Ardahan Gazetesi | Since 1995 |
Basın Özgür mü, Sansür Yok mu?
Yataksız, başta CHP'li tutuklularca olmak üzere açlık grevlerinin yaşandığı Silivri'nin soğuk değil, bir hayli sıcak duvarları arasında çıkıp, geldiğimde bir arkadaşım aradı.
Ve Silivri'den geldiğimden bi haber direk başlıyor, 'Fakirciğim, Ardahan, Tayt, Dert, Federasyon, Serhat Ardahan Spor derken asıl işin, sevdiğimiz yönün olan gazeteciliği çok aksattın..' şekline bir sitemde bulunuyordu..
Haklı mı, haklı?!.
Peki ben haklı mıyım?
Yani benim gazeteciliği aksattığımı belirten arkadaşımın basın bayramı yada gazeteciler gününden başka bir zaman arayıp, hal hatırımı bile sormadığı ama gazeteciliği aksattığımı belirtip, eleştirmesi ne kadar haklı bir durum?..
Bilmem ama bu ülkede gün geçtikçe özgürlüğünden bahsetmenin şüpheli hale gelen basın özgürlüğü, yapılan küçük bir eleştiriye aba altında sopa gösteren siyasetçi, idarecinin uyarıları sansür değil de ne olabilir ki; Bizde gerçek işimiz olan, sevdiğimiz mesleğimiz yapalım..
Aslında eskisi gibi çokta ilgilenmediklerimin ve yazmaya bile gerek görmediklerimin de bu yönde yani eskisi gibi haber ve yorumlar yapmadığımı ama o eski gazeteciliğimi özlediklerini belirtmeseler de bu yönde bana yönelik eleştirilerinin olduğunu da biliyorum..
Ve yine biliyorum ki; Onlarda bu ülkede basın özgürlüğünün olmadığını, sansürün OHAL gibi kaldırılsa da hala var olduğunu.
Ve bir reklam, bir destek, bir ilanla yani ekonomik değil, bolca gelen hazır, 'AL/Yapıştır' lı sanal 'kutlama' mesajları ile 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramını onlarında biz gazeteciler gibi kutlamaya bile gerek görmediğini..
Yaylalar, yaylalar..
Aslında gönüllü bir sistem olması gerektiğini belirtip, askerliğini yada çocuğunu, yakınını bedelli askerlik yaptıranları izlerken 'Yaylalar, Yaylalar..' türküsü bir öğrenilemez diyen Devlet Bahçeli’nin önerisi tartışılmaya başlanıyor..
Gerek 24 Haziran öncesi gerekse sonrası şu günlerde nerde olduğu merak edilip, sorulan AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın asıl başkan yardımcısı olduğunu da ima eden ve bu yönde rahatça öneriler sunan ama Erdoğan gibi şu günlerde ortada çokta görünmeyen Bahçe’nin bu açıklaması da her ne kadar af konusunda olduğu gibi havada kalsa da Erdoğan’ın kendisini dinlediğini ve kırmamaya çalıştığını da görmekteyiz.
Gençlerimizin askerlik süreçlerini kısa sürede bitirtip, iş hayatında aktif olması gerektiğini düşünenlerin içinde olan benim anladığım tek şey hayatın kendisi olduğu gibi askerliğin uçuk olmayan şartlarla bedelli olması ve insan kalabalığında dünyanın en büyük ordularından olan ordunun dinamik ve çekirdek bir kadrodan oluşmasıdır.
Sanırım defalarca Askeriliğin baştan aşağı değişeceğini açıklayan ama onca açıkladığını ya değişmediği yada bir ileri iki geri adımla yani Anayasa gibi tam bir kanunla değil, geçici genelgeler ile Erdoğan’ın düşüncesi de bu yönde..
Ve bunu hayata geçirmek için yardımcısı olan Bahçel’inin kamuoyu oluşturmasını ister gibi..
Bedelli ya da gönüllü olarak baktığımız askeriliğin savaş halinde lazım olan bir kurum olduğunu ama ‘yurtta sulh, dünyada sulh’ diyen bir anlayışın Çin’de ki, Kore’de ki gibi bir anlayış taşımadığını da unutmamak gerekir..
Ve Başkan Erdoğan’ın bakışı ile bu olaya bakmak, Bahçeli gibilerinin de fikirlerini dinlemek gerekir..
Yoksa, 'Yaylalar, yaylalar..' türküsünü söylerken yayla çorbasını yetiştirmek için eğitime, spora, gençliğe yapılması gereken yatırımları geri plana atan ve hastanesi ayrı, gazinosu ayrı, bütçesi sorgulanmayan ve en önemlisi 10 yılda bir yaptıkları çıkışlarla ‘Ülke, siyaset, demokrasi de kim? Önce biz diyen bir anlayış yeniden hortlar.
Eyy Songül hanımlar..
Ortadoğu'yu her yıl biraz daha BOB'layan Amerika'nın yavrusu İsrail'le birlikte onca ülkeden sonra İran'a saldırmasına karşı çıkan ve 'ABD'nin ülkede bulunan askeri üslerini İran'a saldırmak için kullanmasına izin vermeyen samimi duruşuyla dünya gündemine giren Pedro Sanchez'in başında olduğu İspanya'nın kazandığı, 'dünya kupası maçı ne oldu?' diye bakarken, 'Adalet Bakanı Gürlek duyurdu!' başlıklı bir haber dikkatimi çekiyordu.
Ve haberin linkini tıklayıp devamını okuduğumda; 'Adalet Bakanı Gürlek duyurdu! Dünya Kupası finali öncesi dev yasa dışı bahis operasyonu' diyordu..
Aynı haberi okumaya devam ederken, 'maç izlemek bile tehlikeli mi?' diye düşünüyor ve 'Olur ya sen de oynamışsın, pardon izlemişsin..' denerek, gece yarısı veya sabaha doğru A habere servis edilen görüntüler eşliğinde her an kapı çalınacak korkusunun hatırlandığı ülkede saniye başı devam eden operasyonları düşünüp, bir an Gece yarısı expresi filminin oynadığı karanlık sinema salonundaymışım gibi bir stres ve duyguyla haberin devamı okumadan 'Parası olan düşünsün' diyerek o haberden sessizce uzaklaşıyordum..
Ve dönüp kendi haber sitemize www.kuzeyanadolugazetesi.com a ve gazetelerimize gecenin haberlerini yazarken, bu kez facebook sayfama yerel bir haber paylaşımı düşüyordu..
Bu habere bakınca da, 'Battı, batırılmış' denen ama Karaman'a giden valimiz Çiçek'in yaptırdığı TIR garajlarında her ay 100 ila 150 milyon kazanıp, çokta iş yapmayan, kereste rüşveti ile gündeme taşıdığım Ardahan İl Özel İdarenin çalışanı da olan TRT ve DHA Ardahan Muhabiri Dinçer Aktemür'ün, 'Ardahan’ın İl Millî Eğitim Müdürü Değişti.. İl Millî Eğitim Müdürleri Kararnamesi Yayımlandı. Kararname Kapsamında Türkiye Genelinde 12 İlde İl Millî Eğitim Müdürü Değişirken, Ardahan İl Millî Eğitim Müdürlüğü Görevinde De Bayrak Değişimi Yaşandı.' satırlarını okuyordum..
Ve aynı haberin altındaki bir mesaja takılan yorgun gözlerimin uyandırdığı beynime yolladığı sinyalle, 'Ardahan’ın İl Millî Eğitim Müdürü Değişti..' başlıklı o haberin altına mesajı bırakanın, tayt kurbanı vali ile ilgili benim yazdığım bir haberimin altına da beni sertçe elleştiren bir mesaj bıraktığını hatırlatıyordu..
Gülümseyerek okuduğum o mesaj aynen şöyle idi;
'Değişse ne olacak hiç birinin hayrını eğitim camiası da öğrencilerde görmedi adamlar gelip Ardahan’da asaletini alıp gidiyor. Bunların eğitime bir katkısı yok kendileri için çalışıyorlar tek dertleri torpilli atandıkları yerden asalet alıp gitmek. Songül Aktürk Başkurt..'
Ve ben elimdeki işi bırakıp, kurmaya çalıştığım ve sanal ortam da yayın yapan 'Ardahan Radyo'nun yerel müzikleri eşliğinde aynı sayfada kendisine, 'Eyy Songül hanım o zaman bunlardan sorumlu, bunları çalıştıracak olan vali olduğunu niye anlamaz ve niye vali için bizi döversin?' şeklinde kısa bir mesaj yazıyordum. Ama bu kısa mesajla yetinmeyip, aşağıdaki yazıyı aynen ona da, onun mesajının altına da yazmaya devam ediyordum..
Çünkü aynı Songül hanım ve oncasının, şu bizim 5 aylık valimizin beklenmedik gidişini kendi hatasından dolayı değil de, bana bağladığını ve sanki ben, dünya lideri Reisimizi arayıp, kendisine rica edip, özel bir kararname ile 'Gitme, gel' denen valiyi bisikletten indirmişim gibi sanalda kalemşörlük ve kahramanşörlük yaparak, beni dövemezseler de bir hayli eleştirmiş olanlardan biri olduğunu hatırlıyordum..
Ve, Gece yarısı expresi filmini hatırlama stresi içinde bir geceyi daha geride bırakıp, günün yazısı olan ve sabah ezanı ile birlikte biten ama bir hayli uzun olan o vali ile ilgili haber ve yorumlarıma da 'Cevap' olan o mesajım..
-Eyy Songül hanım o zaman bunlardan sorumlu, bunları çalıştıracak olan vali olduğunu niye anlamaz ve niye vali için bizi döversin? Adam kapısı olmayan, Asansörü çalışmayan İl Milli Eğitim Müdürlüğün de Ardahan'da doğru dürüst durmadı, yerine Göle'den görevlendirip altına makam arabası koydurttuğu öğretmeni her gün 50 kilo metre Göle'den Ardahan'a getirtip, götürttü, öğretmen eşini yılın öğretmeni seçip, 25 Bin TL ile ödüllendirdi diye yazmadım mı?..
Bunlar yetmedi 6 bin hayvanın ŞAP'tan telef olan değeri 30 milyon bir kayıp olan hayvanları çukurlara gömen İl Tarım Müdürü gibi Asaletini alıp, Ardahan'dan daha güzel yere hem de memleketine yakın yere Asaletini almış olarak giderken senin ve senin gibilerinin pedalı geri devirip, geri getirmek istediği vali bey de Ardahan'da vali, sevgili eşi de vali yardımcısıydı değil mi?
Ve valiyi hiç bisikletle bina için açtığı davayı kazanan ve milyonlar isteyen fetocunun 'benimdir' dediği o köhne yerdeki Ardahan İl Millî Eğitim Müdürlüğünün kapısında gördün mü?
Bilmem ama bugünkü köşe yazıma ilham olan sevgili meslektaşım Dinçer'in, 'Ardahan’ın İl Millî Eğitim Müdürü Değişti' şeklindeki nazik haberinin altına senin yazdığın, 'Değişse ne olacak hiç birinin hayrını eğitim camiasında öğrencilerde görmedi adamlar gelip, Ardahan’da asaletini alıp gidiyor. Bunların eğitime bir katkısı yok kendileri için çalışıyorlar. Tek dertleri torpilli atandıkları yerden asalet alıp gitmek..' şeklindeki kırık notlu bu mesajı yazarken, bu adam Ardahan'a gelir, gelmez geriye kalan okulları da kapattığı gibi, öğrencilere pişirttiği ekmeklerin un çuvallarını Irak Sülemaniye'de pardon biz Ardahan'da hepimizin başına geçirirken niye bunları demez, ve 'vali bey, vekil beg hardasın?' demediniz?
Ki; Vallahi görmedim, bilmedim' diyemezseniz..
Çünkü bu adam ve 36 yıldır aynı şefin Karayolları şefi olduğu ama bölünmüş yolların hâlâ bitmediği, Posof Ulgar, Şavşat Sahara tünelinde haber alınamadığı ve iki oğlunun birini Göle diğerini Göle Goreveng belediyesinde işe koyduran bunun gibileri Ardahan'a 'hizmet ediyoruz..' diyerek, yan gelip, yattıklarını belki 50 bilemedin, yılda en az 150 kez yazan bana çıkışırken 'Geri gelsin' hayalini kurduğunuz vali de Ardahan'da valiydi demi?..
Ha unutmadan bir türlü bitmeyen, kar yağar yağamaz, 50 yıldan fazladır tamamlanamayan Ardahan-Ardanuç yolu gibi şehirlerarası yolların bile trafiğe kapatıldığı yollardan sorumlu olan Karayolları Şefinin iki oğluna da Ardahan'da iş bulurken, senin gibi kadın siyasilerinde gelinlerine, kızlarına hatta Azeri gelinlerine hem de 'Batmış' dediğiniz İl Özel idarede ve diğer kurumlarda bile işe koydukları memlekette, 'Sporcu Fabrikası' denen ama bir sporcu yetiştirdiğine şahit olmadığımız o salonda bahsettiğin müdür ile diğer müdürlerinin gece havuz kapattığını ve onlara havlu tutan aynı aileden kardaşların her ay 4 maaşı bir eve sokmanın keyfini yaşadığını da yazdığımı hiç okudun mu?
Bilmem ama yine aynı valide Ardahan'da o çok tartışılan taytı ile vali olarak pedal çevirirken, kendisine whatsapp mesajlı belgeleri eşliğinde bizzat verilen, 'Kereste rüşveti' iddialarıyla dolu dilekçe, türkücü ile ilgili onca iddia gibi birçok usulsüzlük, yolsuzluklar gibi haber olarak tarafımca yazılanları da okumaya vakit bulmadığın kesin gibiydi..
Neyse Songül hanım..
Ne anlatsam, ne yazsam boşa akan Kısır dağının suyuna yazdığımı bilen ve 36 yıldır durmadan yazan, konuşan, haykıran bir gazeteci olarak ben vicdanen rahatım...
Çünkü 57 yaşıma geldiğim hayatımda başta kamu görevlilerine, siyasilere olmak üzere kimseye heç yağcılık beceremediğimden yağ bağlamayan göbeğimi de kaşımadan, memleket, ülke ve dünya sorunları yazmaya devam ederken, senin gibi bir mesajla, bir twitle duyarlı olduklarını sanalda kısa bir mesaj yazıp, memleketi, ülkeyi, dünyayı kurtardıklarını sananların şu an mışıl, mışıl uydukları yataklarında sabah kalkıp, 'Heç okumuyoruz' dedikleri bu fakirin yıllardır bunları yazdığı için senin gibi bana demediklerini bırakmayacaklarını bildiğim gecenin bu saatinde, yani Marmara depremi gibi depremlerin unutulduğu 03.02 saatini hatırlatan saatlerde bugünkü yazıma ilham verdiğin için yine de teşekkür ederim..
Barıştıysak eğer..
Haydi o zaman giden gitti, biz pedal çevirmeye devam edelim.. Edelim ki; belki geriye giden memleketi az olsun ileriye, artık açılmış olan Ulgar tüneli üzerinden ya da burnumuzun dibinden geçen ama üzerinde bir istasyon, bir Antrepo olmadığından Doğu Expresinin gelemediği, KTB demiryolu üzerinden Avrupa'ya değil, Kafkaslara götürelim.. Ve 3 gümrük kapısından yok denecek kadar az olan ithalatın, ihracatın her yıl düşen nüfusumuz gibi az olduğunu anlayıp, arttıralım..
Ve, tam da yazımı bitirirken aha da ezan okudu..
Güzel sesli İmamın bu saatte okuduğu sabah ezanı hatırına umduğumuz güzel bir Ardahan için 4 kez 'Allah en büyüktür..' de..
Ve benim gibi Amin de..
PEMPE GÖZLÜKLERLE 'OROSPU KIRMIZI' KİTABINI YAZMAK...
Ardahan'ın Dağ oteli işletilemeyen, Polis evi yapılmayan, burunun dibinde geçen KTB demiryolunun üzerinde Antrepo, durak kurulmadığından Doğu Esprisinin gelemediği, Ulgar Tünelinin açılmadığı, Lise düzeyine düşen Üniversitesinin hayvan hastanesin, açmaktansa ihalede olamayan bodrumun yapıldığı kampüsüne Ardahan doğasında yetişmeyen nohut ektiği, olağanüstü bozuk kent içi yolları gibi bozuk olan köy ve yayla yolarının tamir edilmediği, nahiye, belde değil İlçe olmak isteyen ama '60 bin kişi topladık..' deyip, 6 imza toplanılmayan Hoçvan'a su vermesi gereken Kısır dağının boşa akan suyu olmak üzere onca sorunu Ankara'ya 20 yıldır Ankara'ya bir heyetin gitmediği Ardahan muhteşemce tartışılmaya devam ediyor..
Müzesi olmayan tarihi, kültürel alanların tabelasız ve yolsuz olduğu, 50 yıldır açılmayan Ardahan-Ardanuç yolunun geçtiği Bülbülan yaylasının üzerinden Beşikkaya HES Barajı ile Kura Nehrinin suyunu çalınıp, Karadeniz'e akıtılacağı, yıllardır istenen bir göletin yapılmadığı ama dağına GES enerji santrali yapılacağı Alagöz köyü gibi onca köylerin onca sorunu varken, markalaşıp, paketlenemediğinden vita tenekelerinde, domates salçası kavanozlarında satılan, Bal'a yapışıp kalan futbol takımının yanında yapılanamayan Amatör Liginin derdi unutulmuşken tayt sorunu birinci gündemi olmaya devam ediyor.
Başta 'Gelene ağam, gidene paşam' demeyi kendilerine kişilik edinenler olmak üzere Ardahan'la alakası olmayan, Ardahan'ı görmeyen, sanalda vatan-millet-sakarya edebiyatı yapmaktan öteye geçmeyenlerin bugüne kadar gelmiş geçmiş onca valinin, kaymakamın yada bir siyasinin 'Ardahan'da neden bir çeşmesi yok? demeyip, İl Milli Eğitim Müdürlüğünün mezarlık dibini andıran giriş kapısına ve Vali ve vekillerinin içinde kaldığı Ardahan Devlet Hastanesi gibi asansörüne çözüm bulamayıp, fetocuların davasını kazandığı binanın başka bir yerinden duvarı delerek kapı açan ve karısını yılın öğretmeni seçip, 25 Bin TL. nakit ile ödüllendiren İl Milli Eğitim Müdürünün, 6 bin hayvanın telef olup 30 milyonun çukurlara gömen İl Tarım Müdürü gibi asaletini alıp, giderken 'Muhteşemsin' denip tanıtıldığı söylenen Ardahan İl Kültür Müdürlüğüne 36 yıldır asaleten bir müdürün atanmadığını görmeyip, dün olduğu gibi bugünde 657'ye tabi memurlara yaranma, yalakalık yarışına girdikleri şu günlerde Özgür Özelci vekillerin de tayt kervanına katıldıkları görüldü.
GECE KARANLIĞINDA KALAN MİLLET BAHÇESİNİ GÖRMEYEN TAYTÇI MİLLET..
'Turizme kazandıracağız' denen ve şow şeklinde 4 İl Müdürüne imza attırılan Çıldır Gölünün 4 yasakla etrafına bir çivi çakılamadığını, içinde yüzmenin bile valilik iznine bağlı olduğunu, Aktaş gölünün balıklarını Çıldırlarasın tutulmazken, Gürcücenin yediğini göremeyenlerin, Posof gibi meyvesi ve sebzesini ağaç dalında kuruduğu Kurkala'nın kalası gibi şeytan kalasının yolunun neden yapılmadığını sormayı akıl etmeyenlerin, sanalda başlattıkları, 'Doğu Expresi Ardahan'a Gelsin' gibi 'Taytçı gitmesin' diyerek kampanyalar açarlarken, bu kentin bir demiryolu olmak üzere 3 gümrük kapısının olmasına karşın neden ithalatın, ihracatın sıfır denecek halde olduğunu niye bir gümrük müdürünün olmadığı, niye bir konsolosluğun açılmadığını ve bir türlü bitmeyen şehirler arası yollardan sorumlu olanın 36 yıldır aynı şefin olduğunu ve bu şefin Ardahan'da doğan iki oğlunun birini Göle diğerini ise devan edeb göö dolaysıyla kapatlıp, mahalle olan HHanak ortaken (Büyük Nakala) ve Çıldır Aşıkşenlk (Suğa) Beleidleri gibi he an kapatılacak denen Göle Köprülü (Goreveng) Beldesi Belediyesinde işe koydurduğunu niye sormazlar?
Ekonomik bel kemiği olan hayvancılığın hala neden Atadan/Deden kalma yöntemlerle, çürük gontların üzerinde ki sal ve kara topraklı ahırlarda yapıldığını ve sağlık, eğitim, sosyal, ekonomik olarak yıllardır beklenen yatırımların olmadığından yılda bin ila Bin 500 kişinin göç ettiğini, bir çok daire amiri gibi vekilin vekili ile idare edilen Valilik Özel Kalem Müdürünün 15 yıl boyunca kağıt üzerinde 15 yıl Ardahan'da görünüp, maaşın Ardahan bütçesinde alıp, Ankara'da emekli olduğunu, 'görmedim duymadım, bilmiyorum' diyerek 3 maymuncuğu oynayıp, gelen çantacıları omuzladıkları gidenlere niye bu kadar ağladıklarını da çözmüş değilim..
Yağan karla şehirler arası yolları bile kanatılan, yağmur dolu ardından bir karakoluna bile lağım bastığı kentin içinde bulunan kalesinde bir kıl çadırın yapılmadığı, tarihi Rus köprüsünün çürüdüğü, hala teslim alınmayan Millet Bahçesinin olduğu gibi mahalle sokaklarının geceleri karanlıkta kaldığı Ardahan'da parasızlıktan 2 yıldır yapılmayan Ardahan Bal Festivali başta olmak üzere Göle, Damal, Hanak, Çıldır, Posof'ta aynı gün ve saatlerde yapılan şenlik, festivallerin yanında Hoçvan, Bübülan ve köy şenlikleri varken köy yollarına, alt yapısına harcanması gereken 250 bin TL.'yi babalarının paralarıymış gibi dışarıdan getirdikleri TİK/TOK'çu ekibe verip, değil araba, bisikletin bile zorlandığı bozuk yollarıyla ünlü Ardahan'da taytlı bisiklet festivali yapılmasının ne kadar mantıklı olduğunu sormayanların gelen yeni valiye saygısızlığa varan yalakalıkları, yağcılıkları ALP dağlarını aşarken, tayt tayfasına Özgür Özel'ci milletvekillerinin de katılması gülünç bir durum olarak karşılandı.
KARS MİLLETVEKİLİ OLASAYDI ARDAHAN ADI BU KADAR KONUŞULURMUYDU VE TANINIRMIYDI?
Valilik, Adliye'nin yanı sıra kereste rüşvetiyle, idarecilerinin özel idare ile iş yapan mücahitlerden ev, daire aldıkları ile konuşulan İl Özel İdare binasının depreme dayanıklı olmadığı gerekçesiyle acil boşaltılması gerektiğini unutup, bisikletle tur atanların ayda 10 milyon para harcandığı söylenen ancak içinde ki hayvan sayısının her geçen günü ilginç (!) bir şekilde azaldığı, TIR parklarında gelen onca paralara karşın bu paraların nereye gittiği sorulmayan, yeniletme, genişletme, seyrekleştirme adı altında hunharca kesilen ormanları ile değil, kırmızı tayt ile gündeme gelmesi ve tanınmasına, konuşulmasına büyük etkisi olan Kars Milletvekiline teşekkür edeceklerine, o küçük faşo beyincikleri ile eleştirmeleri ne kadar mantıklı?
ÖZGÜR ÖZELCİLER DE TAYT KERVANINA KATILDILAR!
Kılıçdaroğlu'ya taraf tutunan CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp'ı eleştirme adına sözde Ardahan ve taytçı valiye taraf çıkışları ile kendilerine güldüren CHP'li vekillerinin yanında Kürt olan ve Kürt sorununu sıkça dile getiren Kars Milletvekilini taytı kendilerine maske yaparak aslında kafatasçı faşist düşüncelerini ortaya koyanların büyük bölümünün Ardahan adını gölgelenen KAI, KASİAD, KAIFED gibi saçma stk'ların içinde olup başı çekmeleri de diğer ayrı gülünç durum olurken, Kars Milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisine taşıdığı taytının o istenen en büyük reklamı yaptığını da anlamadıkları da görülmekte.
PEMBE GÖZLÜKLERLE UMAY UMAY'IN KULLANILMIŞ TAYTLI KIRMIZI ORUSPU KİTABINI YAZMAK..
Evet, 36 yıldır belediye arsaları satılan, belediye oteli yapılacak yeri ayrılan, projesi hazırlanan ancak son anda yapılan rantsal imar değişiklikleri ile konuta çevrilen araziden alınacak denen payların ortada olmadığı türkücülerin başında olduğu belediye payının ne olduğunu sormayan, Kura nehrinin yatağına da binalar diktirenlerin konuşulmadığı, Yıldız Dağının altında ki çöp merkezinin Halilefendinin ovasına dağıldığı ve ŞAP başta olmak üzere onca hayvan hastalıklarının yeniden kapıda olduğu, olmasına karşın yıllardır bir yatırımcının gelip, çivi çakmadığı, Ardahan Organize Sanayi, OSB gibi alt yapıdan yoksun ve verilen ruhsat, iş yeri ruhsatı dolaysıyla adeta Çin mahallesinde dönen Küçük Sanayi Sitesine hiç bisikletle gittiniz mi bilmem ama yeni valinin geldiği Ardahan'ı anlatmaya devam edersek, başta cumartesi yazılarım be 'Özel Hayat Anlatılır mı? adlı yazılarımda sık sık dile getirdiğim ve gelmiş, geçmiş, kullanılmış kırmızıların özelliklerini anlatmaya çalıştığım Umay Umay'ın OrOspu Kırmızı kitabından daha kalın kitap olacağını ve adının da, Umay Umay'ın, 'Orospu Kırmızı' kitabı değil, 'Gazeteci Fakir Yılmaz'ın Kullanılmış Kırımızı Orospu Kitabı' olacağını ama gazeteler gibi kitaplarında okunmadığı bir ülke ve kentte bu konuyu daha çok uzatmaya gerek var mı?' diye sorarım..
Not: Bu yazı kente gelen 16. valimize Ardahan'ın ilk raporu olarakta okunabilir..
YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Bu metin, Ardahan’ın kronikleşmiş altyapı, ekonomi ve bürokrasi sorunlarını sert bir dille eleştiren yerel bir köşe yazısını içermektedir. Yazar Fakir Yılmaz, kentin temel ihtiyaçları ve tamamlanmamış projeleri dururken yetkililerin sembolik ve yüzeysel gündemlerle vakit kaybetmesini eleştirmektedir. Yazıda, hayvancılıktan turizme kadar pek çok alanda yaşanan gerileme ile liyakatsiz atamalar ve yerel yönetim hataları arasındaki bağa dikkat çekilmektedir. Özellikle sosyal medya odaklı etkinliklerin ve "tayt" tartışması gibi yapay krizlerin, şehrin gerçek mağduriyetlerini gölgelediği savunulmaktadır. Gazeteci, bölgenin kalkınması için gereken stratejik yatırımların ihmal edilmesini ve idari vurdumduymazlığı yeni atanan valiye bir rapor niteliğinde sunmaktadır. Sonuç olarak kaynak, Ardahan'ın ihmal edilmiş potansiyelini ve yönetimsel eksikliklerini toplumsal bir perspektifle gözler önüne sermektedir.
AHBAP'A YAPILAN OPERASYON ŞU BİZİM AHPABLARA DA YAPILIR MI?
Yazıma başlamadan önce yasal zorunluluk olmasına rağmen seçim gününü bir türlü ilan etmeyen ve o da bir stk olan Ardahan Ticaret Ve Sanayi Odasının Meclisinin 5 aydır 5 değil, bir toplantı yapmadığını haber vereyim..
Bu yetmezse;
Kıyı çizgisi başta olmak üzere bir çok yasakla sözde korunan ve bir yandan "turizme kazandıracağız denip, diğer yandan etrafına bur çivi çakılmasına izin verilmediğinden balıklarını Gürcistan'ın yediği Aktaş Gölü gibi adına 'yasak göl..' dediğim Çıldır Gölü'nde 2018 yılında Ardahan ve Kars valilerince atılan imzalarla 'Çıldır Gölü Havza Koruma Planı ve Özel Hüküm Belirleme Projesi" adlı, 1.5 milyon TL. bütçeli bir projenin akıbetini ne olduğunu sormak isterim.
Çünkü, resmi hazine avcılarının uydurması denen "Göle TİGEM'de kale var' dendiği gibi 'buranının altında da yer altı şehri var" denip, hazırladıkları proje ile aldıkları milyonlarla, "O şehri yer yüzüne çıkaracağız' deyip, bir iki kazıdan sonra unutulan Çıldır Ağçakale adasında ki gibi kağıt üzerinden "oldu, bitti..' denen bu, "1.5 milyonluk projenin akıbetinde haberi olan var mı?' diye sunulmasını isterim..
Ve, 'TÜBİTAK Marmara Araştırmalar Merkezi Çevre ve Temiz Üretim Enstitüsü Müdürlüğünce 1.5 milyon TL maliyet ile iki yılda yapılarak yürürlüğe girecek.' denen ve 09.08.2018 tarihinde imzaların attırıldığı o projeye ne oldu derim..
Tabi, '2 bin rakımlı Ardahan'da yetişmesi çok zor..' denen nohutları, tartışmalı bodrumu ile gündem de düşmeyen kampüsüne eken Ardahan Üniversitesinin bu projenin ne kadarlık bir proje olduğunu da sormayı unutmadan..
Evet şimdi gelelim yukarıda ki sorulara cevap olacak diğer bir konuya..
15 Temmuz 2016'da başlayıp, bugüne kadar süren operasyonlara bir yenisi de şu bizim kazcı, sazcı derneklerinde içinde olduğu stk'lardan birine yani bildiğiniz adlarıyla derneklerden olan Ahbaba yönelik yapıldı..
Asrın depremi denen deprem de eski başkanının kızı çakarlı arabayla karıştığı ölümlü motosiklet kazası nedeniyle aldığı hapis cezasını çekmek üzere cezaevin de olduğu Kızılay'ın kan ve çadır sattığını ortaya koyan çıkışları 'iktidarı yıprattın' denerek ve 'zamanı geldiğin de denerek bir kenara not edildiği öne sürülen ve bu yazımı yazarken tutuklanması için hakime sevk edildiğini gördüğüm sanatçı Haluk Levent'in başın da olduğu Ahbap derneğine yönelik operasyonun nasıl bir sonla sonuçlanacağını tahmin etmeye bile gerek var mı?
Bilmem ama aynı operasyonlardan birinin şu bizim kazcı, savcı, bursçu dernek, federasyon ve vakıflara da yapılsa sonucu ne olur sizce?..
Olur ya başta dernekler masası olmak üzere ilgili yetkili kurumlar Ahbaba yapılan operasyonun etkisinde kalıp, bu yönde harekete geçmesi halinde bir çoğunun kendisini hakim karşında bulacağını ve hesap vermekten zorlanacağını tahmin etmeye bile gerek var mı?
Bilmem.
Âmâ başta şu bizim kazcı, sazcılar olmak üzere hepsi defter, evraklarını gözden geçirip, bu yönde hazırlıklı olmasını öneririm..
Ve belediyelerin yanında ki valilik yetmedi sülale derneklerinin festival, şenlik adı altında cırtık atıp, 'yazın çalsın sazlar, kışın gelsin kazlar' dediği şu günlerde bu yönde her an yaşanacak, yapılacak operasyonlara da hazır olmak gerek derim...
Çünkü 'Arında gel' diyenlerin kendilerinin ne kadar temiz turplar olduğunun bile sorulamadığı bir ülkede onca belediye başkanı ve siyasinin yanında benim gibi gazetecinin gözaltına alınıp, tutuklandığı gibi bir sabah her an, 'Gel hele bele ahbap" denip, sızdırılan ifadelerle algı oluşturan A haberler yetmez Sözcü hatta Yılmaz Özdiller aracılığıyla Emniyet, yargı ve TSK’da Ergenekon, Balyoz, Cekiç, Gece, Sabah, Ahbap gibi adlar verilen operasyonlarda olduğu gibi önce kariyer, konum, güven, makam, mevkilerin yerle bir edildikten sonra sonu hapishanelerde son bulduğunu unutmamak gerek..
Evet bugün ki yazımı bitirmeden önce bir soruda 'Arınmaya hazır olun" dediğim dernek ve federasyonlar arasında bulunan şu bizim ünlü Hoç/Fed'e bir önceki yazımda sorduğum soruyu bir kez daha sorup bireyeyim..
Eyyy.. Hoç/Fed.. Kendi sanatçılarına değil, elin sanatçısına 'nereden geldiği' merak edilen 2 milyon veren Hoç/Fed düzenlediğini ve geride çöplerini bıraktığın şu son etkinlikte "6 bin değil, 60 bin kişi topladık..' derken, 'Nahiye, Belde de ney ki; İlçe olsun" dediğin Hoçvan için 'açıtım' dediğin imza kampanyası için kaç imza topladın?
Hele birileri, 'Arın gel..' denmeden birde ondan haber ver..
Ha diğer bir soruda şenlik ve festivallerin yapıldığı yayların çöp içinde kaldığının görüntü, fotoğraf, haber ve resmi dilekçelere dile getirilmesine karşım doğayı koruduğunu iler süren Çevre Müdürlüğü, Doğa Koruma gibi Müdürlüklerinin bu yönde ne yaptıklarını da sorup, bugünkü yazımdan da arınıp, ahbapça bitireyeyim...
YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Gazeteci Fakir Yılmaz tarafından kaleme alınan bu köşe yazısı, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarındaki şeffaflık ve denetim eksikliğini eleştirel bir dille sorgulamaktadır. Yazar, Çıldır Gölü gibi doğal değerlerin korunması için ayrılan yüksek bütçeli projelerin akıbetine dair kamuoyuna açıklama yapılmamasını gündeme taşımaktadır. Haluk Levent ve AHBAP derneğine yönelik hukuki süreçlerden yola çıkarak, Ardahan bölgesindeki yöresel dernek ve vakıfların da benzer incelemelerle karşılaşabileceği uyarısında bulunmaktadır. Metin, festivallerin çevreye verdiği zararlardan kurumların işlevsizliğine kadar geniş bir yelpazede hesap verebilirlik çağrısı yapmaktadır. Özellikle derneklerin mali kayıtlarını ve faaliyetlerini gözden geçirmeleri gerektiğini vurgulayan yazar, toplumsal fayda yerine kişisel reklam ve savurganlık peşinde koşan yapıları sert bir dille eleştirmektedir. Sonuç olarak kaynak, yerel dinamiklerin ve sivil toplumun etik standartlar çerçevesinde yeniden yapılanması gerektiğini savunmaktadır.
s-400lerle değil, Demokrasi ile Direnmeliyiz..
S-400'lerin yeniden gündeme gelmeye başladığı şu günlerde başta Amerika olmak üzere NATO toplantısı içİn Türkiye'ye gelen ama başta AYM ve AHİM yetmedi yerel mahkemelerin 'bırakın' demesine karşın 10 yıldan fazladır bırakılmayan Demirtaş ile Demirtaş gibi 2 kez üst üste 6 milyon oy alı, 1,5 yıldan fazladır onca belediye başkanı, siyasi, gazeteci, aydın gibi hapiste tutulan ülkenin en büyük muhalefet partisinin ve de şehrinin belediye başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu, Mutlak Butlanlı muhalefeti karıştıran siyaset yetmedi son olarak Ankara Çankaya Belediyesi ile 'Asrın' denilen depremdeki güzel çalışmaları Kızılay'a kan aldırmayan, çadır sattığını ortaya koyan Ahbap adlı derneğin başkanı sanatçı Haluk Levent'in gözaltına alınması ile devam eden operasyonların hız kesmediği ülkede yapılan NATO toplantısı sona erdi..
Ve bu toplantıya gelip, misafir olarak geldikleri bu ülkede yaşananlardan hiç bahsetmeyen, demokrasi havarisi (!) silah tüccarı batı ülkelerinin başını çektiklerinin kendisinden çok, yemeği ve hanımların şık giyimi ile konuşulan NATO toplantısı sonrası başta İran olmak üzere ülkemizde ucunda, sınırın da olduğu BOB'lu Ortadoğu'da ne diyecekleri, ne yapacakları merak edile dursun, bizlerinde karşı harekete geçerek, 'top yekün bir direnişe hazır olmalıyız..' diye düşünüyorum.
Bunun ilk adımı da güçlü bir genel bir af ile mevcut iktidara, hükumete, hatta devlete küs olan insanlarımızla barışıp, onları yanımıza almakla yani Cumhurbaşkanı ve İl Başkanlarını değiştirmekle Bürokrat bakanların zayıflattığı partisini toparlamaya çalışan Erdoğan'ın dediği gibi iç kale surlarını güçlendirmekle başlayabiliriz.
Tabi bunu yaparken Amerika'nın Irak ve Suriye'den sonra İran'ı Kürtçe'de 'hedi hedi, Türkçe'de 'yavaş, yavaş' yorup Hürmüzü ele geçirdiğini görüp, Ukrayna'nın yarısını alan Rusya'nın asıl hesaplarına ayak uydurmak değil, samimi birer dost ülke olmazlarsa da ortak olduğumuz, birlikte içinde bulunduğumuz ve İran'dan atılan füzeleri ile korunduğumuz NATO'yu da, bir hayli gergin olan iç siyaseti de es geçmemeliyiz.
Dünya cendermesi Amerika ile git-gelli ilişkileri koparmadan ve en önemlisi kardeşlerin barış içinde yaşadığı bağımsız bir ülke olduğumuzu hatırlatarak onun yani dostum Amerika'nın ilk fırsatta iç huzuru bozmak için kullanacağı argümanlarını ellerinden almakla başlayabiliriz..
Bunun için bir diğer adım olarak dünyaya kapattığımız diğer bir komşumuz olan ve kapattıkça başta Fransa'nın olmak üzere diğer batı ülkelerinin kullandığı Ermenistan'ın Kars Doğu kapısını açmakla diğer bir önemli adımı atabiliriz.
Rumların Kuzey Kıbrıs ile barış içinde olunması gerektiği gibi bizimde adalarımızın, ege denizinin ortak olduğu Yunanistan'ın mevcut hükumeti ile hızla temasa geçip, onlarla da düşman değil, komşu olduğumuzu anlatmalı ve başta bölgedeki turizm pastasını birlikte paylaşım olmak üzere ilişkilerimizi geliştirmeliyiz.
Rojavalı Suriye'nin resmi ve yasal olan ama 'Rejim Güçleri, YPG' diyerek sanki başka bir işgalci yönetimmiş gibi aşağıladığımız komşuda ki siyasi aktörlerle, hükumetler ile süratle temasa geçip, ülke içinde bin bir soruna neden olan ve İmamoğlu'nun 2. kez kazandığı seçimlerinin kayıp edilmesine neden olan sebeplerden olan Suriyelileri de geri göndererek oradaki zeytinleri, patatesleri ve petrolü getirmek değil, barışın simgesi olan zeytin dalını komşu ülkelere uzatmalıyız.
Kuzey Irak başta olmak üzere Irak'ın tüm yönetimi ile yeni bir ilişkiye girip, başta petrol ve boru hatları olmak üzere komşuluk ilişkilerimizi daha da derinleştirip, buradaki ve IŞID'te Suriye'yi temizleyen ve destek vermedikleri için Amerika'nın giremediği İran'ı yormayan güçler olan Kürtlerin kanalıyla ilişkiler ilerletmeliyiz.
ABD'nin yeni hedefi olan İngiltere'nin hakkı olmamasına rağmen işgalci bir güç gibi deniz tankerine el koyup, mürettebatı tutukladığı İran'a yeni kapılar açarak yanındayız imajı verip, Rusya ve Çin'i de unutmadan bölgedeki önemli aktörlerden olduğumuzu batıya olduğu gibi Japonya'ya kadar herkese toplumca, hep birlikte hissettirmeliyiz.
Bunun içinde de feto ve diğer yasal dışı örgütler dediklerimizi de içine alan herkesle, Hata ettiniz, ben devletim, sizi bir daha yanlış yapmamakla birlikte af ediyorum' denmesi gerekirse de buna da cesaret eden geniş kapsamlı bir af ile S-400'leri bahane edip, Akdeniz'de bir araya gelip, Akdeniz'deki doğal gaz aramalarında bizi almayanlara mesaj vermeliyiz.
Kısacası; Turki Cumhuriyetlerinin bizi ona tercih ettiği Güney Rum kesimini de unutmadan, Bulgaristan'ın da komşumuz olduğunu ve unutmadan ve yeniden hatırlatarak muhalefeti de aşağılamadan, sabah kapısına dayanmadan, butlanlı yerel mahkeme kararlarıyla bunaltmadan yani karşı güç olan %50 hatta %60' bulan karşı gücü görmezden gelmeden silahların yakıldığı ama karşı adımın beklendiği iç barışı da sağlayarak top yükün ile S-400'ü ve hemen ortadan kaldırılması için samimi çabaların ortaya konduğunu gösteren adımlar ile diğer onca demokrasiye uymayan keyfi, siyasi adaleti tartışmalı hale getiren hukuksal uygulamaları bahane edip, üzerimize gelenlere karşı direnirsek, başta bir türlü toparlanmayan ve her geçen gün binlerin yerler de yattığı cezaevlerini değil, cüzdan ve cepleri biraz daha boşaltan bu zorluğu, sıkıntıyı aşarız diye düşünenlerdenim..
Silivri'den, Edirne'ye, oradan Ardahan'a kadar AF'ı istemek..
Aralarından bir önceki İl Başkanı Yunus Baydar gibi üst üste 2 kez İl Başkanlığına getirilen Ardahan'ın İl Başkanı Hakan Aydın'da olduğu yeni İl Başkanlarının AF'larını isteyip, görev bıraktıkları AK Parti Genel Başkanı Erdoğan'ın, bir yandan Kaan uçağının mottolarını, F-35 uçaklarını vermeyen, üstüne üstlük daha çok silah alacaksın diyen dostu Trump'un da aralarında olduğu NATO'yu diğer yandan CHP öte yandan kendi partisini dizayn ettiğini gördüğümüz şu günlerde bir çok ilk ve önemli sorunların arasında bulunan AF'ta unutulmuş durumda..
İktidarın gücü ile devletin tüm imkanlarını seferber edip, bizzat iktidar tarafından oluşturulduğu ileri sürülen medya ve basının havuzun da çıkan manşetlere, 'Dünya Lideri' başlıkları attıranların yanılttığı AK Parti Genel Başkanlığının yanında Cumhurbaşkanı olan Erdoğan'ın başında olduğu ve sık sık İl Başkanlarını yenileyerek güncellemeye çalıştığı partisinin neden eski günlerini aradığını anlaması için iki elini başının arasına alıp, 'Nerede yanlış yaptım, kimlerin, hangi danışmanların yüzünden neden bu kadar büyük bir kitleyi karşıma aldım' demesinin tam zamanı..
Ve hemen, bir kılıç gibi elinde tuttuğu OHAL yetkisini fırsat bilip, elinde bulundurduğu onca gücün yanında Kanun Hükmünde Kararnameyi de devreye sokarak ulusu rahatlatacak bir genel AF ilan etmelidir..
Çünkü kendisinin başında olduğu partiyi 25 yıldır iktidar da tutan milyonların kendinden olmazsa da partisinden ve teşkilatlarından rahatsızlığın yanında diğer önemli bir isteği var.. Oda; Adalet olmadığına inandığı için olağanüstü tutuklananların olduğunu, demokrasinin önüne bir çok engelin getirildiğine inanmaya, homurdamaya başladığını sanırım benden daha iyi görmekte.
Hapishane AF'ı gibi Sgk, Bağ-Kur, Trafik, Vergi, kredilerin kısacası ödenmeyen, geri dönmeyen ve zamlarla cüzdanlara yansımasıyla her geçen gün biraz daha daraldığı ileri sürülen ekonomininde katkısıyla nefes almakta zorlandığını ve25 yıllık iktidarın metal yorgunluğu ve de yıpranmışlığını da gördüğüne inandığım Erdoğan'ın önünü görmesi ve kendisinin başında bulunduğu yönetime gelen eleştirileri ötelemek için paketlerle değil, tam bir genel AF ilan ederek kendisini olduğu gibi hedeflerini yakalama arzusu için öncelikle tüm ülkeyi yani öyle ya da böyle bir hayli gerilmiş olan toplumu rahatlatmalıdır..
Ve başkanlığını bir kez daha ortaya koyup, NATO ayakları ile dünyanın yarısını Hürmüze sokmayı planlayan Amerikalı cendermeni yön verdiği dünyayı da şaşırtan bir genel AF ilan etmelidir..
Bunu da yapacak olan tek bir isim var onun adı da iktidar partisinin yanından ülkenin başındaki Erdoğan'dır..
Ve kendisine ve İl Başkanlarını değiştirerek toparlama çalıştığı partisine yönelen ve her geçen gün biraz daha artan tepkileri kökünden silecek bir karar alıp, bir imza ile çıkaracağın ödenemeyen çek, senet hatta trafik, pandemi cezalarının da içinde olduğu yani tencereyi kaynatmayan ekonomiyi de rahatlatacak olan bir genel AF ile ülkeye rahatlatacak olanda Erdoğan'dır..
Ardahanlılar valisine sahip çıkıyor muş?..
Güne başlarken, baktığım sanalda, ‘Ali Mavi’ adlı bir takipçim ile onca takipçimin ses getiren, gündem yaratan ve onca tartışmaya sebep olan haberlerimden biri olan ‘YAPAMADIĞINIZ SAAT KULESİNİ NEREYE KOYACAKSINIZ?!.’ başlıklı haberime aşağıdaki yorumu yaptıklarını görüyor, okuyarak acı acı gülümsüyorum..
Ali Mavi’ adlı takipçimin, ‘Sayın abim cesaretli yorumlarınızla Ardahan güncel haberlerine farklı bir bakış açısı sunuyorsunuz. Ama bu konuda size katılmıyorum. Komşu milletvekilinin Ardahan’da proje üreten çıldır gölüyle ilgil gözle görülür bir şeyler yapmaya çalışan kayak merkeziyle ilgili çalışmalar yapan. Spor konusunda bir şeyler yapmaya çalışan bir bürokratı savunmak yalaklık değil. Bilakis çalışanı desteklemektir. Evet eleştirmek istesek bir çok yön buluruz valimizde ama valimizi geçmiş dönem valilerimizle karşılaştırınca gözle görülür bir şeyler yapmaya çalıştığı ortada. Bu ve benzeri haberlerle vali beyin Ardahan’dan alınması, Ardahan’ın zararına olur.. Komşu ilimizde sanırım bize çalışkan bürokratların gelmesini istemiyor. Kendisine bağlı sömürüye açık bir il olarak kalmamızı istiyor herhalde.’ satırları ile bir yoruma cevap vermekle, 36 yıldır yazdığım gibi yazmaya başlıyordum..
Ve, ‘Kars Milletvekili İnan Akgün ALP’ın, Ardahan Valisinin bozuk yollarıyla ünlü Ardahan’da çarşı da taytla gezmesini TBMM’sinde gündeme getirmesi üzerine başta, Ardahan’ın yüzüncü yılında Ardahan’a saat kulesi yapacaklarını ama Ardahan ve ülke 103 yaşına girilmesine rağmen hala yapamayan Ardahan Vakfı yetkilileri olmak üzere Ardahan’ın adını gölgeleyen KAI, KAISİAD, KAIFED isimli içi boş derneklerine ses çıkarmayanlar, Kars Milletvekilini eleştirip, valiyi desteklediklerini belirterek sanalda yağcılık, yalakalık derecesine varan mesaj yarışına girdikleri görüldü.’ içerikli ve ‘Yalakalık, Yağcılık ALP dağlarını aştı!..’ ara başlık satırları ile devam eden o haberime diğer takipçilerimden gelen bu tür mesajlara tek tek cevap vermektense oturup, gününün yazına dönen bir yazı yazıyordum.
Çünkü aralarında eroinci, esrarcı, dolandırıcı, iki yüzlü, her gelene ‘Ağam, gidene paşam’ diyenlerin de olduğunu bildiklerimin de olduğunu görünce onca mesaja tek tek cevap vermeye kalksam, haber bekleyen memleket habersiz kalırdı..
Ve onca yoruma ve tartışmaya neden olan, ‘Ardahan kamuoyunca yakinen tanınan bu isimlerin adeta ‘torba dolsun..’ diyerek valiye sözde destekleriyle dikkat çekerlerken, Ardahan Vakfının, Ardahan’a yapacağını hatırlatan Saat Kulesinin olduğu bir jpg hazırlayan bazı Ardahanlılar da, ‘Ardahan Valisine Sahip Çıkıyor.. Tüm Erkekler 4 Temmuz Cumartesi Günü Tayt Giyecek, Çarşıda Gezecekler’ yazan resimle tayt tartışmalarını Tİ’ye aldılar.’ diye devam eden ‘YAPAMADIĞINIZ SAAT KULESİNİ NEREYE KOYACAKSINIZ?!.’ başlıklı o haberimi bir de buradan yayınlamam gerektiğini düşünüyordum..
‘Bu tiplerin, ‘yalakalık, yağcılık ALP dağlarını aştı..’ derecesine varan bir yarışın içine girip, bölgenin sorun ve sıkıntılarını sık sık mecliste gündeme taşımasıyla tanınan CHP’li milletvekiline eleştirel satırlarla cevap vermeleri ‘Gelene ağam, gidene paşam’ diye tanınanların komedisi olarak yorumlandı.’ diye devam eden o haberim;
‘Öte yandan tayt bulamayan bazılarının da kirli eşortmanlarıyla, Türkiye Milletvekili olan ALP’a, ‘Kars Milletvekili’ diyerek eleştirmeleri gülünç ama acınacak bir durum olarak karşılandı. Milletvekili ALP’ın TBMM’sine taşıdığı konuyu daha önce Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakanın da gündeme getirip, kızdıklarını unutan bu tiplerin aslında kendilerinin çeper dibinde konuştukları bir konu meclise taşınca neden 90 derece ters bir tepki koydukları da merak edildi.’ diye devam ediyordu..
‘Onca sorun sıkıntılar karşısında 3 maymunu oynayan birilerinin ‘desinler diyerek’ milletvekili ALP’ı eleştirip, aslında kendilerinin çeper diplerin konuştukları konuyu bir anda 90 derece çark edip, kınarlarken, Ardahan’ın milletvekilinin yaşananlara karşı sessizlikleri milletvekili ALP’a destek olarak değerlendirildi.’ satılarının olduğu, ‘YAPAMADIĞINIZ SAAT KULESİNİ NEREYE KOYACAKSINIZ?!.’ başlıklı bu haberime yorumu yapan Ali Mavi adlı takipçimin üstteki o mesajının altına, aşağıdaki cevabı yazıyordum..
Tabi bu arada aynı haberimle ilgili gelen telefonlarda da aynı konuyu konuşup, burada kimin haklı, kimin haksız olduğunu uzun uzun konuşurken, sabahın erken saatlerinde yorum diye yazmaya başladığım yazı öğlen ezanının okunduğu saatlere kadar bir türlü bitmiyordu..
Ve, ‘hem geciktim, hem de çok uzatma’ diyerek, ‘Sevgili Ali Mavi’ başlığı ile günün yazısı olmaya aday yorumu yeniden yazmaya başlıyordum..
Ve, ‘Sayın abim cesaretli yorumlarınızla Ardahan güncel haberlerine farklı bir bakış açısı sunuyorsunuz.’ diye başlayan ‘Ali Mavi’nin üstteki o yorumuna sabah sabah verdiğim cevap ve günün yazısına dönen ‘Tayt Tartışmasına’ yönelik yorumum aynen şöyle;
Sevgili Ali Mavi..
Sen dahil Vali bey bilir mi bilmem ama şu an Araç Muayenenin olduğu alanda, arazide şu bizim bisiklet geçmeyen yolları çamur deryasına çeviren yağmurlar her yağdığında orada bir ‘Mavi Göl’ oluştuğunu bilir misin?
Çünkü, ‘Biliyorum’ diyenin şiirlerime konu olan ve yağan her yağmurdan sonra oluşan o Mavi Gölü biliyorsa Ardahan’ı seviyor, tanıtıyor diye biliriz..
Sayın Ali Mavi..
Peki sen ve vali bey bu memleketin o bozuk yollarından da sorumlu olan ve iki oğlunu Göle ve Köprülü belediyelerinde işe koyan Şefin 35 yıldır başında olduğu Ardahan merkezde bulunan ve vali beylerin evinin komşusu olan ve şu an 20 yıldır boş bekletilen, valilik konağı olması gerekirken çürümeye terk edilen Sabripaşa Kışlası gibi bomboş olan Karayolları 126. Şube Şefliğinin içinde 10 bine yakın çamın olduğunu ve oranın doğal bir Milli Park olduğunu biliyor mu?
Peki, kayak merkezi dediğin yerde bulunan Dağ otelinin gelmiş, geçmiş onca valinin yanında bu vali döneminde de çalıştırılamadığı, kiraya verilmediği ve kapalı olduğunda şu bizim türkücü başkanın çok övündüğü Bungalov evlerde olduğu gibi fareler tarafından baskına uğradığından haberdar mısınız?
Ve spor konusunda dediği memleketin bu yıl yine 3 lige çıkmadığından, adına ‘Sporcu Fabrikası’ denen ama hiç sporcu ürettiğini görmediğimiz, haber yapmadığımız şehir merkezinde dev bir tesisin olduğundan ve bürokratların, 3 kardaşın devletten bol maaşlar alıp, göbek büyüterek görevli oldukları o tesisi kapattırıp, senin, benim vergimin parası ile alınan ilaç, bone, terlik, havlu ile için de keyif için yüzdüğünden haberiniz var mı?
‘Ardahan’da proje üreten..’ derken Valiliğin hazırladığı, onaylattığı, bütçesini bulduğu bir proje varsa al getir haber yapalım.. ‘Kıyı Kenar Çizgisi’ ile turistikte olsa, ağaçtan hatta Ardaha kalesinde de yapılacağı söylenen ama onca iş gibi halen yapılamayan kıl çadırından da olsa etrafına bir çivi çakılmadan izin verilmeyen Çıldır Gölüyle ilgili gözle görülür bir şeyler yapmaya gayret ediyor..’ derken bilmiyorum, biliyor musun Çıldır Gölünün diğer adının yasak göl olduğunu?..
Ve, ‘Kesin Korunacak Hassas Alan’ olarak tescillen ve ‘Su kalitesinin korunması ve güvenlik..’ amacıyla denilen göle girilmesinin yani yüzmek içinde valilik kararı gerektiği Çıldır Gölünün etrafının turizme açılmasına engel olan bir çok yasağı olduğunu ve önce bunca ‘Koruma’ adı altında şu an uygulamada bulunan ve yürüklükte olan yasak kararlarının kaldırılması gerektiğini biliyor musun?
Ve bunca yasakla yasaklı göle çevrilen bu gölün iyiden iyiye yasak hale getirilmesi için hem de Ardahan Çıldırlı olan, Ardahan adını gölgeleyen KAI sevdalısı, KAI vakfı kurucusu Prof. Dr. Esefender Korkmaz tarafından sadece göl değil, Gürcistan ile ortak, sınır gölümüz olan ve unutulan Aktaş gölü isimli gölü de bulunan, yol olmadığından Şeytan Kalasına, Kurt Kalasına gidilemeyen Çıldır’ın tümünün yasak alan olarak ilan edecek olan ‘Unesco -Dünya Çevre Kültür Mirasına girmesi istendiğini de haberdar mısın?
‘Komşu ilimizde sanırım bize çalışkan bürokratların gelmesini istemiyor. Kendisine bağlı sömürüye açık bir il olarak kalmamızı istiyor herhalde’ demeden önce biz Ardahanlıların önce çoğu başkanı, yöneticisi Ardahanlı olan ve Ardahan adını gölgeleyen KAI, KAIFED, KAISİAD KAISİAD gibi içi boş stk saçmalıklarından vaz geçip, ret etmesi gerekmez mi?
Ve ben, ‘Ardahan’a havaalanı yapılmalı’ derken karşı çıkanların başında gelip, saf, saf hatta salakça ‘Gerek yok’ diyenlerin Gürcistan ile Ermenistan’a sınır olan Ardahan ile birlikte İl olan Iğdır’ın havaalanı varken, Ardahan’ın olan ve adı Ardahan-Artvin havaalanı projesinin Çıldır’ın 9 köyü gibi son anda sahipsizlikten çalınıp, denizin ortasında yapılan Rize’ye götürülürken neredeydi bu tayt seven Ardahanlılar..
Ki aynı Ardahanlılar ‘Komşu’ dediği İlin o ve bu dönemki siyasilerinin Ardahan sınırları içinden geçen ve Çıldır Gölünün batı yakasından geçmesi gerekirken, Ardahan ve Çıldır merkeze çok çok uzakta olan ve ‘Vatan-Millet-Sakarya’ diyenlerin yeri geldiğinde bizlere, ‘Ermeni dölü’ derken Kars-Tiflis-Bakü, KTB demiryolunun Ermenistan sınırınının dibine, doğu yakasına alınırken neredeydiler?
Ve bu demiryolu hattının üzerine neden bir tren istasyonu yapılmadığını ve ‘Aşağı cambaz’ adıyla projesinde olmasına karşın niye hâlâ üzerine bir Antreponun kurulmadığını sormazlar?
Ve 35 yıldır aynı karayolları şefinin başında olduğu yollarımızı, tünellerimizi yapmayan Karslı eski bakan birini görünce, ‘Bakanım, bakanım’ diyerek karşısında hazır ola geçip, ceket iliklediklerini hiç sordun mu?
Ve, Hoçvan Yayla Şenliğini düzenleyecek olan Hoç/Fed’e olduğu gibi iktidarın temsilcilerine ‘Yoğunum’ diyerek randevu vermekten geciken Vali beye, ‘Vali bey bir de git Ardahan sınırları içinde bir demiryolunun geçtiğini Ardahanlıların çoğunun bile bilmediği, görmediği Kars-Tiflis-Bakü Demiryolunu gör..’ dedik mi?
Ve, Ardahan’da, Çıldır Gölünün yanı başından geçmesine karşın başta Doğu Expresi olmak üzere trenlerin, gelip durmadığını o sanalda yalakalık ve yağcılık mesaj yarışına girenleri de toplayıp, ‘Burada demiryolu var ama Doğu Expresinin geleceği, Kafkaslara tonlarca yük taşıyan trenlerin duracağı bir istasyon, Antrepo niye yok?’ diye neden orada da tik toklamazlar’ diye merak ettin mi?
Kısacası vali beyle özel bir derdi olmayan benim olduğu gibi Kars milletvekillide olsa aldıkları kararlarla, attıkları imzalarla ülkenin gidişatına yön veren 600 milletvekilinden biri olan seçilmiş birinin, saat. 10.00’da mesaiye başladığı söylenen, yardımcısı eşinin başında olduğu ‘Özel İdare batmış’ diyen, 657’ye tabi birinin eleştirmesi de doğal karşılanmalı..
Ve senin mesajın sonrası benim yukarıda anlattığım gerçek sayamadığımız onca sorunlara duyarlı olunduktan, sıkıntıları çözülmüş, alt yapısı bitmiş, 3 gümrük kapısı olmasına rağmen, gümrük müdürü olan, konsolosluğu kurulan, ithalatın ihracatın rekor kırdığı, yolu, suyu, elektriği ve yatırımcısının olmadığından yıllardır bir çivi çakılmayan Ardahan OSB, Organize Sanayisinde fabrikaların kurulduğu bir kent keyfiyle sonra taytta giyilir, bisiklette sürülür.. Hem de Hollanda, İngiltere, Fransa’daki başbakan, bakanlar gibi zengin olup, bir zevkle..
Neyse.. Çok su götürecek olan bu konuyu daha çok uzatmayalım da haydi, ‘Ardahanlılar valisine sahip çıkıyor. Tüm erkekler 4 Temmuz cumartesi günü (bugün) tayt giyerek çarşıda gezecekler’ adlı eyleme gidelim..
Yani haydi taytları ve o kirli, buruşuk hatta yoksulluktan dizi delinmiş elbiseleri giyelim, çarşıya gidelim, yürüyüş var..
Posoflulardan sonra Hoçvanlılara Açık Mektup..
Posofluların, ‘Sayın kaymakam efendi gidiyorsun da, sen buradayken bu kadar inek nasıl oldu da Posof’u yaylalarına geldi?’ diye bir soru sormayıp, ‘Gelen ağam, giden paşam’ diyerek Trabzon’a tayini çıkan kaymakamı, yapıldığı gibi kalan orman içindeki o güzel evlerin önünde poz verip, yolcu ederlerken benim onlara yazdığım ve ‘İyi ama kadı efendi, hırsızın hiç mi suçu yok mu?’ diye sorduğum açık mektubun ardından duruldukları bir zamanda bu kez, ‘Iğdırlılar değil, aralarında Hoçvanlıların da olduğu Ardahanlılar, Posof’a neden bırakılmadıklarını sorduğum Hoçvanlıların hışmına uğradım..
Ha bu arada siz bu yazımı okurken, ben karakolda ifade veriyor olacağım..
Çünkü, Posoflulardan sonra Hoçvanlılara yönelik yaptığım haber ve yorumlarım üzerine benden daha çok Posoflu ve Hoçvanlı geçinen sözde, sanalda ki Posoflular yada Hoçvanlılar değil, DSP’den seçilip, AK Parti’ye geçen ve son seçimde de al/acele çekilen kura ile zar, zor bir kez daha belediye başkanlığına devam eden Çıldır’ın AK Partili kura belediye başkanını hakkımda resmi yoldan şikayetçi olmuş.. Ve bende bu yazımı bir an önce bitirip, ‘Zorla getirilmesine’ denilip, yakalama kararı çıkmadan’ karakola gidiyor olacam.
Neyse bu konuyu, ‘Çıldır’ın Kura Belediye Başkanı’ dediğim Çıldır Belediye Başkanı Kemal Yakup Azizoğlu’nun şikayetinin tam içeriğini öğrenip, polis karakolunda savunmamı yaptıktan sonra, ‘Söz yaşananlar burada size de anlatacağım..’ diyerek şimdilik, Çıldırlılara da, ‘Açık Mektup’ yazmak zorunda kalmayayım..
Ve şu bizim belde değil, hem de ilçe olmak isteyip, her yayla şenliğinde gündeme getirilip, toplandıktan sonra burs paraları gibi akıbetinin ne olduğunu bilmediğimiz imza kampanyasını bir kez daha başlatan HOÇ/FED’e ve bu kurumun gölgesinde benden daha çok Hoçvanlı olanların bana saldıranlara geri dönelim..
Buna neden ise;
‘Kışları kaz, yazları saz’ dediğim bir etnikliğe hazırlanıldığı bir zamanda Hoçvanlı sanatçıların kendilerini şenliğe davet etmeyen Hoçvan Dernekler Federasyonu, HOÇ/FED’in yabancı sanatçılara 2 Milyon verirken, para vermediği gibi kendilerini şenliğin afişine bile koymamaları üzerine, ‘yaz gazeteci’ diyerek bana gönderdikleri basın açıklamalarını haber olarak siz okurlarıma ve kamuoyuna sunmamdı..
Bunun yanın da yine HOÇ/FED’in eski Başkanlarından birinin yeni sürecin baş aktörü Öcalan’ı eleştirip, aynı Öcalan’ın Kürtler için değil, kendisi için ideolojilerini ve hedeflerini terk ettiğini ileri sürenlerin toplantısında katıldığını haberleştirmemdi..
Evet, gazeteciliğin ‘ne şiş’e, ne kebap’a yaranamadığını bir kez daha ortaya koyan Posof ve Hoçvanlılara yönelik son haberlerim ardından haberlerime konu olan HOÇ/FED eski Başkanı Güven Yılmaz başta olmak üzere bazılarının sağda, solda modern çeper dibi dediği sanalda benim bu haberleri yaparken Hoç/Fed’i ve Yılmaz gibilerini bir yerlere jürnalladığını ileri sürüp, kendi suç ve hatalarını gölgelemeye çalıştıklarını öğreniyor hatta bizzat duyuyordum.
Ki; Bunlar sanki Legal değil, İllegalleşmişler de bende onları bir yerlere jurnalliyor muşum..
36 yıllık gazetecilik hayatımda başta, ‘haberci, gazeteci’ diye ortada gezen ajanları, partilere sızmış helvacıları yüreklice mücadele etmiş, isim, isim vererek deşifre eden bir gazeteci, bir insan olarak jürnalcılarla, ihbarcılarla, ajanlık yapanlara karşı verdiğim mücadeleyi, ‘Bir ben bilirim, bir de Allah..’ diyerek bu konuda kendilerinin o yüzlerini saklamak adına bana yöneltilen jürnalcılık suçlamasını yapan alçaklara diyeceğim tek şey, jürnalcıların, ihbarcıların ve ajanların yani kendi ata/dedelerinin babama yaptıklarını bende daha iyi bilenlerin bana bu yönde iftira atan onlar da çok iyi biliyorlar..
Çünkü bu yöne, ucuz ve adi yola başvurup, bana iftira atanların aslında dedelerinden kalma mesleği kendilerinin yaptığını saklama telaşı içinde olduklarını yine bilen varsa oda yine benim ve bunları hep deşifre etmiş bir gazeteciyim..
Sayın Hoçvanlılar,
Hetti nenesi Mucuclu olan, Ape Musa ile Diyarbakır (Amed) zindanlarında 4.5 yıl hapis edilen Kürt babasının dayıları olan, Hoçvan denilince suları Kısır dağı gibi boş akmayan, aktıkça coşan bir gazeteci olarak gelin sizinle yer değişelim..
Yani siz gazeteci, ben Hoç/Fed Başkanı yada ‘bir yandan şuyum, diğer yandan buyum’ derken görüntüye yakalanan biri olayım..
Ve Hoçvanlı sanatçıların, ‘Bize 5 kuruş yokken, ele 2 milyon veriyorlar’ deyip siz gazeteciye basın açıklaması gönderseler ne yapar, ne yazarsınız?
Yada Öcalan’cı veya onun açtığı yolun yolcusu geçinirken, o yol da değil de başka yola girdiğini ortaya koyan görüntüler size gelse nasıl bir haber yaparsınız?
Kaldı ki o basın açıklamasını benden daha çok Hoçvanlı olan ve zaman zaman beni de beğenmeyen, Hoç/Fed’o de eleştiren Hoçvanlı sanatçılar olmaları da ayrı bir konu..
Ve kendi ajanlıklarını saklamak için çeper diplerine beni jürnacılıkla suçlayanların videosunu ben değil, onlara en yakın bir isim olan, İlçe olmak isteyen Hoçvan’ın başkenti olmak isteyen H. Hasköylü akrabam değil, sizin gibi bir Ardahanlı, Hoçvanlı Çetin Yılmaz tarafından bana, whatsapp mesajı ile gönderilmiştir.
Yukarıda ki telefon görüntüsünde gördüğünüz gibi o video Hasköylü Çetin Yılmaz tarafından bana gelmiştir. Ve bende bu görüntüyü gazeteci gözü ile izledikten sonra habere değer görüntüyü haber yapmadan önce oğlunun, şu tartışılan şenliğe sponsor olduğunu öğrendiğim dostuma danışmış, o da; ‘Ben olsam o topa girmem, hatta yazman, sen bilirsin ama bana sorarsan yazma..’ dediğini ama benim gazetecilik güdüme ihanet etmeme adına görüntüye konu olan şahsı telefonla arayıp, dediklerini de haberin içeriğine koyup, yayınlamışım..’ der misiniz?
Tabi ki dersiniz..
Çünkü, gazeteci olan siz, o haberi okuyan ben de Hoçvanlıym demi?
Ha bu arada beni ne kadar tanıdıklarını bilmediklerimin çeper dibi sanalda ele aldıkları kıytırıktan yorumlarla adımı verip, bilip, bilmeden aslı jürnalcılığı yapanlara soruyorum, ‘Gazeteci ben değil, siz olsanız ne yapar, ne yazardınız?’
Ey Hoçvanlılar..
Kürt Fezonun oğlu, Mucucluların yeğeni ve 7 torun dedesi olarak neneleri ile evliliğe ilk adımı attığım, ablam Besra’ın gelini olduğu Kımılı köylüsünden yani sen Hoçvanlıdan daha çok Hoçvanlı bir gazeteci olarak diyeceğim tek şey şudur..
Birilerini bilmem ama ben, Gazeteciyim..
Ve bir gazeteci olarak yazdıklarımın birilerine verdiği kuyruk acılarını saklamak için bana yönelik adice, alçakça iftiraları yapan herkesçe iyi tanınanları bu yönde değerlendirmenizi umuyor, konun ben değil, aslında ‘Hoçvanlı sanatçılara değil, El’in sanatçılarına 2 milyon..’ denilen konudan sizi ve bizi uzaklaştırmaktır..
Ve kaz, saz etkinliği yetmedi, ‘burs, boya, çimento’ adları atlında toplanan paracıkların hesabının verilememek istenmemesinin ve en önemlisi sana eleyim, bana beleyim’ diyerek, siyaset yapanların o karanlık yüzlerini saklamak için beni size, sizi bana hedef ettiklerini bilmenizi isterim..
Şimdi gelelim son habere..
Ki bu bana gelmeden ve haber olmadan önce HOÇ/FED’ın whatsappından paylaşılmadı mı?
Ki bende o paylaşıma bir gazeteci olarak ulaşıp, aşağıdaki haberi birde buradan da veriyor ve bir kez daha diyorum..
Ben birileri gibi helva yapan değil, açık alnıyla 36 yıldır kesintisiz olarak yaptığım gazetecilikle şeref duyan, konu Ardahan, Hoçvan, Damal, Hanak, Posof, Çıldır, Göle, Goreveng olunca haber, yorum yaparım..
Ve konu Ardahan, Ardahanlı kamuoyunu rahatsız ediyorsa, babamı tanımam, birileri gibi helva yaparak değil, ‘gazeteci’ olarak haberimi yaparım..
Aha da yine birlerini civaklatacak olan son haberimde şöyle;
MUCUC KÖYÜ TARTIŞMALI YAYLA ŞENLİĞİNE KATILMAYACAK!
Önümüzde ki günlerde yapılacak olan ve Hoçvanlı sanatçılara değil, yabancı sanatçılara 2 milyon verileceği öne sürülen Hoçvan Yayla Şenliği öncesi yaşanan tartışmalara bir yenisi daha eklendi
Hoçvan köylerinden olan Beşiktaş (Mucuc) Köy Derneği, bugüne kadar ne bir ağacın ekildiği, ne bir bardak suyun içileceği bir çeşmenin olmadığı, etkinliğe gidenlerin wc ihtiyaçlarını giderecek bir alanı bulamadığı yaylada yapılacak olan bu yıl ki Hoçvan Yayla Şenliğine katılmayacaklarını açıkladılar.
Konu hakkında bir açıklama yapan Mucuc (Beşiktaş) Köyü Derneği Başkanı Şener Gözcü şöyle dedi.
‘Değerli Beşiktaş köylüleri bu sene yayla festivaline katılmama kararı aldık bilginize.
KONU : HOÇFED :
1) Bir önceki Yayla Festivalinde Beşiktaş köyü olarak 104 bin destek verildi.
2) Hoç/Fed toplantılarında konuşmalarımız ve foralarımız hiçbir zaman bizimle olduğu gibi ne sanalda, nede Hoç/Fed’in sanal sayfasında paylaşılmadı..
3) Öğrenci burslarında iki öğrencimize evrak eksiği giderilecek denilmesine karşın giderilmedi.
4) HoçFed, İstanbul Sarıyer’de tüm esnaf ve delegeleri gezerken Beşiktaş Köyü Dernek Başkanını ve delegesine hiçbir zaman uğramamıştır.
5) Hoç/Fed hiç bir resmi olarak faaliyeti olmayan kişileri istilasına uğramıştır. Sarıyer’de 2 yıldan beri gelen Hoç/Fed sadece yayla festifalı için para istemeye gelmesi beni çok rahatsız edip, endişe içinde bırakmıştır.
Kendi göbek bağını kesmeyen bir kurum bizim kuyruk olmamız doğru olamaz ve Hoç/Fed’e şunu diyorum..
İnsanları kutuplaştırdınız, ayrıştırdınz..
Tek başarınız budur..
Beşiktaş (Mucuc) Köyü
Dernek Başkanı
Şener Gözcü’
Evet, Hoç/Fed’in whatsapp grubunda Gazeteci Fakir Yılmaz’a ulaştırılan bu açıklama üzerine Gazeteci Fakir Yılmaz, telefonla ulaştığı Mucuc İstanbul Derneği Başkanı Şener Gözcü doğruladığı açıklamalarının kendilerine ait olduğunu ve bu yönde yani yapılmadan bir çok tartışmaya konu olan yayla şenliğine katılama kararını Mucuc Derneği yönetimi olarak aldıklarını söyledi.
Gözcü, Hoç/Fed’de yaşananları ve köylülerime yönelik yaptığım basın açıklamasında daha çok şeylerin olduğunu yapılan yanlışları her toplantı ve platformlar da Hoç/Fed’in yöneticilerinin yüzüne anlattığını ama anlamayanlara sorunları anlatamadığını da belirtti.
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNMEYENLER!.. YA TRUMP DAMAL’A GELSE!..
Kendisi gibi Damallı olan AK Parti Ardahan Milletvekili Kaan Koç’u Ankara’da ziyaret edip, ’12 Temmuz tarihinde düzenleyeceğimiz 27. Atatürk’ün İzinde ve Gölgesinde Damal Şenlikleri kapsamında, AK Parti Ardahan Milletvekilimiz Sayın Kaan Koç’u şenliklerimize davet ettik.’ mesajı ile milletvekili Koç’u ziyaret ettikten sonra yapılacak ilk seçimde ‘O partiden Ardahan Milletvekili Adayı olabilir’ denen Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi, DEM’in grup toplantısına katılan Damal’ın Belediye Başkanına değil, herkese açık mektuptur..
Evet, CHP’li milletvekilin yurtdışında olması nedeniyle önce AK Parti Milletvekiline gidip, kendisine davet ettikten sonra DEM’in Grup Toplantısına katılan Ardahan’ın Alevi kültürü ile yoğrulan Damal’ın Belediye Başkanı Kemal Çamlıyurt, herkesi 12 Temmuz tarihinde düzenleyeceği 27. Atatürk’ün İzinde ve Gölgesinde Damal Şenlikleri davetiyelerini dağıtırken bende, Ardahan’a değil, dünya cendermesi dediğim, İran ile bir savaşıp, bir masaya oturarak yormaya devam eden Amerika’nın başkanı Trump’a Ankara’da yapılan özel havaalanı tartışılan NATO toplantısı öncesi NATO’nun Başkanının, ‘NATO kağıttan kaplan’ olarak nitelendirip, her an ayrılabilekeceklerini’ belirten Trump’un karşısında ayak ayak üstüne atmış şeklide Beyaz Saray’da oturuşuna takılmıştım..
Çünkü, federasyon ve derneklerinin batı kentlerinde buluna belediyelerde aldıkları bedava otobüslere bindirdikleri yolculardan para alarak, memleketi kurtarmaya çalıştıkları şu günlerde, Damal şenliklerinin yapılacağı aynı günlerde Ankara’da yapılacak olan toplantı öncesi Türkiye’de olacak olan Trump’un olduğu beyaz sarayda karşında ayak ayak üstüne atmış olan NATO Başkanının da olduğu basın toplantısında, ‘Ne diyorsam yapıyor’ diyerek çok sevdiğini belirttiği aynı zaman AK Parti Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a övgüler yağdıran Tump’un da Erdoğan’ın özel daveti ile aynı gün Ardahan’da pardon Ankara’da olacağını belirtiyordu.
Ve dönüp, ‘Başkan Ankara’dasın sanırım başta Ardahanlı olduğu söylenen ama ‘Yok be kardeşim ben Bayburtluyum’ diyen ama yıllardır boşaltılan ve kullanılmamasına rağmen nöbetçi askerlerin nöbet tutturulmaya devam ettiği Ardahan merkezde ki harabeye dönmüş olan askeri alan ve lojmanlarla ilgilenmeyen eski Genelkurmay Başkanı, şimdi ki Savuma Bakanını olmak üzere Atatürkçü Derneğini de Damal’a davet ettin mi?’ diye soruyordum.
Ve AK Partililerin ‘Dünya Lideri’ dediği Erdoğan’ın kendisini telefonla arayıp, Türkiye’ye bizzat davet ettiğini belirten Trump’un olur ya gelmişken yolları bozuk Ardahan’a oradan vali beyle birlikte binecekleri bisiklete Damal’a gidip, gitmeyeceklerini de düşündüğüm bir sırada Damal Belediye Başkanı Çamlıyurt’u aramayla yetinmeyip, kendisine ve davet ettiklerine bende buradan, ‘Atatürkçü düşünenler ve düşünmeyenler ya Trump Damal’a gelse’ başlığı ile Erdoğan’ın lideri, Trumpu’un cendermesi olan şu dünyanın 8. harikasını görmeleri için buradan açık bir davette bulunağayım’ dedim..
Ve başladım, AK Partililerin ‘Dünya lideri’ dediği Erdoğan’ın da davet edilmesi hatta CHP iç kavgaya girmişken, ‘Her yıl Hzian 15 ile Temmuz 15’ine kadar Damal’da görünen Atatürk’ün siluetini görmeye gelmesi muhteşem olur..’ diyerek benim dünyanın cendermesi dediğim Trump’un da aralarında olduğu herkese o açık davet mektubu yazmaya..
Ve; Damal’ın Bağımsız Belediye Başkanı Kemal Çamlıyurt’a ‘Sayın Başkan’ diyerek yazdığım bu açık davet mektubunun herkes tarafından kabul görmesini umuyorum..
Sayın başkan..
Şu an başında bulunduğunuz makama gelmenize karşılıklı desteklerle karınca, kararınca katkımızın olduğunu düşündüğüm, Şehr-i Emini olduğunuz ülkenin en yoksul ilçeleri arasında başı çeken Damal’a ve şu an bu yazımızı okuyan, dinleyenlere de gönülden selamlar..
Sayın başkan..
Bu ülkenin kurucusu Atatürk’ün yaşarken kendisi olmasa da hayata veda ettiğinden bu yana silueti ile de olsa her yıl gelip, selam verdiği Alevi kültürü ile yoğrulmuş olan Damal ilçesinin Belediye Başkanlığınızı başarılı bir karne ile bitirmeniz halinde bu durumun sizden çok beni mutlu edeceğini istediğimi unutmayacağınızı umarım.
Çünkü, senin de benim de ve en önemlisi onca ‘Yıllardır Damal’a çöken, bir adım ileri gitmesini engelleyen, ama kendilerinin yanında 7 cetlerini kurtaran’ sülalelere rağmen sana oy verip, Damal’ın ilk bağımsız belediye başkanı seçen bu haklı istekte hakkının olduğunu senin de düşündüğünü biliyorum..
Sayın, Ardahan’ın yanı sıra ülkenin en yoksul İlçelerinin başını çeken, Alevi kültürüyle yoğrulmuş ilçesi, adı Atatürk’ün adından esinlenen ama bugüne dek bir Alevi, milletvekilinin olmadığı Damal’ın Bağımsız Belediye Başkanı Kemal Çamlıyurt..
Sayın Başkanım..
Bana, AK Parti Ardahan Milletvekiline elden verdiğin davette sonra bana olduğu gibi herkese yazdığınız davet mesajında, bu ülkenin kurucusu Atatürk’ün silueti ile her yıl kendisini gösterdiği ve adeta başta kendisini sevmeyen, anıtlarını görüp, delirip, baltalayan, kıran gerici yobazlara olmak üzere herkese ‘Ben buradayım, kalplerdeyim’ dediği ve adına her yıl düzenlenen şenlikleri güzel bir ortamda bir kez daha yapılacağını umarak, başta Atatürk’ün adını taşıyan Türkiye Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanını ve yönetiminin yanında tüm dünyayı Damal’a gelip, Atatürk’e bir selam vermelerini senden daha çok istediğimi belirtir, saygılar sunarım..
Sayın Başkan..
Başta oradaki basın ve medya dünyasında yer alan gazeteci meslektaşlarım olmak üzere ulusal medyanın bu şenliğe duyarlı okuması umuduyla bu dünyanın 8. harikası değil, bana göre birincisi olan doğal harikasını görüp, haber ve görüntülerimizle değerlendireler..
Ve bu olağanüstü durumu, Atatürk’ün adının ve siluetinin gölgesinde olan Ardahan’ı tüm dünyaya tanıtımı adına iyi kullanmamız gerektiğini belirten davet mesajınla başta Atatürk denilince suları duran Atatürkçü Derneğine bir kez daha hatırlatırken, başa Atatürk’ü düşündüklerini belirtip, şu bizim kışları kaz, yazları kaz etkinlikleri ile memleket kurtaran şu bizim stk’lardan değil, bu yönde ve siyaset dünyasında bir hayli etkili olan bir deneğin başında olanlar olmak üzere Atatürk’ü düşünmeyenler siz değil de Trump Damal’a gelirse sonra demedi demeyi ha..
Fakir Yılmaz/Gazeteci 05322678015 Ardahan Haber www.kuzeyyanadolugazetesi.com
