasiye sahip çıkma adına bende yanlarında olduğumu belirtip, kendilerini takdir ederken ilginç bir duyum alıp, şaşırsam da 'Acaba' diyerek bir de 'Olabilir' diyerek o ilginç diyeceğiniz yaşananlara bu yönde bakmaya başlıyordum.

Çünkü, İş-İT'in kaçırması ile gündeme gelen ve o dönemin Konsolosu iken Fetocularla görüştüğü yönünde fotoğraf ve görüntüleri yayınlanan ve AK Parti iktidarı bürokratı diye bakıldığı bir esnada, 'Mutlak Butlan Genel Başkan' Kılıçdaroğlu tarafından CHP'den Ardahan Milletvekili adayı olarak gösterilen ve iki dönem Ardahan milletvekili seçilen hatta bugünkü Mutlak Butlan başkanın yani o dönem CHP Genel Başkan yardımcısı olan şimdiki Büyükelçi ve Yenilik Partisi Genel Başkanı Öztürk Yılmaz ile telefonla görüşüp, 'eski partinle ilgili neden sessiz kaldınız?' sorusuna cevap ararken sadece bir taraf ile değil, her iki tarafla da yani Kılıçdaroğlu ile Özgür özel ile de görüştükten sonra bu yaşananlarla ilgili bir açıklama yapmayı düşündüğünü belirtirken, 10 yıldan fazladır hapiste tutulan Demirtaş ve bir yıldan fazladır tutuklu olan İmamoğlu'nun yaşadıklarının Özel'in d yaşanmamasını umduğunu belirtiyordu.

Yani Özgür Özel'i daha çok şeyi beklediğini ima eden Yenlik Partisi Genel Başkanı, Büyükelçi, bugünün en şiddetli br AK Parti muhalifi, Ardahanlı hemşerim Öztürk Yılmaz'ın bu ilginç bakışını da uzun uzun düşünüp, kendisiyle bayramlaşıp, telefonu kapatıyordum.

Bu telefonun hemen sonrasında bu kez bayram için geldiğim Kocaeli'de misafir olduğum eve Konya'dan misafir olarak gelen ülkücü bir dostumla sohbet ederken, Ardahan'ın eski gelini Kaftancıoğlu'ndan sonra adı öne çıkan CHP'nin İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik'e bakmamı istiyordu. Çünkü, Konya'dan gelen Bahçeli sevdalısı ülkücü dostumun Yenlikçi Partisi Genel Başkanı, Büyükelçi Öztürk Yılmaz'ın Özgür Özel'in önümüzde ki günlerde her an Demirtaş'ın dokunulmazlığını kaldırtan Kılıçdaroğlu ile mücadele ederken bıraktırılan koltuğuna en yakışan ve en talip ve 'yok canım' denemeyecek bir isim olanın Özgür Çelik'ten başkası olmadığını ve Çelik'in CHP'nin 9. Genel Başkanı olarak bugünden itibaren toplanan  imzalar ile adını bu yönde öne çıkacağını belirtiyordu.

Evet, bir bayramı daha geride bırakıp, ekonomik sorunlar başta olmak üzere onca sorunla yeninden yüz yüze geldiğimiz yılın yarısında, Haziran ayının il gününde aldığımı bu bilgileri bende sizin gibi düşünürken, bayram öncesi bir kez daha yanımızda olan okurlarımız, dost iş insanlarımız, siyasilerimize teşekkür ederek bugünkü yazımı bitirip, başta bunca sorunu gölgeleyen ve her an genel başkan olacak denen 3 Özgür'lü CHP'deki yaşananlar ve diğer siyasi gelişmeleri takip etmeye hazırlanırken bu kez önüme son dakika bir haber düşüyordu.

Ve şu an Silivri'de 4 duvar arasında bulunan İmamoğlu'ndan gelen ve duvarların mesajına da yansıdığı, "Milletin sandıkta vermediği yetkiyi mahkeme koridorlarından devşirmeye çalışmanın adı siyasi kayyımlıktır, dâhili bedhah kayyımlıktır. CHP'nin genel merkezi artık o bina değildir, otursunlar boş duvarlara baksınlar" diyordu. Benimde kendisini ve o mesajı onayladığım bu haklı çıkışı ile okurlarıma haber vermeye devam diyordum..

Evet.. Bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..

Yazar Fakir Yılmaz, bu metinde Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde patlak veren hukuki kriz ve liderlik mücadelesini mercek altına almaktadır. Yerel bir mahkeme kararı sonrası Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlığa dönmesiyle oluşan “mutlak butlan” tartışmaları, parti içindeki yetki karmaşasını ve derin bölünmeleri gün yüzüne çıkarmaktadır. Özgür Özel destekçileri ile eski milletvekili Ensar Öğüt gibi isimlerin derhal olağanüstü kurultay çağrısı yaptığı belirtilirken, Ankara siyasetinde meclis grubunun kilitlenmesi gibi senaryoların konuşulduğu aktarılmaktadır. Yazar, Ardahanlı siyasetçilerin bu süreçteki tutumlarını paylaşarak, İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’in gelecekteki muhtemel genel başkanlığına dair kulis bilgilerine yer vermektedir.

Metin, Selahattin Demirtaş ve Ekrem İmamoğlu gibi isimlerin yaşadığı hukuki süreçlerin Özgür Özel için de bir risk oluşturabileceği uyarısıyla demokrasi ve sandık iradesi vurgusu yapmaktadır. Son olarak, CHP’deki bu kaotik ortamın ülkenin temel ekonomik sorunlarını gölgelediği eleştirel bir dille ifade edilmektedir.



 Onlar için 27 Mayıs, benim için 27 Mayıs..


Mevcut iktidarın ‘devamıyız’ dediği Demokrat Parti (DP) iktidarının ülkeyi baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğünü gerekçe göstererek yönetime el koyduğu ve ne tesadüftür bugünkü iktidarı tam destekçisi MHP’nin kurucu, Genel Başkanı Türkeş’in darbe bildirisini okuduğu ve iktidarı yaklaşık 17 ay süren 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesinin yıl dönümünün anıldığı bir zamanda 27 Mayıs’ın bende diğer iki önemli anısı var.
İnönü Vakfı’nın, ‘Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gerçekleşmiş ilk askeri darbedir. 27 Mayıs Askeri Müdahalesi, 27 Mayıs İhtilali ya da 27 Mayıs Devrimi olarak da anılır. 1950 yılında demokrasi ile iktidara gelen Demokrat Parti, 1954 seçimlerini de kazandıktan sonra ülkeyi gitgide bir baskı rejimi ile yönetmeye başladı. Bu demokrasi karşıtı tutum 1957 seçimlerinden sonra daha da arttı. 1959 yılında Başbakan Adnan Menderes, Vatan Cephesini kurarak ülkenin siyasi olarak ikiye bölünmesine yol açtı.’ diyerek adeta desteklediği gibi göründüğü ve ‘Tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı Celal Bayar, DP’nin yanında yer aldı.’ dediği, iktidar ve iktidara yakın olanların, ‘Türk demokrasi tarihinin kara lekelerinden biri olan ve Anayasa ve TBMM’nin feshi, ülkenin başbakanı ve iki bakanının idamıyla sonuçlanan 27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden 65 yıl geçti.’ karşılığında bir cevapla 27 Mayıs 1960 darbesine kınayan bakışları arasında anılırken aynı İnönü Vakfının bu darbenin neden olduğunu şu anlatımı ile savunmaya devam ettiğini de görmekteyiz.
Aynı İnönü Vakfının, ‘Balkan Savaşı döneminde yaşanmış olan partizanlık, basına baskı, Ana Muhalefet lideri İnönü’ye Meclis’te 12 oturum yasağı konması ve yurtiçinde yaptığı gezilerin engellenmesi, Uşak olayı, Anayasa’ya aykırı olarak Meclis DP Tahkikat Komisyonu kurulması, öğrenci olayları 27 Mayıs askeri müdahalesine yol açtı. Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grup subay ülke yönetimine el koydu, 37 subaydan oluşan Milli Birlik Komitesi TBMM’ni feshetti, siyasi faaliyetleri askıya aldı. Kapatılan DP’nin önde gelen yöneticileriyle birlikte Cumhurbaşkanı ve Başbakan Yassıada’da yargılanmaya başlandı.’ derken birden aklıma daha yeni yaşanan ilginç bir gelişme geliyor.
Çünkü İnönü Vakfının 27 Mayıs darbesine bakışının içinde ki bu satırları arasında buluna ‘Uşak Olayı’ neydi diye bakarken karşıma dergiparg.org adlı sitenin ‘Türkiye’de 1946 yılında çok partili hayata geçilmesi, Türk demokrasi tarihi için önemli bir dönüm noktası olmuştur.
1946 yılında kurulan Demokrat Parti, 1950 yılında yapılan seçimlerde iktidara gelmiştir. 1923 yılında beri ülkeyi yöneten Cumhuriyet Halk Partisi ise muhalefete geçmiştir.
Demokrat Parti, 1957 seçimlerinden sonra basına ve muhalefete karşı sert tedbirler almış, onları kontrol altına almaya çalışmıştır. İsmet İnönü, Demokrat Parti’nin baskıcı politikalarını halka anlatmak için Ege Bölgesini kapsayan bir geziye çıkmıştır. 29 Nisan 1959 tarihinde Ankara’dan hareket eden İsmet İnönü, 30 Nisan 1959 tarihinde Uşak’a gelmiştir. Tren İstasyonundan şehir merkezine doğru hareket eden İsmet İnönü’nün içinde bulunduğu araca, Demokrat Partililer tarafından bardak fırlatılmıştır. Milli Mücadele sırasında Türk orduları tarafından karargâh olarak kullanılan evi ziyaret etmesi engellenmeye çalışılmıştır. 1 Mayıs 1959 günü, Uşak’ta ayrılmak için tren istasyonuna gelen İsmet İnönü’ye taş atılmıştır. Atılan taşlardan biri başına isabet etmiş ve küçük bir yara meydana gelmiştir. Çalışmamızda, Demokrat Parti iktidarının son yıllarında Cumhuriyet Halk Partisi ve İsmet İnönü’ye yönelik baskılar, İsmet İnönü’nün Uşak ziyareti, burada yaptığı konuşmalar ve İsmet İnönü’nün ziyaretini engellemek isteyen Demokrat Partililerin tutumları hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır’ şeklinde Uşak anlatımı karşıma çıkarken buraya takılmayıp, asıl takıldığım diğer bir Uşak olayını hatırlıyorum.
Çünkü daha dün ve bugün denecek iki Uşak olayını 1960 yıllarında yaşanan Uşak’a kadar uzatıyor, bir birine bağlamaya çalışıyorum. Ve “Havlucu Belediye Başkanı’ndan satılık haram araç” CHP Genel Başkanlığa dönen Kemal Kılıçdaroğlu ve yönetimi Özgür Özel’in kullandığı iki aracı satışa çıkardı. Araçların üzerine “Havlucu Belediye Başkanı’ndan satılık haram araç” ve “Müteahhit Aziz’den satılık haram araç” yazıldı. Tutuklu Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım lüks bir araç aldığını söyleyip VIP dönüşüm işlemlerini yaptırdıktan sonra Özgür Özel’e verdiğini itiraf etmişti.’ haberini okuyor, yılar önceki Uşak ile bugünkü havlucu Uşak olaylarının bir birleri ile ne alaka diye düşünüyor, yorumu, değerlendirmeyi siz okurlara bırakıyorum..
Ve geri dönüp, mevcut iktidarın ‘Kara leke’ dediği, İnönü Vakfının 1960 darbesine sanki olumlu bakar gibi görünen bakışını okumaya devam ediyorum.
‘Yeni bir Anayasa yapıldı ve 9 Temmuz 1961’de yüzde 62 halkoyu ile kabul edildi. Anayasa, kuvvetler dengesi, yargı bağımsızlığı, üniversitelerin ve basının özgürlüğü, işçilerin sendika, grev ve işverenin lokavt haklarını getiriyordu. Ancak bu dönemden kalan en kötü anı, İsmet İnönü’nün engelleme gayretlerine rağmen , Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idamları oldu. 15 Ekim 1961’de genel seçimler gerçekleştirildi fakat askeri darbenin Türkiye’deki siyaset hayatına etkisi uzun yıllar sürdü.’ diyen İnönü vâkıfının bu bakışını, mevcut iktidarın ‘devamıyız’ diyen ve aynı iktidarın başında bulunan Erdoğan’ın 27 Mayıs darbesi mağdurlarının ailelerini kabul ettiği o günün benim için iki anlamında biri memleketim Ardahan’ın yeniden İL olması tarihi, ikincisi ise 23 Mayıs’ta kanırarak evlendiği eşim Selmi Yılmaz ile 27 Mayıs’ta nikahımızı kıldığımız gün olmasıdır.
Aynı 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası kurucu meclis tarafından hazırlanıp, halk oylamasıyla kabul edilen, özgürlükçü, çoğulcu ve sosyal devlet ilkesini tam anlamıyla yerleştiren, katılımcı Anayasa denen 60 Anayasa’nın da önünü açan 27 Mayıs darbesinin yıl dönümüne baktığımda dün ile bugün yaşananları bir birine bağlamaya çalışırken ve ‘İlginç şeyler’ oluyor dedirten durumla karşılaştığım bu yazıyı yazarken, 1992 yılının 27 Mayıs gibi yeniden İl olan memleketim Ardahan’ın 34 yıl önce 177 bine yakın nüfus ile büyük umutları yaratan vilayet sürecinde hep geriye gidip, beklediğini almadığından nüfus kaybı başta olmak üzere bir çok şeyi kayıp edip, bugün 90 binlere kadar düşen nüfusu ile umudun şehri parolasının ta tersi umutsuzluğun göç ile kendisini gösterdiğini görüp, 27 Mayıs’ın sanki ‘bir ileri 10 adım geri adımların atandığı bir tarih, bir gün..’ olarak notlarımın arasına düşüyor.
Yani İnönü vakfının savunduğu ulus devletçiliği ile darbelere karşı olan, bunu aşmaya çalışanların ağır bedel ödediği gibi Ardahan’da mı aynı bedeli ödediğini de anlatır gibi.
Bilmem ama nikah tarihim de olan ve 27 Mayıs’ın demokrasi adına kara günlerden bir gün olarak değerlendiren bir gazeteci olarak bu tarihin yani 27 Mayıs’ın ne ülkeme nede o ülkenin Kafkas sınırında olan memleketim Ardahan’a hiç iyi gelmediğini de söyleyerek, Alevi dedesi geçinip, milletvekili olan CHP’lilerinde el kaldırması ile idam edilen 3 fidanın anıldığı 6 Mayıs’ı da hatırlayarak 29 Mayıs’ın gecesinde yazdığım bu yazıma, ‘Onlar için 27 Mayıs, benim için 27 Mayıs..’ son veriyorum.

Evet.. Bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..
Bu metin, 27 Mayıs 1960 askeri darbesini farklı perspektiflerden ele alarak tarihsel süreç ile kişisel anıları harmanlamaktadır. Yazar, İnönü Vakfı’nın müdahaleye yol açan olaylara dair açıklamaları ile mevcut siyasi iradenin darbeyi kınayan tutumunu karşılaştırmalı bir şekilde sunmaktadır. Özellikle İsmet İnönü’nün Uşak ziyareti sırasında yaşanan saldırılar gibi kritik dönüm noktaları, güncel belediye tartışmalarıyla bağdaştırılarak sorgulanmaktadır. Anlatı, darbenin demokratik sonuçlarını ve idamların yarattığı derin acıları hatırlatırken, aynı zamanda Ardahan’ın il oluşu gibi yerel gelişmelere de değinmektedir. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’nin demokrasi tarihindeki bu kırılma noktasının hem toplumsal hem de bireysel hafızadaki karmaşık yansımalarını özetlemektedir.

Dayının yeğeninin yazdıklarına gece yarısı mesajı.


Başta, Ardahanlı hemşerim olan Erzurum eski İl Başkanı Suat Dulger'in de tutuklanması ile devam eden CHP'ye yönelik yaşananlar olmak üzere bayram öncesi günün haberlerini bitirip, niyetlendiğim kurban parasını ve bayram harçlığını çıkarma adına hazırlayıp, yayınlandığım haber ve mesajları yüklediğim sitemisin linkinin bir anda ortada da kayıp olması ile gerilip, yorulan vücudumu zorla attığım anamın odasında ki yatağında uyurken ısrarla çalan telefonla yarı uykulu geri zıplayarak geri kalkıyorum..
Geceyi deviren bir saatte gelen telefonda ki sevdiğim sesin uykulu olduğumu anlayıp, niyetlendiğim ama 'kesebilecek miyim?' diye düşündüğüm kurbana katkı gönderdiğini söylerken kendisine uykulu, uykulu teşekkür ederek, yataktan çıkıp, gün boyu yazıp, www.kuzeyanadolugazetesi.com adlı sitemizin linkine eklediğim ama bir anda anlamadığım bir hatam dolaysıyla silinip, kayıp olan emeğim yani 'Kayıp olan haber ve mesajlarım geri gelmiş mi?' diye düşünerek, bilgisayarımın başına geçiyorum..  
Çünkü günün stresinin getirdiği yorgunlukla anlamadığım bir tuş hareketi ile onca haberimin kayıp olduğunu, sitemizin adminine mesaj yoluyla yaşananları söylemiş 'lütfen' diyerek ilgilenmesini istemiş sinirle gerilen vücudunum alıp, gidip, uyumuştum..
Ve gece yarısı ısrarla çalan telefonun zilliyle yeniden uyanıp, başına geçtiğim bilgisayarımın ekranını açıp, tıkladığım sitemde o kayıp linkin hala yerinde olmadığını görüp, bu kez bende gece yarısı telefonla ulaştığım admine siteyi bir gün önceki yedeği ile güncellemesini rica edip, kayıp, haberlerinin, emeğinin geri gelmesi umuduyla beklemeye başlıyorum..
Tabi az olsun dinlenmiş halimle yine durmuyor, son dakika haberlerine, bol yemekli, gezili, 'Filan işi yaptık, falan şeyi yedik' diyen havalı bol paylaşımlı ve en çokta, 'Falan öldü, filan gitti..' haberleri ile dolu sanal ortamda yaşananları gözden geçiriyorum..
Bu arada bende uyumadan önce, bir köy muhtarımızın olmayan imkanlar dolaysıyla başka illere gönderilenler, gidenler gibi gittiği Kocaeli Gebze'de hayata göz yumduğunu içi sitem dolu metinle haber olarak vermiştim..
Sitemimin nedeni ise; Bir köy muhtarının muhtarlık yaptığı kentte tedavi olamadığı gibi hayata göz yumduğu gurbet denen elde toprağa verilişiydi..
Yani düşünün bir eğitimde, ekonomide olduğu gibi sağlıkta  olamayan imkanlar dolaysıyla köyün sorunlarını çözme adına muhtar olanların bile başka kentlerde çare aradığı ve orada kalıp, gelemediği memleket diyen haberi idi.. 
Ki o habere konu olan ve daha yeni hizmete acılan hastanenin ek binasının da yıkıldığını ve hizmete kapatıldığını, bu yetmez aynı hastanenin, 'Yeşil alan' denen acilinin de doktor olmadığından kapısına asılan bir afiş ile hizmet dışı kaldığını da bedeni gurbete kalan muhtarın memleketinde, köyünden kilo metrelerce uzakta hayata göz yumduğu aynı gün o kayıp olan haber linkimde yazmıştım..
Ve yeniden dönüp, yatağıma geçtiğim esnada diğer bir ölüm  haberini bu kez yeğenim, general yolunu bile açan kaymakam olmayı hedefleyen ama bir çok genç gibi onunda önüne getirilen onca sınav ve engel  yüzünden o güzel hayali bir türlü  gerçekleşmeyen, güzel yazılar yazan, haber algılayan ama oncası gibi bir türlü gazeteci yapamadığım, geçici öğretmenlikte yapan yeğenim Ali Kaya'nın muhtar gibi aynı gün hayata göz yuman hemşerim Hikmet abinin ardından yazdığı yazısını sanalda okuyorum..
Okudukça yutkunuyor, ağlamamak için direnip, daha yeni girdiğim yatağımda yorganı üzerime çekmiyor, kalkıp geri bilgisayarın başına geçmeden cepten o güzel yazısına, 'Dayının yeğeninin yazdıklarına gece yarısı mesajı..' başlığıyla bir yorum da ben yazıyorum..
Evet, saat Marmara depremini hatırlatan gece 03.48.  
Ve önce 'Aliş' diye seslendiğim Ali yeğenimi okuyalım sonra benim o yazılan güzel yoruma bıraktığım yorumu birlikte  okuyup, bir dayının yeğenine cevap verirken ikisinin anlattığı gerçekleri algılayıp, birlikte ağlayalım..  
İşte Ali'nin, yine kızacağımı bile bile başlığını unutup, koymadığı o beni uyutmayan yazısı..

Ardahan’da payına yalnızlık düşen hikmet abinin gidişini üzüntüyle öğrendim. Sığındığı o derme çatma yapıda hep bir şeyler bekledi. Hiç kimse kapısını çalmadı ne bir tas çorba ne bir kelam söz öylece terkedilmişti. 
toplumun yalnızlaştırdığı hikmet abiyi ne bir devlet yetkilisi gördü ne bir komşu… 
Bir ses bir soluk kimse yoktu. Sızlayan bu kalp orada günlerce üşürken kimse görmedi. Hayatın sillesini yemiş kendisini kapatmış hikmet abiye bir el uzatan olmadı! 
Avrupa standartları kapsamında hayvanlara çip takıp takip eden bizim sistem öncelikle bu garipleri takip etmelidir! 
Kurum yetkilileri küçücük şehirde bu gariplerden habersiz ne kadar yazık! 
Benim mahallemde oturuyordu hikmet abi. Sürücü kursunun hocasıydı birlikte çalıştık bir dönem. 
Beklemek miydi seni en çok yoran yoksa hiç bilmediğin hastalıkların mıydı? kapını bir çalanın olmaması mıydı? Güneş doğduğunda payına düşen yalnızlığını alıp yanına buradan ayrılırken kimsesiz garip gidiyorsun şu yalan dünyaya inat sen çok iyi insandın be abi. 
Allah rahmet etsin.

Ve benim, bu yılda Ardahan'a gelmeyen Doğu Exspersini değil, 1978 yılı yapımlı Geceyarısı Express filmini de hatırlatan Ali'ye yazdığım yorum yazım..

'Yeğenim bu işte..' diyen Dayın gibi gerçeğin yüzünü başta devrimci (!) ailesinin sonra da, o 'Vatan-Millet-Sakarya' edebiyatı yapanlar misali yani 'Fırat/Dicle kenarında bir koyunu kurt kapsa, ilahi adalet onu Ömer'den sorar" sözünü söylemekten öteye geçmeyenlerin yüzüne vuran bu yazını okurken gözlerim doldu desem inan demeyeceğim..
Çünkü sende bilirsin ki yeğen..  
O yüksek sesli konuşan, haksızlığa parlayan ve kırıp, geçiren dayın yüreği de senin ki kadar hassas..
Evet yeğen..
Bu, kaçıncı Hikmet?..
Hatırlarsın bilirim,  dayından daha zeki ve bu o kadar akıllı ve hafızalısın..
Çünkü bilirsin..
Birlikte kalıplarını yıkadığımız gazetelerimizi bastığımız matbaanın olduğu binamızın ara sokağında, arkasında ki köhnelerde hatta matbaamızın olduğu binanın merdiven altında ne Hikmetlere birlikte el atmaya, tırnaklarını kesmeye çalışıp, çabalayıp, olmayan paramıza rağmen komşu berbere rica, minnetle saç, sakallarını kestirdiğimiz.  
Ekmeklerini almaya, suyunu vermeye, bazen de sen değil, benim birlikte o ucuz şaraplarını içtiğimizi..
Evet yeğen.. 
Vay be.. 
Ne Hikmetler gelip, gitti böyle onca gelip, gidenler misali sesiz, sedasız..
Bizim kadar sert yüzlü, görenin korkup, çekindiği güzel kalpli dedelerimiz, babalarımızdan bize kalan yufka yürek mirasını elimizden geldikçe onca Hikmetle, Erol, Tosso, Çelil, Tuncer ve niceleri ile 'helal olsun' dediğim anıları ve paylaşımlarımızı bu gecenin yarısında bana hatırlatıp, yorgun gözlerimin uykusunu kaçırıp, dolduran, o Hikmetlerin ölümleri ardından timsah göz yaşları akıtan sahte yüzlere sille gibi çarpan güzel ve yürekli yazın için teşekkürler yeğen..
Hep bel ol, bele kal..
Gerisi yukarıdakine, yüce Allah'ın güzel gönüllere vereceği ödüle kalsın..
Öpüyorum..
'Gazete kalıbını pardon yürekleri yine yakmışın Alişşş..' diye bağıran ve 'dayı bir sürü yazım hatan var' dediğin dayın..


Sıra Kılıçdaroğlu’nda..

Bir yandan uydu üzerinde yayın yapan ulusal tv TEMPO TV’de atı yıla yakındır her pazar kesintisiz olarak canlı olarak yayınladığımız, ‘Gazetecilerle Gündem’ adlı yayınımıza konuk daveti ve hazırlıkları diğer yandan

reklam ve desteklerinizle, ‘yerelden ulusala daha özgür gazetecilik..’ şiarıyla kurban bayramı öncesi, okur ve destekçilerimizden mesaj toplamaya çalıştığımız bir sırada İstanbul İBB baskın, soruşturma, tutuklama operasyonları ardından bu kez başkent Ankara’da yerel bir mahkemenin verdiği karar, siyaset arenasında parçalanarak, merkezin milyar dolarlarını da yakıyor..

Evet, yerel bir mahkemenin, ‘Kararları kesindir, itiraz bile edilemez..’ denen YSK’yı, YSK’nın onayı ile yok sayıp, aldığı karar ile barışın, kardeşliğin hatırlandığı bayramı kara getirdiği CHP’yi izlerken, bizde gazete olarak bu konuda uzman, bilen, ağ, siyah demeden önümüze gelen her CHP’liden görüş, almaya ve kendimizin bakış ve yorumlarını da ekleyip, okurumuza haber, yorum olarak sunmaya çalışıyoruz..


Ve, dili, ‘bilinmeyen’ denen Kürt sorununu çözme adına ‘yeni’ denen ama bir yıldır bir adım ileri gitmediğiyle eleştirilen süreç gibi aylarca tartışılan ‘Mutlak Butlan’ kararının Kılıçdaroğlu lehine sonuçlanması ardından bende, hemen yani kısa süre içinde ele aldığım, ‘Özgür Özel bu oyunu bozabilir..: başlıklı yazımı yazıp, xtwit yoluyla başta Özel’e olmak üzere, Kılıçdaroğlu ve CHP’li bildiğim tüm üst, alt kişi ve kimliklere yollamıştım..

‘Özgür Özel’in ne yapacağını bilmem ama ben, ‘Gazeteci Fakir Yılmaz olarak şahsen katılmadığım ve demokrasiye, Anayasaya, YSK’ya, seçme ve seçilme hakkına aykırı bir durumdur’ dediğim Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Butlan kararının ardından, ‘Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum. Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum. Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!’ diye xtwit atan Özgür Özel’e benden bir öneri vadedeceğim.’ demiştim..

Ve; ‘Sayın Özgür Özel..

Gel sen birilerinin yapamadığı büyüklüğü yap ve demokrasiye, seçme, seçilme hakkına ve partin olan CHP’ye daha çok zarar verilmemesi ve Adalet Bakanının da içinde olacağı tüm dünyanın şaşıracağı bir karar al ve Kılıçdaroğlu’nu , Grup Başkanı olarak ara..’ diyerek, Özel’e ‘ara’ dediğim Kılıçdaroğlu’na şöyle de demiştim..

‘Sayın Genel Başkanım çekinme, çık gel, grup başkanı olarak seni genel başkan olarak genel merkezin merdivenlerinde karşılayacağız. Patimizin birleri tarafından değil, kendi tarafımızca yönetileceğini, CHP’lilerin hep birlikte, el ele vermesiyle CHP’ye sahiplenelim ve ‘çay koy usta yeniden başlıyoruz’ diyerek kaldığımız yerden mitinglerimize, erken seçimi isteyen vatandaşa birlik olduğumuzu ortaya koyup, onlarında bizimle bir olmasını isteyip, hep birlikte güzel olacak günlere, yıllara doğru yürüyelim’ demesini istemiştim..

Evet..

Özgür Özel Kılıçdaroğlu’nu aradı mı?

Aradı..

Dediklerimi Kılıçdaroğlu’na dedi mi?

Dediğini söyledi ve Grup Başkan vekilliğine vekillerin onayı ile döndü mü?

Dediğimi dediğini belirtip, Başkan vekilliğine de razı oldu mu?

Oldu..


Peki şimdi sıra kimde?..

Ve O ne yaptı?

CHP İstanbul İl Başkanlığına kayyum olarak atanan hemşerim, Göleli Gürsel Tekin gibi önce kendisine yakın, yalaka tayfası badi gard tipi sözde partilileri ardından polisi CHP’ye gönderip, partisinin kapı bacasını, kırdırıp, biber gazı eşliğin de Özgür Özel ile arkadaşlarını gözyaşı ve ter, kan içinde dışarı attırdı..

Ve; Dün kendisine demediğini bırakmayanları oluşturduğu havuz medyanın sevindiği, dünyanın üzüldüğü manzarayı hepimize yaşattı..


Evet.. Bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..

Yazar Fakir Yılmaz, bu metinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içerisindeki güncel siyasi gelişmeleri ve yargı kararlarının parti yapısı üzerindeki etkilerini ele almaktadır. Özellikle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen “Mutlak Butlan” kararı sonrasında yaşanan karmaşayı değerlendiren yazar, Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki ilişkiye dair çözüm önerilerini sunmaktadır. Metinde, muhalefetin birlik içerisinde hareket etmesi gerektiği vurgulanırken, geçmişteki parti içi krizler ve demokratik haklara yönelik müdahaleler eleştirel bir dille hatırlatılmaktadır. Yazar, CHP yönetiminin dış müdahalelere karşı dirençli olması gerektiğini savunarak, siyasi etik ve parti içi barış temalı bir çağrıda bulunmaktadır. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’deki muhalefet siyasetinin yargı ve iç çekişmelerle nasıl bir sınav verdiğini kişisel bir perspektifle özetlemektedir.


ÖZGÜR ÖZEL BU OYUNU BOZABİLİR! 

Ne alaka ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP kurultay davasında Özgür Özel yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak görevi Kemal Kılıçdaroğlu’na devretme kararını açıklamasının  ardından Adalet Bakanının çıkıp, Anayasa'nın tek yetkilidir dediği YSK'nı kararı ve kararlarını yok sayan bir mahkemenin kararını iptal etmesini al acele savunduğu şu saatlerde Özgür Özel'in ne yapacağı da büyük bir merakla takip edilmekte.

Özgür Özel'in ne yapacağını bilmem ama ben, 'Gazeteci Fakir Yılmaz olarak şahsen katılmadığım ve demokrasiye, Anayasaya, YSK'ya, seçme ve seçilme hakkına aykırı bir durumdur' dediğim Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Butlan kararının ardından,  'Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum.  Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum.  Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!' diye xtwit atan Özgür Özel'e benden bir öneri vadedeceğim.

Sayın Özgür Özel..

Gel sen birilerinin yapamadığı büyüklüğü yap ve demokrasiye, seçme, seçilme hakkına ve partin olan CHP'ye daha çok zarar verilmemesi ve Adalet Bakanının da içinde olacağı tüm dünyanın şaşıracağı bir karar al ve Kılıçdaroğlu'nu , Grup Başkanı olarak ara..

Ve;  'Sayın Genel Başkanım çekinme, çık gel, grup başkanı olarak seni genel başkan olarak genel merkezin merdivenlerinde karşılayacağız. Patimizin birleri tarafından değil, kendi tarafımızca yönetileceğini, CHP'lilerin hep birlikte, el ele vermesiyle CHP'ye sahiplenelim ve 'çay koy usta yeniden başlıyoruz' diyerek kaldığımız yerden mitinglerimize, erken seçimi isteyen vatandaşa birlik olduğumuzu ortaya koyup, onlarında bizimle bir olmasını isteyip, hep birlikte güzel olacak günlere, yıllara doğru yürüyelim' de..  

Evet, 

Gazeteci Fakir Yılmaz olarak derim ve öneririm; Özgür Özel'in partisi üzerinden oynanan oyunları bozacak ve tarihi yazacak olan tek çıkış yolu budur.  

Aynı Özgür Özel'in, CHP dışında ki partileri de, Kılıçdaroğlu'lu dönemdeki  6'lı masa çabasında ki gibi CHP'ye davet edip, delik, deşik edilip, yok sayıldığı denen Anayasa'ya, Demokrasiye, YSK'ya, Seçme ve Seçilme Özgürlüğüne sahip çıkmaya davet etmeli, vadetmelidir.

Ve başta DEM olmak üzere tüm siyasi arena aralarında büyük oranda  AK Partililerinde olduğuna inandığım bu karara karşı  CHP ile el ele verip, bürokratların son sistemin verdiği avantaj kullanıp, tek imza ile alt üst ettiği demokrasiye sahip çıkmalıdır.  

Tabi ki sayın Kemal Kılıçdaroğlu'da kendisine yönelik tüm olumsuz görüş ve iddiaları çürütecek kendisine beklenen o adımı mutlaka atmalıdır..

Ve  Özgür Özel'in yapacağı bu davetine, bu öneri ve vaadine saygı gösterip, bir büyük olarak 'evet' demeli, adına yürüyüş yaptığı Adaleti hatırlayıp, yıllarca başında olduğu partisini ve 6'li masa denen birlik için ortaya koyduğu çabayı hatırlayarak , genel merkezden bu yönde yapılacak daveti 'Olan oldu, kol kırıldı ama yel içinde kaldı' diyerek kırmamalıdır.

Ve alacağı davet ile 6 bin polisle değil, hemşerim olan ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin kararı ile ona da kalmadığı Gürsel Tekin ve koruması ile gideceği partisinde başta, 'Grup Başkan Vekili olarak devam ediyorsun' diyeceği, Özgür Özel'i olmak üzere zaten partilileri olan Özel'in ekibi de kucaklayarak, bakan beyi, beni ve tüm dünyayı şok edip, şaşırtıp, demokrasinin daha çok zedelenmesine izin vermemeli, ülke siyasi tarihine damgasını vurmalıdır.. Örnek olmalıdır..

Kısacası; eski savcı eni Adalet Bakanının başında olduğu adli camiasının önemli kurumlarından olan  Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP kurultay davasında Özgür Özel yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak görevi Kemal Kılıçdaroğlu’na devretme kararı yarattığı siyasi belirsizliği daha çok tırmandırmadan, başta Borsa İstanbul’da  yaşanan sert bir satış dalgasının, ekonomik, siyasal, sosyal bir süreçte yüzen  ülke siyasetinin tusinamisine dönmemesi için yapılacak ve demokrasi denen ulvi kalenin surlarının yıkılması için oynanan oyunları bozacak olan Özgür Özel'e, Kılıçdaroğlu'na edeceğim tek vaat, öneri, teklif ve çıkış budur derim..




Mesele o ilk adımı atmaktır..

Bugünkü yazımı yazarken bilgisayar kanalıyla izlediğim tv’de yurt genelinde ki  19 Mayıs törenleri ve 107 yıl önce ki 19 Mayıs ile başlayan mücadeleyi de kulaklarımla dinlerken Milli Mücadelenin nasıl olup, başladığını anlatan onca belgesel ve programı da yeniden ilerlerken Atatürk’ün attığı ilk adımın önemini de bir kez daha anlıyor ve amaç, konu ne ise atılan adımı geri çekilmeden ileri gidilmesinin şart ve gerekli olduğunu da anlıyordum.

Çünkü daha geçtiğimiz son yıllarda sadece rutin ve normal bir resmi gün havasına sokulan 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı gibi diğer resmi bayramlarda hükumet ile muhalefet arasında kutlama programları ikiye ayrılmış, resmi kurumlar dışında başkalarına Atatürk’ün büstlerine çelenkler konulması bile zor bir durum haline getirilmiş, hatta CHP’nin başta olmak üzere bir çok siyasi partinin çelenkleri polis tarafından kaldırılıp, atılıyordu.

Yani şu an 23 yıldır iktidar olan ve o çok konuşulan ve oraya giden gençleirn nedense yüzlerini kameralarda gizlemeye çalıştıkları, Kocaeli’nde ki; ‘Bir Gençlik Şöleni Programı’ ile tartışılan partinin uygulamaları için attığı adımlar da geri adımlar attığı ve dün görmez geldiği muhalefetin de içinde olduğu herkesi kabul etmek zorunda kaldığını görmekteyiz. Tabi bu durumun yaşanmasında en büyük etkenin halk yani içeri alınırlarken her biri genç olan ama bugün birer olgun hatta yaşlı insanlar olmaya başlayan Demirtaş, Can Atalay, Kavala gibi İmamoğlu’nun  tutuklanması, ‘beyin göçü’ denen gençlerin, ‘giderlerse gitsinler’ denen doktorlar başta olmak üzere ‘okumuşlar’ denenlerin bu güzellim ülkeyi terk etmesine karşı konan tepki ile sonuçlanan seçimler için sandık başına giden halk olmuştur…

Evet liderliğin diğer en büyük farkının da bugün lider olarak bilinen ve bir adım ileri, bir adım geri atanlara nazaran dünkü liderlerin attıkları ilk ve geri atılmaz adımlarda ki kararlılıklarıdır.


Atatürk’te o liderlerdendir.

Her katıldığım toplantı da bu ülkenin kurucusu, milyonların gönlünde taht kurmuş olan Atatürk’ün liderlik yönünü anlatmaya çalışırken bitmiş, tükenmiş bir topluluğun yeniden ülke kuran kararlı adımlarının yani Karadeniz’in İstanbul’u denen Samsun’a ilk adımı atan bu insanın olmasıdır ve o ilk adımdır bu ülkeyi kuran derim.

Evet, atılan adımın bir ileri, iki geri olmasının getirdiği sıkıntıların başında gelenin bugün bayramlarını kutladığımız milyonlarca gencin işsizliğine neden olan ekonomik sıkıntılar ve toplumsal rahatsızlıklardır.

Ve dün bu ülkeyi kurarken 23 Nisan ile çocukları, 19 Mayıs ile gençleri, Kurban kesmeyecek kadar ekonomik zorda olan büyüklerin, seçilme ve seçme hakkı verilen kadınları olduğu gibi Türk, Kürt, Laz, Çerkez demeden tüm kesimleri içine alan, sorunlarını  kararlı adımlardır, ülkeyi, toplumu, komşuyu rahatlatacak, iç kaleyi güçlendirecek o adımlar.

İşte, ‘Sevgilim’ denen’ İstanbul başta olmak üzere  son iki seçimde alınan darbeler sonrasın da olsa bahsedilen o gerçek ‘İç kale surlarının sağlamlaştırılması’ diye belirtilen ama bir yıldan fazladır bir adım atılamayan Türkiye İttifakı’nın sağlanmasının da bu yolda atılacak olan samimi adımlara ihtiyaç var..

Onun içinde Atatürk’ün de içinde olduğu tüm liderleri incelerken gelmiş, geçmiş liderlerin hedefleri için attıkları adımlarda geriyi düşünmeden yol aldıklarını görmek ve o ilk adımı ata meselesini anlamak yeterlidir..


Evet.. Bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..

Yazar, 19 Mayıs vesilesiyle kaleme aldığı metinde, toplumsal ve siyasi başarının temelini teşkil eden kararlı ilk adımın önemini vurgulamaktadır. Atatürk’ün Milli Mücadele’yi başlatan tavizsiz duruşu ile günümüz siyasetindeki belirsiz adımlar kıyaslanarak, liderlik vasfının geriye bakmadan ilerlemek olduğu belirtilmektedir. Metinde, son yıllardaki kısıtlamalara rağmen halkın seçimler aracılığıyla gösterdiği tepkinin mevcut iktidarı daha kapsayıcı bir tutuma zorladığı ifade edilmektedir. Ekonomik sıkıntılar ve beyin göçü gibi sorunların aşılması için toplumun tüm kesimlerini kucaklayan samimi bir Türkiye İttifakı kurulması gerektiği savunulmaktadır. Sonuç olarak, ülkenin iç kalesini güçlendirecek asıl gücün, tarihi liderlerin gösterdiği o sarsılmaz irade ve hedef odaklılık olduğu hatırlatılmaktadır.



HABER OLACAK OLAN GÜNÜN SORUSU?!.


Ardahan İl olsun denirken, Gümrük kapıları, Üniversite açılsın söylenirken, Saffet gibi orta da olmayan ama hepsi gerçekleşince vekil olup, para etmez ev ve ahırları konut olan, dikenli arsaları para eden kısacası İl olmaz, Gümrük kapsı açılmaz, üniversite kurulmaz diyen kazandığını batı kentlerine betona çeviren, çel çocukları yetme gelinlerine devlet kapısında iş bulan kısacası İl olan Ardahan ve İlçelerinin kaymağını yiyenlere aşağıda ki yazıyı, çağrıyı yutkunarak üstüne alanlara açık mektup..

Başta İstanbul olmak üzere "Batıda ki Ardahanlı iş insanları niye Serhat Ardahanspor'a yardım etmiyor?" diyen Ardahan merkezde ihale alan, TDKD, SERKA, DAP ve diğer bir çok yerde devlet teşvik ve destekleri alıp, iş, ev, konut, apartlar yetmedi yaylalarda villa yapanlar, siyasette, ticarette rant götürenler ne yapıyor?

Niye Serhat Ardahanspor'a yada sosyal, siyasal, kısacası toplumsal sorunlara sahip çıkma adına, bir reklam, bir mesaj vermedikleri yerel basını duyup, yani Ardahan'ın rantını toplayan 4 veya 400 iş insanı olarak çok vergi veren (!) firma başı Bin TL. lira verip, 400 bin TL. toplayıp, Serhat Ardahanspor'a katkı sunup, yine kendilerine rant kazandıracak olan Serhat Ardanspor'u 3. Lige taşımıyorlar?

Veya onca DMD, SMA gibi ilaçlara muhtaç çocuklara veya yoksul, ihtiyaç sahibi insanlara karşı sosyal sorumluluğunuzu yerine getirmezsiniz?

Örnek kuyumcu Aydemirler, Akaryakıtçı Gündoğdular, düz ovada GES kurup, ortadan çekilen Armacılar, Erhanlı Bingöller, otelini çevreye sessiz ve sükûtçe kazıklamaya çalışırken basına düşenler, tosuncular, kurbancılar kısacası Bademler, Aktaşlar, Bektaşlar, hukukçular, kaşarcılar, uncular, betoncular, kurbancı, kalfacı inşaatçılar, kameracılar, Aydınlı kuruyemişçiler hatta kara paracılar siz, onca kazandığınız, kazıkladığınız Ardahan'da değil misiniz? Siz gibi yaşananlara kulak tıkayıp, göz kapatan, dilsizleşen Baro, ATSO, ESOBB, Arıcalar, Koyuncular, ESOB'lar, DSYB gibi onca oda, muhtar olmadığı halde boş birinin başkanı olduğu Muhtarlar derneği, şehidi olmadığı halde Şehitler derneği başkanları, kan vermediği halde Kızılay başkanı, benden beter tüttüren ama Yeşilay başkanı olanların başında olduğu dernek, birlik yani STK'lara bağlı, üye Ardahanlı iş insanı tüccarı, cambazı değil misiniz?

Borcum yok deyip, her sabah 'umudun şehri' mesajı atıp, mecliste 200 milyon borçlanma isteyen, bozuk yolları ve boğa kampanyası engellenen valiyi gaza getirip, çöpü halka havale ettiren türkücüler, 44 milyon borcum var deyip, 4 milyonluk Alaman marka makam aracı alanlar, uçaklarda inmeyen 7 belediye başkanları, İş-Kur listesini yazıp, belediyenin makamına çöken ilçe başkanları, vekil kadar oy alan muhtarla, belediye ve il genel meclis üyeleri, azalar sizi de unuttum sanmayın..

Haydi o zaman Ağrılı bir iş insanının kendi imkanları ile, başta milletvekilleri olmak üzere, batıda veya yerelde ki gönüllü birkaç iş insanlarının 3.ligin eşiğine kadar getirdiği Serhat Ardahanspor'a olmak üzere Ardahan'a sahip çıkın.

İlçedekiler sizleri de unuttuk sanmayın tek tek, isim isim sizi de deşifre etmeye devam edeceğiz ya devlet ya da defterdarlık varsa vicdanınız elbet cezanızı kesecek!

Aha olur ya belki vicdan dayanmaz sende ve 'Ula Fakir bilirsin bizde ultra zengin değiliz ama aha karınca kararınca bir lira, yada 4 maça 4 lira desende Bin TL. benden demenin ve Ardahan adına şimdiden teşekkür ettiğimiz destek dekontunu buraya, mesaj bölümüne eklemin IBAN yolu..

Hesap No: 16000060

Şube: 678 / ARDAHAN ŞB.

IBAN: TR220001200967800016000060

Ad Soyad / Unvan: SERHAT ARDAHANSPOR K ULÜBÜ DERNEĞİ

Saygılar..


Not: 

Bu yazı, Ardahan’ın yerel imkanlarından ve devlet desteklerinden faydalanan iş insanları ile sivil toplum kuruluşlarını toplumsal sorumluluk almaya davet eden sert bir eleştiri niteliğindedir. Yazar Fakir Yılmaz, kentin gelişiminden büyük kazanç sağlayan kesimlerin Serhat Ardahanspor’a ve sosyal yardım projelerine destek vermemesini samimiyetsizlik olarak nitelendirir. Şehrin rantını paylaşanların, bölgenin spor kulübüne, ihtiyaç sahibi çocuklara ve toplumsal sorunlara karşı duyarsız kalması eleştirilerin odak noktasını oluşturmaktadır. Metin boyunca isim verilerek hedef gösterilen yerel aktörlerin, batıdaki iş insanlarını suçlamak yerine kendi vicdani ve maddi yükümlülüklerini yerine getirmeleri gerektiği vurgulanmaktadır. Son bölümde ise okuyucular ve yerel sermaye sahipleri, kulübün banka bilgilerine bağış yaparak şehre olan borçlarını ödemeye çağrılmaktadır.


Fetocu komedyen Atalay Demirci yakalandı

‘Fakir bey İstanbul’a geldiğimde Tempo TV’de canlı olarak yayınladığın Gazetecilerle Gündem adlı programına konuk olacağım’ deyip, geldiğinde ise Göle dernekleri ile bir iki fotoğraf verip, Ankara’ya çağrıldığından dolayı TEMPO TV stüdyolarına gelmeyi erteleyen Göle Belediye Başkanından sonra 2. topuklu denen Afyonkarahisar’ın kadın Belediye başkanının da geçtiği AK Parti iktidarının önünü kesmek, ülkeye yeni bir darbe yapacağı söylenen, 15 Temmuz’u hatırlatan var mı?

Evet, yeni bir Temmuz’un 1’ine ertelenen ve Kılıçdaroğlu’nun geri dönüşünü sağlayacak bir kararın kesin çıkabileceği ileri sürülen Butlan kararını bekleyen Kılıçdaroğlu’nun ‘kontrollü darbe girişimi’ dediği darbe girişimini, ‘hatırlayan var mı?’ diye sorsam, hemen cevap veren olur mu?

Sanmıyorum..

Çünkü, ‘Bu ekonomik krizde bulabilirsek dün yiyebildiğimizi unutanlar olarak üzerinde 10 yıl geçmiş nasıl hatırlayacağız?’ diye cevap vereceklerin bir hayli çok olacağını tahmin ederken, xtwitimiin aracılığı ile önüme son dakika başlığı ile bir haber düşüyor.

‘Komedyen Atalay Demirci yakalandı’ başlıklı haberi tıklayıp bakınca, İmralı dahil Marmara’nın adalarını izleyen evimin de olduğu İstanbul Kartal’da bir operasyon yapıldığını ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ve İstihbarat Şube Müdürlüğü ekipleri, FETÖ kapsamında aranan kişilere yönelik İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde çalışma başlatıldı.’ diye devam eden satırlarını bir nefeste  okuyordum.

Ve ‘KARTAL’DA OPERASYON DÜZENLENDİ’ diye ara başlıkla devam eden o haberin devamında, ‘Yapılan çalışmalarda, “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan hakkında 5 yıl kesinleşmiş hapis cezası bulunan ve firari durumda olduğu belirlenen komedyen Atalay Demirci’nin İstanbul’da olduğu tespit edildi. Teknik ve fiziki takibin ardından Demirci, Kartal’da düzenlenen operasyonla gözaltına alındı. Emniyetteki işlemleri tamamlanan Atalay Demirci adliyeye sevk edildi. Demirci, çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.’ diyordu.

Bu haberi okuyup, yeniden kendi gündemime döneyim derken bu kez aralarında 31 Mayıs’ta seçime gideceği kesinleşen, binası bir çalışanı tarafından icraya verilen Ardahan Esnaf ve Sanatkarlar Odalar Birliği, ESOBB ile ilgili ilginç hukuki belgeler olmak üzere whatsapp aracığı ile art arda bir çok resim, görüntü ve habere değer bilgiler geliyordu. Ve bu gelen mesajların arasında meslektaşım, yolu olmayan Çıldır Şeytan kalası seyir tepesi haberine imza atan Barış Bilgin gibi çıraklarımdan olan Gazeteci Hakan Azar’ın ‘Abi bu kimden bahsediyor?’ diyerek attığı mesaj yüzümü gülümsettirerek, dikkatimi çekiyordu.

Çünkü, Serhat Ardahanspor’u konu eden bende ki kırmızı değil, alçakça bir iftira ve tehdit hissettiren o sözde noktalı mesaja bakınca bir süre önce istifa ettiğini belirten ama başta, AK Parti Ardahan’ın Milletvekili Kaan Koç ile CHP’nin Milletvekili Özgür Erdem İncesu olmak üzere ben ve 3 lig özlemi çelen bazı Ardahan severlerin ikna çabaları ardından başkanlığa geri dönen ve ‘Abi ne olacak bu takımın hali, kimse bir dönüş sağlamadı, senin şu, ‘4 maç için en azında 4 TL. destek’ çağrında gelen desteklerden başka destek olmadı’ diye dert yanan Serhat Ardahanspor’un Ardahanlı değil, Ağrılı olan Başkanı Abdullah Çekim ile telefonla daha yeni görüşmüş, Plaf-Off’un eşiğine ayak basan şehrin sahipsiz, futbol takımının halini düşünüp, üzülerek telefonu kapatmış, ‘Bu kadar da tesadüf olamaz’ dedirten, ‘Saffet Kaya’ya Serhat Ardahanspor Tepkisi!’ başlıklı haberi ve ‘Ardahan’da siyasetin sembol isimlerinden biri olan ve halk arasında “Baba Dostu” lakabıyla anılan 20, 21 ve 23. dönem milletvekili Saffet Kaya, bu aralar siyasi başarılarıyla değil, derin sessizliğiyle gündemde.’ satılarını okumuştum.

Ve geri dönüp, o noktalı mesajı bizzat kırmızılaştırmak ve kablosunu döşemek, ‘benim işim  ama şimdilik dursun’ diyerek bir kenara alıp, diğer mesajlara bakınca, ‘BU BİR SKANDALDIR! 50 YILDIR ULGAR’I AÇTIRAMAYAN ARDAHAN’IN ESKİ VEKİLLERİ ‘Kazı hızlansın, Ulgar Tüneli Artık Açılsın’  İmza Kampanyasına Katılmışlar!’ başlıklı büyük yankı yaratan haberimle ilgili videonun baş rolcusü, emekli, eski Ardahan milletvekili, milletvekilliği yaptığı Ardahan’da değil, memleketi Şavşat’ta villası olan ve ‘Şavşatlı Saffet eleştirilerden rahatsız olunca kendisi gibi emeklilerden oluşan ordusuyla ÖZ SAVUNMA BÜROSU KURDU!..’ başlığı ile yeni bir haberime konu olacak olan  paylaştığım ve ‘Saffet Kaya’ya Serhat Ardahanspor Tepkisi!’ başlıklı haberi de benim kadar üzen ‘sembol’ satırları ile bir satır ile yağlanan ve diğer yandan okkalı bir eleştiri çekilen Saffet Kaya’nın bol noktalı konuşmasını dinliyordum.

‘BU BİR SKANDALDIR! 50 YILDIR ULGAR’I AÇTIRAMAYAN ARDAHAN’IN ESKİ VEKİLLERİ ‘Kazı hızlansın, Ulgar Tüneli Artık Açılsın’  İmza Kampanyasına Katılmışlar!’ başlıklı manşet haberime konu olan Ankara’da ki Posofluların kahvaltılı toplansın da konuşan, konuştukça adeta Ardahan’ı baştan aşağı kendisinin yarattığını ima eden  Saffet Kaya’nın o kahvaltıda bulunan ve bir dönemde milletvekilliği yapan türkücü Ardahan’ın CHP’li Belediye Başkanının adını vermemek için direnirken, aynı salonda bulunan kendisi gibi eski vekillerden olan Öğüt ve Atalay’ın yüzüne adeta ‘Yapılmışsa siz değil, tüm hizmetleri ben yaptım’ diye nokta, nokta diyerek bağırıyordu.

Bu görüntüyü izlerken aynı Kaya’nın internette hala duran açıklamaları ile yapılmış olan, ‘Milletvekili Saffet Kaya; Hoca efendinin bir bildiği var’ başlıklı haberini bir kez daha okuyup, ‘bakarsın sildirip, kaldırtır..’ diyerek ekran kayıtlarını ve o haberin linkini de alıp, komedyen Atalay Demirci’nin feto iddiasıyla tutuklanırken ‘Başta siyasi ayakları olmak üzere alenen bilinenler neden halâ dışarıda?’ sorusunu sorup, ‘bugüne kadar verilmedi, sana mı verilecek?’ diyerek cevabını beklemeden yeniden benim günün gündemimin önüne çıkıyordu. Ve kendi, kendime o çok sorulan, ‘Fetonun siyasi ayağına neden operasyon yapılmıyor?’ soruya cevap arıyordum.

Milletvekili Saffet Kaya; Hoca efendinin bir bildiği var’ başlıklı haberin devamında ki; “Fethullah Gülen hoca efendinin hoş görülü olması en azılı düşmanı bile imana getirmektedir.  Hoca efendi stratejik anlamda her otoriter güce saygı duyulması gerektiğini bu nedenle böyle bir açıklamayı yapmıştır. Fethullah Gülen hoca efendi, Türkiye’ye Atatürk’ten sonra gelmiş insanlar arasında, 500 sene sonrasını düşünerek hareket edecek kadar geniş bir vizyona sahip olduğunu düşündüğüm tek insan.’ satırlarını diyen bu Saffet’inde siyasetçi olduğunu da sorup, cevap bulmaya çalışıyordum.

https://www.ardahanhaber.com.tr/milletvekili-saffet-kaya—8220-hoca-efendinin-bir-bildigi-var–8221/1398

Ve bu kez AK Parti Ardahan İl Başkanında aralarında olduğu, ‘2 BELEDİYE BAŞKANININ GEÇTİĞİ AK PARTİNİN İL BAŞKANI İLE CHP İL BAŞKANI DA DEĞİŞEBİLİR!..’ başlıklı haberimin ardından, Gazeteci Hakan Azar’ın ‘Abi bu kimden bahsediyor?’  sorusuna neden olan ve benimde kısa bir süre başkanlığını yapığım ve sahaya çıkamaz halde olduğu bir anda aldığım reklamlarımdan elde ettiğim maddi imkan ve kendi evimde götürdüğüm yorgan yastıkla, kendim tutuğum, sahaya sürdüğüm futbolcularını öz çocuklarımmış gibi baktığım o yılları hatırlıyordum.

Ve o onurlu yılları hatırlarken Ardahan Yenimahalle’de ki TOKİ konutlarında konaklattığım ve internet borcu dolaysıyla icralık bile olduğum ve benim dönemimde kimseye borcu kalmayan Serhat Ardahanspor’u konu eden ve Saffet Kaya’nın Ankara Yeni Mahallede ki federasyonları hâlâ olmayan Posoflulara, ‘canlarım’ diyerek yaptığı konuşmada ki gibi ‘nokta’ denen o alçak mesaja neden olanın eniştesinin konu olduğu haberim dolaysıyla bana kızdığını öğrendiğim tescilli faşo ve fetocunun birinin yönlendirmesi ile siyasetin kaynadığı başkent Ankara’da ki eşi hukukçu olana yazdırıldığını çok güvendiğim kaynaklarım aracılığıyla jet hızı ile öğreniyordum.

Ve Ardahan’da karanlık oda da kendisini saklayan bu fetocunun, benimde sevdiğim eniştesini koruma güdüsüyle Feto ile karanlık odasında harekete geçip, birlikte aynı karede ağız, ağıza fotoğrafı olan ve 11-13-19 yada o ünlü 31 rakamlı  değil, kısacası, ‘Ardahan’ın kayıp yılları’ denen dönemlerde milletvekilli olan eski vekil Saffet’in de siyasi sahnede olduğu 15  Temmuz’dan sonra aynı Saffet’in, Atalay’a yakınlığı dolaysıyla kendisine siyasi baskısıyla önce ‘oraya, buraya’ sürgün edilen sonra da işi bırakmak zorunda bırakılan Ankara’da ki eski bir kamu görevlisi, sanalda gazeteciliğe soyunan, benimde hem kamu memuru olduğu sırada hem de bu zor dönemde moral ve destek verdiğime o satırları yazdırdığını haberini de aldığım bir esnada yayın grubunuzun sahibi, sevgili eşim, gazeteci Selmi hanımın, ‘Gazete baskıya girecek, yazını bekliyor’ uyarısını alıyordum.

Bu uyarı üzerine bende bugünkü yazıma virgüllü kırımızı noktayı koyup, önümüzde ki sezon birilerini bir hayli terletip, cıracağı alenen görünen en önemli  2015 genel seçimlerinde %13,12 oy alarak, 80 milletvekiliyle TBMM’ye giren HDP’yi ve sonrasında yaşananları anımsatan belki de yaşatacak diye düşünülen Amedspor’un olağan üstü direnci ve başarısını o küçük beyinlerine sindirmeyip, kusan, sözde kızan ama kiminin kızını TBMM’sinde işe koydurttuğu, kimi ise hukukçu kızına, soyadı gibi palazlananın cübbelinin kızını da kıskandıran çakarlı 25 milyonluk araba kullandırtan her dönemin pazarcısı faşoları da bir daha ki yazılarıma bırakıp, son veriyordum.

Evet.. Bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..

Bu metin, FETÖ soruşturmaları kapsamında komedyen Atalay Demirci’nin yakalanışını merkezine alarak, bu olayı yerel siyaset ve kişisel gözlemlerle harmanlayan bir eleştiri yazısıdır. Yazar, geçmişte terör örgütü liderine övgüler yağdıran siyasi figürlerin hâlâ serbest olmasını sorgularken, Ardahan özelinde eski milletvekili Saffet Kaya ve yerel yönetimlerin icraatlarını hedef almaktadır. Haber akışı içinde Serhat Ardahanspor‘un maddi imkansızlıkları, tamamlanamayan tünel projeleri ve bölgedeki siyasi çekişmeler gibi toplumsal sorunlara değinilmektedir. Metin boyunca, siyasetin kirli ilişkileri ile liyakat sorunları vurgulanmakta ve bazı isimlerin dokunulmazlığına dair sert bir toplumsal muhalefet sergilenmektedir. Sonuç olarak yazar, hem ulusal düzeydeki terör operasyonlarını hem de Ardahan’ın yerel gündemindeki yolsuzluk ve ihmalleri tek bir çerçevede birleştirmektedir.



Türkücünün bankamatikçi trolleri, Saffet’in kalaycı emekli avukatları..

Bugünkü yazımla başta, belediye başkanlarının dün demediklerini bırakmadıkları AK Partili olduğu, tutuklu olanların ise ‘zorunlu’ bir birini jurnallayan, itirafçı olduğu, topukluların topukladığı CHP olmak üzere son seçimde 4 vekillik karşılığında AK Parti ile ittifak kuran HÜDAPAR’ı kıskandıran bir suskunluk içine girmiş olan, helvacıların hewalleri pasivize ettiği DEM’in iyiden iyiye susup, sanki yokmuş gibi ortalıkta görünmediği, hak, hukuk diyerek 70’li yılarda Ardahan’da yürüyüş yapan gençlere sahip çıktığında, ‘Rusya bilgi veriyor..’ diye suçlanan babamın Diyarbakır zindanlarına yollayan davaya benzettiğim İmamoğlulu ‘casusluk’ davalı, süper lige çıkan yeşil, kırmızı ve sarı değil beyaz olan ama birilerien br hayli gol attığı, atacağı alenen görünen Amedspor’un tartışıldığı ülke gündemini yanında dünya gündemine bakacaktım.

Ve sarı bölgeyi 2 gün içinde siyah sakallılara bırakan anlayışın şimdi de Kürtçeyi “Ulusal dil” olarak tanımlayan, Lazikesine Türkmen valinin atandığı Şam yönetiminin Arapça tabela ısrarına boyun eğmesi, İran’ın elinde ki Uranyumu isteyen Amerika’nın Golan tepelerini aşıp, Şam’a kadar gelirken yerle bir ettiği cola dökerek kurtaramadığımız Gazze’den sonra Lübnan’ın- yarısını işgal eden İsrail’in yaptıklarını gölgelemesi gibi ülke de ve dünya da yaşananları yorumlama hazırlanırken bana sürtünüp, birilerine yaranma hesabı yapanlarına tayfasına Saffet’in emekli kalaycı avukatlarının da katıldığını görüyor ve yerele dönüyordum.

Çünkü, ‘Saffet’in emekli kalayıcı avukatları’ dediklerimden birinin yani Kobuğ yemişlerin çok olduğu memlekette paçaya yapışıp, bir adım ileri atanları kendilerinden aşağı çukura çekmek isteyenlerin kervanına takılan, türkücünün trolleriyle yarıştıklarını görüyor,  takip etmekte zorlandığım onca sanal sayfada yaptığım haber paylaşımlarımın altına hazır, ve kendisinin değil, sanki Saffet’in kendisince hazırlanmış gibi görünen ‘al/yapıştır’lı yazılardan bir yenisinin eklediğini okuyordum..

Ve bunu yazanın benim paçama yapışıp, bana sürtünerek ünlü olmak değil, başta türkücüye olmak üzere eleştirdiklerimi gönüllü trollüğünü, avukatlığını yaparak, ya çel çocuğuna işe koymak yada bankamatik kartı almak ve yada onlara yaranmak isteyenler kervanına takılanlar misali Saffet’e yaranmaya çalışan, Sarzepli bir emekli bir kalaycı idi.

Şu adı, sanı unutulan merkezi nerde olduğu bilinmeyen, en son kayığa bindirildiğin gördüğüm ARDAFED’in Başkanlığını yaptığım süre içinde iki dönem boyunca bana da başkan yardımcısı olan Yener Bayrakçı’nın başkanlık yaptığı dönem de üyesi olmadığı İstanbul’da ki kendi köy derneğinin Sulakyurt yani Sarzep köyünün hemen karşısında ki çayırlık alanda oluşturmaya çalıştığı ormanlığın iki fidanına sahip çıkılamayan, köylüsü AK Parti’nin ilk Ardahan milletvekili olan Kenan Altun’un hem de AK Parti’nin en güçlü döneminde milletvekili olmasına rağmen alt yapısız köyünün girişi gibi sonunun da çamur içinde olduğunu da bi haber olduğunu da hatırlıyordum.

Ve bu Saffet’in kalaycı emekli avukatının, bir zamanlar sineması bile olan, Malakanların yaşayıp, insanlığın yanı sıra şehir planının bir köyde bile uygulanabileceğinin en güzel örneğini yaşattığı, İSTOÇ gibi İstanbul’un ekonomisinin döndüğü merkeze yılarca başkanlık eden Nahit Kemalbey ailesinin kızının HDP eş Başkanlığına kadar yükseltildiği, ‘can veren’ dediğim ve ”Ardahan’a mahalle olarak bağlanmalı’ dediğim, Sahara tünelini bekleyen Şavşat yolu üzerinde ki Sarzep köylü, yaş 70’miş iş bitmiş denen soy adının hakkını veren kalaycı biri olduğunu öğreniyordum.

Ve soyadını taşıyanların hepsinin sağcı olduğu kendisi solcu geçinip, merdiven altı matbaalarda bastırdığı kitaplarını satmak için köprü altlarına kadar düşen söze yazar köylüsünü kıskandığından olacak ki; İstanbul Maltepe sahilinde benim, ilkini yaptığım ve benden sonra son olan 3 günde 2.5 milyon inanın aktığı ‘Ardahan’ı Tanıtım Günleri’nde kuruduğum ‘Kültür Sokağında’ birlik sayemde Ardahan’ı köyünü hatırlayan ve giden köylüsü ile  yarıştığını düşündüğümden kendinse hem yazar, hem de araştırmacı diyen ama benim, ‘Saffet’in Emekli Avukatlarından biri’ dediğim Muharrem Kalaycı’nın aşağıda ki bana yönelik yazdığı son yazısını okuyordum.

Ve ülke, dünya gündemini bir kenara bırakıp, yerele dönerek siz okurunda her sorusunun altına cevabını verdiğim o yazıyı okumanızı ve ‘kim haklı, kim Saffet’in kalaycı avukatı, kim bu memleketin sahtekarı, sevdalısı olduğunu ve en önemlisi, 1992 yılında 174 bin nüfus ile 3 belde ile 240 köy ile vilayet olup, bu memleketin 15 yılını boşa harcayan Saffet başta olmak üzere seçtiği siyasilerinden beklediğini alamadığından her yıl bin ila bin 500 kişinin göç etmek zorunda kaldığı ve bugün nüfusu neden 90 bine kadar düştüğünü sormanızı düşünmenizi istediğim ‘bu memleketimin 15 yılını çalanların ben mi, feto ile fotoğrafı bulunan Saffetler mi, türkücüler mi yoksa bunları yazan, bunların kalayıcıları, yağcıları ile mücadele eden gazeteci olan ben miyim?’ diye not vermenizi isterim..


İşte, ‘BU BİR SKANDALDIR! 50 YILDIR ULGAR’I AÇTIRAMAYAN ARDAHAN’IN ESKİ VEKİLLERİ ‘Kazı hızlansın, Ulgar Tüneli Artık Açılsın’ İmza Kampanyasına Katılmışlar!

1992 yılından yeniden vilayet olduktan sonra 15 yıl boyunca milletvekilliği yapan Saffet Kaya, Ensar Öğüt ve Orhan Atalay’ın vekillik yaptıkları süre içinde çözeceklerini ileri sürüp, açacaklarını belirttikleri Posof Ulgar Tünelin artık açılması için açılan imza kampanyasına imza attıkları öğrenildi.

Şu an Ardahan Belediye Başkanlığını da yapan ancak bir dönem onun da milletvekilliği yaptığı türkücü başkanın yanı sıra Posof Belediye Başkanının da imza attığı kampanyayı Ankara ‘da bulunan ve halen bir federasyonu olmayan Posof İlçesinin Ankara Posof Yeni Mahalle Derneğinin kahvaltılı toplantısına katılan ve Ulgar tüneli başta olmak üzere bir çok sorunun çözülmediği Ardahan’da 15 yıl boyunca milletvekilliği yapan Saffet Kaya, Ensar Öğüt ve Orhan Atalay, Faruk Demir’in sanki kendileri hiç milletvekili olmamış, sade vatandaş yada bir stk başkanlarıymış gibi ‘Kazı hızlansın, Ulgar Tüeni Artık Açılsın’ başlıklı imza kampanyasına imza atmaları gülünç bir skandal olarak hafızalara kazındı.


SELFİYE ÇEKEREK ‘ULGAR AÇILSIN’ DEDİ!

Ardahan’ın kayıp yılları olarak değerlendirilen yıllar da bugün hala aynı yerde olan sorunlarını çözeceklerini iddia edip,  15 yıl boyunca Ardahan Milletvekilliği yapan vekiller arasında bulunan ve Ankara’da ki bürosunda emeklileri kabul ederek, poz veren Ardahan’ın Şavşat kökeli eski milletvekili Saffet Kaya’nın selfiye çektiği görülen Posofluların toplantısında, ‘Kazı hızlansın, Ulgar Tüeni Artık Açılsın’ başlıklı imza kampanyasına imza attıkları öğrenildi’ başlıklı yukarıda ki bu manşet ve haberimize yapılan o yorumlarından biri ve her sorusuna tek tek cevap verdiğim o yazı..

FAKİR YILMAZ’A CEVABIMDIR!

“Emekli ve Eskiler Derneği Başkanı Saffet” diyerek küçümsemeye çalıştığın insanı hedef alırken aslında Ardahan halkının hafızasını küçümsediğinin farkında mısın Fakir Yılmaz?

Cevap: Tam tersi, Ardahan halkının hafızasını küçümsemek değil, iyi çalıştığının cevabıdır o haber ve manşetim..

Sen bugün kalemini kinle, alayla ve hakaret diliyle kullanıyorsun…

Ama unuttuğun bir şey var:

Bu memlekette insanlar lafı değil, hizmeti hatırlar!

Cevap: Kin taşımadığımı en iyi saffet bilir.. Hakaret etme gibi bir alışkanlığım olmadığı gibi hak edene de gerekli cevabı verecek kadar hareketli yüreğim olduğunu yine Saffet bilir..

Saffet Kaya’yı eleştirebilirsin…

Bu herkesin demokratik hakkıdır.

Ama “şov”, “goy goy”, “emekliler derneği başkanı” diyerek küçümsemeye çalıştığın adam; yıllarca Ardahan’ın köy köy suyuna, yoluna, köprüsüne, öğrencisine, hastasına koşmuş bir isimdir.

Cevap: Koştu da ne oldu? Yıl 2026 hal suyu olmayan, olanın da Sarzep gibi alt yapısız olduğu gibi çamur deryası içinde olan köylere mi koştu? Köprü derken hangi köprü? Rusların yaptığı 2 demir köprü olan ve ‘yıkıldı, yıkılacak’ denen Kurtkala köyüne ve Çıldır’ın sınır ve dağ köyleri denen köylere giden önüne HES barajı gemi vurulan Kura Nehrinin üzerinde ki köprü mü?

Bugün Ulgar Tüneli için imza atmasını “skandal” diye manşet yapmak ise gazetecilik değil, art niyetli algı operasyonudur!

Cevap: ‘Oy verin bu kez Ulgar’ı kesin açacağım’ deyip, ‘Ardahan’ın kayıp yılları..’ denen yıllarda vekil olan Saffet, bir avukat, diğer ilahiyatçı olan 2 Atalay, Türkücü Faruk, köylün Kenan, Çıldır Ensar gibi 15 yıl boyunca ben mi milletvekilliği yaptım yoksa onlarımı ‘hizmet getireceğiz’ deyip yıllarca vekil oldukları halde sözlerini yerine getirmediklerinden onlar mı halka algı mı yaptılar?

Soruyorum sana Fakir Yılmaz:

Ulgar Tüneli yalnızca bir milletvekilinin mi görevidir?

Bugüne kadar gelen hükümetler, bakanlıklar, bürokratlar nerede?

Cevap: Evet 15 yılını boşa geçiren sadece Saffet olmadığını zaten haber bende yazmışım ya sayın emekli savunma avukatı?

Sen yıllardır gazeteciyim diyorsun…

Peki kaç kez çözüm odaklı dosya hazırladın?

Kaç kez Ankara’nın kapısını aşındırdın?

Cevap: Aşındırdım ve vilayet olması için defalarca Saffet’in ve sülalesinin içinde olmadığı heyetlerle gittiğim Ankara’da, Ardahan barosunun kurulmasının ilk taşını koyanın benim olduğunu, TBB’nin eski başkanı sayın Feyzioğlu’na sor..

Kaç kez Ardahan’ın göçünü durduracak proje ortaya koydun?

Cevap: 36 Yıl ve bu yazım gibi her yazdığım yazı, yorum, haberimin hepsi çözüm odaklı olduğunu anlaman için yazdıklarımı ön yargısız okumanı tavsiye ederim..

Kolaydır klavye başında insanları itibarsızlaştırmak…

Zor olan ise bir köyün susuzluğunu gidermektir!

Cevap: Başta Hasan Özdemir olmak üzere onca vali ile birlikte benimle rahmetli meslektaşım Ümit Kılıç ile birlikte verdiğimiz mücadele ile başta kendiisine ‘Milletin vekili’ diyen ama ‘Göle’nin, Hoçvan’ın kaç dağ köyüne gittin?’ diye sorsan cevap vermeyecek olan senin gibi emekli olan Yaşar Geler’in köyü de olan Çıldır’ın Eskibeyrahatun köyü ve onca köye su verilmesinde hakkımız var.. İnanmıyorsan git o köyleri benim gibi tek tek gez ve o köylülere sor..

Zor olan öğrenciyi bursla okutmak,

fakir fukaranın derdine koşmaktır!

Cevap: ARDAFED’de federasyon başkanı iken bir çok öğrenciye burs verdiğimi söylerken belgelerimle tüm kamuoyu ile anında paylaştım.. Peki maaş almadığını söyleyen ama senin maaşında kat kat çok emekli milletvekili maaşı hesabına yatırılan Avukatlığını yaptığın Saffet’in ve onca dernek, federasyonun bu yönde ki iddialarını doğrulayan bir paylaşımı var mı? Varsa iste gözüme sok..

Cevap: Klavye başında olan gazeteci olan ben değil senim gibi emeklilere, boş ve boş işlerle uğraşan insanlara denir.. Ben demiyorum TDK’ya bak, o diyor..

Sen diyorsun ki:

“15 yıl vekillik yaptılar, neden çözmediler?”

Cevap: Yalan mı? Bu soru kadar doğru ne olabilir?

Peki ben de sana soruyorum:

Bugün Ardahan’ın hangi sorununu sadece bir kişi çözüyor?

Bugün görevde olanlar bütün sorunları bitirdi mi?

Madem öyle, bugün neden hâlâ göç var?

Neden gençler işsiz?

Neden köyler boşalıyor?

Cevap: İşte, 36 yıldır bende bunu anlatıyorum, yazıyorum, yorumluyorum sen anlamasan da..

Demek ki mesele sadece bir kişiye yüklenerek çözülecek kadar basit değil!

Cevap: Ama bu ben değil, Saffet diyordu, ‘ben çözerim, ben yaparım’ diye diye 15 yılı boşa geçiren oydu..

Ama sen ne yapıyorsun?

Ardahan’ın meselelerini çözmek yerine insanları birbirine düşürüyorsun.

Sürekli kin, sürekli polemik, sürekli kavga…

Kim bir birine düştü, hele 2 kişi göster, ‘Fakir Yılmaz yazdı ondan oldu’ diyecek 2.5 kişi göster bu mesleği bırakacağım, senin gibi emekli olacağım söz..

Bir de utanmadan:

“Saffet gelsin açık meydanda tartışırım” diyorsun.

Cevap: Evet.. Tekrarlıyorum, gelsin hem de benim, ‘Gazeteciler Gündem’ adlı programıma konuğum olsun yada onu belirlediği bir kanala, bir alanda ben sorayım o desin canlı yayında beni yalanlasın..

Önce üslubunu düzelt!

Gazetecilik hakaret etmek değildir.

Gazetecilik; belgeyle, vicdanla, adaletle yazmaktır.

Sen yıllardır aynı dili kullanıyorsun:

Hakaret…

İtham…

Küçümseme…

İnsanları hedef gösterme…

Ama unutma:

Ardahan halkı kimin memleket için taş üstüne taş koyduğunu da bilir,

kimlerin sadece masa başında kalem salladığını da bilir!

Cevap: Memleketin ilk yüksek binasını yapan, ilk kanopoli petrollünü yapan, il ku ve taş ocağını kuran, kısacası kazandığı memlektin taşını üzerine koyan ve evi Ardahan’da olan , babasının mezarı dahil aile ferlerinin rahmete kavuşanlarının Esenyurt’ta, Şavşat’ta, Ankara’da değil, memlektin mezarlığında olanlardanım..

Saffet Kaya bugün hâlâ halkın içinde gezebiliyorsa,

insanlar kapısını çalıyorsa,

telefonu susmuyorsa,

bunun sebebi senin küçümseyerek yazdığın gibi “şov” değil;

insanların gönlünde bıraktığı izdir!

Cevap: Evet.. Geziyor.. Hatta omuzlarda bile taşınıyor.. Çünkü parası kendisinden kurbanlıkları kesenler senden aşağı değiller..

Sen “emekli” diyerek küçümsemeye çalışıyorsun…

Ama bazı insanlar emekli olsa da hizmetleri emekli olmaz!

Cevap: Ya saçmalama bende emekliyim.. Senin gibi 48 Tl. almasam da şeref duyduğum gazetecilikte emekliyim.. Ama pijamasını giyip, ekran önünde goy goy yapan senin soy adın gibi kimseyi parlatmak adına kalaylamıyor, memleketin derdi ile gecemi gündüzüme katarak çalışıyorum..

Ve şunu iyi bil:

Ulgar Tüneli için imza atmak ayıp değil,

ayıp olan; yıllardır çözülmeyen meseleleri insanların birlik olması yerine kavga malzemesi yapmaktır!

Ardahan’ın bugün ihtiyacı;

kısır polemik değil,

birliktir…

Hizmettir…

Ortak mücadeledir…

Cevap: Birlik diyorsun ya Sen kendi köyün derneğine üye misin?

Kalemini kin için değil,

memleket için kullan Fakir Yılmaz!

Araştırmacı / Yazar

Muharrem Kalaycı

Cevap: Kalemini kinle değil, kılıç gibi kuyruk kesip, acıtan Fakir Yılmaz derki;

Yazarlık merdiven altı matbaalarda 500 adet kitap diye bastırakları ile yazarlığın moda olduğu ayağa düştüğü bu ülkede ben yazar değilim.. Gazeteciyim..

Araştırmacı deyip, verilen onca söze rağmen 15 yılları boyunca bir türlü gelmeyen sağlık, eğitim, ekonomik yatırmalar dolaysıyla boşalan kaç köyü olduğunu bilmeyenler araştırmacı olamaza.. Olsa olsa o unutulan Şavşatlı poşalar gibi karamış tencereleri kalaylar, belki dolar diye boşuna beleyenler olurlar..


Evet.. Bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..

Bu metin, Gazeteci Fakir Yılmaz ile araştırmacı yazar Muharrem Kalaycı arasında geçen sert bir yerel siyaset tartışmasını ve karşılıklı suçlamaları içermektedir. Tartışmanın odağında, eski milletvekili Saffet Kaya’nın geçmişteki faaliyetleri ve bitirilemeyen Ulgar Tüneli projesi için düzenlenen imza kampanyasına katılması yer almaktadır. Kalaycı, eski vekilin halk nezdindeki itibarını ve yaptığı yardımları savunurken; Yılmaz, bölgedeki göç sorununu ve yatırımların yetersizliğini öne çıkararak siyasetçileri halkı oyalamakla itham etmektedir. Taraflar, gazetecilik etiği, memleket sevgisi ve hizmet anlayışı gibi değerler üzerinden birbirlerinin iddialarını çürütmeye çalışmaktadır. Sonuç olarak kaynaklar, Ardahan‘ın kronikleşmiş sorunlarını ve yerel figürler arasındaki derin fikir ayrılıklarını yansıtan polemik dolu bir tablo sunmaktadır.




GARSON VE ASKER!

7 Haziran olmadı, 1 Kasım.. Olmadı 31 Mart.. Daha olmadı 23 Haziran seçimleri ve başkanlık dahil  ekonomiye büyük hasar veren diğer  bir çok seçim ile halen yüz göz olduğumuz bu süreçte iki adım ileriye gitmesi için uğrunda verilen onca ağır bedele karşın bir adım ileriye gidemeyen özlemi çekilen demokrasiyi tartışmaya devam ediyoruz.

İktidara geldiği günden beri askeri vesayet  dahil bir çok antidemokratik uygulamayı ortadan kaldıracağını, resmi devlet lojmanları dahil milyonlar yutan makam araçları gibi devletin bütçesini hortumlayan onca işi engelleyeceğini ileri sürüp ilk yıllarda bu yönde ciddi  adımlar atan ardından 28 Haziran seçimleri öncesi ve İBB Başkanı dahil onca başkanın hapse atılıp, yerlerine ya kayyum yada vekillerin oturtulduğu yetmez Kürt seçmenden hem Anayasa hem de yaklaşan seçim fr oy almak uğruna buzluktan çıkarıldığı ileri sürülen barış süreci dahil bir çok demokratik adımlar atan dünkü iktidar halen bugün ki iktidardır. 

Adı, Adalet ve Kalkınma olan mevcut iktidarın son olarak 31 Mart seçimleri ardından ortaya koyduğu tavırlarla Adaleti de, piyasaları ve toplumu her geçen gün daraltan ve de bunaltma noktasına getiren ekonomik politikalarıyla Kalkınmayı da yüzüne gözüne bulaştırmanın sıkıntısı içinde o ilk yıllarda ki demokratik adımlarından vazgeçen de aynı iktidardır.

'İş geciktiren bürokrasiyi oradan kaldıracağız' diyen aynı iktidarın başı olan ve 'kaldıracağız' derken onca bürokrat bakandan sonra kaymakamı bile general eden AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son açıklamalarında demokrasinin beklentileri içinde olan ''hukuk mevzuatımızı gözden geçirilmesi gerekiyor'' derken bunları yapacak olanların 23 yıldır iktidar olan partisinin ve kendisinin olduğunu unutması da bu iktidarın işine geldiğinde Demokrasiyi, Adaleti, Hukuku hatırladığını ortaya koymaktadır.

Gelelim bugün ki yazımıza başlık olan Garson ve Asker meselesine..

Aslında ''Kürt Memet Nöbete'' olması gereken başlığımızda bu ülkenin meselesi Garson ve Asker meselesi demokrasinin ana meselesidir.

Yani son olarak CHP'li kadın milletvekili Nurhayat Altaca'nın 31 Mart seçimleri ardından mecliste yaptığı konuşmada yaşananların darbeye yol açtığını ima etmesi birilerinin kafasında halen askeri nöbetçi olarak gördüğünü ve zamanı geldiğinde nöbete çağrılacağını ima etmesidir.

Yani demokrasin önünü açacaklarını iddia edenler, iktidara geldikten sonra bu iddialarını unutanların askeri yönetimlerdeki gibi '' Ben Bilirim'' diyerek yönetim şekillerini kınarken bilinç altlarında hala askeri nöbete çağırdıkları da diğer bir gerçektir. 

İşte burada mevcut iktidarın ve muhalefetin askeri cunta veya yönetim anlayışını tetikleyen, akıllara getiren ve de  söyleten antidemokratik uygulamaları işlerine geldiğinde kullanmamaları değil asıl unutulmaması gerekenin demokrasinin olduğunu bilmeleri ve 'Oğlum işe girecek' diyerek AK Parti'ye geçen şu bizim Garson Askere bırakmamaları gerekmektedir. 

Çünkü adı üstünde, Garson!

Yani isteneni yapan Garson da, Asker de, Sivil de, Siyasetçi de olabilir..

Ve görevi yapacak olanın Garson, Asker değil ona işveren sivildir, halktır, halkın seçtiği siyasetçidir.

Görevi de yapması gereken asker değil, sivildir, siyasetçidir..

Bunun olması ve devam etmesi içinde Askeri vesayetlerden uzak, iktidarın gücünden faydalanıp antidemokratik uygulamaları demokrasiymiş diye yutturmamak, birilerinin yani solcu, aydın, demokrasi yanlısı parti olduğunu iddia eden ama kendi beceriksizliğini hep başkalarına becertmeye çalıştığı ileri sürülen CHP'li kadın vekilin işaret ettiği o anlayışı tetiklememek ve asıl 'biz biliriz, bildiğimizde sandıkta ortaya koyarız' diyen halkın demokrasi istemiyle başına gittiği sandığa saygı göstermektir..


Bakanları ne zaman atayacaksınız?

Seçimle değil, emirle başbakanı değişen, ama dernek başkanlarının değişmemek için direndiği bir ülkenin Ardahan adını taşıtan derneklerden biri İstanbul’un her mahalle ve sokağına birim başkanı atamış..

Merkezi Şişli’de kendisi Kartal’da olan bu dernek mahalle hatta sokak başına atadığı birim başkanlarına baktığımız da hemen hepsi birer bakan statüsünde kişiler..

İşte başbakan, pardon başkan dediğin böyle olmalı dedirten bu komediyi izlerken birim başkanı diye kamuoyunun dalgaya aldığı bu koskoca adam ve kadınların nasıl olup ta bu komediye figüran olduğunu da merak etmiyor değiliz..

Evet, dernekçiliğin yerlerde süründüğü bir süreçte oynanan ‘Birim Başkanı’ adlı komediye birilerinin dur dememesi de dikkat çeken diğer bir acınacak durum.. 

Kendilerini atama merkezi görüp, önüne geleni birim başkanı atayanların bir diğer örneği de her gördüğünü muhabir eden, bölge, il, köy, hatta yayla temsilcisi olarak ilan edenleri hatırlıyoruz..

Ve bir çok toplumsal olaya olduğu gibi bu komediye karşı sessiz kalanlara da şaşmıyor değilim..

Başbakan değiştiren Başkanın bile hızlarına yetişemediği bu komediyi oynayanların zaten yerlerde sürünen Ardahan Dernekçiliğin iyiden iyiye batağa saplattığı gibi Ardahan Dernekçiliğini ayağa kaldırmaya çalışanları da zorda bırakmakta..

Kimsenin ses çıkaramadığı ve izlemekle yetindiği bu rezalete figüran olanların şöyle bir oturup, bu ‘Birim başkanı’ tiyatroyu başlarına serenlerin bunu yaparken hangi yasa, hangi kanun hangi yetki ile bunu yaptığını sorması ve ‘Sen bizimle dalga mı geçiyorsun?’ kardeşim demesi gerekmez mi diyeceğim ama hepsi birer adam, kadın.


AK Partili Kadınlar, Ardahanlı Kadınlara Ne Verdiler?

Her seçim dönemi boyunlarına taktıkları AK Partinin fularları ile kapı kapı dolaşıp, oy isteyen AK kadınlar bugünlerde yine saha da..

CHP’li, MHP'li, DEM/HDP’lie ve diğer partilerin kadın gruplarının nerede olduğunu da merak eden gazeteci olarak AK kadınların her seçimde kapılarına gittiği kadınlara bugüne kadar ne verdiğini de merak etmiyor değilim..

Evet gerçekten bu AK kadınlar siz kadınlardan oy isterlerken ülkeye ve Ardahanlı kadınlara ne verdiler?

Kendi kızlarını, eniştelerini, çel çocuklarını yetmedi 'İş vaadi' ile aldıkları gelinlerini işe koydurmaktan öte ne yaptılar?

Ve en önemlisi bu kapı kapı gezen AK kadınların hemen hepsi belediyelerden, valilik ve diğer kurumlardan geçici işçi adı altında hepsi ama hepsi maaş almıyorlar mı? Ve biri yaşı geçmesine karşın bir çoğu da memur olmadı mı? 

Hem de işe gitmeden bankamatik’ten maaşlarını çekmiyorlar mı?

Bilemiyorum ama bu AK kadınlara bir kadın çıkıp, ‘He güzelde bir değil, iki değil, üç değil kaç kez oy verdiğiniz parti bize değil, hep size imkan sundu’ diyecek mi?

İnanmıyorum ama AK kadınlar yine sahnede hem de boyunlarına taktıkları AK Parti fularlarıyla..

Çünkü seçimim kazanmaları gerekir ki, gitmedikleri işlerde paralarını almaya devam etsinler..

Çel çocukları ve de gelinleri İş/Kur, İl spor, Özel idare başta olmak üzere devletin imkanlarından faydalansınlar..

Çünkü AK kadınlar ne etse helaldir..



Sen şowa devam et ’emekli ve eskiler derneği başkanı Saffet
..


Bir yandan, ‘Reklam ve gönüllü sponsorluğunuza yerelden ulusal gazetecilik’ diyerek sahre, sanal, yapay, al/yapıştır değil, tamamen doğal, organik büyük emek verdiğimiz öz kaynağımızla yerel haberlerimizi yazı, haber sitelerimiz ve gazetelerimizde yayınlarken diğer yandan Ulusal tv TEMPO TV’de 6 yıldan fazladır kesintisi canlı olarak yayınladığımız GAZETECİLERLE GÜNDEM adlı programımıza hazırlanırken diğer bir yandan da kız kardeşim, Arayış’ın incirlerinin hala gelmediği Aydın’dan sonra 12 Eylül cuntacılarının rahmetli babamı sürgüne gönderdiği, benim çocukken çıkmaya çalıştığım kalesine çıkmaya çalışırken düşüp, az daha uçuruma yuvarlandığım Afyon’un topuklusunun da AK Parti’ye topuklamaya hazırlandığı ülke ve İranlı dünya gündemi kaçırmama adına ‘son dakika’ haberlerini, sanalı takip ederken binlerce takipçimin olduğu ama Saffet gibi milleti arayıp, ‘Özlediğim beni niye beğenmiyorsun?’ demediğim sanal sayfamda önüme bir paylaşım düşüyordu.
Bu paylaşıma dönüp, baktığımda, biri demiryolu olmak üzere 3 gümrük kapısı olmasına rağmen ithalat ihracatın olmadığı bir kentin, Ardahan’ın sınırları içinde geçen ama üzerinden gelip, geçen trenlerin durmadığı çağın ‘Çağın ipek yolu’ olarak adlandırılan KTB demiryolunun bu Saffet vekilken güzergâhının değiştiğini, Çıldır gölünün batı yakasına değil, Ermenistan’a sınır doğu yakasına, Ardahan’a bir hayli uzağa götürülen ve aynı Saffetin ‘Olsun siz beni seçmeye deva edin bende bu kez kesin bakan olacağım ve kılçık yol ile treni Ardahan’a getireceğim’ oncası gibi vaadini hatırlıyordum.
Ve Orta Asya’dan, Çin’den kalkıp, eriyen karların coşturduğu sellerin slip, süpürdüğü Ağbun dolu derelerin aktığı Çıldır Gölünün yanı başında geçip, oradan da önce Gürcistan’a sonra gazını İsrail’e veren Azerbaycan’a oradan da Kuzeyi değil, Güney Kıbrıs’ı tanıyan kardaş Turki ülkelerin olduğu Kafkaslara uzanan Kars-Tiflis-Bakü Demiryolunun raylarının sınırlarının için de geçtiği, üzerinden her gün gelip, geçen trenlerin duracağı bir durağı olmayan, yük indirip, bindirecekleri Yukarıcambaz Antreposu halen kurulamayan, 75 plakalı bir Tır’ı bile olmayan, bu kenti kurtaracağını iddia eden ve ‘Ardahan’a kılçık yol getireceğim’ deyip, bir değil, 3 kez yani 15 yıl boyunca milletvekili olan birinin yani memleket sevdalısı (!) Saffet Kaya’nın, kendisi gibi eski ve emeklilerle birlikte verdiği pozlara bir yenisi ekleyip, bu kez Ardahan’ın adını gölgeleyen, kaz ve sazcı derneklerden olan KAI’lerden birinin başkent Ankara’da yeni bir saz, kaz etkinliğinin kurdelesini kestiğini görüyorum.
Hem de, 3 gümrük kapısı olan, Saffet Kaya, Ensar Öğüt, Orhan Atalay’ın yani bu eski 3 milletvekilinin her seçim öncesi, ‘Vallahi bu kez memleketi kurtaracağız, hatta ‘bu kez kesin bakan olacağım’ beni, bizi bir daha seçin’ diyerek 3 kez yani 33 yıllık İL, Ardahan’ın tarihinde 15 yıl boyunca art arda seçildiklerini hatırlıyorum..
Hem de her yıl biraz daha geri giden Ardahan’ın markalaşmayan balını da bana hatırlatan BAL, Bölgesel Amatör Lig temsilcisi futbol takımının tarihinde ilk kez çok önemli bir fırsat yakalayıp, 3. Ligin kapısın eşiğine ayak basmış, verilecek maddi imkan ile yapacağı 4 Play-Off maçına hazırlanırken Ardahanlı değil, Ağrılı başkanının da istifa etmesi üzerine kayyum atanması istenen kentin takımı ortada da kaldığını duyurduğumuz haberi yazıp, ‘son dakika’ logosu ile paylaştığımız bir anda..
Ve gördüğüm bu paylaşım üzerine elimde ki işi bir kenara bırakıyor, haber bekleyen ve 33 yıl önce 174 binin üzerinde bir nüfusla yeniden vilayet olan memleketi kurtaracaklarını iddia edip, o günden bugüne kadar milletvekili olan bu üç isimin şu an Ardahan Belediye Başkanı da olan eski milletvekili türkücü başkan ile birlikte bir kaç gün önce yine Ankara’da katıldıkları bir kahvaltıda halen bir federasyonları olmayan Posof’un Anakara Yeni Mahalle Derneğinin başlattığı ‘Kazı hızlansın, Ulgar Tüneli Artık Açılsın’ imza kampanyasına imza attıklarını da hatırlıyorum.
Ve 50 yıldır açılmayan, son olarak şu anki genç milletvekli özgür Erdem İncesu’yun önergesine verilen cevapta bizzat Ulaştırma Bakanlığı tarafından yok sayılan Ardahan-Ardanuç yolu, Ardahan-Artvin Sahara tüneli gibi Posof Ulgar tünelinin açılamamasından kısacası sağlıkta, sanayide, eğitimde, sosyal hatta beklediğini alamayınca ben dahil her yıl bin ila bin 500 kişinin göç edip, bugün nüfus 90 binlere kadar düşen bu kentin sorunlarını çözme adına milletvekili oldukları yılları unutup, ‘Şehrin kayıp yılları’ diye adlandırılan yani Ardahan vilayet olsun diye mücadele edilirken adları, sanları, kendileri hatta 7 sülaleleri ortada olmayan bunların hep milletvekili olduğu ve ‘Bizi yine seçin ‘ diye sanalda çırpındıkları ama goy goy yapmaktan öteye gidemediklerini de anımsıyor, ‘Haydi oradan Saffet sen vekil iken biri peynircilikten şu an Kars’ın marka köyü olan ve Grevver başta olmak üzere kaş arıcılığı, peynirciliği bölgeye miras bırakan Malakanların bir zamanlar yaşadığı ve benim köyüm adını da taşıyan Zavot yani Boğatepe Köyünün de aralarında olduğu Ardahan’ın 10 köyü Karslılar tarafından çalınmadı mı? Yetmedi mi memleketi yıllarca kandırdığınız?’ diye yazmayı düşünüp, kendisine okkalı bir selam göndermek için o sahte sevda kokan sanal paylaşımın altına, ‘Memleket, gibi takım ortada kalırken sen şowa devam et ’emekli ve eskiler derneği başkanı Saffet..’ şeklinde bir hayli nazik bir mesajımı yazıyordum..
Ve hala Ardahan’da bir evi olmayan ama bugün, yarın patlatacağım haberime konu olacağını tahmin ettiğim Halilefendi Kayabaşı’nda ki arsaları büyük ve nakit paralarla aldığı ileri sürülen ‘arsa toplayan’ biri gibi Ardahanlının malı olan ama önce özelleştirme sonra sermeye arttırma adı altında ele yada bele yollardan alınıp, ahıra çevrilen ülkenin ilk et entegre tesislerinden olan Ardahan-Et’i ailesine alan Saffet Kaya’ya ‘Memleket, gibi futbol takımı 3 ligin kapısının eşiğinde kalırken, sen şowa devam et ’emekli ve eskiler derneği başkanı Saffet.. ‘ der demez bizim türkücünün trolleri gibi olmazsa da Saffetin bir hayli saygılı ve nazik olduğunu gördüğü trollerinden birinin benden beter yazım zor bela düzeltmeye alıştığım hataları ile hemen bana cevap verdiğini görüyordum.
Ve o bana yönelik cevap aynen şöyle idi.. ‘Fakir bey Allah aşkına yapmayın böyle bi insana bu adamın beresi şov yapmak sayın vekilimiz Saffet Kaya Ardahan’a ömrünü atamış bi vekildir halen daha da Ardahan için ne yapabilirim. Derdinde bakın sayın Saffet Kaya’nın o kadar seveni var ki sizde taktir edin ki tek bi millet vekili varsa devletten maaş almayan veya da aldı diyelim almış bile olsa bunu kendi memleketine suyuna köprüsüne en önemlisi de kaç tane kardeşimize burs verip, okutmak her babayiğidin harcı değildir.
Aslında bunları sizde biliyorsunuzdur sayın Fakir bey. Bakın bir kere sayın vekilimizi ziyaret edenlerin haddi hesabı yok Eğer ki bir şey yapmamışsa hizmet etmemişse iyi izlenimler bırakmamışsa hiç kimse kapısını açar mı? Gelin, bizler biriz milliyetçi olalım siz okumuş gün görmüş her şeyden haberi olan birisinizdir sayın vekilim iyi bir insan ve memleketine hizmet etmiş bir kişidir hoşça kalın. Saygılarımla..” diyen Yaşar Akdağ isimli Saffet Kaya sevdalısına bu ke aşağıda ki cevabı yazıp, yeniden işime dönerken, onunda sanki beni haklı görüp, sustuğunu ve ‘Evet ya hiç bu yönde bakmamıştım diye düşündüğünü düşünüp, bana geri dönüp, cevap vermediğini görüyordum.
Çünkü bu kez de ‘SAFFETİN AVUKATI BEY EFENDİ!.. BU HABERE BAK, VE KİM HAKLI SEN KARAR VER.. AMA ADALETÇE.. *BU BİR SKANDALDIR! 50 YILDIR ULGAR’I AÇTIRAMAYAN ARDAHAN’IN ESKİ VEKİLLERİ ‘Kazı hızlansın, Ulgar Tüneli Artık Açılsın’ İmza Kampanyasına Katılmışlar! https://kuzeyanadolugazetesi.com/bu-bir-skandaldir-50-yildir-ulgari-actiramayan-ardahanin-eski-vekilleri-kazi-hizlansin-ulgar-tuneli-artik-acilsin-imza-kampanyasina-katilmislar/’ mesajını o sonrada yazıp, bitirip, paylaştığım haberimin yukarıda ki linkiyle birlikte kendisine atıyordum..
Ve bununla yetinmeyip, daha önce de bu yönde bir tartışmada bana cevap veren Sarzezpli biri, 72 yaşında olduğunu söyleyen emekli Muharrem Kalaycı’ya ve benim yorum ve haberlerime ‘yalan’ diyen Saffetin ANAP’lı siyaseti esnasında kullandığı kariyer sayesinde şu bir türlü bitmeyen İstanbul metrolarının seramik işini alıp, işi götüren pardon Serhat Ardahanspor’a bir kuruş destek verdiğine şahit olmadığım, Ardahanlı değil, Aprılının takımına sahip çıktığını kulak ardı eden iş adamlarımızdan olan yeğeni Oktay Kaya’ya da ‘cevap’ olarakta kabul görmesi umuduyla, Yaşar Akdağ isimli o vatandaşa, verdiğim aşağıda ki cevabı veriyor ve ‘Goy goy zamanı değil, Memleket haber bekliyor..’ diyerek yeniden işime dönüyordum..
Ha bu arada unutmadan Ardahan’da Akdağ soy isimli kimsenin çokta olmadığını da düşünüp, neyse diyordum.. Yani, Saffetin avukatlığını yaparcasına bana bu cevabı veren Akdağ’ın, 50 yıldır Ardahan’a gelmemiş olduğunu öğrendiğim Sarzepli emekli Kalaycı gibi sülale, sülale çok iyi tanıdığımı düşündüğüm Ardahanlı olmayabileceğini de not ediyordum.
Neyse, yine bir hayli uzayan bugünkü yazıma konu olan nazik Saffet sevdalısı Akdağ’a verdiğim cevabı yazmaya başlarken futbol takımının maddi, manevi imkânsızlıktan kıvrandığı, Ardahanlı değil, Ağrılı birinin sahiplendiği futbol takımının bir türlü 3. lige çıkamadığı, 3 gümrük kapısı olmasına kaşın ithalatta, ihracata sıfır çektiği, 3 beldesinden ikisinin kapandığı, tüneli açılmayan Posof’un köyleri başta olmak üzere 226 köyü yaşlılara kaldığı memleketin sevdalılarına (!) dönecek olursak bunların, ‘acaba bizi yine aday eder mi, onun ismi ve omuzları üzerinden bir kez daha beleşten milletvekili olumuyum?’ diye fırsat kolladıkları AK Parti Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘Üç yapın dediği ama bizim şu bir gümrük müdürlüğü ve konsolosluğu olmayan 3 gümrük kapılarımız misali, 3 değil, bir çocuğun bile olmadığı Ardahan’ın neden bugün bu halde olduğunu özetleyen bugünkü yazımı da bir hayli uzatan o hiçte kısa olmayan cevabım şöyle;
‘Tamam abi senin dediğin gibi olsun ama bana sorarsan 1992 yılında 174 bin nüfusla vilayet olan ve yapılacak yatırımlarla nüfusu artacak, gelişecek derken denelerin bugüne dek gerçekleşmediği için o nüfus bugün 90 binleler kadar düşümmüşse bunun en büyük vebalının en ağırı Atalay, Öğüt gibi kesintisiz 15 yıl hem de İsmet Atalay ve Ensar Öğüt gibi muhalefette değil, saçlarını sarıya boyayıp, Erdoğan ile birlikte resim verip, ortada kayıp olan Çillerli DYP’nin barajın altında kalmasıyla köyde uyurken vekil olduğunu yatakta öğrenen Kenan Altun gibi iktidar partilerinde vekillik yapan ve çocuklarını Ardahanlının tanımadığı, bir dönem milletvekili, iki dönemdir de belediye başkanı olan şu anki türkücü belediye başkanı gibi Ardahan’da hala bir evi olmayan ma Şavşat’ta villası olan Saffet’in, adı sanı unutulan İsmet Atalay’ın, Muharrem Kalaycı’nın köylüsü, Sarzepli Kenan Altun’un çöp toplayamayan, bozuk yolları onaramayan Ağustos böceği misali 2 dönemdir çaldığı sazı ile bir kez daha milletvekili olma umuduyla çalan türkücü başkanın, her gelene ‘Cane’ diyen Teoman Güngör’ün, dünyanın ilk ve tarihi HES barajını müze edeceğine balta, kazma ile söküp, bugünkü türkücü gibi onca belediyenin eskileri ile hurdacıya satan Mikail Kayatürk’ün boynunadır..
Ve onu saf saf memleket sevdalısı sanıp, ‘Saffet af et’ diyenlerindir diyorum ve bu iddiamın altına bir kez daha imza atıyorum.. Çünkü Ardahan-Et’i kendi ailesine almaktan başka ne yaptı dediğim bu mamelekti kandıranların başında af et ama Saffet gelmektedir.. Sen Ardahan’ı 50 yıldır göremeyen sen değil, o gelsin her alanda açık meydanda kendisiyle tartışırım.. O yaptıklarını saysın bende yapmadıklarını ve yalanlarını sayayım.. Ha bu arada benimde vebalim var..
Çünkü yeni İL olan Ardahan’ın Kars’tan kurtulma heyecanı ile kendisini Ardahan getirenlerin, akı verenlerin, yönlendirenlerin hatta oy verenlerin arasında bende vardım.. Erdoğan’ın dediği gibi bugün Cumadır Allah beni af etsin.. Ardahan’dan da özür diliyorum..


Ardahan’ı uzakta dolaşmak, Denizsiz 1 Mayıs’ı kutlamak..


Dün 6 milyon oy almış olan belediye başkanının, deniziyle değil, hapishanesiyle hafızalara kazınan Silivri’de olan İstanbul’un trafiğinde eve gitmeye hazırlanırken nedense Demirtaşlar gibi memleketinden bir hayli uzakta olan arabamla baş başayken bir hayli özlediğim memleketim, Ardahan’ı dolaştık.
Önce, ‘Nasılsa kamulaştırma yapan, kat ve inşaat izni veren babam..’ dercesine oğlunun adalet arayan Avukatlık mesleğini bırakıp, müteahhitliğe başladığı AK Partili Belediye Başkanının olduğu Hanak’a gitmek istiyor, sonra savcılık olduğu ileri sürülen ve depreme dayanıklı olmadığı ortaya çıkan ‘valilikte ki kamu binalarının taşınması gereken en güzel yer’ denen yere, yapıldığından bugüne kadar doğru dürüst işletilemeyen ve Göle AK Parti İlçe Başkanının belediyenin binasına ve eski, yeni balkanların olan ve resmi evraklarda zimmet olarak kayıt edilen makam masası ile koltuklarına olduğu gibi bir kişinin de buraya çöktüğü iddia edilen Ardahan AVM’ye uğruyorduk.
Ve benim gibi bir hayli yorgun olan arabamla birlikte uğradığım ve kapısında durup, izlediğim o bir türlü dolmayan, boş kalan Ardahan AVM’de, Avukat oğlu müteahhitliğe soyunan Hanak’ın AK Partili Belediye başkanının da burada 4 tane dairesinin olduğunu öğreniyor, olmasına rağmen yıllardır bir çivi çakılmayan, ama yenisi yapılacağı söylenen Organize Sanayi Sitesine doğru gidiyorum.
Bu kez sanayi müdürünün kentte ki onca müdür gibi kim olduğu çokta bilinmeyen müdürlüğün bünyesinde ki Ardahan Organize Sanayinin üzerinde olduğu ve ‘eski Hanak yolu’ denen yoldan önce özlediğim çeşmesinde soğuk ama ama tatlı suyunu içtiğim Dikkan’a sonra Hanak’a gitmeye karar veriyorum..
Ve 6 Mayıs’ta bir kez daha saygıyla andığımız ve bu yıl “Bağımsızlık, Demokrasi ve Sosyalizm” vurgusuyla anılacak olan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı hatırlatan deniz dalgalarından daha beter olan şehir içi yollardan geçip, Şavşat çevre yolu üzerinden, dibi çöp batağı olan Yıldız Dağ’ına doğru yol alıyorum..
Bir, iki bina dışında iş sahasına can verecek olan devlet veya özel sektörün yatırımının yok denecek kadar az olduğu Ardahan’da, Hanaklı Taner Badem adlı dostum, iş insanının ayakta tutmaya çalıştığı Ardahan Tekstil gibi özel sektörün kendi imkânları ile yaptığı inşaatları geçerken, hemen hepsinin etrafının korumasız, önlemsiz ve en önemlisi hiç bir inşaatın önünde ruhsatı alınmış, izin verilmiş tabelası görünmüyordu.
Ve kent içleri gibi mahalle aralarının da dar sokaklı yollara ağır tonajlı kamyonların gelişi güzel kum döktüğünü, inşaat demirlerinin bir türlü yapılmayan bozuk ve de çukurlardan kaçmak için zig zag yaptığımız yolların ortasına kadar gelmiş halde olduğundan basıp, lastiğimi patlatmamaya çalışıyordum.
Çünkü, yarım yamalak, plan ve projesi en önemlisi şehir imarıyla alakası olamayan inşaatları geçerken girdiğimiz daha yeni el değiştirmiş olan petrol istasyonunda Hürmüz boğazında sıkışıp, akaryakıt istasyonlarının pompalarında patlayan fiyatla akaryakıt alıp, bir hayli kabarık fatura ile siftah yaparken matbaadan gelen bir telefonla Hanak’a gitmekten vazgeçip, geri döndüğümüz kent merkezinde, Kongre caddesinin, İstanbul Eminönü’nü aratmayan trafik manzaraları ile adeta kapanan ana caddelerden zor bela geçip, bu kez Şavşat yoluna doğru bir tur atıyorum..
Beşikkaya HES Barajı ile yatağı değiştirilip, Karadeniz’e akıtılmak istenen Kura Nehrinin dağ ve ovalarda eriyen karlarla birlikte yeniden dolduğunu ve havaalanı yapılacak denen Ardahan Ovasının ortasında muhteşem bir deniz manzarası oluşturulduğunu görürken, etrafının da bizzat devletin olan ama bütçelerinin ya lüks otellerde yapılan bol toplantılara, gezilere veya siyasi iktidara yakınlara aktarıldığı ileri sürülen SODES, SERKA, TKDK, DAP gibi projelerle süslü ilanlar dikkatimi çekiyordu.
Bu ilan ve başvuranın önüne onca bürokratik engellerin getirildiği duyuruların yanı sıra geçtiğimiz aylarda helikopter ile Ardahan’a gelen ve ‘Bitti, bitecek’ denen ama hâlâ açılmayan Kalp Anjiyo merkezini hizmete sokmadan aynı helikopterle Ankara’ya dönen sağlık bakanının yanı sıra hastaları taşıyan Ambulans helikopterlerin inemediği helikopter sahasının altında bulunan araç parkına GES yapılacağı söylenen Ardahan Hastanesinin İl Sağlık Müdür ile arası olmayan başhekimin baş yönetici olarak gideceği söylenen Kars’ta açılan ilk Özel Hastane ile ilgili duyurulu reklamları ile doldurulduğunu da görüyorduk.
Ağbun ve soba külleri ile dolan köylerde ki dereler gibi bir kış boyu çöplerle doldurulan Kura Nehrinin HES’lerle yok edilmek istenmesine karşı doğanın direnişine de şahit oluyorduk.
Ve bu direniş beklenmedik bir anda genç yaşta bizden ayrılıp, kendisinin yaşında olan Denizlerin yanına giden kardeşim, Denizimin adı verilen deniz olup, Ardahan ovasında dalganırken kentimin simgesi olan bu nehrin hemen yanı başındaki sonradan dolma alana, eski garaj yerine yapılan, yaptırılan binalar gibi yap/sat denen Apartlarla dolduğunu da görüyorduk..
Ve bölgenin kalkınmasında rol oynadıkları iddia edilen ama Dikkan’da ki gibi bir çeşmelerine rastlamadığımız bol bütçeli SODES, SERKA, TKDK, DAP adlı kurumların devasa bütçeli paralarını suya atarcasına bugüne kadar yaptırılan projelerini merak edip, yakında baktığımızda Apart denen bunların da diğer inşaatlar gibi gelişi güzel ve kontrolsüz yapıldığını görüp, ‘Ne olacak bu memleketin hali?’ diye kendi kendimize sorular sorup, durduk..
Ve bir zamanlar var olan ama Ardahan-Et olup, ahıra çevrilen Kars-Et gibi batan Ardahan Süt Toplama Merkezinin olduğu arsanın patates tarlası olduğunu ve yanında ki Arıcılığa da gözüm takılınca hiç arıcılık yapmadığını bizzat bana söyleyen ve kendisi gibi arıcılıkla uğraşanların çokta olmadığını bildiğim ve ne eğitimin, ne üretimin olduğu çokta görülmeyen, haber olmayan ama adı Ardahan Kafkas Arısı Üretim, Eğitim ve Gen Merkezi olan kurumunun çok başarılı (!) müdürünün köyü, Alagöz dağına da GES yapılacağının haberini alıyorduk..
Ve; ‘Bu nasıl iş?’ diyerek günü bitirip, kent merkezine döndüğümüzde ise daha yeni bir kadını Ardahan’a İl Başkanı olarak atayan MHP’nin Genel Başkanı Bahçeli’nin, Öcalan’ın, ‘Barış süreci koordinatörlüğü’ ne getirilmesi gerektiğini bağırdığı grup konuşmasında bana değil, sanki sürece çokta sarılmamasıyla ve bir türlü karar verilmeyen Butlan’ı elinde koz tutmasıyla eleştirilen iktidara çıkışıyordu..
MHP Liderinin yıllarıdır destek verdiği iktidara, ‘Bu iş benim değil, ülkenin geleceğinin işi’ diyerek bir hayli kızdığını anlayıp, görürken, yerine atanan kayyumla maçta merhabalaşan Ahmetlerin hala görevlerine dönmediğini de hatırlıyor, geçtiğimiz günlerde tüm yurtta olduğu gibi Ardahan’da da kutlanan 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramının bir kez daha ‘olaysız geçmesinin altında ne yatıyor sizce?’ diye bu kez bu yazıyı okuyanlara soruyordum..
Ve bu yaşanan güzel durumun, 1 Mayıs’ı bayram ve tatil günü ilan eden 23 yıllık hükümetin iyi niyeti mi, yoksa yeni bakanın başına getirildiği polisin güzelliği mi, yada “Türkiye’nin tam üye olarak yer almadığı bir Avrupa Birliği’nin küresel bir aktör olmayacağı artık anlaşılmalıdır” denildiği ama onun istediklerini yani AB Kriterlilerinde geri kalınan bir ülkede yasaksız, baskısız yaşanmak istenen en güzel ortam sağlandığı için mi?
Evet, yıllardır anlamsız inatlara kurban edilen, onca özgürlüğün önüne konulan engellerle toplumun gerilmesine, bir tülü sonuçlanmayan ‘Mutlak Butlan’ davası ve tartışmaları ile zaten çokça bölünen ve Posof’ta ki kum ocağını Damal’da ki partilisine, CHP Damal İlçe Başkanına ihale eden Bankacı Belediye Başkanının, cami yaptırma ve yaşatma derneği ile iş birliği içine girip, mescit yapmaya hazırlandığı CHP gibi halkların Amedspor’un başarısında ki gibi ikiye ayrılmasına neden olanların biraz olsun utanması gereken geride kalan son 1 Mayıs’ı izlerken yasakların, baskıcı yöntemlerin acıdan başka neye yaradığını da düşünmedim değil.
‘Kanlı 1 Mayıs’ denen 77 yılında ki gibi insanların üzerine rast gele kurşun yağdıranların, insanların dillerine, dinlerine, giyim, kuşamlarına karışmak isteyip, İBB davasında hakim-savcı kapısını kullandığı iddia edilen gazeteci denilen Ferhat Murat’ın neden niye verildiği anlaşılmayan polis korumasına emri sebebiyle Silivri’de yarattığı gerginliğe şahit olup, gazeteci değil, Çomar denen sözde gazeteci, ne tehdit alıyorsa mevcut iktidar partisinin tüm teşkilatlarında olduğu gibi polis korumalı olduğu ortaya çıkan bu tip gibi tek tip bir toplum yaratma sevdasının bu ülkeye kan, acı vermekten başka neye yaramıştır?
Bilmem ama ellerinde bulundurdukları iktidar gücü ile toplumların üzerine kurulmak istenen baskının karşı direnci getirdiğini ve bu direncin er, geç zaferle sonuçlanacağını düşünmeyenlerin geride kalan 1 Mayıs’ı neden yıllarca yasakladıklarını acaba hiç düşündüler mi? Ve bunu yaparlarken ne kazanıp, neyi kayıp ettiklerini ve en önemlisi toplum üzerindeki tramvayın bu ülkeyi nereye getirdiğini hiç düşündüler mi?
Hayır aksine ‘Baskılar bizi yıldıramaz’ sloganları karşısında yine diş bilediler, yine kızdılar.. Çünkü o sloganların onların yenilgisi olduğunu bir kez daha anlayıp, bu kez onlar acı çektiler.. Çünkü halk karşısında yenilmişti, faşist güçler .. Ezilmiştiler, faşist kafalı, baskıcı güçler ..
Teslim olmuştu insanları öldürmekle bitirmeyi düşünen katiller ..
İşe bundan dolayı değil mi, hep bir ağızdan, ‘Biz, hep o yok etmeye çalıştığımız biz denizlerin dalgasıyız, yaşasın 1 Mayıs..’ dediğimiz.
Evet.. Bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..
Yazar, Ardahan çevresinde yaptığı bir yolculuk üzerinden kentin ihmal edilmişliğini, yerel yönetimdeki usulsüzlük iddialarını ve durma noktasına gelen ekonomik yatırımları eleştirel bir dille aktarmaktadır. Metinde, bölgedeki kontrolsüz yapılaşma ve çevre kirliliği gibi sorunlar, Türkiye’nin genel siyasi atmosferi ve demokrasi arayışıyla harmanlanarak sunulmaktadır. Özellikle baraj projelerinin doğaya etkileri ile devlet destekli kurumların verimsizliği vurgulanırken, geçmişin toplumsal mücadelelerine ve 1 Mayıs ruhuna atıfta bulunulmaktadır. Yerel figürler ve siyasi aktörler üzerinden yapılan gözlemler, memleket hasreti ile toplumsal adaletsizliklere duyulan tepkiyi bir araya getirmektedir. Nihayetinde bu anlatı, baskıcı politikalara karşı halkın direncinin ve özgürlük arzusunun altını çizen bir toplumsal portre niteliği taşımaktadır.


Satılık Basın, Paragöz ve İb.. ancı Gazeteci!..

Bugünkü yazıma başlamadan önce şöyle bir dünya ve ülke gündemine göz atayım diye açtığım ulusal bir haber sitesini incelerken, gazetelerimizin basıldığı matbaamızda gazetemizi basan matbaa makinamızın baskı yaptığı esnada dönen çarkları eşliğinde ‘Yaz gazeteci ya gel bizim köyü de yaz’ müziği eşliğin kısa bir video whatsappıma geliyordu.
Bir gazeteci, bir vatandaş, bir okur olarak defalarca izlediğim o görüntüyü alıp, 19 bine yakın telefon numarasının bulunduğu telefonumun, ‘Yazıyor, yazıyor diyecek olan gazetelerimiz basılıyor’ notu ille durumuna koyarken bu saha da yağsız kaldığı an duran o makinanın çarklarının dönmesi için 36 yıldır nasıl büyük bir mücadele verdiğimi bana bir kez daha hatırlatırken, dün damı akan matbaada sağa, sola kaçırdığımız kurşun harflerle bugün her ay internet ücretini nasıl ödeyeceğimiz düşündüren bilgisayarlarla yazdıklarımızı kağıda basan o baskı makinamızın sesini de duyuyor, elimizi, yüzümüzü, yeni aldığımız gazeteci yelekli elbisemizi de boyayan o boyanı kokusunu da his ediyordum.
Ve dönüp, bu yazıyı okuyanlar başta olmak üzere her basın gününde şaşalı mesajlar bize gönderen siyasiler, stk’çılar, bürokratlar olmak üzere okur denenlerin kaçının kentinde ki, şehrinde ki, mahalle arasında ki bin bir emekle basılan yerel gazetelerin matbaasının yerini bildiğini soruyor ve şu an bu yazıyı okuyanların bu yazının kaç dakikada, kaç saate yazıldığını hiç düşünüp, düşünmediklerinde merak ediyordum.
Evet, babasının oğlu olmanın sorumluğu ile ulusal hakem oğlum Doğu’nun onca işi arasında başında olduğu, sayfa grafiğini yaptığı, yeri geldiğinde babası gibi geçmiş yaşına bakmadan kolunun altına aldığı basılı günlük gazeteleri önce resmi kurumlara sonra ‘600 yıl donra ancak ülkeye getirtilen Matbaası nerde acaba diye hiç merak etmeyen, bu gazete nasıl çıkıyor diye hiç düşünmeyen, reklam vermeyen, abone olmayan’ esnafa, vatandaşa dağıttığı gazetemizin basıldığı esnada bana gelen görüntüyü izlerken, 36 yıldan fazadır her gün bu köşede, ‘Yazıyorsam Sebebi Var’ adlı bana ayrılan baş köşe yazımın gündeminin ülke ve dünya gündemini değil, birde kendimizi, gazeteciliği, ‘Bizim köyün yollarını da yaz gazeteci’ diyenleri de yazmak gerek diyerek kendi dünyamız da yaşadıklarımızı kısa bir özetini yazmaya başlıyordum
Çünkü, Göle İlçe teşkilatının halkın olan belediyenin eski yerine çöktüğü, ilçe başkanının Devlet Malzeme Ofisinin kayıtlarında olan belediyenin masasına, koltuğun oturduğu AK Parti’nin yani iktidarın başı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmasını dinlediğim esnada, ‘Bu ne tesadüf’ dercesine gazetemizi basan matbaamızın görüntüsü bana geliyordu.
Ve, vergilerini bizimde ödediğimiz  TRT dahil kendisine özel bir havuz medya oluşturduğu ileri sürülen Erdoğan’ın çarşamba günkü grup konuşmasında yaptığı konuşmanın satırları arasında ki söylemi de sanki bugün yazacağım yazıyı hissetmişçesine bizzat kulaklarımı çınlatıyordu.
23 yıldır iktidar olan AK Parti’nin Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasını takip etmek üzere basın locasında bulunan gazeteciler ile basın locasının arkasında slogan atan partililer arasında gerilim yaşandığı, söz konusu gerilim, Erdoğan’ın konuşmasında basın özgürlüğünden bahsettiği anlara denk gelmesi de ayrı ilgin günün notu olarak önüme düşerken Erdoğan’ın sansür, baskı, ekonomik destek ve en önemli özgürlük isteyen biz gazetecilerin kendileri tarafından değil, CHP başta olmak üzere muhalefet tarafından baskı altına alındığını ima eden konuşmasını dinlerken nedense mutlu olmuyor, moral bulamıyordum.
Çünkü, şu an tedavide olan bizim Tatina kedimizi de bana hatırlatan ve dönüp, ‘Nazo bizim Tatina’dan ne haber, neden artık getirmiyorsun?’ diye sormama vesile olan fotoğrafı ile iktidar olarak kendilerinin hep biz gazetecilerin yanında olduğunu, basın özgürlüğünün yana olduklarını söyleyen, biz gazetecilere baskı değil, maddi, manevi olarak sahiplenilmesi gerektiğini ima eden ve devlet yakasında bir adım ileri gitmediği ile eleştirilen süreçle ilgilide güzel şeyler konuşan aynı Erdoğan aynen şöyle diyordu..
“Hak ve hürriyetlerin genişletilmesinden, devlete çöreklenmiş oligarşik yapılarla mücadeleye; siyaset odaklarının geriletilmesinden milli iradenin güçlendirilmesine kadar her alanda cumhuriyet tarihinin en büyük reformlarına imza attık, birçok alanda sessiz devrimler gerçekleştirdik. Ana muhalefet gibi lafa gelince basın özgürlüğünden dem vurup sırf yolsuzluklarını gösteriyorlar diye kürsüden basına parmak sallayanlardan, basın mensuplarını küstahça tehdit edenlerden olmadık. Eleştirilere tahammül gösterdik, yapıcı önerilere kulak verdik. Hukuksuzluklar karşısında hakkımızı yine hukukun içinde aradık. ‘Onu kapatacağız, şunun kapısına kilit vuracağız, hepinizden hesap soracağız’ gibi anti demokratik yollara asla tevessül etmedik.’ diyordu.
AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözleri ile biz gazetecilere ne kadar önem (!) verdiğini anlatmaya çalışırken, kendisinin iktidarı döneminde yok denecek kadar azalan, bin bir mana ile kesilen resmi ilanlarımız ve en önemlisi şunu yazsak sabah kapımız çalınacak mı, biz de İsmail Arı gibi onca gazeteci meslektaşımızın olduğu cezaevine gider miyiz? diye düşünülen bir ülkede, biz gazetecilerin neler yaşadığını bilmeden ‘İbancı, paragöz yetmez satılık basın..’ diyenlere de bende biz kez daha bir şeyler yazmak istedim.
Evet, büyük, küçük Turpların, dünyayı olduğu gibi basını da baskı altına almaya çalışan Trumplu dünya gündemiyle unutulan ülke gündeminde bende es geçip, kendi derdimize, gazeteciliğin derdine dönerken aynı gün görüştüğüm bir iş insanının bana, ‘Ya Fakirciğim senin adını neden fakir koymuşlar, hep merak ederim..’ diye sorarken bende şaka karışık, ‘Abi yazar Fakir Baykurt’tan, rahmetli babamın, ahırda, teksir makinası ile bastığı, ‘Fakir dostu’ adlı gazetesinde esinilen adımı fakir koymuşlar ki senin gibi iş insanları reklam versin zengin olsun’ diyerek takılıp, asıl gerçek mesajı versem de ‘Evet ya siz gazetecilerin de yaşaması, yazması gerek onu da fakir olmayan biz iş insanları unutuyoruz’ diyemediğini görüyordum.
Ve seçimlerin yeniden gündeme gelmesiyle bu aralar bir hayli akıllara gelen, omuzlarda taşınan biz gazetecilerin yaptıkları haberleri beğenmeyip, gazetecilerin para karşılığında haber yaptıklarını, ibanlı paragöz olduklarını ve ‘Satılık Basın’ diyerek gazetecilere yönelik alçakça bir tanım yapıldığını, biz gazeteciler gibi zaman zaman sizlerde görüyorsunuzdur.
Ve belki de zaman zaman sizlerde aynı şeyleri düşünüyorsunuzdur..
Ama bizlere ve meslektaşlarıma bu tür alçakça tanımlar yapanların öncelikle gazetecilerden kuyruk acıları olduğunu herkes iyi bilmelidir.
Çünkü bu tür tanımları yapan alçakların çoğunu yine biz gazeteciler iyi tanır ve biliriz..
Ama ben bu alçakların kimler olduğunu sıralayıp, yazmaktansa bu alçakların başını çektiği gazeteci düşmanlarına bir kaç soru soracağım..
1- Siz gazeteciyi suçlarken nasıl geçindiğini hiç düşündünüz mü?
2- Alçakça bir suikast sonucu öldürülürken ayakkabısının altını delik olduğu ortaya çıkan Hrant Dink başta olmak üzere yerel gazetecilerin başını çektiği gazeteci tayfasının yüzde kaçının sizin gibi villada, yatlarda, lüks arabalarda, barlarda, ihale salonlarında, siyasette olduğunu söyleyebilir misiniz?
3- Gazeteciyi ‘Satılık Basın’ diyerek suçlayan siz, 86 milyonluk ülkede yarısı spor, magazin, bulmaca olan topu topu 800 bin gazete ancak satıldığı bu ülkede bugün gazete bayisine gidip, günlük bir gazete alıyor musunuz?
Ve bu ülkede bir milyonu at yarışı, bir milyonu magazin, bir milyonu spor olmak üzere neden ancak 800 bin belki de daha az günlük gazete satıldığını hiç düşündünüz mü?
4- Her hangi bir haksızlığa uğradığınızda ancak aklınıza gelen gazetecinin yazdığı haber ve yorumları dolaysıyla mahkeme kapılarında dolaşırken, hapishanelere atılırken hanginiz gazetecinin arkasından gittiniz?
5- Sanal ortamı fırsat bilip, ‘Gazeteci ‘de kim?’ diyerek es geçtiğiniz gazeteciyi seçimden seçime hatırlayan hatta aday sıralamasına girmek için akıllara getirdiğiniz seçmenler gibi gazetecilerde unutulmuyor mu?
6- Farklı meslek örgütlerinin raporlarına göre Nisan 2026 itibarıyla değişkenlik gösterse de 10-20 civarında olduğu belirtilmektedir. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) verilerine göre 27 Nisan 2026 itibarıyla 14 gazeteci ve medya çalışanı cezaevindedir.
Kısacası, dün sesi halâ kulaklarımız da olan daktilo yazılan, teksir makinası ile sonra da tek tek dizilen kurşun harflerle yazılan yerlerde sürünen ama dünyanın en büyük 3. ekonomisine sahip olan Alamanya’nın üretimde başını çektiği ofset makineyle basılan gazeteleri çıkaran ve seçimlerin yeniden konuşulmaya başlandığı bugünlerde bir hayli hatırı sayılır (!) olan gazetecilere yönelik, İb.. (!) ancı şeklinde alçakça tanımlar yapanlar..
Size soruyorum;
Ve başta türkücü siyasiler olmak üzere herkese soruyorum..
Tek sermayesi düşünceleri, fikirleri ve daha güzel bir ülke, dünya özlemi olan biz gazetecileri,  ‘Satılık Basın, İbancı, Paragöz Gazeteci!’ diyerek suçlarken hiç mi vicdanınız sızlamaz? Ve daha dün bu gazetecilerin sizi ‘adam’ diye yazdığını nasıl unutursunuz?.. Yoksa adam olmadığınızdan mı?
Neyse anlayan anlamış ve hakaret, aşağılama ve nefret söylemi olarak sıkça başvurulan argo bir kelimeyi hak edenlerin biz gazetecilere, ‘İbancı’ , ‘Paragöz, Satılık basın’ deyip, yazdıklarımızdan yedikleri sonucu yaşadıkları kuyruk acısını çeken alçaklara gerekli cevabı adı fakir, fikri zengin bir gazeteciden almıştır..’ diyerek, bu ülkede gazetecinin de içinde bulunduğu birini suçlamak için başvurulan ucuz yolların artık terk edilmesini ve gazetecilerin 4. kuvveti dedikleri demokrasinin olmazsa olmazları olduğunu bilmek ve hatırlatmak en güzelidir derim..

Evet.. Bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..
Bu metin, Türkiye’de yerel gazetecilik yapmanın getirdiği ağır ekonomik yükleri ve basın mensuplarının karşılaştığı haksız toplumsal ithamları ele alan sitem dolu bir değerlendirmedir. Yazar, matbaadaki teknik imkansızlıklardan toplumun yerel basına karşı sergilediği ilgisizliğe kadar pek çok sorunu kendi mesleki tecrübeleri üzerinden aktarmaktadır. Gazetecilerin maddi yetersizlikler ve hukuki baskılarla mücadele ederken bir de “satılık” veya “paragöz” gibi ağır ifadelerle hedef alınmasına sert tepki gösterilmektedir. Siyasilerin ve iş dünyasının basını sadece kendi çıkarları doğrultusunda hatırlamasını eleştiren yazı, basın özgürlüğünün ve yerel medyanın demokrasi için taşıdığı hayati önemi vurgulamaktadır. Nihayetinde bu kaynak, zor şartlar altında mesleki onurunu korumaya çalışan bir gazetecinin toplumsal farkındalık çağrısını yansıtmaktadır.

Ardahan Gazetesi
Daha yeni Daha eski