Ardahan Gazetesi | Since 1995 |
PARA DEĞİL, EĞİTİM BORSASI KAPATILIYOR!..
‘MÜDÜR BEY POSOF’A GİTMİŞKEN RUHSATSIZ OLAN POSOF BETON SANTRALİNDE ZİYARET ETTTİN Mİ?’ ara başlığı ile AFAD VE ÇEVRE POSOF’TA, TOKİ GÖLE DE BİTİREMİYOR!’ haberi yaptığım esnada sabah sabah beni arayan Göleli bir öğretmen, önce ‘Ben dedim, ben duyurdum diye sakın benden bahsetmesin ama ‘Irgat Kaymakam’ manşet haberini okudum. Haber çok güzel ama fark etmediğin bir şeyi sana diyeyim mi? O kaymakamın ziyaret edip, çağ yediği TİGEM’in yanı başında bulunan Göle Borsa İstanbul Ortaokulu kapatılacak ve Tigem’ verilecek, haberin olsun.. Bak benden duymadın ha..’ diyerek Göle Borsa İstanbul Ortaokulunun kapatılacağını haber veriyordu.
Bende, verdiğim söz namusu ile adından bahsetmeyeceğimi belirttikten sonra ilk bana duyurulan haberi ‘BİTMEYEN TOKİ’DE ‘YENİ OKUL YAPACAĞIZ’ DENEN GÖLE NİN EĞİTİM BORSASI KAPATILIYOR!.’ başlığı ile veriyor ve adı bir anda ‘Çerçeve yasa’ olan Kürt Sorunu uzlaşması, Mekke Anlaşması ve ortalıkta görünmeyen İran’ı, var olan diline ‘bilinmeyen dil’ denen Kürtçede ki hedi hedi, Türkçe’de yavaş yavaş denen bir taktikle yoran öte taraftan ülkesinin kırasında bulunan Venezuela’dan sonra Küba’ya göz koyan güçlü rakibi Trump’u kıskanan Putin’nin Ukrayna’dan sonra Japonya ya göz diktiğini, giydiği askeri üniforma ile duyurmasıyla meşgul ettiği dünya ve ulusal gündemi kenara itip, yerel gündemle ilgili bir yazımı yazmaya başlıyordum..
Bünyesinde, ‘Hayvan Araştırma ve Uygulama Hastanesi! açılacağı söylenen ama ne hikmetse unutulup, ‘Kahvaltı cafe’ açılan ve ‘Kafkas Arı ve Arıcılık Uygulama ve Araştırma Merkezi’ zaten olan Ardahan’da Arıcılık Bölümü açacağını müjdeleyen Posoflu Ardahan Üniversitesi Rektörü, ‘müjde’ diye bir açıklama yapmış.
Son olarak Amasya’da görünen rektörün başında olduğu üniversitenin karşın kurulduğundan bu yana hiç bir kurumu yada çalışması olmayan Hanak ve Damal’da değil, Yüksek Okulu ve Fakültesi olmasına Göle’de, ‘Süt ve Besi Hayvancılığı Bölümü’nün kurulacağını açıklayan hemşerim rektörün bu elesine açıklamasını, ‘Büyük Müjde’li diye veren ama Ardahan’ı çokta bilmeyen, tanımayan yerel basınca, ‘Büyük Haber’ olarak kamuoyuna sunuldu.
Yani bisikletli, taytlı valisinden sonra ‘mırdar et’li lokantası ile ‘teknolojik çeper dibi’ dediğim sanalda bir hayli viral olan mamelektim, Ardahan’da devam eden göç dolaysıyla devasa bir okul daha kapatılıyor.
Ardahan İl Milli Eğitim Müdürlüğüne atanan yeni İl Milli Eğitim Müdürü .Kenan Kaya’nın ilk icraatı olarak tarihe geçecek olarak tarihe geçecek olan bir kararla Göle eski Yatılı Bölge Okulu yani yeni adıyla Borsa İstanbul Ortaokulunun da kapatılacağını duyup, bu konuda birilerinin çok sevdiği (!) ben ilk haberi yapar yapmaz art ada açıklamalar ve samimi olmayan sanal tepkilerde gelmeye başladı. Bu açıklamaların en gülüncü ve dikkat çekeni de yeni İl Milli Eğitim Müdüründen yada aynı gün, ‘VALİ BEY BU İŞLERE BAKSAN OLMAZ MI? ‘ diye paylaşım yaptığım yeni validen değil, Ardahan Karayolları Şefi gibi değişmezlerden olan Halil Aras hoca’dan geliyordu.
Evet, kendisine asalet, eşine 25 Bin değerinde ki ‘yılın öğretmeni’ ödülünü alan ve Ardahan’da bulunduğu esnada sık sık ‘hastayım’ deyip, kapısı olmayan, Fetocular oldukları iddiasıyla binalarına el konulanlarla davalık olan binadaki makamında doğru dürüst oturmayıp, yerine altına makam arabası koydurttuğu Göle’de ki bir öğretmene vekaleten baktıran eski İl Milli Eğitim Müdürünün gelir gelmez, Damal’da ki bir çok okulu kapattığı Ardahan’da devam eden göç bahane edilerek okul kapatılmaya devam ediliyor.
Yıkılıp, ortada anılarıyla birlikte ortada kaldırılan Ardahan Lisesi gibi onca kapatılan köy okulu gibi bir çok ünlü isimin ilk okulu da olan Göle’nin simgesi konumunda ki devasa binaya sahip, okulda kapatılıyor.
OKUL İÇİN Mİ, LOJMANLAR İÇİN Mİ AĞLIYORLAR?!
2 katlı, 24 derslik bir okul olan Göle Borsa İstanbul Ortaokulu, çok amaçlı spor salonu (konferans salonu tam teşekküllü yaklaşık 200 kişilik), Spor salonu, Yemekhane ve 24 tane lojmanlık bir okul olan Göle Borsa İstanbul Okulu, yıllar önce yapılmasına karşın, bugüne dek bir çivinin çakılmadığı Ardahan Organize Sanayi’nin de yanı başında olduğu eski Hanak yolu gibi trafiğe açılmayıp, kaderine terk edilen ‘eski Ardahan yolu’nun da geçtiği Salimbey Mahallesi’nde bulunuyor.
Aralarında bazı değişmez Göleli öğretmenlerin de olduğu Gölelilerin çok (!) üzüldüklerini belirttikleri okulun, kapatılıp, özelleştirilen bitişiğindeki Tigem’e devasa arsasıyla birlikte devir edileceği de ileri sürüp, bölge siyasileri, stk’larının yanı sıra ‘kışın kaz yemekten, yazın saz çalmaktan..’ başka bir iş yapmadıkları ileri sürülen dernekler, federasyonların konuya el atmaları isterlerken, bu istemin ne kadar samimi olduğunu ve bugüne dek susanların bu oku için mi yoksa lojmanları için üzülüp, üzülmediklerini de şüpheyle bakıp, merak etmedim de değil..
Bu şüpheme neden olanın Göle’nin ilk günlük, ofset gazetesi olan Göle Gözlem Gazetesini çıkaran, ‘Şekke Alevimidr, değilimdir?’ diye sorunca birilerinin bir hayli, kızdırıp, rahatsız ettiğim bir gazeteci olarak çok iyi tanıdığım, bildiğim Göle ve Gölelilerin bugüne dek Göle’de yaşananlara, yazdıklarımıza çok (!) duyarlı olmalarıydı.. Ve bu şüphemi haklı çıkaran en önemli bir kaç konuyu, meseleyi, yaşanmış aklıma gelmesiydi..
Çünkü, Göle’de önemli bir ekonomik ve sosyal hareketlilik sağlayan 247. Piyade Alayı kaldırılması, Göle’nin tarım ve hayvancılık açısından önemli değerlerinden biri olan TİGEM önce uzun yıllar kapatılıp, ardından özelleştirilmesi, İlçe Orman müdürlüğü kapatılan ve Göle’nin en büyük doğal zenginliklerinden biri sarıçam ormanlarının her yıl katliam derecesine kesilip, doğranıp, Göle’de işleme konulmadan resmi satış ilanı bölgenin yerel gazetelerinde bile yapılmadan başka kentlere görülüp, satılmasına isyan etmeyen aynı Gölelilerdi..
Ve aynı Göleliler, ‘Göle Belediyesi’ne ait olan Hakimin Çayırının Göle’de bir dükkanı, vergi levası olmayanlarca ama sitemde değil, karada, kasada veya mevcut iktidarının sık sık dile getirdiği ve altındaki altınları istediği yastık altında paralarının bir bölümü ile yani ‘Büyük para’ denilen 22 milyona sesiz, sedasız alınmasının yanında içinde bulunan mezarların sökülüp, kenara atıldığı yine Göle Belediyene ait arsanın TİGEMi alanlarca kaşla göz arasında 7 milyona al acele tapu sahiplerinin değişmesi, eski sinema yerinin yap/işlete verilmesi ve buralardan gelen paraların akıbeti Göle Belediyesine ait eski binaya bir parti teşkilatınca âdeta çökülmesi konusu, özel ve devlet bankalarının yanında karakollar gibi 50’nin üzerinde köy okulluları, ebe ve sağlık ocaklarının Ardahan İl Genelinde olduğu gibi kapatılmasına da sesiz kalmıştılar..
Şimdide eski yatılı bölge olan Göle Borsa Ortaokulu meselesi karşında ki sessizlik ve suskunluğa isyan edenler, başta seçmen tabanı büyük olan ve İl Başkanı olan Avukat Yaşar Kaya’yı bizzat arayıp, ‘O arsada ki mezarlar kimiler aitti, n iye susuyorsunuz?’ diye sorduğum DEM Parti Göle İlçe Örgütü yetmez CHP, Yeni Parti gibi partiler başta olmak üzere muhalefette bulunan siyasiler, toplumun sesinin çıkması için önderlik edecek olan stk’lar ne iş yaparlar’ diye sorarken ‘OKUL İÇİN Mİ, LOJMANLAR İÇİN Mİ AĞLIYORLAR?!’ ara başlığımın haklı gibi olduğunu düşünmüyor değildim..
Çünkü, son olarak geçmiş yıllar gibi bu yılda çamur akan içme su sorunun yanın da İstanbul Borsasınca yaptırılan ve kapatılacağı söylenen Yatılı Bölge Okulu’nun geleceği, bölge ormanların korunması ve orman yönetimi, bölge hayvancılığını kalkınması için kurulan ancak birlerini emekli etmekten, devasa çayırları ile özel sektörü kalkındırmaktan bir türlü öteye gitmeyen TİGEM ve tarımsal üretim konusu, Ardahan’da ki valilik ve adliye binası gibi depreme dayanıklı olmadığı gerekçesiyle boşaltılan ama yıkılıp,, yerlerine yenileri yapılmayan askeri lojman ve kışlaların yıllarıdır boşaltılıp, yenilenmeyen ve gün geçtikçe adeta bir sınır birliği haline getirilen askeri birliklerinden olan Göle Piyade Alayı’nın kaldırılması, ‘Millet Bahçesi olacak’ denip, senelerdir bom boş bekletilen devasa arazisinde değil yeni yaşam alanları festival bile yapılmamasına da ses çıkarılmamıştı..
Ve bu kadar sorunun yanında onca dile getirilmeyen sorunlar dolaysıyla devam eden göç yetmez gibi ‘hain yol’ denilen Kol köyü üzerinden Posof”un Şavşat’a bağlama planı gibi Senemoğlu köyü üzerinden Kars Selim’e bağlanması için sesiz, sedasızca bir yol yapılan Göle’nin kaza, bir demir yolu olmak üzere 3 gümrük kapısı olan ama ithalattan, ihracattan sıfır çeken 5 ilçeli, bir beldeli 226 köylü 75 plakalı Ardahan’ın ilçe olmaya doğru hızla yol aldığına da bir kez daha buraya lojman için değil, kalben üzülerek buraya bir kez daha yazalım..
Ve Borsa İstanbul Ortaokulu gibi kapatılan Çıldır Suğara, Hanak Büyük Nakala beldeleri ardından ‘ tek dişi kalmış halde olan Ardahan’ın tek beldesi Goreveng’in de her an kapatılacağını unutan, Allahüekber dağını dibinde çıkıp, Hoçvan’a suyu içirilemeyen Kısır dağının boşa akan suyu gibi Kafkaslara kadar uzanan, önü Beşikkaya HES Barajı ile kapatılıp, büyük bölümün Karadeniz’e akıtılacağı hedeflenen ve DSİ tarafından çalımalar başlatılan, çokta Arıcılık yapılmayan Göle ovasına çiçekler açtırıp, Ardahan ve Gürcistan üzerinden Kafkaslara uzanan, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’nün suyunu içtiği Kura Nehrini kirleterek, izleyen Göleliler, ‘Şimdi ne yapacak? diyerek bakıp, bekleyelim..
Çünkü çamurlu su içen ilçeye, ‘Belediye değil, bakanlık su getirecek’ denen bakanlık olan Çevre Şehircilik Bakanlığının desteğiyle, onunda yazıda bahsi geçen Borsa İstanbul Ortaokulu gibi 2025 yılında yapılan yönetmenlik delikliğiyle adeta kapatılan İller Bankası, İLBANK aracılığıyla yaptırılan ama yapıldığı günden bu yana doğru dürüst çalıştırılamayan bölgenin en büyük Atık Su Arıtma Tesisinin üzerinde olan Kura Nehri gibi uzayan bugünkü yazıyı da bitirelim..
*YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Ardahan’ın Göle ilçesindeki Borsa İstanbul Ortaokulu’nun kapatılarak arazisinin TİGEM’e devredileceği iddiası, bölgedeki sosyo-ekonomik gerilemeyi ve göç sorununu yeniden gündeme taşımıştır. Yazar, bu kararın bölge halkı ve siyasetçiler tarafından yeterince sahiplenilmemesini eleştirirken, tepkilerin okulun eğitim işlevinden ziyade lojman imkanlarını kaybetme korkusundan kaynaklanabileceğine dikkat çekmektedir. Metinde, Ardahan Üniversitesi’nin bölgeyi tanımayan projeleri ve yerel yönetimin yetersizlikleri, kentin sistematik bir küçülme süreci içinde olduğu gerçeğiyle birleştirilerek sunulmaktadır. Göle’deki askeri birliklerin kaldırılması ve ormanların kontrolsüzce kesilmesi gibi geçmişteki kayıplara sessiz kalan yerel dinamiklerin, eğitim kurumlarının birer birer kapanması karşısındaki tutumu sorgulanmaktadır. Sonuç olarak kaynak, Ardahan ve ilçelerinin sahipsiz bırakılmasını ve idari kararlarla kentin toplumsal yapısının nasıl zayıflatıldığını çarpıcı bir dille özetlemektedir.
Şener Şen’in filminde ki namuslu..
36 yıllık gazetecilik hayatımda sıkça rastladığım ve elimde geldikçe kalemimle nefeslerini kesmeye çalıştığım namuslu, namussuzlarla uğraşmaktan yoruldum desem hem kendime, hem de mesleğime ihanet etmiş olurum..
Çünkü değil yorulmak, onca namuslu, namussuzlarla uğraşmaktan olağanüstü zevk alıp, tatmin olduğumu bir ben, birde beni yaratıp, bu görevi bana veren Allah bilir..
Evet..
Şu bir kaç aydır yaşadığımız ve yazdığımız on iki olayda da aynı zevki, aynı duyguyu yaşadığımı bilmesini istediğim okurumun da fark etiğini sandığım kırmızı taytlı, 5 aylıklı validen sonra şu yasal olarak yasak olmayan ama dini inancımız gereği haram olan domuz meselesi yetmedi ARÜ’de yaşananlarla ilgili haber ve yorumlarımın birilerini bir hayli kıskandırıp, acıttığı gibi, etrafımda ne kadar namuslu geçinip, namussuz olduğunu da yönetmenliğini Ertem Eğilmez’in yaptığı ve başrolünde Şener Şen’in oynadığı 1984 yapımı Türk komedi filmini izler gibi oldum.
Ve; ‘Halk sağlığı için’ denen ve “iki, tane ayyaşın yaptığı yasa muteber oluyor da dinin emrettiği bir yasanın sizin için neden reddedilmesi gerekiyor?” sorusuna cevap arandığı ülkemde, “İki, Üç ayyaş” diye suçlanan ama bu ülkenin kurucu liderlerinden 2.’si olan Malatyalı İnönü, “Bir memlekette namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça o memlekette kurtuluş yoktur.” sözünü de hatırlıyorum..
Namusluların cesaretinin gölgesinde bile korkan Namussuz kavramına gelince, uzun uzun sözlük anlamını anlatmaya gerek yok. Çünkü anlatsam da ne o kadar sözlük, nede ben anlatamam.. Çünkü namus kavramını namussuzların anlayacağı bir şey değil..
Ancak, hatırlasanız son çıkan torba yasalardan birinde, küçük yaştaki çocukların suç işlemesi hâlinde büyükmüş gibi muamele görecekleri kabul edildiğini ve şu 2 yıla yakındır tartışılan ve haftanın başında rekor bir oy ile kabul edilen adı Kürt Sorunu olan ama gelecek tepkiler minimize etme adına adı, ‘‘Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi’ yetmedi ‘Terörsüz Türkiye’ konulan kanun teklifi gibi yine rekor bir oy ile Meclis’te imzalanarak yasa hâline getirilmişti.
Başta, “Türkiye Pazar Günü yeni bir sabaha uyanacak” diyen Adalet Bakanı olmak üzere birçok kişi, “İyi iş yaptık.” derken neden o çocukların çocuk yaşta suç işlediklerini, neden suça teşvik edildiklerini araştırmak ve buna yönelik önlem almak konusunda hiçbir adım atmamış; Eğitmek, öğretmek ve kurallara uyan insan yetiştirmek, yollar yapmaktansa olağanüstü arttırılan Trafik cezaları gibi ceza artırımına sevinmişlerdi.
Bu arada bugünkü yazımızla ilgili olmazsa da çokta ilgisi olan buraya bir ara notu düşelim..
Çünkü, son kanun teklifine verilen 497 oyun AK Parti Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olması ve mevcut Anayasanın yeniden ve baştan aşağı değiştirilmesi için gereken 360 oyun ön hazırlığı için yapılmış bir hazırlık maçı olarakta değerlendirile bilinir.. Çünkü asıl hedefin bahsi geçen konudan çok Anayasa olduğu da tartışılan konuların başında geldiğini gözen kaçırmamak gerek.. Yani bugünden itibaren başlayacak gündem oluşturma ile sıranın Anayasa olacağını ve yeni Anayasa şimdiden hayırlı olsun diyebiliriz..
İnanmıyorsanız; ‘Rekor’ denecek olan ve Anayasayı değişmeyi aklına koyan iktidarı bile şaşırtan 497 oyun kullanıldığı günden bir gün önce Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “Türkiye Pazar Günü yeni bir sabaha uyanacak” sözü ile MHP’den öte iktidar ortağı olan DEM’in serin durup, ‘Ne olacaklar?’ denen Demirtaşları bile ağzına almayıp, susmasını, ‘İktidarın gölge ortağı dediğim Özür Özel’li eski CHP’li, yeni Yeni Partililerin onaylarını da hatırlayıp, gelişmeye bir da bu yönde değerlendirin diyerek bu iddiamı da bugünkü yazıma konu olanla alakası olmasa da arada buraya not düşeyim dedim,
‘Çok bilmiş’ kesildiysem özür.. Çünkü amacım ukalalık değil, yerele dalmışken ulusal gündemi tutup, kaçırmamaktı..
Neyse deyip, bugünkü konumuza, yazımıza yani “Bir memlekette namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça o memlekette kurtuluş yoktur.” sözüne dönecek olursak karşımıza bu kez Şener Şen’in filminde sıkça geçen ve namuslu geçinmeye direnenlerin karşısına sıkça çıkan ve sıkça dillendirilen ‘namussuz, namuslu’ sözünü hak eden büyükler değil, kimin namuslu, kimin namussuz olduğunun farkına bile varmayan çocuklar çıkıyor..
Ve aynı çocukların, namussuzlar dediklerimiz tarafından suça teşvik edildikleri gibi; Çocuğa tecavüz, kadına sarkıntılık ve tetikçilik gibi adi işler dolayısıyla Gürcistan ya da İran’da da olsa getirilip, Ardahan T Tipi Cezaevi dâhil ülkede ki tıka basa dolu cezaevlerine konulduklarını biliyorduk.
Şimdi, ‘Ula hani kablo’ diyerek şu son günlerde yaşanılanlara, yazdıklarıma ve bunca yaşanan gerçeklere karşın sahada namuslu geçinip, namussuzluğun en daniskasını yapanların ‘Modern çeper dibi’ dediğim sanal ortamda bana yönelik paylaştıkları namussuzca mesajlarına…
Her yazılanı, ne anlatmak istediğini okumadan, anlamadan, algılamadan, ‘iş olsun torba dolsun..’ dercesine her yazılana, yazdığıma veya her konuya, “maydanoz olsun” misali o küçük beyinciklerinin emir ettiği ön yargıyla sözde mesajlar paylaşanların aslında gerçekleri yazan, anlatanların namuslu çabalarını örtme telaşlarının şaşkınlığıyla ortaya koydukları namussuzluklarından öte bir şey değildir.
Çünkü bu namuslu, namussuzlar asıl suçlulardır, domuzun haram olduğunu emir eden dinimizin ‘Oda suçtur’ dediği namussuzluğun suç ortaklarıdır.
Ve son soru ile koyalım bir kez daha noktayı hem de en kırmızısından..
Neyi, kimi, kimleri anlatmaya çalıştığımız anladınız mı, pardon o filmi, Şener Şen’in ‘Namuslu’ filminde anlatılmak isteneni anladınız mı?
YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Gazeteci Fakir Yılmaz, kaleme aldığı bu yazıda meslek hayatı boyunca karşılaştığı toplumsal yozlaşma ve etik değerlerin yitimi konularını sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, toplumdaki “namuslu” ve “namussuz” ayrımına odaklanarak, dürüst insanların kötülük karşısında en az suçlular kadar cesur olması gerektiğini savunmaktadır. Metinde, güncel siyasi gelişmelerden yeni Anayasa tartışmalarına, çocuk suçluluğundan yargı reformlarına kadar geniş bir yelpazede eleştiriler sunulmaktadır. Özellikle yerel ve ulusal sorunların birbirine karıştığı bu dönemde, gazetecilik görevini gerçekleri haykırarak sürdürme kararlılığı vurgulanmaktadır. Yazar, kendisine yönelik sanal saldırılara ve toplumsal ikiyüzlülüğe karşı boyun eğmeyeceğini açıkça ifade etmektedir. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’nin içinden geçtiği siyasi ve ahlaki dönüşümü bir gazetecinin gözlem ve deneyimleri üzerinden sorgulamaktadır.
Domuz eti yemek suç mu?
Muhafazakar bir partinin 25 yıllık iktidarı döneminde Domuz Eti Satışı Serbest mi?
Serbest..
Peki Türkiye’de Durum Ne?
Türkiye’de domuz, 2006 yılından itibaren resmî olarak “kasaplık hayvan” statüsünde değerlendiriliyor.
Bu kapsamda üretim, satış ve işleme süreçleri tamamen yasal çerçevede yürütülüyor.
Ve Ardahan’ın da içinde olduğu ülkede kaç Domuz çiftliği var?
Tarım Bakanlığının denetimi sonucu aralarında Ardahan’ın da olduğu 81 Vilayetli Türkiye genelinde bugün yaklaşık 25 domuz yetiştirme çiftliği faaliyet gösteriyor.
Bu ülkede ki Domuz Üretim kapasitesi ne kadar?
Bu çiftliklerde yıllık üretim kapasitesinin 3 milyon tona ulaştığı ifade ediliyor.
Domuz Eti Kimlere Satılabiliyor?
Yasal düzenlemelere göre domuz eti:
Otellere
Yemek fabrikalarına
Bazı marketlere genellikle kıyma veya işlenmiş et şeklinde satılabiliyor.
Domuz eti satışı serbest mi?
Evet, ürün üzerinde domuz eti olduğunun açık ve net şekilde belirtilmesi şartıyla domuz eti almak ve satmak tamamen serbest.
Et ürünlerinde kullanılabilir mi?
Etiketinde açıkça yer aldığı sürece domuz eti:
Salam, Sosis, Sucuk ve diğer tüm işlenmiş et ürünlerinde kullanılabiliyor.
Domuz et hangi dinlerde haram?
Domuz eti;
İslam, Yahudilik ve bazı kadim inanç sistemlerinde
kesin olarak haram kabul ediliyor.
Peki domuzu ve domuzları biz ne diye konuşuyoruz?!.
Son olarak Tarım Bakanlığının Ardahan’ın da aralarında olduğu birçok kentte yaptığı bir denetim ardından kentin tanınan lokantalarında birinin de içinde olduğu bir çok firmaya ağır para cezası kesildiği haberleri ardından domuz etine dair yapılan tartışmalarla iyiden iyiye alevlenen bu konu zaten 2006’dan beri yürürlükte olan mevcut kanunların bilinmemesinden kaynaklanıyor.
Gerçek şu ki: Tüm uygulamalar 23 yıllık iktidar olan AK Parti döneminde yapılan yasal düzenlemelerle yürürlüğe girdi ve domuz eti yemek yemek isteyenin önünde bir engel yokken, haberimiz ardından bize ve bana karşı domuzlaşıp, bize saldıranlara şaşmıyor değilim..
Çünkü..
Denetimi yapan Tarım Bakanlığı..
Cezayı kesen Tarım Bakanlığı..
Haberi ilk yapan İhlas Haber Ajansı
Ve bu haberin üzerinde 3 gün geçmesine karşın ve halen haberi vermeyenler Ardahan’da ki gazeteci, medyacı, ajanscı..
Yani gazeteci..
Ve saklanıp, gizlenen, yazılmayan, üç maymun oynayanların çok olduğu bir kentte haberi ben yaptım diye kızılca kıyamet..
Neden?
Çünkü ‘O kim, kim onu okuyor ki?’ diyenleri bile şok eden bomba haberim birilerinin yaman devirdi..
Yani;
ABD destekli sürgünlerin, Fidel Castro’yu devirme girişiminin ve ABD’nin yenilgisinin gibi beni çok seven (!) tüm domuzları yaman ürkütmüş olduğundan domuz başlıklı bu yazımı ondan yazdım..
YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Sunulan metin, Türkiye’deki domuz eti üretiminin ve satışının yasal statüsünü ele alarak mevcut düzenlemelerin tarihsel gelişimini açıklamaktadır. Yazıda, domuzun 2006 yılından bu yana “kasaplık hayvan” sınıfında yer aldığı ve belirli kurallar dahilinde satışının tamamen serbest olduğu vurgulanmaktadır. Yazar, ülke genelindeki üretim çiftliklerinin kapasitesine ve bu etlerin işlenmiş gıdalarda kullanılma şartlarına dikkat çekmektedir. Metin ayrıca, Ardahan’daki yerel bir denetim sonrası ortaya çıkan takşiş tartışmalarını ve bu durumun medyaya yansıma biçimini eleştirel bir dille aktarmaktadır. Sonuç olarak, domuz eti tüketiminin dini boyutundan ziyade hukuki zemini ve siyasi sorumluluğu üzerine bir değerlendirme sunulmaktadır.
SAYIN BAKAN YA O TARAFI DA BİLİYOR MUSUN?
Başta, Mutlak Genel Başkan balonu ile havası bir hayli düşen CHP’nin Ardahan İl Başkanlığına atanan eski DSP’li , hava kurumu adlı yarı resmi stk olan THK’nın başkanı olan Ardahan’ın plakası 75’i geçmiş, bu sıcak günlerde kanat çırpıp, serinlemeleri için kafeslerinde çıkarıp, az salonda uçsunlar diye emanet ettiğim ve onunda sıcaktan bunalıp, balkonun kapısını açması dolaysıyla bir anda pırrr diye uçup, evimizde, elimiz de bir anda uçup, giden ve kayıp olan iki ev kuşuma bakamayan anam gibi 80’e dayanmış, belki de 80’i de geçmiş birini, CHP Ardahan İl Başkanlığına atanması olmak üzere ülke ve dünya gündemi ile ilgili bir yazı daha yazmaya hazırlanırken sanalda çok güzel bir fotoğraf görüyordum.
Bu yıl memlekete gidemediğimden CHP’li belediye başkanlarının bugün yaşadıklarından daha beter günler yaşayan Terzi Fikrinin mamelekti Fatsa’da, ”Gaz çıktı’ denen ve ‘çırpınırdı’ şarkısına konu olan denizi izleyen otelde kalıp, yeni bir yol hikayesi yazamadığım bol tünelli Karadeniz’i bana hatırlatan paylaşımı yapanın kim olduğuna bakıyordum..
Ve geçtiğimiz aylar içinde Gürcistan’da bir toplantıya katılmak için tesadüfen yada zorunlu olarak memleketim Ardahan’dan geçerken 36 yıldır aynı şefin başında olduğu bürokratlarca yol ortasında kurulan derme, çatma, al/acele brifingle bölge yolları hakkında bilgi alan Trabzonlu Ulaştırma Bakanının başında olduğu Ulaştırma ve Al Yapı Bakanlığının paylaşımı olduğunu görüyordum.
‘Biliyor musunuz? başlıklı bir mesajla paylaşılan yazımın içinde ki güzel fotoğraflı paylaşımı görünce bende bir anda Aşık Veysel kesilerek, altına alta ki uzun, ince yol denecek yorumu yazmaya başlıyor ve bürokrat bakan beye soru üzerine sorular sorup, günün yazısı da olan aşağıda ki mesajımı bitiriyordum..
İşte o fotoğraf, o mesaj ve benimde bakan beye yönelik olarak ‘Biliyor musunuz?’ başlıklı bol sorulu, ‘SAYIN BAKAN YA O TARAFI DA BİLİYOR MUSUN?’ başlıklı o yazım..
Sayın Bakanım..
Geçtiğimiz aylarda Gürcistan’a gitmek için biz Ardahanlılarında istediği bir uçakla geldiğin Kars’tan, Ardahan’ı araçla teğet geçip, kentin yıllardır bitmeyen bölünmüş yollarını görmeden ve yol ortasına konan portatif brifingle seni de kandıran Ardahan’ın değişmez ve 36 yıldır aynı şefin bünyesinde bulunan Karayollarının Karadeniz’e devam eden güzergahında yapılacağı söylenen Sahara tüneli biliyor musun?
Ve aynı yolun yanı başında bulunan, 50 yıldan fazladır bir türlü bitirilip, hizmete sokulamayan, bir soru önergesine verdiğiniz cevapta, ‘Öyle bir yol yok’ dediğiniz Ardahan-Ardanuç yolunu biliyor musunuz? derken,
‘Bu iki soru da ne iş? Geç bunları, sen asıl Cankurtaran’a ve ülkede yapılan onca hizmete bak..’ dediğini duyar gibiyim…
Evet haklısın ama bir gerçek var ki; Sanalda paylaştığın bu güzel fotoğraf ile ‘5 bin 228 metre uzunluğundaki çift tüplü tünelimizle Artvin, Erzurum, Ardahan ve Kars’ın Karadeniz bağlantısını güçlendirdik. ‘ satırlarını görünce benim de ‘Biliyor musunuz?’ demem tuttu özür..
Ama bu güzel fotoğrafı çekip, paylaşan sen ve senin kadronun muhteşem dediği Cankurtaran Tünelini görünce, bende bu tünelin Hopa’dan girişi gibi çıkışını da anlatmamız gerektiğini hatırladığımdan dolayı yukarıdaki o iki soruyu gece, gece sorup, :günün yazısı’ olan bu yazıyı yazmaya devam ettim..
Rahatsız ettiysem kusura bakma.. Çünkü, fotoğraf çekiminde tecrübeli bir gazeteci olan beni kıskandıran o çok güzel çekim ile fotoğrafın anlattığı Cankurtaran’ın Hopa girişi şu bizim Türkgözü (Badele) Gümrük kapısına giden ve yıllardır açılamayan Ulgar Tünelini bekleyen ve UR köyü viyadüğü de bitmeyen yolun üzerinde bulunan Hanak, Damal ve Posof yolu gibi bir türlü bölünemediğini biliyor musun, bilmem ama aynı tünelin yanı Cankurtan’ın Ardahan’a doğru çıkışı da Şavşat’a kadar tek, dar ve karanlık viraj dolu olduğunu da ‘Biliyor musunuz?’ demek istedim..
Evet sayın bakanım memleketim Ardahan’ın iki çevre yolunun da trafik kurallarına uygun olmadığından sık sık kazalara neden olduğunu da belirtmekte fayda gördüğümü bana hatırlatan içi, ülkedeki parasız ya da paralı yollar gibi bir hayli karanlık olan Hopa Cankurtaran tünelinden sık sık geçen bir gazeteci olarak, ‘Biliyor musunuz?’ diye başlayan ve ‘8 yıldır hizmet veren Cankurtaran Tüneli ile Hopa-Borçka Yolu’nda zorlu coğrafyayı güvenle aşıyoruz. 5 bin 228 metre uzunluğundaki çift tüplü tünelimizle Artvin, Erzurum, Ardahan ve Kars’ın Karadeniz bağlantısını güçlendirdik. Özellikle yoğun kar yağışının yaşandığı kış aylarında güvenli ve konforlu ulaşım sağlarken güzergâhı 12 kilometre kısalttık.
Her mevsim açık yollarla vatandaşlarımızı kesintisiz ulaştırmaya devam ediyoruz. ‘ şeklindeki sanal paylaşımınızı görünce ben de bir kaç soru ile ‘Sizde bunları biliyor musunuz? diye sorular sormak istedim..
Ha bu arada ülke genelindeki ki onca güzel yol, tünel çalışmalarınızı takdir eden bir Ardahanlı, Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve 36 yıllık bir gazeteci olarak başta başınızdaki AK Parti Genel Başkanı, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ettiğimi de belirtmek isterim.
Çünkü ”Yiğidi eleştir ama hakkını da ver’ diye dünya görüşüne sahip, bir gazeteci olan benim başta kayyum, operasyon mu, katılım mı gibi politikalarına katılmazsam da siz bürokratları bir imza ile atayan, AF istemekle bir imza ile alan Sayın AK Parti Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk hedeflerinden olan (paralı da olsa) onca muhteşem yol, tüneli, tren, köprü projelerinin büyük bölümünün gerçekleşmesini de açıkça gerek haberlerim de, gerekse ‘Yazıyorsam Sebebi Var’ adlı bu köşemde kutlayan, teşekkür eden bir gazeteci olarak yiğidin hakkını da veren bir Ardahanlı vatandaşım.. Evet sayın bakanım..
Orta Asya’da kalkıp, Kafkaslara uzanan
Kars-Tiflis-Bakü Demiryolunun sınırları içinden geçtiği, Doğu Anadolu’nun Karadeniz’e, ülkemin Kafkaslara açılan kapısı Ardahan’da gelip, giderken bir tren istasyonu ve Antrepo olmadığından Doğu Expresi başta olmak üzere Çıldır Gölünün yanı başında durmayan trenleri bön bön izleyen bir Ardahanlı olarak Gürcistan’a, Ermenistan’a sınır olan Ardahan’ın kendisiyle birlikte İl olan Iğdır gibi bir havaalanı beklediğini de hatırlatıp, canını sıkmadığın umduğum yazımı bitirmeye hazırlanırken, yukarıda, bu yazının başlangıç satırlarında dikkat çektiğim Ümit Yıldırım’lı konuya da bir kez daha biraz daha ve açıkça dikkat çekmek isterim..
Sayın Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu bakanlığınızın bünyesinde bulunan Karayolları Kars 18. Bölge Müdürlüğü’ne bağlı Karayolları 183. Şube Şefinin değişmez şefi Ümit bey Ardahan’da 36 yıldır aynı şef olduğunu da biliyor musunuz?
Ve bu değişmez şefin oğlumun yaşında olan iki oğlunun birini Göle Belediyesine, diğerini ise 1992 yılında 174 Bin kişi ile vilayet olan ancak başta yol, tüneller olmak üzere beklenen hizmetleri alamadığından her yıl bin ila Bin 500 kişinin göç etmesi nedeniyle bugünkü nüfusu 90 binlere kadar düşen 3 beldesi olan Ardahan’ımın tek kalan Köprülü (Gireveng) Beldesinin Belediyesin de işe koyduğunu da biliyor musun?
Neyse yapanlara, emek verenlere teşekkür ettiğim onca hizmetlerin arasında olan Hopa Cankurtaran tünelinin güzel fotoğraf birlikte başında olduğunuz bakanlığınızın sanal sayfası Facebook’ta yaptığınız ve ‘Biliyor musunuz?’ diye soran sizin de yukarıda anlattıklarımı ve anlatamadıkları mı da bilmenizi istedim..
Ondan bugünkü köşe yazım da olan bir hayli uzun ve ‘SAYIN BAKAN YA O TARAFI DA BİLİYOR MUSUN? ‘ başlıklı bu mesajı bizzat size yazıp, gece gece onca soru sorup, yordum.. Çok özür dilerim..
Son dip Not: Yıllardır Ulgar tünelini bekleyen Posof Türkgözü Gümrük kapsını Kol köyü üzerinden Şavşat’a, ekonomik getirisiyle ile en değerli ilçesi Göle ilçesini, Kura nehrini doğuran Allahuekber Dağı üzerinden Kars Selim’e bağlanmak istenen ve türkücü bir belediye başkanı olan ama türküde dediği gibi bir türlü güller açmayan Ardahan’ın yollarında selamlar, saygılar derken Azerbaycan’ın Başkenti Bakü’ye içme suyu olan Kura Nehrinin de Beşikkaya HES Barajı ile Posof gibi tünel bekleyen Sahranın diğer yakasına, Cankurtan tünelinin yanı sıra onca tünelin can olduğu Karadeniz’e akıtılmak istendiğini ama biz Ardahanlıların istemediği, karşı çıktığı bu proje, plan gerçekleşirse bin bir çiçekleri ile Kafkas arısının bal merkezi olan Göle ve Ardahan ovasının canını alacağını da ekte linkin sunduğum bakanlımızı ilgilendiren haberleri yazan bir gazeteci olarak bilmenizi isterim..
Fakir Yılmaz Gazeteci
ARI MARKASI YARATAMAYAN ARICILAR.
.
102. Doğum gününü kutladığımız, gazeteci kızım Özlem Şeyma Yılmaz ile birlikte TEMPO TV'de iki saat canlı olarak yayınladığımız, 'Gazetecilerle Gündem' adlı programımızda birlikte kutladığımız Kazım Arıcı hocam 104 yaşına ayak basmış..
Modern arıcılığın babası kabul edilen, hareketli çerçeveli kovanı icat eden Amerikalı arıcı ve din adamı Lorenzo Lorraine Langstroth ya da kısa bir süre arıcılık yapan ve şiirlerinde arıyı ve balı doğa sevgisi ile sabır kavramını anlatmak için sıkça örnek gösterilen Aşık Veysel'i hatırlatan Kazım hocanın 104. yaş günü kutlandığını görünce, Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmen olarak öptüğüm o elleri bu yaşına gelmesine rağmen 'köprü altı yazarlar' dediklerimden de olsa siyasetle, şiirle yada öğretmenlikten çok asıl işi olan arıcılıkla ilgili bir kitap yazdı mı?
YOK..
Halbuki adını aldığım Fakir Baykurt gibi köy enstitüsü mezunu olanların hemen hemen tümü ya yazar oldular ya da benden beter muhalif düşüncelerinden dolayı hapsedilip, bedel ödetilen aydınlar olarak tanır, biliriz..
Peki..
Öğretmenlikten çok yani hem öğretmenlik, hem de Arıcılık yaparak, asli görevi olan öğretmenliğin enerjisini ikiye bölen arıcılıktan elde ettiği balları soy adı gibi markalaştırıp, ARICI adıyla paketlenip, Anzer balı misali market raflarına dizdi mi?
YOK
Çünkü; Dünyadaki arıların en uzun iğnelisi olan ilk 4 arıdan biri olan Kafkas Arısının binbir çiçekle süslü Ardahan ovası, merası, yaylasında çok emekle o kırık, dökük, atadan/deden kalma kovanlara getirdiği negtarileri yani balları markalaştırıp, paketlemektense kolay yoldan Vita tenekesine, domates salça kavanozlarına doldurup, fatura, fiş kesmeden el altında değil, otobüslerin bagajında dost, eşe en pahalı şekilde satmak çoluk,çoçuğuna batı kentlerinde evler almak en kolayı ve karlısıydı..
Kısacası;
Cumhuriyetin kuruluşundan bile 1 yaş büyük olan Kazım ARICI'nın Ardahan'da bir çeşmesini pardon eserini bana gösterin..
Ve şehir içinde kalan ve 'Ardahan merkeze mahalle olarak bağlansın' bile diyemeyen Kazım hocanın köyü olan Cincorup köylü Kazım Arıcı ve Öğretmenlerimize, Arıcılarımıza birde bu yönden bakın.. Ve onca yaşlarına rağmen bölgeye, ülkeye, dünyaya yön veren ünlü Lider, eğitimci, aydın olan ya da Arı, bal için bir marka yaratamayan Arıcılara bir de böyle bakın..
Ve bakarken de yapay zekanın hazır pişirdiği sanal bilgilerle değil, varsa gerçek zeka ile bana ve Ardahan'a, Ardahanlıya bir anlatın..
Belki de; Ardahan'ı, Ardahanlıyı yazmaktan yorulan, 56 yaşına ayak basmış onca dalgalı denizleri , okyanusları aşmış, geride bıraktıklarımın başta kalbimde olmak üzere her tarafımda açtıkları yara, bereler içinde de 'Acaba serap mı?' diye korktuğum güzel bir Ardahana doğru sağ salim ulaşmaya çabalayan 57'ye yelken açmış ben fakir yanılıyor ya da yanmışım..
Ha bu arada unutmadan;
Ailece arıcı olmayan, Gölet isterken, 'Dağına GES ister misin? denen ve İstanbul Çekmeköy'de ki Belediye Başkanı köylüsü parti değişen Alagöz köyünde yok denecek kadar az arıcının olduğu ama 3 yıldır Bal Festivalinin yapılamadığı Ardahan'da bir de 'Kafkas Arı ve Arıcılık Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Ardahan Üniversitesi Kafkas Arısı Üretim, Eğitim ve Gen Merkezi var.
Çamlıçatak, Gölebert köyünün arazisine konan ama bu köye su bile vermeyen üniversitesinde, 'Kafkas Arı ve Arıcılık Uygulama ve Araştırma Merkezi olmasına karşın balını biz Ardahanlıların tadamadığı, gelen, giden misafirlere hediye edilen 100'e yakın arı kovanının yanında, 2 bin rakımlı doğasında yetişmesi zor olan Nohut, Mercimek ekimi gibi bütün yükün soy adını değişen rektör gibi Posoflu olan Kemal Yazıcı hocamın boynuna yüklenen Ardahan'da bir de Arıcılık diye bir merkez var..
Ve doğru dürüst bir kovan yapamayan, SERKA'nın boşa gittiği söylenen onca parasal desteklerinden biriyle yapılan kışlakı makam odası olmasına rağmen nedense kendi arılarını bile kıışları bu kışlakta kışlaktılatılamadığı, 'Ardahan'a yabancı arıcı istemiyoruz' deyip kendi arılarını yabancı yerlere götüren Ardahanlı arıcılar gibi Artvin'e, Şavşat'a götürüldüğü ve en son aldığım habere göre bir çalışanı ile lojman için tartışan, 'Özel duyuru' ile üniversiteye kapak atmak isterken bu yönde yazdığımız haberimiz dolaysıyla yerinde kalan eşi de arıcı olan 'Ardahan Kafkas Arısı Üretim, Eğitim ve Gen Merkezi' müdürü olan birinin müdür olduğu ülkede, öğretmenlikten çok öğrencisine A harfini doğru, dürüst öğretemeyen arıcı öğretmen Kazım Arıcıları eleştirmek ne kadar doğru o da eğri bir durum..
HERKES BİRGÜN ZORLADA OLSA..
TEMPO TV’de canlı olarak yayınladığımız “Gazetecilerle Gündem’ adlı iki saatlik yayınımın birinde değil, bir kaçında sesli dediğimi bir kez de buradan yazarak bugünkü yazıma başlamak istiyorum..
Çünkü, ‘Bir gün herkes AK Partili olacak’ denildiğinde “Haydi oradan’ diyenlerin bir çoğunun AK Partili olduğunu gördüğümüz ülkede onca belediye başkanı, bürokrat, gazeteci, aydın kısacası AK Partili olmazsa da AK Partili olanlara kızanların ne halde olduğunu ve ne olacağına devam edileceğini görüyor, izliyor, üzülüyoruz..
Evet..
Dün, o canlı yayınlarımda dediğim gibi bugün de diyeceğim şey, “başına bir şey gelmesini istemiyorsan ve bir sabah evden alınıp, A Haberler aracılığıyla olan kimlik, kişilik, kariyerin yerle bir olmasını istemiyorsan ‘falan ne der, filan ne söyler’i umursamadan bir an önce karar vermesi gerekir demiştim..
Ve ‘kaldıysa’ başta ‘mutlak’ bıçağıyla adeta Diyarbakır değil, Iğdır, Adana ya da İran karpuzu gibi ikiye bölünen CHP’li belediye başkanlarına yönelik olarak ‘Siz kalanlar bir an önce istifa edin, topluca AK Parti’ye katılın..’ demiştim..
Ve geçte olsa da çoğu gitti, azı kaldı denen şu günlerde “dokunulmaz’ denilen CHP’li Ardahan olmazsa da yine bir CHP’li olan ve başkan yardımcılarından birinin de Ardahanlı hemşerim olduğunu öğrendiğim CHP’li Sinop’ta da ‘şimdilik’ mini bir operasyon olduğunu ana olmazsa da ara haberler de görüyoruz..
Evet..
CHP’li de olsa yıllarca ellerinde tuttukları belediyelerin çok seven ve oy olmazsa da 12 milyona yaklaşan üye sayısı ile 1. partiyim diyen AK Parti’de dün kendisine demediğini bırakmayanlara, ‘Olsun ne olursan ol gel’ diyerek rozet taktıklarının safkan bir AK Partili yapamasa da iktidarına ilaç olan yerel gücü elinde tutmanın keyfini çıkarıp dururken, ben buradan çıkıp, taaa yüz yıl önce yaşanan ve hale anlatılan bir yaşanmışa gideyim diyorum..
Çünkü, bugün oy aldıklarını terk edip, başka partiye kaçanlar gibi Moğollara teslim olan ve şu an bir çoğu gibi hapiste olan Nasu Mahruki’nin başına iş açan bir paylaşım yaptığı 15 Temmuz’dan sonra AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da zaman zaman dilendirdiği Haşhaşilerin yuvası olduğu söylenen Alamut Kalesinin sonunu anlatan o meseleye doğru yol alacam..
……
Evet işte yüzyıl önce yaşandığı söylenen o mesele;
İŞ BANKALI CHP PARDON, ALAMUT KALESİ HİKAYESİ..
Alamut Kalesi, 1256 yılında İsmaili-Nizari devletinin son imamı Rükneddin Hürşah’ın emriyle 19 Kasım 1256 tarihinde Moğol Hükümdarı Hülâgû Han’ın ordusuna teslim edildi.
Kaledeki kumandan Mukaddem de imamın emrine uyarak kaleyi Moğol komutanına açtı.
Teslim Süreci ve DetaylarRükneddin Hürşah: Maymundiz Kalesi’nde kuşatılıp, Moğol baskısıyla direnemeyeceğini anlayınca, ana üs konumundaki Alamut dahil diğer kalelerin de kan dökülmemesi için teslim edilmesini emretti.
Kumandan Mukaddem: Alamut Kalesi’nin kumandanıydı; imamının emri ve canlarının bağışlanacağı sözü üzerine kaleyi Moğol kuvvetlerine teslim edip aşağı indi.
Sonuç: Hülâgû Han direniş göstermeden teslim olmasına rağmen kaleyi yerle bir etti ve halkını kılıçtan geçirdi. Kalenin İş Bankası olmazsa da beyin bankası olarak bilinen ünlü kütüphanesi ise tarihçi Alâeddin Atâ Melik Cüveynî’ye teslim edildi..
