CANLI | SON YAYINLAR
Yükleniyor...

4 Ekim 2026 Pazar

Ardahanlı Yazarımız Fakir Yılmaz'ın Ekim 2026 Yazıları


Ardahan Gazetesi | Since 1995 |


GAZETECİLERİN OLMAYAN GÜNÜ BASMAKALIP MESAJLARLA KUTLAYANLARA.. 


Birleşmiş Milletler veya UNESCO tarafından ilan edilmiş resmî ve uluslar arası önemli bir gün olarak ilan edilmeyen 21 Ekim gününün aynı gün bana da art arda gelen mesajlarla bu günün biz gazetecilerin, pardon hem de tüm dünya gazeteciler günü olduğu belirtiliyordu.
Hem de bir gazeteci olan benim, Tarım Bakanlığını denetiminde tespit edip, kara listeye aldığı,  500 bin TL.’ye yakın bir para ile cezalandırdığı Mırdar etçiyi, Bingöl Lokantasını yazan İhlas haber Ajansının haberini bende yazdığım için hakkımda açılan yeni bir davaya cevap dilekçesi vermek için önce karakola gidip, imzamı atı, ardından gittiğim Adliyede olduğun sırada bana gelen mesajları okurken, aynı gün tutuklanan ülkede yeni gazetecilerin bir süre önce benim de aynı manzarayı yaşadığım gibi çağrıldıkları karakollarda gözaltına alınıp, çıkarıldıkları mahkemelerce tutuklanıp, hapse gönderildiği bir günde..
Ve telefonuma art arda gelen bunca mesajlarla bugünün, bizim günümüz olduğunu bir gazeteci olarak nasıl bilmediğimi ve biz gazetecileri çok seven ama bir reklam vermeyen, bir abone olmayan ve günlük bir gazete almayan dostlarımızdan gelen, ’21 Ekim Dünya Gazeteciler Günün Kutlu Olsun’ mesajlarını atanların bu günün gazeteciler günü olmadığını anlıyordum..
Gazeteci olmakla yetinmeyip, Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı da olan birinin nasıl olur kendi gününü unutur utancıyla art arda whatsappıa gelen bu saçma mesajlara hem de sık sık gittiğim adlilerin birinin soğuk ve koridorlarında birinde bakınca gülmüyor, gerilip, ‘Ya gazeteciyi o kadar seviyorsanız, hazır basma kalıp mesaj atacağınıza gazeteciye 1 kuruş ekonomik destek  olacak bir reklam, bir ilan, bir duyuru versen daha iyi olmaz mı? diye sorup, ‘acaba bu mesajlara atan gazeteci seven dostlara İbanı mı atarak, teşekkür mü etsem?’ diye düşünüyorum..
Çünkü, şu bizim kazcı/sazcı bölge derneklerinin yazdan, yaza görüp, sefliye çekip geri gittikleri her yıl biraz daha geriye giden Ardahan’ı yapay zekaya yaptırdıkları ama kalesi, köprüsü Ardahan’ın olmayan görsellerle sanalda, ‘Dünya Ardahanlar Günü’ deyip, resmi değil, gayri resmi olarak ilan ettikleri günü kutlamak için hiç bir adım atmadığı gibi bir gün olan 21 Ekim gazeteciler günü fonu pardon gazeteciler günü değildi..
Ama yine de ‘olur ya unuttuğumuz bir gün mü?’ diyerek, çağın kütüphanesi googel amcaya baktığımda eski savcı, mevcut Adalet Bakanının da katıldığı Iğdır’dan sonra Burdur ve Isparta’da ki gibi gazetecilik sorunlarından bahsedilemeyen toplantılar düzenleyen, gazeteciler yönelik onca baskılardan bahsetmeyip, kazcı, sazcı derneklerimiz gibi bol bol geceler, kamu amirlerine ziyaretler yapmaktan öteye gitmeyeni, katıldıkları toplantı, gezi ve ziyaretleri bile haber yapmayan sözde bazı içi boş gazeteci stk’larının da 21 Ekim tarihini, “Dünya Gazeteciler Günü” olarak gerçek veya resmi değil, gayri resmi olarak ilan ettiğini bilmeden 21 Ekim Günün Gazeteciler günü olduğunu sanma hatasının bedelini ödemeliler..’ diye düşünüyordum.
Ama, reklamlarını yayınladığımız halde İban istemeyenlerin ama ‘Gazetecilik’ işleri düşünce gecede olsa telefonlarımızı kıranların çok olduğundan bu fikrimden vazgeçip, 21 Ekim gününü ilah ki; ‘Önemli bir gün’ olarak ilan etmek gerekiyorsa bugünün gazeteciler günü olmadığını ilk özel siyasi gazete Tercümanı Ahval çıkıp, yayına başladığını, benimde doğum tarihim olan 1969 yılında çıkarılan ve gazeteci Doğan Avcıoğlu liderliğinde Devrim gazetesi yayımlanmaya başladığını, onca cinayet gibi hala faili olan Gazeteci/Yazar, Akdemeydiysen Ahmet Taner Kışlalı’nın Uğur Mumcu gibi bomba ile öldürüldüğünü veya her iktidarın borazanı haline getirilen Anadolu Ajansı, uydu ile kesintisiz haber yayınına geçtiğini hatırlat ırlatmak daha önemli oldurdu..
Ve aynı onca gazetecinin hapiste olduğu ülkede, 21 Ekim günü ilah ki ‘gazeteciler günü’ olması isteniyorsa daha yeni gazetecilerin tutuklanan bir gün olarak ilan edile bilinir..
Çünkü; 21 Ekim 2026 günü yayınlanan bir raporun da yani Bağımsız İletişim Ağı (BİA) Medya Gözlem Raporun da gazetecilere yönelik baskı ve sansürün arttığına dikkat çekildiği ve üç ayda yedi gazetecinin daha tutuklandığı, en az 52 çevrimiçi habere ve 16 gazeteci ile sekiz medya kuruluşunun X hesabına erişim engeli getirildiği belirtiliyordu.
Raporda, 17-25 Aralık, 128 Milyar Dolar ve onca ekonomik talan, soygundan sonra şu son fon vurgunu ve Esenyurt talanı ardından hem vurgunları hem de piyasadaki usulsüzlükleri haberleştiren ve yorumlayan gazeteciler ile medya kuruluşlarının, erişim engelleriyle karşı karşıya kaldığı hatırlatılıyordu.
Başta, Ardahanlı meslektaşım Dinçer Gökçe olmak üzer her gün gidp, gazete bayisinde aldığım, okuduğum BirGün gazetesi Muhabirleri Meral Danyıldız ile Sarya Toprak, Esra Tokat, Ersin Eroğlu, Hilmi Hacaloğlu, Canan Kaya, Razi Canikligil, Uğur Gürses, Naz Yavuzarslan,  ve Alptekin Dursunoğlu’nun da aralarında bulunduğu gazetecilerin X hesapları engellenirken; bianet, Kısa Dalga ve Bizim TV için de erişim engeli kararları getirilmişti.
Aynı Raporda, son üç ayda beş gazetecinin (Şirin Payzın, Alican Uludağ, İrfan Değirmenci, Nasuhi Bektaş, Fırat Fıstık) ve dört medya kuruluşunun (soL Haber, Özgürüz, Mezopotamya Haber, Sendika.org) X hesabı ile en az 52 çevrimiçi habere erişim engeli getirildiği ilgisine yer verildi. Ayrıca T24’ün ise “LGBT propagandası” iddiasıyla kapatıldığı hatırlatılmıştı..
Yine bir Ekim ayı olan Ekim 2022’de yürürlüğe giren TCK 217/A maddesinin, gazetecilere yönelik soruşturma, kovuşturma ve tutuklamalarda kullanılmaya devam ettiğine dikkat çekilen rapora göre, BİA son üç ayda en az iki gazeteci hapis cezasına çarptırılırken, İsmail Saymaz gibilerinin evlerine hapis edildiği  sadece iki gazeteci beraat ettiğini kayıt altına alıyordu..
“Yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla yargılanan BirGün yazarı Timur Soykan ve BirGün muhabiri Sarya Toprak, beraat ederken, gazeteci Neşe İdil, sosyal medya paylaşımı nedeniyle 2 ay 24 gün hapis cezası aldı. Ve bir dönem Siyah/Beyaz Kocaeli günlük gazete çıkardığım Kocaeli’nde kaçak olduğu öne sürülen bir yapıyı haberleştirmek isteyen meslektaşım Cihat Polat’a ise 10 ay ertelenmiş hapis cezası verildi.
Yani birileri çok sevdikleri biz gazetecilerin günü olduğunu sanıp, ‘Bir destek vereceğim, İban at gazeteci’ demeden, basma, kalıp mesajlar attığı 21 Ekim 2026 günü yayınlanan raporda, Ekim 2022’de Türk Ceza Kanunu’na eklenen TCK 217/A maddesinin gazetecilere yönelik soruşturma, kovuşturma ve tutuklamalarda kullanılmasına dikkat çekilmişti.
Ve aynı raporda on üç ayda en az yedi gazeteci (Tuğba Tekerek, Ali Tarakcı, Selahattin Günday, Oya Lale Arslan, Fatih Ergin, İrem Delice, Fatma Sibel Gürcihan), “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” (dezenformasyon), “MİT Kanunu’na muhalefet” ve “LGBT propagandası” iddialarıyla tutuklandığın da yazıyordu..
Rapora göre, gazetecilerden en az beşinin tutuklanmasında Ekim 2022’de yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi etkili olduğunu beliren aynı raporda, “siyasi casusluk” iddiasıyla yargılanan TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın da 11 aydır tutuklu bulunduğuna dikkat çekilirken, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da sanıkları arasında yer aldığı davada Yanardağ’ın tahliye talebinin, MİT’ten yanıt gelmediği gerekçesiyle karşılanmadığı belirtiliyordu.
Ve aynı rapor da, içinde olduğumuz ve 21’nin dünya gazeteciler günü olduğu Ekim ayının da içinde olduğu son üç ayda en az 17 gazeteci “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma”, “Cumhurbaşkanına hakaret”, hakaret ve iftira iddialarıyla açılan soruşturmalarda yer aldığını, Kılıçdaroğlu’nun rozet töreni esnasında Göleli hemşerim Gürsel Tekin’in parayla figüran taşındığına ilişkin BirGün’ün haberi nedeniyle yedi gazeteci hakkında soruşturma açılıp, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi de “Gazeteciler Kimsenin Emir Eri Değildir” açıklaması nedeniyle soruşturma geçirdiğini yazarken aynı olayda biz gazeteleri suçlayan hatta hakaret eden hemşerim Tekin’in İstanbul İl Başkanlığından olmasına neden olduğunu yazmadığı için ben yazayım dedim..
Ve yine aynı rapor, Türkiye’de gazetecilere yönelik “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla ilgili keyfi davalar, son üç ayda, en az 18 gazeteci ve karikatüristin (Alican Uludağ, Gökay Başcan, Selçuk Özbek, Deniz Yücel, Sedef Kabaş, Baransel Ağca, Erk Acarer, Julien Serignac, Gerard Biard, Laurent Sourisseau, “Alice”, Mehmet Tezkan, İbrahim Kahveci, Suat Toktaş, Ramazan Yurttapan, Haydar Ergül, Doğan Pehlevan ve Rüstem Batum) 4 yıl 8 ay hapis istemiyle açılan yargılamalarla sürdüğünü, ve bitmek üzere olan son üç aylık dönemde, Ertuğrul Özkök’ün de soruşturmalık olduğu bu maddeden mahkumiyet kararı tespit edilmediğine işaret ediyordu.
Raporda, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında en az beş habercinin fiziki saldırıyla karşılaştığı da yer aldı. Saldırılar, İstanbul Silivri, Mardin Midyat, Kocaeli Karamürsel ve Kütahya’da yaşandığını Araştırmaları ve gazeteci faaliyetleri nedeniyle uzun süredir izlenen ve tehditler alan gazeteci ve önce ayağına sonrada elinde takılan kelepçelerle tutuklanan Murat Ağırel’i düşünürken bu kez de saldırıları, eşini hedef alan cinsiyetçi ve hakaret içerikli sosyal medya mesajları üzerinde yaşamaya devam ettiğini bildiriyordu.
Tabi resmi ilan hatırı ve korkusu dolaysıyla Kayyumluktan alınan İstanbul Esenyurt Belediyesinin kayyumun  eski bakan Betul hanım gibi  ifade bile vermediğini sorup, sorgulamayan havuz medyanın içinde olan bazı internet haber sitelerinin Göleli hemşerin Levent Gültekin ile set bir polemiğe giren ama tutuklanmasına üzülen Gültekin’in bile gazeteci olarak sahiplendiği Ağırel’e, ‘gazeteci’ bile demediği ve sanki adi bir suçlu gibi tutuklananlar arasına ismini serpiştirip, Murat Ağırel diyerek geçiştiriyordular.
Aynı Raporda, ‘Gazetecilerle Gündem’ adlı programı yayınlanmaktan korkan TEMPO TV gibi tv kanaların üzerinde ki demokrasi kılıcı  RTÜK’ün Temmuz-Eylül 2026 döneminde televizyon kuruluşlarına haber ve program yayınları nedeniyle toplam 1 milyon 104 bin TL idari para cezası verdiğini 4 cezanın ikisi “tarafsızlık”, ikisi ise “hukukun üstünlüğü” ilkesi gerekçesiyle kesildiğini ve Halk TV’ye de kayyum atandığını yazdığını ama bizi çok seven ama İban istemeden basma, kalıp mesajlarla günümüz olmayan bir günü kendilerince gazeteciler günü ilan ettiğini yazmadığı için ben yazayım dedim..
Şimdi soruyorum..
Bugün yada siz de benim bir kaç dostun, gönüllü destekçilerimin yaptığı gibi dün bir gazete aldınız mı, bir reklam verdiniz mi, yada biz gazetecilere gönüllü bir destek verdiniz mi ki; çok sevdiğiniz biz gazetecilerin olmayan günü 21 Ekim’i ‘Dünya Gazeteciler Günü’ diyerek kutlar mısınız?..
‘Tabi ki Kutlarız diyorsanız o zaman gelin gazetecilere yönelik gözaltı, tutuklama ve ev hapsi kararları ile medya kuruluşlarına kayyım atanması ve erişim engellerine karşı 24 Ekim Cumartesi günü 10 kentte sokağa çıkacak olan ve siz halkın haber alma hakkına sahip çıkan biz gazetecilerle olun, gazeteciler gününü gerçek bir eylem ve anlamda kutlayalım..

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Yazar, 21 Ekim tarihinde basmakalıp mesajlarla kutlanan sahte Dünya Gazeteciler Günü ironisi üzerinden Türkiye’deki basın özgürlüğü ihlallerini eleştirmektedir. Medya çalışanlarının maddi destek yerine boş kutlamalarla geçiştirildiği, buna karşın artan tutuklamalar, sansürler ve erişim engelleri ile karşı karşıya kaldığı vurgulanmaktadır. Bianet raporlarına dayanılarak meslektaşların maruz kaldığı hukuki baskılar ve hapis cezaları ayrıntılı şekilde gözler önüne serilmektedir. Toplumun sözde kutlamalar yapmak yerine, gerçek anlamda haber alma hakkını savunan gazetecilerin yanında durması gerektiği çağrısı yapılmaktadır.

ESENYURT'TAN, ARDAHAN'A TIRAŞ OLMAK.. 


Dr. Gürbüz Çapan'ın Ardahan Diasporasının başı dediğim Ardahan Kültür Evi ziyaretini manşet yapan yayın grubumuzun Amiral gazetesi Kuzey Doğu Anadolu Gazetesi bir kez daha ulusal basının ekranlarında yer aldığı aynı gün Ardahanlı hemşerim  Esenyurt DEM Parti'nin, Kayyum'un yardımcısının fon vurgununda ki gibi yaptığı vurgunun tartışıldığı Esenyurt'ya ki meslektaşlarımla bir araya gelip, sabah kahvaltısı yaptığını görüyordum..
Tam bu esnada ve aynı saatlerde Göle, Posof, Hanak ve Gölebert Çamlıçatak'ta ki Yalanızçamları Ormanları katliam derecesin de kesilen, yabani hayvanlarının dağa taşa değl, köye, çarşıya, yola kaçtığı, Ulgar tünelinin İl Kültür Müdürlüğü gibi bu yılda açılmadığı, havaalanı olan, futbol takımı en üst liglerden birinde top koşturduğu Ardahan ile birlikte İl olan Iğdır'da, Ardahanlı meslektaşlarımın gidip, cırtık attığı Zengezur, bitmek üzereyken, Çıldır gölünün yanı başında geçen Bakü-Tiflis-Kars, BTK Demiryolu üzerinde bir tren durağı, bir Antrepo olmayan, biri Demir yolu olmak üzere 3 gümrük kapısı olmasına rağmen bir konsolosluk, bir gümrük müdürünün olmadığı, yollarında bir türlü güller açmayan Ardahan: da ki stk'larında bir araya geldiğini haberi sanal sayfalara düşüyordu..
Evet, bir çok Ardahanlının yaşadığı, Kent Konseyi Başkanın da Ardahanlı olan metropol içinde metropol dediğimiz Esenyurt ile Gürcistan ve Ermenistan'a sınır Serhat Ardahan'da aynı gün, aynı saatlerde toplantılar yapılıyor ve bu toplantılarda gündemde olan sorun ve konulardan çok alakasız konuların konuşulduğunu haber alıyorduk.. 
Ve iki toplantıyı değerlendirmek için düşüldüğüm bir esnada, 'Esenyurt'u Esenyurtlular yönetmeli' diyen ve ulusal basın ekranlarına yansıyan gazetemize manşet olan Dr. Çapan'ın ziyaret ettiği ve konuştuğu Esenyurt'un  kayyumunda Şişil kayyumu gibi değişip, yerine kayyum atandığı haberini de alıyordum.
Tam da, Ardahanlı hemşerim Serkan Yılmaz'ın eş başkanlığını yaptığı DEM Esenyurt İlçe Başkanlığına ait sanal sayfasına ki gazetecilerle kahvaltılı toplantı paylaşımının altına, ''Sayın hemşerim DEM İlçe Eş başkanı.. 'Kent uzlaşısı' işbirliği ile kazanılan Belediyenize Kayyum atandığından bu yana ses, çıkardıklarına hiç şahit olmadığımız Meclis üyelerimize ilçenin onca sorunun yanında şu son Belediye vurgunu konusunda da neden sessiz kaldıklarını da sordu mu gazeteci arkadaşlar?..' diye mesajımı atmıştım.. 
Ve, 'yeni kayyumun kimin olduğuna, sivil mi yine bürokrat mı atanacak? diye ulaşabildiğime telefonla yaptığım görüşmelerim sonrası yaşanan bu son dakika bu gelişmeyi haberleşip, bu kez yeniden Ardahan'da ki toplantıya dönüyordum..  
Ha bu arada yardımcınsın vurduğu talan yüzünden hapse, kendisi valilik görevine giden Can Aksoy ''u hakkında hiç bir soruşturma, yapılmadığı gibi fon vurgununu baş aktörü eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ve eski AKP Milletvekili Fatma Betül Sayan Kaya hanım gibi gizli de olsa ifadesine bile başvurulmadığın da düşünüyordum.
Ve şu bizim Ardahan'da vali eşi, vali yardımcılığı yetmedi, şu 5 bin hayvanın mamaları ile birlikte kayıp edilen İl özel idarenin bağlı olduğu Ardahan Valiliğinin Genel Sekreter olabilir miyim dediği ama vali eşinin valilik rütbesinden bile olduğu bir sırada Esenyurt Kayyumunun da da atandığı İstanbul vali yardımcılığında kendisini bulan bizim bekletici valinin eşi kadın vali yardımcısı nedense aklıma geliyordu.. 
Bu arda kayyuma kalkan, siper olan Esenyurt'ta ki şu bizim Ardahanlı muhtarların acınacak hallerini de kendime dert edip, nedense onların terine kara kara düşüyordum..   
Neyse, Ben fakir anlamam, büyüklerimiz anlar' diyerek Esenyurt'u, Esenyurtlulara ve haber denince 'yok' denecek kadar az ama kahvaltı, yemek, kazlı, sazlı gece denince bir halli çok olduklarını gördüğüm gazeteci arkadaşlarıma bırakıp, geri döndüğüm memleketim Ardahan'a bakınca orada da durumun Esenyurt'tan farklı olmadığını görüyor bir kez daha üzülüyordum..
Çünkü, asıl işleri değil, adeta muhalefet parti temsilcileriymiş gibi bir araya gelen kentte ki stk temsilcilerinin hiç birisinin Ardahan'da geçen BTK demiryolunu görmedikleri gibi, bir gün olsun gidip, resim çekmedikleri buraya neden bir dudak, bir Antrepo yapılıp, bir gümrük müdürü atamaz, bir konsolosluk niye kurulmadığını sormaktansa 10 yıldır bir türlü açılamayan, ancak 700-800 metre kanıla bilinen Ulgar gibi daha planı, projesini yeri bile belli olmayan ve toplasan yıllık 500 ağır tonajlı aracın geçmediği hayali Sahara tünellinin gerçekleşmesini istedikleri için toplandıklarını okuyordum..  
Evet, Ulgar gibi Sahara, Sahara tüneli gibi 50 yıldır bir türlü yapılıp, bitmeyen Ardahan-Ardanuç yol ve tünellerin de yapılıp, açılması gereken Ardahan'da yapılan bu reklam kokan toplantıda önce hal hazırda olan Organize Sanayi Bölgesine giden eski Hanak yolu açılsın, hem hal hazırda olmasına karşın, 'yenisi yapılacak' denen ama yapımı en az 10 yıl sürer deyip, mevcut Ardahan OSB'nın yolu yapılmış olur, hem de demek daha doğru olmazıydı diye sormak istiyordum..
Ve yine bu toplantı da olanlara bakınca, 50 yıldır bitmeyeni hatta Ulaştırma Bakanlığınca, 'ele bir bir yol yok' denen Ardahan-Ardanuç yolu üzerinde bulunan kayak evinde ki Dağ Oteli işleyemeyen, Çıldır adlı gölün kenarına bir çivi çakılmasına, Aktaş isimi Göle'de ve HES Barajlarında balık avlanmasına izin verilmeyen kenti 3. lige taşıma çabasın içinde olan Serhat Ardahanspor'un değişmesi gereken dediğim yönetici ekibin üçünün para için sel altında kalan İstanbul'a geldiklerinin haberini de alıyor, o toplantıda bulunan ve kura çekimi ile Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığına seçilen yeni başkanın ve ekibinin kentin takımına 5 kuruş bağış yapmayanların başını çektiğini ve 'cimri' lakabıyla anılan  başkan olduğunu hatırlıyordum.. 
Ve yine aynı Ardahan'ın İlçe olsun diye toplan imzalarını akıbeti belli olmayan Hoçvan ve Göle'de ŞAP karantinası varken, Posof yurdunu kapatıp, merkezdeki kız öğrenci yurdunun oda kapılarını taktırmadan 2026-27 eğitim, öğretime başlayan üniversite gibi kent merkezinden çıkarılıp, OSB'ye taşınmalı dediğim Küçük Sanayi Sitesinin plansız, projesiz ve de mimariden uzak imarsız şehir merkezi gibi adeta bir Çin mahallesine döndüğünü soğrulmayıp, Sahara dağına çıkma kararı aldıklarını öğreniyordum.  
Depreme dayanıklı olmayan valiliğin ve üniversitede ki öğrenci yurdun gibi fetcular denenlerin kazandıkları davalar yüzünden yer arayan İl Milli Eğitim Müdürlüğünün taşınabileceğini düşündüğüm yeni Kültür İl Müdürlük Binasına levhası asılırken, bu ay gelip, oyunlar sergileyecekleri söylenen ekibin, Özel İdareten ait lojmanlar gibi inşaatının hala bitmediği için yine açılmadığını, katliama varan ve kesimi devam eden ormanları  'yenileme, genişletme' adı altında kesmeye devam eden Orman Müdürlüklerinin orman köylerine koza bile verilmeyeceğini duyurduğunu duymadıklarını anlıyordum.
Kısacası, yine Reisin imdatların yetişip, fondakiler gibi lekelenen kayyumu görevden aldığı ve yerine 'Apo meclise, Ahmetler göreve..' diyen Bahçeli'ye güvenip, susan halkın seçtiği Vanlı Prof. Özer'i değil, yeni bir bürokrat kayyumu atadığı Esenyurt'tan çıkıp, yaza yaza sorunlarını bitiremediğimiz Ardahan'a bakıp, onca haberler çıkardığımız bir günü daha geride bırakıp, 'muhalefetin olmadığı yerde 'eti, budu ne ki?' denen ama yeni seçilenlerin kendilerini dev aynasında gördüğü stk'lara yükü yüklemenin ne kadar mantıklı olduğunu' sorup, düşünüp, haftanın ilk yazısına  son veriyor, oturduğum berber koltuğunda 'bunca dert, kerametten iyiden iyiye beyazlanan sakallarımı daha da uzatma tıraş et berber efendi.  ' diyordum..


Sayın AK Parti Ardahan İl Başkanı Hasan Şenel bunlardan haberin var mı?.
Sayın AK Parti Ardahan İl Başkanı Hasan Şenel..


Öncelikle yeni görevinde başarılar dilerim..
Senin de bir dönem belediyensin meclisinde, Meclis Üyesi olduğun kentin yerel yönetimin başında bulunan türkücü başkan muhtar olmayan birinin Muhtarlar Derneği başkanı olduğu Ardahan'da 'Muhtarlık' diye kira ile tuttuğu ve kirasını belediyenin hesabında ödettiği Kaptanpaşa Muhtarlık binasınınım emlakçı olarak kullanıldığı ve bina sahibi de 'amacı dışında kullanıyor' diyerek 'çık' diye ihtar çekmiş..
Haberin var mı?
Ve aynı türkücü şu an hapiste olan ve savunması bile yayınlamaya cesaret edilemeyen İmamoğlu'nu da katıldığı otogarın alışılışını yaparken, hazırlığı yapan, balonları uçuran, kurdeleyi kesmek için makası aldığı çiçekçinin açılış parasını da ödemediği gibi aynı çiçekçiden 'oraya çiçek, buraya çiçek gönder' diyerek aldığı çiçek parası olduğu ileri sürülen 300 bin tl. borç takmış..
Aynı türkücünün Çıldır Gölünün yanı başında ki Balıkçı Atalay'a da yediği balık borcu dolaysıyla 250 ila 300 TL. takmış.. ' diye aylar öncesi yazdığımdan haberin var mı?
Kendisini ziyaret eden ve plaket veren ESOB Başkanının heyetinden bulunan aynı çiçekçinin 'paramı ver, millete belediyenin borcu yok diyorsun ama bana borcun var, ödesene' deyince aynı türkücünün bu çiçekçiden çiçek alımını bırakıp, ESOB'un kendisine yaptığı ziyaretin fotoğraflarını da paylaşmamış..
Sayın başkan..
Aynı türkücü.. 'Traktörlere galeri yapıyorum' derken, alt yapısı olmayan dolma topraklı arsayı nakit satmış, inşaat ruhsatı, imar için ayrıca parayı almış.. Trakötürcülerin kendi parasıyla yaptığı dükkanları da 'ben yaptırıyorum' diyor. Kent merkezinde ki parkı betona çevirimken Faruk Köksoy döneminde kıyamet sözde çevreciler koparanlar ve senin meclis üyelerin dahil kimse ses çıkarmıyor.
Haberin var mı?
Ve Damal Belediye başkanının, 'vatan-millet-sakarya' diyerek sığındıkları TSK'ya çalışmayıp, yada TSK'nın sahtekarlıklarını görüp, işten attığından belediyelere kapak atanları özel bağış karşılığında işe aldı diye hapse girerken benim bir savcı titizliği ile hakkında tek tek belgeleriyle sıralayıp, 'Yazıyorsam Sebebi Var' adlı' köşemde https://kuzeyanadolugazetesi.com/hanak-savcilarinin-yaptigini-yapmak/ bu linkle bir kez daha tek tek sıraladığım 16 maddelik bu iddialarım ve onca şikayet konusunda savcılarımız adım atmaz.. Yada attılar da bizim haberimiz mi yok?
Bilmem ama aynı Türkücü ile partilin Milletvekilimiz Kaan Koç'u ziyaret eden Bankacı Posof Belediyesinin beton santralinin ruhsatsız olduğun ben değil, sizin iktidarın döneminde rüyalarında görmeyecekleri müdürlük unvanını almaları yetmez eşlerini de müdür, şef yaptırdıktan sonra sonra kendilerini saklayanların başını çeken Çevre Müdürü Kıvanç ve 6 bin hayvanın ortada kayıp ettiği, ayda 10 bin TL mama faturası kestiği iddiasıyla müfettişlik olan ve 'İl Özel İdare battı, batırılırmış' iddialarına bir kamuoyu açıklaması veya cevap verme gereği bile duymayan Genel Sekreterin kendisi bizzat bana derlerken, bir inşaat mühendisi olarak valiliği bile depreme dayanıklı olmayan yer aranan, inşaatı bu yılda bitmeyen Millet Bahçesi karanlıkta olan Ardahan'da ki bu konuya ve her geçen gün Mimarı, İmarı olarak bozulan şehirden kim ve kimler sorumludur?
Sayın başkan..
Vekilin, vekilinin idare ettiği Valilik özel kalem müdürlüğü başta olmak üzere İl idarecilerinin kamu kurum ve amirlerini ziyaret edişlerinde ortaya koydukları olumsuz tavırlarla milleti devlete küstürdüğü yönünde onca haber aldığımız memlekette biri eski, 2 iki milletvekili ve bisikletçi valinin esir kaldığı Anjiyo asansörü gibi asansörleri çalışmadığı sanalda bar bar bağırılan Ardahan Devlet Hastanesinin alt katında bulunan kan merkezi, röntgen gibi alanları çöp götürdüğünü ben görüyor, okuyor ve sık sık haber yapıyorum ama bu işlerle ilgilenmesi gereken siyasilerin başında gelen sizi bilmem..
Sayın AK Parti İl Başkanı..
Yeni bir kışa hazırlanıp, hazırlanmadığını bilmediğim Ardahan'da yetişmesi zor olan Nohut ve bu yılda bir hayli bozuk olarak tartışılan Ardahan'ın yollarını hatırlatan 'güller açar bağlarında' ki gibi 'fırına koydum' diye türkülülere konu olan mercimeklerin kampüsüne ekildiği ve yetişip, yetişmediğini merak ettiğimiz Ardahan Üniversitesinin öğrencileri kalsın diye devletin yaptırdığı ve İl Spor Müdürlüğüne bağlı Yurt-Kur'un işlettiği devasa kız yurdunun kapıları 'yenileme' adı altında sökülmüş, ama yerine yenileri hala takılmamış diye Posof Meslek Yüksek Okulunda ki kız öğrenciler gibi zorda olduğundan haberdar mısınız?
Ve Anjiyo merkezini geciktiren müteahhitte adeta Anjiyo merkezini geciktirme adına hediye edilen Haliledendi Mahallesinde ki İl özel idare Lojmanlarının onca uyarı ve affa rağmen bu yılda bitmediğini sizde biliyor muzunuz?
Ve; 'Hazırı varken, olmasına rağmen' ne alaka ise, kim akıl veriyorsa yenisini yapalım denen hem de çarşını ortasında 'yapılsın' denen yeni Ardahan Organize Sanayi, OSB planının imar, parsel, hak sahibine ulaşma, ilan, duyuru, olan, proje derken yapımızın en az 20 yıl aha biledim 10 yıl süreceğini benden daha iyi siz inşaat mühendisi olarak bilmeniz gerekmez mi?
Ve mevcut hazırda olan Ardahan OSB'ye giden o yolu ya her attığı yamanın üzerinde siz siyasilerle veya işçilerle birlikte halay çeken İl Özel İdareye veya Ardahan'da dünyaya gelen, bu nedenle Ardahanlı nüfus ile kimliği taşıyan bir oğlunu Göle Belediyesine, diğerini Köprülü/Goreveng belediyesine işe koyduran 35 yıldır aynı şefin yönetiminde olan Erzurumlu Karayollarına şefine asfaltlasak olmaz mı?
Ki 2. çevre yolu, Şavşat çevre yolu da orada geçiyor nasılsa daha ne istenir ki? Olur dersen hem de eski Hanak yolunu da açmış olur, hem Posof, Damal, Hanak'ta Ardahan'a gelenler çeşmesini özlediğim Dikkan köyü üzerinden kısa yoldan Ardahan'a gelir, başta Yıldız dağını altında ki çöpler gelen, geçen görülmesin diye temizlenir, köprü başı olmak üzere Kongre caddesi ve çarşı hareketlenmez mi?
Ve alacakları ile kasasında 600 bin TL varken 400 Bin TL'ye özelleştirdiğiniz TEDAŞ pardon Aras Elektrik'e ışıklandırsanız, çevre ihata duvarlını yaptırsanız daha iyi olmaz mı?..
K; 'Bu çok zor olmayan şeyler' dediklerim yapıldığı takdirde o istediğimiz ama Iğdır'a yapılan bize yapılmayan bir havaalanı gibi uzayda bile görünecek hale getirecek olan ışıklandırma ile ışıl ışıl yatırımcı beklemesi daha iyi olmaz mı?
Evet, sayın AK Parti Ardahan İl Başkan..
Başkanlık sisteminde başkanı temsil ettiğiniz Gürcistan ve Ermenistan'a komşu şehrimin yaşadığı sorunlardan kısa bir kesit olan yukarıda saydığım bu sorunlar, bu sıkıntı ve önerilerimi benden daha iyi bilen sana hem bir Ardahanlı olarak, hem bir gazeteci olarak özelinde kısa bir Ardahan raporu özeti veya Vali bey gibi atandığını için brifing olarak olarak yazdım..
Çünkü Ardahan'ın burnunu dibine geçen, Yalanızçam Kayak Tesislerinde ki evi olmayan polis ev olacak denen Dağ Oteli gibi bir türlü işletilemeyen iki dinlenme tesisinin Posof ve Ardahan öğrenci yurtlarını 2026-27 eğitim/ öğretim sezonuna yetiştirmeyen Spor Bakanlığına devir edilen Çıldır Gölünün yanı başında geçen ama üzerinde bir durak, bir Antrepo olmadığında trenlerin durmadığı Bakü-Tiflis-Kars Demiryolunu halen görmeyen, haber yapmayan, bir fotoğraf, görüntü çekmeyen gazeteci arkadaşlar şu an sınır ötesine geçmişler..
Yani, 'Ardahan'ın dibinde geçen bu tren rayları ve hattı üzerinden niye bir durak kurulmaz, projesinde olmasına karşın neden antrepo yapılmaz?' diye yazmayan, sormayan gazeteci arkadaşlarım Çıldır'a değil, yapılıp, bittiğinde Ardahan'ın tren hattının önün de engel olacak ve Ardahan, Kars'ında içinde olduğu bölgeye getireceği ekonomik getiri rantını yarı yarı indirecek olan olan Zengezur Koridoru kapsamındaki Türkiye ayağı olan Kars-Iğdır-Aralık-Dilucu Demiryolu tren hattını haber yapmaya, Çıldır Ermenistan ve Suriye sınırımızda ki gibi mayın temizlemeye gitmişler ondan ben sana whatsappta yazayım dedim..
Ha unutmadan sana yazdığım bu yazı sana özel değil..
Çünkü tüzel olan ve başta, iktidara gelmeden önce 'tüm sınır kapılarına STM yapacağız' diyen ve çoğuna yaptıran iktidarın başı, ülkenin cumhurbaşkanı Erdoğan'da, giden vali gibi halen basınla bir araya gelmeyen, kentte yaşananlar konusunda basına ve kamuoyuna bilgi vermeyen bir basın burusu olan vali de okusun diye düşünüyorum..
Çünkü Sınır Ticaret Merkezlerinden en azından birinin de 'Neden Ardahan'da ki gümrük müdürlüğü, konsolosluğu olmayan iki gümrük kapısına, tüneli bu yolda açılamayan Posof Türkgözü (Badele) yada Çıldır Aktaş'a yapılmadığını' sorulmasını umduğum bu saydıklarımı senin partinin Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan olmak üzere tüm kamuoyu da bilsin..
Yani herkes Ardahan'da ki bu saydığım ve onca sorunu 'duysun, okusun, düşünsün ve belki bir şeyler yapsınlar' diye buradan sana whatsapptan yazdığım bu mesajı 'Yazıyorsam Sebebi Var' adlı köşe yazımda da kamuoyuna açık şekilde yayınlayacağım haberin ola..
Ve Posof, Hanak'takiler gibi ormanları doğranan Göle'de olduğu gibi CHP'den seçilip, partine geçen Alagöz köylü İstanbul Çekmeköy'ün de yağan yağmurla çamur altında kaldığı bir sırada kaç kuruş katkısı olduğu bilmediğim Alagöz Köyü Camii ve Taziye Evi’nin açılışına gelen eski CHP'li, şimdi ki AK Partili Belediye Başkanının partinin İl binası ziyaretini bilen ben O; Ardahan adını gölgeleyen KAI sevdalısı başkanın partinin sanal sayfasında neden paylaşmadığını da merak ettiğimde bilmeni isterim..
Bu arada kardeşçe bir tavsiye ile yazıma son vereyim mi?
Sayın AK Parti Ardahan İl Başkanı Hasan Şenel..
Çıldır'a verilen taşımalı doğalgaz törenine katmak için Ardahan'a gelen sayın vekilin aynı İl başkanlığında senin başkanlığında yaptığı toplantıda 'aynı ekiple beldeye seçimlerine gideceğiz' dediğini de duyduğumu bilmeni ve bana sorarsan işin bir hayli zor..
Çünkü, başta, Kısır dağının boşa akan suyunu içemeyen, İlçe olsun imza kampanyası HOÇ/FED Ardahan Şubesi ve türkücünün 'yapacağım' dediği ama bir çok vaadi gibi gerçekleşmeyen 'Hoçvan Garajı' gibi unutulan, spor kulübünün yerinde yeler esen Hoçvan gibi hayvan meydanı karantinada olan Göle'nin belediyenin eski binasına, masasına, koltuğuna oturan Göle İlçe olmak üzere mevcut gençlik, kadın ekibiyle senin de onun da işinin bir hali zor olduğunu belirtir, yeniden başarılar diler, saygılar sunarım.. Fakir Yılmaz/Gazeteci  

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Gazeteci Fakir Yılmaz, Ardahan AK Parti İl Başkanı Hasan Şenel başta olmak üzere yerel yöneticilere ve iktidar yetkililerine hitaben kaleme aldığı yazısında, şehrin çözülmeyen kronik sorunlarını gözler önüne sermektedir. Metinde, yerel belediye başkanının yol açtığı maddi borçlar, usulsüzlük iddiaları, yarım kalan projeler ve kamu kaynaklarının israfı gibi birçok ihmale dikkat çekilmektedir. Ayrıca, şehrin altyapı eksiklikleri, hastane ve ulaşım alanındaki yetersizlikler ile tarım ve eğitim yatırımlarındaki aksaklıklar detaylı bir rapor halinde eleştirilmektedir. Yazar, bu uyarı ve eleştirilerin sadece il başkanı tarafından değil, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan ve tüm kamuoyu tarafından duyulmasını amaçlamaktadır. Son olarak, Ardahan'ın kalkınması için yetkililerin acilen sorumluluk alması gerektiği vurgulanarak mevcut siyasi kadroların işinin oldukça zor olduğu belirtilmektedir.
Jjjjjjj


KISA BİR GÜNDEM VE RÜYAM’DA KİMİ GÖRDÜM?..


Seçimlere kadar muhalefet görünüp, seçimlerde dün demediğine yandan kapı kulpu olan Yeniden Refah Partisi’nin Muğla İl Başkanı Fatih Kocabıyık, DEM Parti’nin açıklama yaptığı alanı sirkeli su ve Arap sabunuyla yıkadıklarını, bu uygulamayı 40 gün sürdüreceklerini söylemiş..
Muğla deyince şu an yeğenimin üniversitesinde okuduğu bu kentte yapılan kız öğrenci yurdunu halen telefonsuz olduğu yani o güzelim yurt yapılırken, telefonun daha bağlanmadığın bilmeyen, bu sözde siyasilerin içinde bulunduğu kentin sorunlarını dile getirip, söyleyemeyen sözde muhalefet yakasında bulunan bu partinin ve utanmadan birde eşinin  Kürt kökenli olduğunu ifade eden söz de İl Başkanının inandığını düşündüğüm dininin bile sirkenin ‘hem övülen bir gıda (katık) hem de bereket vesilesi olarak önemli bir yere sahiptir’ dediğini bilmediklerini görüyordum..
Ve, şimdi Azerbaycan’da gündeme taşınan ve ‘Bir millet, ki devlet’ diyenlerin arasına giren başörtüsünü siyasallaştırdılar diye eleştirilen yakada olan bunları suçlarcasına, ‘Onlar inanıyorsa ben inanmıyorum’ diyerek, camileri boşaltanların çoğaldığının belirtildiği bir zamanda aynı dinin bu tür ırkçı zihniyetti ret ettiğini de bilmedikleri gibi o partinin İl Başkanını da onu  anında, hemen, geç kalmadan görevden almayan Genel Başkanını Allah’a havale edip, geçiyorum..
Onca belediye, iş yerinden sonra Halk TV’ye kayyım atamakla fon ve gidenin geri gelmediği söylenen Yemen’e asker gönderme gündemini unutturup, değiştirmek isteyenleri de geçip, asıl konuma, gördüğüm rüyaya gelmek isterken, savunması bile verilmeyen İmamoğlu gibi belediye başkanı hapiste olan, kız kulesini özlediğim Üsküdar Belediyesinde yaşananların baş aktörlerinden olan bir siyasinin trafik kazası kurbanı olduğunu haber alıyorum.
Ve şu an bulunduğum ve ‘İhanet ettik’ denen 39 ilçeli İstanbul’u sel, sular bastığını, aralarında Ardahanlı bir dernek başkanında olduğu insanların yanında arabaları, ev ve işlerini alıp götüren sellerin oluştuğu ilçelerin Yeniden Refah Partisi düşüncesinde olanların yönetiminde olduğunu görüyor, gerek selde, gerekse kazada hayatlarını kayıp edenlere üzülüyorum..
Şimdi memleketim Damal İlçesinin Belediye Başkanının da onca belediye başkanı gibi tutuklanıp, görevden el çektirildiğini dakika başı değişen gündem haberleri yakalayabildiğim gündemle ilgili böyle kısa bir özetle verdikten sonra şimdi gelelim kendimin özel gündemine ve bugünkü yazıma..
Siz okurlarımın büyük bölümünün de içinde bulunduğu toplumun Pazartesi sendromunu bende yara, bere içinde atlatıp, kendimce uğurlu saydığım Salı’ya ve ardından sel aldı denen Çarşamba, Perşembe derken hazır mesajlarla diğer günler hayırsızmışçasına diğer günlerden farklı olmayan bu güne, ‘hayırlı olsun..’ denerek kutlanan Cuma’dan sonra ‘Cumartesi yazılarım” başlığı ile özel yazılarıma konu başlığı ettiğim Cumartesi’ye kendimi atarım..
Ve adına; ‘Özel hayat anlatılır mı? adlı kitabımda yeniden yayınlamayı düşündüğüm ve adına, ‘Cumartesi Yazıları’ dediğim yani yaşananlar hiç yaşanmamışçasına unutanları sağından, solundan ele aldığım yazılarıma iç dünyamı aktarırım..
Ve, ‘Ne kadar saklarsanız saklayın, kendinizi kandırsanız da ama yaşandı.. İnanmıyorsan en yakınında içinde olduğu topluma sorun..’ dediklerimle yaşananları unutanları bende unutmak için son bir yıldır ‘Cumartesi yazılarım’ başlığında yenilerini yazmamak için direniyorum..
Çünkü, o yazılarımı yazarken gerek geride kalan her hafta içinde gerekse ‘Yaşandı, bitti ne olmuş ki?’ denerek geride kalan özellerimi de okurlarımla paylaşmak istercesine bilgisayarın tuşlarına hızla değil, sakince, dikkatlice hatta bir sevgiliyi okşarcasına dokunur, bir volkan misali gibi patlamak için direnen iç dünyamı siz okurlarla paylaşmaya çalışırdım..
Ve ne kadar kaçarsam kaçayım bu cumartesi de öyle oldu..
Şimdi gelelim,, ‘RÜYAM’DA KİMİ GÖRDÜM?..’ başlıklı bugünkü yazıma..
Hafta boyunca sabahın ilk saatlerinde başına geçtiğim bilgisayarımın açılmasını beklerken dün gece uykumu bölenin ne olduğunu ve neden gece üçte kalktığımı hatırlayıp, sanal beyinli cep telefonumu elime alarak, önce gelen mesajlara sonra bir çoğumuzun içeriğini okumadan başlığına bakıp, yalandan beğendiği facebook’a ardından ülke de ve dünya da yaşananlara bakmak için twitter’e göz attım..
Ve beni uyandıranın neden olduğu aklıma gelince yeni bir cumartesi yazısı daha beynimden kalbime, ardından parmaklarıma oradan da bilgisayarıma akmaya başladı..
Çünkü beni gece yarısı uyandıranın bir rüya olduğu ve o rüya da hayatımın yol haritasını çizen çok değerli birini görmüş, tam olarak olmazsa da şimdi mum ışığı ile aradığım özlediğimi, sevdiğimi görmüştüm.
Rüyamı hatırladıktan ve gördüklerimi iyice hatırladıktan sonra dinlerken olağanüstü bir haz duyduğum Kur’an dinletisi açarak yazıma devam ettim..
Dinlediğim Kur’an hediye ettiğimin, dün değerini çokta bilmediğimiz, çekip gittikten sonra da gözyaşları içinde aradığımız olması ise bir başka bir eziklik ve arayıştı..
Sizce rüyamda gördüğüm hangi sevdiğim, hangi beni ardından bırakıp, çekip, giden ve gelmesi mümkün olmayan ve bizi bekleyendi?..
Ve rüya gördüğüm gecenin sabahlarının bana hiç iyi geçmediğini 6. hissime dayanarak iyi bilirim.
Öyle de oldu..

Ardahan ve Çölde Yemen Türküsünü söylemek..


Türkücü bir Belediye Başkanının olduğu ve bir belediye başkanının onca belediye başkanı gibi gözaltına, alınıp, günler sonra mahkemeye çıkarılmak üzere olduğu memleketim Ardahan’da yaşananlarının yanında ülke ve dünya da yaşananları izleyip, haberleştirmeye çalışırken, kardeşlik uğruna kendini paralamanın bedeli olarak yüzüne yediği çatallarla ardından Fransa, Paris’te hayata göz yuman Ahmet Kaya’nın özlediğimiz sesi ile yemen türküsünü dinliyorum..
“Annem öldükten sonra çok farklı bir dünyayı meydana getirdi. Ne zaman Ahmet Kaya’nın Şafak Türküsü’nü dinlerim, dinlediğim zaman çok duygulanırım. Annemle haşır neşir olmaya başlarım. Fakat Ahmet’e o otelde yaptıkları o hainliği, o ihaneti, o alçaklığı; sanatçıya, sanata, sevgi diye konuşanlar, köşelerinde yazanlar o gece neler yaptıklarını ayrıca hiç mi hiç unutamıyorum. Kendi sanatçısına sahip çıkan değil kendi sanatçısını bu ülkeden kovana kadar ellerinden geleni yaptılar. Ne oldu? Ahmet vatan topraklarında değil gurbette durdu” diyen dönemin başbakanı, bugünün 23 yıllık iktidarı AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ahmet Kaya dinleyici olduğunu hatırlıyordum..
Ve bir iki saatlik uykudan sonra yeniden uyanıp, güne başlarken kapalı ve yağmurlu bir havanın eşliğinde başına oturduğum bilgisayarımın ekranının arka fonunda çalan yemen türküsünde geçen, ‘Havada bulut yok, bu ne dumandır?’ sözlerini anlatan bir hava eşliğinde başlayan yeni bir günün adeta, ülkede yaşanan toz, duman ve fondan duman olan gündemi anlattığını da anlıyordum..
Ve aynı türkünün satırlarında geçen ‘Mehlede ölüm yok, bu ne figandır?’ satırları eşliğinde kulağıma gelen bir ses ile cami imamının ölen bir kişi için sabah, sabah Salâ okuduğunu anlıyor, 15 Temmuz’un ardından okunan Salâları da hatırlayarak, ‘Şu yemen elleri ne de yamandır..’ sözleri eşliğinde ‘elleri ne de yamandır..’ diuen Yemen türküsünü dinlemeye devam ediyordum..
Ve dönüp, Yemen’e ilk askerî seferi Osmanlı Devleti’nin parlak olduğu dönemi olan Bin 538 yılında Hadım Süleyman Paşa’nın Yemen Seferi ile başladığını, bu sefer sonucunda bugün petrolün dünyaya aktığı Körfezi’nin kıyısında bulunan Aden alınmış ve Yemen Eyaleti adlı bir eyalet kurulduğunu okuyor, görüyor, torunları olmakla övünülen Osmanlının dün bir Eyalet sistemi ile yüz yıllarca yaşadığını anlamayanları bugün neden ‘eyalet’ deyince ‘ülke bölünecek’ diyerek başta Amedspor maçlarında olmak üzere vatan-millet-sakarya edebiyatı ile türküler söylediklerini de kendi kendime sorup, düşünüyorum..
Halbuki Büyükşehir projesi sonrası hayata geçirilmek istenen ama birinci sürecin masasının ayağının kırılması ardından rafa kaldırılan ve devam eden göç dolaysıyla süratle nüfus kayıp ettiğinden, ilçeye dönülmesinden korkulan bu nedenle; Yeniden Kars’a veya Erzurum’a bağlanılmasından korkulan Ardahan’ın da aralarında olduğu ‘İl mülki sınırları ile büyükşehir belediye sınırlarının eşitlenmesi, böylece tüm ilin tek bir elden planlanması amaçlanan, ‘ Bütünşehir Modelinin, havuz medya ve troller tarafından başlatılan, ‘Muhtarlıklar kaldırılsın’ kampanyası ile yeniden raflardan indirilmek istendiğini anlıyordum..
Ve, ‘Anu Yemen’dir gülü çemendir Giden gelmiyor acep nedendir?’  satırları ile devam eden Yemen türküsünü dinlemeye devam ederek, yazımı yazarken ‘Ardahan’ın yollarından, güller açar bağlarında’ sözleri ile söylenen aynı türkülere konu olan güllerin neden hala Ardahan yolarında açmadığını da merak ediyordum..
Ve bir dönem milletvekili, 2 dönemdir, memleketimin belediye başkanı olan ve bizzat hakkında onca iddia, usulsüzlük yetmez 16 maddelik bir yazımla tüm kamuoyu önünde birde Damal’ın Bağımsız Belediye başkanını gözaltına aldıran savcılara yönelik yazdığım, ARDAHAN CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA ŞİKAYET ve İHBARIMDIR..’ başlıklı yazım sonrası ‘HANAK SAVCILARININ YAPTIĞINI YAPMAK..’ başlığı ile bu köşemde bir kez daha şikayet ettiğimim ve o güller açmayan yolandan sorumlu türkücü belediye başkanın halini bir kez daha soruyorum..
Ve dönüp, onca fabrika, sanayi tesisi, yol, köprü gibi özelleştirilen Çimento fabrikasında çalışan ve bir dönem Kocaeli’nde birlikte Siyah beyaz gazetesini birlikte çıkardığımız kayın birader Ertaç’ın çalıştığı Muş’a gidiyor, ‘Burası Muş’tur yolu yokuştur Giden gelmiyor acep ne iştir?’ satırları ile dinlemeye devam ediyorum..
Ve, duayen meslektaşım Mehmet Ali Brand, Ecevit gibi yıllar sonra da olsa ‘Kürdüm’ dediği için bugün, uyuşturucu,, fonlama işlerinde adı geçenlerce saldırıya uğrayan Ahmet Kaya’nın Yemen türküsünü dinlerken, bugün yeniden asker gönderilip, gönderilmeyeceği tartışılan ve ‘Tornalarıyız’ denen Osmanlı İmparatorluğu’nun döneminde yaklaşık 400 yıllık egemenliği ve yaşanan isyanlar sürecinde, sıcak çatışmaların yanı sıra daha çok salgın hastalıklar, açlık ve zorlu iklim koşulları nedeniyle 250 bin ile 500 bin arasında askerimizin hayatını kaybettiğimiz söyleyen arşivlere girip, bir kez daha okuyordum..
‘Mızıka çalınır, düğün mü sandın? Al yeşil bayrağı gelin mi sandın? Yemene gideni gelir mi sandın?’ diye cevap verilemeyen soru ile devam eden Yemen Türküsünü,  ‘Anu Yemen’dir gülü çemendir, Giden gelmiyor acep nedendir?, Burası Muş’tur yolu yokuştur, Giden gelmiyor acep ne iştir?’ gibi onca sorularla devam ederken, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanan anlaşmanın neden meclise getirilmediğini, ben değil, iktidarın destekçisi MHP’lilerin sorduğunu da okurken, aynı türküde geçen ”Anu’nun ne anlama geldiğine bakıyorum..
Orta Doğu ve Yukarı Mezopotamya ile Zagros Dağları çevresinin yerli ve kadim halklarının yaşadığı, Sümer, Akad, Asur ve Babil mitolojisinde gökyüzü tanrısı, cennetin efendisi ve tanrıların kralı anlamına geldiğini öğreniyor, ‘Kışlanın önünde redif sesi var, Bakın çantasında acep nesi var, Bir çift kundurayla bir de fesi var..’ sözleri ile devan eden Yemen Türküsünün, onca insanın ‘cennetin efendisi, tanırların kralı için mi öldü’ demek isteyip, istemediğini düşünüyordum..
Bilmem ama ‘Giden gelmiyor acep nedendir?’ diye biten Yemen türküsünden sonra gelen ve yine Ahmet Kaya’nın seslendirdiği, ‘Değirmen başında vurdular beni oy, oy , Kilimli çarşafa sardılar beni.. Vurma zalim vurma beni.. Nar danesiyem.. Anamın babamın bir tanesiyem’ diye devam eden parçası ardından gelen  ‘Şu dağlarda kar olsaydım, bir asi rüzgar olsaydım arar bulur muydun beni sahipsiz mezar olsaydım, arar bulur muydun beni..’ yanık sözleri ile bende bir yazım ile şu İş-İT gibi bir anda gündeme gelen Husilere gazı pardon toyota marka araçları, silahları, insansız hava araçlarını kimin verdiğini sorup, ‘Kralı için yas tuttuğumuz Arabistan’ı kurtarmak için yeni Yemen türküleri söylemeye ne gerek var? diye sorup, meslektaşlarım İsmail Saymaz, Murat Ağırer gibi ayağın da,  pardon ellerimden yeniden kelepçelenmemek için karakola imza atmak için yola çıkıp, susuyordum..
Çünkü, Yemen türküsü ile başlayıp, devam eden türküler ardından, ‘Geçiyor önümden sirenler içinde Ah eller üstünde, çiçekler içinde Dudağında yarım bir sevdanın hüznü Aslan gibi göğsü, türküler içinde. Rastlardım avluda hep volta atarken Cigara içerken yahut coplanırken Kimseyle konuşmaz dal gibi titrerdi Çocukça sevdiği çiçeği sularken.’ ve ‘Diyarbakırlıymış adı Bahtiyar, Suçu saz çalmakmış öğrendiğim kadar Geçiyor önümden gül güzlü Bahtiyar Yaralıyım, yerde kalan sazı kadar.’ sözleri ile devam eden bir türkü geliyordu..
Ve Ahmet Kaya’nın seslendirmeye devam ettiği ‘Kod adı Bahtiyar’ parçanın Kürtçe ağıtla ‘Beni tez saldılar o kaldı içerde Çok sonra duydum ki Yozgat\’ ta sürgünde Ne yapsa ne etse üstüne gitmişler Mavi gökyüzünü ona dar etmişler.’  derken, Edirne’de olan ve ‘Ben saz çaldım ya siz?’ diyen tıka basa dolu hapishanelerde ki Demirtaşları hatırlatıyordu..
Ha bu arada asıl mesleği olan türkücülük olan melektim Ardahan’ın belediye başkanına, ‘Türkücü’ dediğim için ‘Sen başkan türkücü’ demekle sanata hakaret edip, başkanı aşağılıyorsun’ diyen sanal avukat ve trollerine adamın asıl meleğini söylediğim türkücü ile sanatçının sözlük ne anlama geldiğin e bakmalarını istiyorum..
Çünkü Türkçülükle sanatçılığı karıştıran sanal avukat ve troller; ‘Türk halk müziği türkülerini seslendiren veya söyleyen kimse, halk müziği sanatçısı veya okuyucu anlamına gelir.’ denen türkücülük, ‘Güzel sanatların (resim, müzik, heykel, edebiyat, tiyatro, sinema vb.) herhangi bir dalında yaratıcı gücü olan, estetik değer taşıyan eserler üreten veya bu eserleri yorumlayan ve sahneleyen kimseye dendiğini bilmeyenlerin, bilmesini isterim..
Ve; Bir dönem milletvekili, 2 dönemdir türkülerini dinlediğimiz Ardahan’da siyaset yapan türkücü başkanın da büyük suçunun, eksikliğinin olduğundan süratle devam eden göç ve yeni sürecin hatırı için raflardan yeniden indirildiğini ve ‘Muhtarlıklar kaldırılsın’ denerek yeniden ısıtılmaya çalışılan ‘Bütünşehir planı, projesi ile her an Kars’a bağlanılacağından korkulan Ardahan’ın Belediye Başkanının sanatçı olmadığı gibi benim kendisine ‘türkücü’ derken hakaret etmediğimi ve bana nasıl, Gazeteci Fakir Yılmaz deniyorsa bende onun asıl işi olan işi ismin önüne koyduğumu bilmelerini istiyorum..

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Gazeteci Fakir Yılmaz, Ardahan’da yaşanan yerel sıkıntıları, ülkenin karmaşık gündemini ve Ahmet Kaya’nın seslendirdiği türküleri harmanlayarak kaleme aldığı köşe yazısında dikkat çekici değerlendirmelerde bulunuyor. Yazıda, kentin göç vermesi ve ilçe olma korkusu gibi konular ele alınırken, yerel bir yöneticinin mesleği üzerinden yapılan tartışmalara ve Bütünşehir Modeli’ne dair eleştiriler dile getiriliyor. Ayrıca, Osmanlı’nın Yemen Seferi’nin tarihi arka planı ile günümüz Orta Doğu gelişmeleri arasında bağ kuruluyor ve tarihsel hafıza ile toplumsal meseleler sorgulanıyor.


 SAVCILARININ YAPTIĞINI YAPMAK..

Sabah ezanı okurken, günü bitirip, uyumaya geçmem üzerinde ne kadar zaman geçtiğini bilmeden günün ilk çalan telefonu ile yeniden uyanıp, kendimi daha soğumamış olan bilgisayarımın başında buluyordum..
Çünkü ülke genelinde çeşitli iddialarla belediyelere yönelik yapılan onca operasyonların biri de asıl mesleği olan türkücü dediğimde, parasız avukatlarının sanalda adına savunmaya geçtiği Faruk Demir’in 2 dönemdir Belediye Başkanlığı yaptığı Ardahan’ın Damal İlçesi Belediyesine yapıldığını ve evi, makamının dip köşesi aranarak gözaltına alındığını haber alıyordum..
Daha yeni yanı aynı günün gecesinde, ‘Damal’a doğalgaz gelsin’ diyerek doğalgaz şirketi ile attığı imzasını haberleştirdiğim Ardahan’ın tek Alevi ilçesinin bağımsız seçilen Belediye Başkanı Kemal Çamlıyurt’un hangi iddialarla, ne gibi suçlamalarla gözaltına alınıldığını kendi imkanlarımla öğrenmeye çalışıp, yapılan gözaltını haberleştirdikten sonra art arda çalan yeni telefonların ‘Bu nasıl iş?’ diyerek benim ve birçok Ardahanlını hakkında alenen, açıkça, tekzip edilmeyen, çürütülemeyen, ‘iftira atıyor’ denerek mahkemelik edilmeyen onca iddiaya rağmen Ardahan’ın türkücü Belediye Başkanı hakkında neden bir soruşturma, yapılmadığı ‘savcıymışım’ gibi bana soruluyordu..
Evet, halkın hem de bağımsız seçtiği bir belediye başkanı gözaltına alınmasına karşın kamuoyuna bir açıklama yapılmadığı bir sırada Damal Belediye Başkanının neden gözaltına alındığı haberini duyanların sorduğu o soruyu bende Hanak Cumhuriyet veya onca belediye başkanı hakkında iddianame hazırlayan ve tutuklanmalarını sağlayan İstanbul, Ankara, İzmir, mersin Tunceli’nin Savcılarına değil, Ardahan’da ki savcılarımıza iddialarımı yenileyerek, altına bir kez daha imza mı atarak soracağım..
Çünkü yıllarıdır, aylardır alenen bir savcı gibi hakkında bir çok yolsuzluk, usulsüzlükler öne sürdüğümüz Ardahan’ın türkücü belediye başkanı ile ilgili ne bir soruşturma, ne bir yalanlama açılmamış, yapılmamıştı..
‘Damal Belediye başkanı hakkında ne gibi iddialar varsa, suçu, yolsuzluğu da varsa gereken cezasını çeksin..’ diyerek, buradan tüm kamuoyuna alenen bir kez daha seslenerek ve türküxü başkan hakkında öne sürdüğüm iddialarımı yenileyerek, Hanak Cumhuriyet Savcısının duyarlılığını Ardahan savcılarının da gösterip, ya ‘türkücü belediye başkanı hakkında öne sürülen onca iddianın araştırıldığını, yalan ve boş olduğunu..’ yada ‘Birçok soruşturma açıldığını ama ‘Gizli’ olduğundan kamuoyuna bilgi verilmediğini..’ açıklamaları umut ediyorum.
Evet, ruhsatsız beton santrali çalıştıran belediyelerin, halkın olan belediye arsalarını satan, yat, kat alan başkanları da iddialarıma ekleyerek aylar önce açık mektup şeklinde tüm kamuoyunun önünde savcılara sunduğum, altına bir kez daha imzamı hem de kalın kalemle attığım Ardahan’ın türkücü Belediye Başkanı hakkında 16 maddelik iddialarımın da Cumhuriyet savcıları tarafından ele alınıp, araştırılmasını bir gazeteci, bir vatandaş olarak bekliyor ve umuyorum..
İşte yıllardır yazdığım gibi aylar öncesi yazdığım yerel ve ulusal basında geniş yankı bulan ama savcılarımız tarafından bakılıp, bakılmadığını bilmediği o iddialarım ve onca vatandaşın CİMER başta olmak üzere sağa, sola, sanala yazdığı iddialarla ilgili onca iddiaların yanında benim de savcılara açık, alenen onca ihbarım, şikâyetlerimden biri olan 16 maddelik o iddialar ve altına bir kez daha imza attığım şikayetim..
ARDAHAN CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA ŞİKAYET ve İHBARIMDIR..
‘Daha Türkiye’ye gelmeden Dostum Trump’tan ve benden beter Erdoğan hayranı AK Partili ‘den, hatta Demirtaş’tan, DEM’lilerden daha çok Erdoğan’ı öven yetmedi yere göğe sığdırmayan yani meşruiyet veren Papa’nın bu demecine yani Papa’nın, Türkiye ziyaretine turistik mi, siyasi mi bakacağız?’ diye dünya ve ülke gündemine yönelik günün yazımı yazamadığımı, gazetemizi basan Baran’ın yine ‘Abi hani yazı’ diyeceğini düşünüp, kuaförüme doğru giderken, yolun diğer yanında birleri gibi hurdaya çevrilen makam aracı ile değil, Scooter ile gelen PTT’ciyi görüyor, hep güvendiğim 6. hissimle,  ‘Kesin bana da evrak getiriyor’ diyordum.
Ve kuaföre doğru yürüyüp, günün tıraşını yaptırıp geri döndüğümde postacının, kentsel mi, rantsal mı bilmediğim işlemeler yüzünden yıkılacak denen evime bir evrak bıraktığını ve evrakta türkücü başkanımızın ‘Türkücü Başkan tuzu kuru KAI’lileri eğlendirdi’ haberimiz hakkımda şikayetçi olduğunu ve Ardahan Cumhuriyet Başsavcılığının da, ‘Yazılanların Basın özgürlüğüdür..’ diyerek yani soruşturmaya gerek yok deyip, bizim haklı olduğumuza karar verdiğini görünce şu an Ardahan’da dev bir yatırım yapan ve başkanla benden beter davalık olan bir iş insanı, siyasetçiden savcılığa değil de bana gönderilen iddiaları okuyordum.
Ve bu iş insanı siyasetçinin ‘Beni karıştırma, adımı açıklama ama al bak türkücü başkanın yaptıklarına. Ama yorum, haber olarak yazma, gazetene koyma, savcılığa bizzat ver’ derken,  bende kendisine, ‘Abi ben gazeteciyim.. Her gördüğümü duyduğumu alıp, sade vatandaş gibi savcılığa şikâyete mi gideceğim. O zaman habercilik yapmayalım, muhtar olmadığı halde muhtarlar derneği başkanı olan gibi dilekçeci mi olalım.. Siz niye savcılığa vermiyorsunuz da bana gönderiyorsunuz’ diyerek kendisine kızıyordum.
Aşağıda ki iddiaları bana yollayan iş adamı, siyasetçi ise, ‘Fakir.. bilmiyor musun? Bu ve buna benzerlerin ellerinde tuttukları güç ile bize saldırıyor, iş yerimize ceza kestiriyor, ruhsatı iptal etmeye kadar tehditler ediyor, kapımıza zabıtalar gönderiyor. Yoksul kente yatırım yaptığıma pişman ettiriyorlar. Ondan bende gazeteci olarak sana yolladım.. Kızma hemen’ deyince bende, gerek kamuoyu görevlisi, gerek ise bir vatandaş olarak sana ve Ardahan’a, kamu kurumuna her zamanki gibi gazetecilik yaparak yardımcı olacağım.’ diyordum.
Ve ‘Tamam abi söz ama ben dilekçe yazıp savcılığa götürmeyeceğim, çünkü ben ihbarcı değil, gazeteciyim. gazetecilerin yazdıklarının da ihbar olarak sayılacağını umduğum bu iddiaların altına bizzat imza atarak sayın savcıların yanı sıra kamuoyunun tümünün okuması için yayınlayacağım’ diye ve bugün kü köşe yazımın şikayet dilekçesi olarak sayılmasını umarak, senin ve oncasının konuşup, hatta bizzat içinde olduğun yasal olmayanları resmiyete koydurmak için savcılığa gidecek yüreğiniz olmadığından bugünkü köşe yazıma alıp, Hoçvan Murka köyüne değil, ‘Ardahan Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyet ve İhbarıdır’ diyerek savcılara ve kamuoyuna alenen, açıkça sunuyorum
İşte o iddialar ve savcıların ilgilenip, ilgilenemeyeceğini merak ettiklerim..
ARDAHAN CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA ŞİKAYET ve İHBARIMDIR..
Ardahan Belediyesi’ndeki Yolsuzluk ve Usulsüzlükler Hakkında;
Ardahan Belediye Başkanı FARUK DEMİR Yönetimi 2019’da göreve geldiği tarihten itibaren çok büyük yolsuzluklara imza attığı ileri sürülen iddiaların araştırılmasını ve yapıldığı ileri sürülen yolsuzluk ve usulsüzlükler bugüne kadar bütün Ardahan Halkı’nın dilindedir.
Örnek olarak;
2019 yılında yeni seçilen belediye başkanı ve yönetimi, belediye tamir atölyesinde (KADEME binası) bazı düzenlemeler yapmışlardır. Atölye binasının yapımı için, sayısız doğrudan temin dosyası ile yasal olmayan yöntemler uygulayarak, hatta belediye ile işleri olan yüklenici, esnaf ve ruhsat sahiplerinden hibe adı altında zorlama bağışlar alınarak bina tamamlatılmıştır.
Bu şekilde çeşitli usulsüzlükler ile tamamlanan bina ne hikmetse tekrar yeniden yapılacak şekilde (Marka AVM) Kadir AYDEMİR isimli şahsa ihale edilmiştir. Bu yüklenici ile olan özel ilişkiler neticesinde Kadir AYDEMİR’in Kongre Caddesi ve Koca Mustafa Paşa Caddesi’ndeki binalarında asma katlar normal kata çevrilmesine göz yumulmuştur. İmar planına göre 6 kat imar hakkı olan bu yerler imara
aykırı olarak 7 kata çevrilerek ilgili kişiye rant sağlanmıştır.
1.
2021 yılında şehir içerisinde bazı caddelerdeki asfalt üzerine aşınma tabakası atılmış, ancak tekniğe uymayacak şekilde 3-5 cm kalınlığında ve önceki aşınma tabakası sökülmeden yol kotları yükseltilerek çirkin bir görünüme sebep olmuştur. Bunun yanında dökülen asfalttan ne asfalt ne de karot numunesi alınmış, bu halde ödemeler yapılmıştır. Dosyasına bakıldığında bu numunelerin olmadığı görülecektir. Bahsi geçen asfalt 2 yıl geçmeden tahrip olmuştur.
2.
Belediye Başkanı ve Yönetimi göreve gelir gelmez, yıllarca belediyenin sahipsiz hayvan barınağındaki şantiyesinden ve organize sanayideki taş kesme atölyesinden kablolar, trafolar, demir malzemeler, sayısız hurda alet, çocuk oyun parkı malzemeleri ve çelik boruları yasa dışı yöntemlerle hurdacılara gayrimeşru şekilde sattırmıştır yahut bu satışa göz yummuştur.
Bu satışın
gelirinin ne şekilde kim tarafından tahsil edildiği, kimlerin cebine girdiği meçhuldür. Satın alan hurdacılardan birinin itirafı üzerine bir kısmı mahkemelik olmuştur. Ama buna rağmen hırsını alamamış yolsuzluk ekibi belediyenin itfaiye merkezindeki toprak altında bulunan MAZOT TANKERİNİ de çıkararak aynı yöntemlerle hurdacılara satmışlardır.
Belediye personelleri sorgulandığında durum tamamen açığa çıkacaktır.
Bu ve bunlara benzer yolsuzluklarla ilgili daha önce belediyede çalışan ve bu yolsuzluklar sebebiyle ayrılan Fatih KARDEŞ isimli şahıs dinlenebilir.
3.
Belediye bünyesindeki ARBEL Şirketi’ne ve Belediye’ye, 2016 ve 2017’de uygulamaya sokulan KHK’ya aykırı bir şekilde, tamamen bir takım kişilerin kayrılması amacıyla işçi ve personel istihdamı yapılmış, ayrıca belediyenin gelirinin %40’ını geçmemesi gereken personel giderleri bu oranın çok üzerine çıkarılmıştır.
Bu şirket işçileri ve sözleşmeli işçiler personel arasındaki ücret adaletini alt üst edecek şekilde çok yüksek maaşlar ödenerek kayrılmaktadır.
Bununla birlikte
ARBEL Şirketi’nin aldığı işçilerin SGK primleri yıllardır ödenmemekte ve Belediye’nin SGK borcu batağa dönmüş durumdadır. Belediye Başkanı ve şirket yetkilisi kamu varlığını keyfi uygulamalar ile çarçur etmektedirler.
İlgili dosyalar incelendiğinde bu şahıslara zimmet çıkacağı ortadadır.
Ayrıca bu işçilerin bir çoğunun SGK kaydı dahi yoktur. Çok daha vahimi Şirket’in ürettiği hiçbir hizmet olmamasına rağmen adeta Ardahan Belediyesi’ne naylon fatura düzenleyerek Belediye’den aylık masraflarını ve giderlerini nakit olarak almaktadır.
Çünkü kesilen faturaların Belediye’nin hizmet alanı içerisinde, belediyenin yapması gereken hizmetlerde karşılığı görülmemektedir.
Zaten50 – 60 işçinin giderleri için kesilen faturalar incelendiğinde bu husus
bariz biçimde ortaya çıkacaktır. Ayrıca bu işçilerin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılıp yapılmadığı bilinmemektedir.
4.
Belediye Başkanı ve Yönetimi tamamen keyfi olarak şahsi ihtiraslarını tatmin etmeyen personele inanılmaz şekilde mobing uygulamakta ve bunların bazılarını da tamamen sebepsiz ve kanun dışı yöntemlerle işten atmaktadır.
Bir sene içinde bir çok personelin görev yeri 7-8 kez değiştirilmiştir.
Buna bütün belediye personeli şahittir. Kaan GÜNDOĞDU ve Gizem OKYAY bu şekilde atılan personele örnektir. Ayrıca bir kaç ay önce Serkan YILDIRIM adlı personel sebepsiz yere işten atılmış,
Başkanın keyfi gelince geri alınmıştır. Yine Emrah BOZKURT isimli personel yaklaşık bir yıl önce işten atılmış yine araya birilerinin girmesi sonrasında geri alınmıştır.
5.
Ardahan Belediyesi’ne ait araçların tamir, bakım, yedek parça ve akaryakıt giderleri gerçek hizmetinin karşılığının çok ötesinde ödemelere konu olmuştur. abartılı faturaları ile Belediye bütçesine yük oluşturulması konusunda çok ciddi iddialar, abartılı faturalar olduğu ifade edilmektedir özellikle Hopa’da, Borçka’da, Rize’de yapılan araç tamirleri yedek parça alımları piyasa şartlarını çok üzerinde fatura edildiği bilgileri edinilmiştir. ödenemeyen bu faturalar karşılığında da Doğu Karadeniz esnafına (Makaroğlu ve Uzunkayalar vb.) bu borç karşılığında belediyenin demirbaş iş makineleri peşkeş çekilmiştir.
Ayrıca ARBEL şirketine ait ekskavatör ve loder değerinin çok çok altında yine bazı
şirket ya da şahıslara usulsüz şekilde verilmiştir.
6.
Belediye Başkanı Ardahan Belediyesi’ne hibe araç getirdiğini kamuoyuna duyurmuş, ancak gelen araçların bazı CHP Büyükşehir Belediyeleri’nin özel şahıslardan kiraladığı araçlar olduğu ortaya çıkmıştır.
Vahim olan husus, bu araçların Ardahan Belediyesi’nde demirbaş kaydı olmadığı halde, yasa dışı yöntemlerle çok yüksek miktarlarda tamirat, yedek parça ve akaryakıt harcamaları gerçekleşmiştir.
7.
Şehirlerarası otobüs terminali alanı, otobüs terminali yapılmak üzere istimlak edilmiş iken, buraya Hanak Belediyesi’nin projesi olduğu öğrenilen yöresel ürünler çarşısı, SERKA Kalkınma Ajansına da yanlış bilgi verilerek hibe karşılığında yapılmıştır.
Ancak yıllardır atıl durumda beklemektedir.
Usulsüz şekilde kamu varlığı israf edilerek yapılan bu bina yapıldığı tarihten beri atıl durumda iken, şehir merkezindeki parkın köşesine ayrıca yöresel ürün dükkanı belediye tarafından açılmıştır.
Bu durum belediye kaynaklarının israf edilmesinden başka bir işe yaramamış, otogarın yerinde yapılan bina ise mevcut yeni otogarın asıl yapılması gereken yere yapılmasını engellemiştir.
OTOGAR alanının kamu yararı ve kamulaştırma mevzuatı çerçevesinde istimlak edilen alanın usulsüz, el altından tek katılımcıya şaibeli olarak parsel devri, aynı güzergâhta akaryakıt istasyonu var iken imar planı değişikliği
şehir içi yan yol akaryakıt istasyonu gösterilerek yapılmıştır.
8.
2019 yılında yapılan Ardahan Bal ve Kültür Festivali’nin organizasyon ihalesi Belediye Başkanı’nın, yardımcı olarak yine usulsüz şekilde Didim’den getirilen Başak KAMACI BUDAK’ın eşine ihale edilmiştir.
Ayrıca Başak KAMACI’ya ve Rukiye YILDIRIM’a usulsüz pozisyon değişikliği
yapılmış ve müdür yetkisi verilerek kanuna uygun olmayan maaş ödemeleri yapılmıştır. Ayrıca Belediye Başkanınca bugüne kadar bir çok kişi özel kalem müdürü olarak atanmış, bu istisnai kadro birilerine menfaat sağlanmak suiistimal edilmiştir.
Bunlardan biri Gökhan TÜRKYILMAZ isimli şahıs Ardahan Belediyesi’nde 6 ay boyunca özel kalem müdürü olarak belediyeden maaş almış, ancak Ardahan’da bir gün bile bulunmamıştır. Sadece gerekli evrakı imzalamak için gelmiş, bir gün
sonra tayinini Ankara TRT’ye aldırmıştır.
9.
2018’de geçici kabulü yapılarak işletmeye alınan atık su arıtma tesisinin giderlerini bir yıl boyunca ilgili şirketin karşılaması gerekirken belediye tarafından elektrik ödemeleri yapılmıştır.
Geçici kabulü yapılan, işletmeye alınan ve çevre düzenlemesi yapılan, dolayısıyla hiçbir eksiği olmayan tesis için 2019 rakamları ile 2.5 milyon TL ilave kredi çekilerek, atık su arıtma tesisinin müteahhidine yasa dışı ödemeler yapılmıştır. Buradan ayrıca kimlere rant ve menfaat sağlandığı görülebilir.
10.
Çok büyük masraflarla kamu hibeleri kullanılarak yıllarca emek sarf edilerek hayata geçirilen, katı atık toplama ve ayrıştırma tesisinin ve çöp merkezinin hali içler acısıdır. Belediye yönetiminin göreve geldiği tarihten beri çevre yasasına aykırı şekilde, düzenli çöp depolanması ve ayrıştırılarak geri dönüşüme kazandırılması gereken çöpler vahşi bir şekilde, en 5 bin dönümlük alan kirletilerek
depolanmaktadır.
Arıtma sistemli, altı membranlı, sadece organik atıkların atılması gereken, bugün
milyonlarca liraya yapılamayacak çöp havuzları kullanılamaz duruma getirilmiş ve çok büyük bir kamu varlığı israf edilmiştir. (Halilefendi ve Kartalpınar muhtarlarından bilgi alınabilir, sahada yapılan incelemede hepsi ortaya çıkacaktır.) Sınıflandırılarak ayrıştırılması gereken ve geri kazandırılması gereken çöplerin hepsi bir arada depolanmakta tesis işlevsiz hale getirilmektedir.
Yaklaşık 10 yıldan fazla süredir beton ayakları yapılan, iki mahalle ve iki park arasındaki yürüyüş ve bisiklet yolu olarak planlanan YAYA KÖPRÜSÜNÜN ÇELİK AYAKLARI , beton ayakların bulunduğu yere getirildiği halde, montaja hazır halde durmaktayken, tonlarca ağırlıktaki çelik ayaklar buradan kaldırılarak başka yere taşınmış ve akıbeti bilinmemektedir.
Belediye yolsuzluk ekibince milyonlarca lira değerindeki bu demir ayakların da hurdacılara yolsuz şekilde satıldığı söylenmektedir.
12.
Ardahan Belediyesi Karagöl Mah. 333 ada 24 parsel numaralı taşınmazı imar planında turizm bölgesi (otel yeri) olarak ayrılmasına rağmen, imar mevzuatı ve imar planına aykırı olarak parsel bazında konuta açılmıştır.
Karagöl Mahallesi Ada333/24 nolu parselin turizm alanı 1350 metrekare yer Otel yapılmak şartıyla imar planında mevcut iken Üstelik kendi döneminin başında aynı parsele yeşil alan otopark ve yoğunluk şartlarını ve benzeri imar şartlarını sağlamadığı için konut talebine Ret kararı verilmişti.
Bu parselde imara tamamen aykırı 6 katlı apartman yapılmış, yoldan ve
yan parsellerden çekme paylarına dahi uyulmamıştır. Normalde 4 kata kadar yapılaşmaya izin verilen bölgede, bu yolsuzluğu yaparken 6 kata kadar izin verilmiş, ancak bu yapının hemen yan parselinde yer alan AK Parti İl Başkanlığı Binası yapılırken 2 kata düşürülmüş, tafsilatı aşağıda açıklanacağı şekilde eski otogar yerini konut alanına çevirirken tekrar 6 kata çıkarılmıştır.
Belediyenin sadece bu fiillerinden nasıl bir yolsuzluk ve rant tezgahının içinde olduğu aşikardır. Ardahan Belediyesi, Karagöl Mahallesi’nin tüm yeşil alanlarını sırayla parselleyerek yapılaşmaya açmakta, Ardahan Halkına ait olan yeşil alanları haksız ranta kurban etmektedir.
13.
Ardahan Belediyesi, güncel imar planında yeşil alan (park) olarak ayrılan eski otobüs terminalinin bulunduğu, 326 ada 16 parsel sayılı gayrimenkulü, ifraz işlemi ile 19-20-21-22-23 sayılı parsellere ayırarak, ayrık nizam 6 kat imarlı ve ticaret alanı olarak açık teklif usulüyle ihale ederek satışa çıkarmış ve bu parseller 17.02.2023 tarihinde yapılan ihale ile satılmıştır. 2011 ve 2019 tarihli son güncel Uygulama İmar Planında yeşil alan ve park olarak gösterilen bu parseller tamamen ranta kurban edilerek, imar kanununa aykırı olarak, zorunluluk bulunmadığı halde yapılaşmaya açılmıştır.
14.
Eski otogar yerinin Satış ihalesi 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunu’ndaki usule aykırı olarak yapılmıştır. 6 ve 11 Şubat 2023 tarihli yerel gazete ilanında ihaleye konu taşınmazların “2886 sayılı Kanun’un 45. maddesi gereğince açık teklif usulü artırma suretiyle ihale yoluyla satışı yapılacağı” ilan edilmiştir.
Mezkur kanunun 45. maddesine göre “Bu Kanunun 1 inci maddesinde yazılı
işlerden, tahmin edilen bedeli her yıl Genel Bütçe Kanunu ile tespit edilecek tutarı geçmeyen ihaleler açık teklif usulüyle yapılabilir.” Yerel gazetede verilen ihale ilanında ise satışa çıkarılan parsellerin muhammen bedelleri sırasıyla;
15.
326 ada 19 parsel için 16.539.875,00 TL,
326 ada 20 parsel için 11.791.340,00 TL,
326 ada 21 parsel için 6.143.995,00 TL,
326 ada 22 parsel için 5.775.000,00 TL,
326 ada 23 parsel için 5.775.000,00 TL, olmak üzere 46.025.210,00 TL’dir. 2023 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Cetveli ‘ne göre Devlet İhale Kanunu’nun 45. maddesinde belirtilen sınır 6.411.600,00 TL’dir. Dolayısıyla kanunda belirtilen sınırın çok üzerinde bir muhammen bedel ile ihaleye çıkarılan taşınmazların, Devlet İhale Kanunu’nun 45. Maddesi gereğince açık teklif usulüyle yapılması mümkün değildir. Muhammen bedelin tutarı itibari ile kapalı teklif usulüyle yapılması
gereken ihale bu sebeple kanuna aykırıdır.
Ardahan belediyesi mevzuata aykırı ihale yaparak yine kamu zararına sebebiyet vermiştir.
İMAR PLANINDA YEŞİL ALAN PARK olarak gözüken alanın konuta açılarak imar yolsuzluğu ve rant paylaşımı.
Bu alan KURA Nehri kenarında daha önce ruhsatsız portatif ya da sökülebilir yazıhanelerin olduğu eski Ardahan otobüs garajıdır, imar planında yeşil alan ve Park gözükmekte idi.
Ancak Belediye Başkanı Faruk Demir kamuoyunun şiddetli tepkisine rağmen üstelik Güneydoğu’da 10 vilayetin tarihin kaydettiği en büyük depreminde yıkıldığı dönemde 6 şubat 2023 de bu alanı konuta çevirerek, 5 kat Ayrılık Nizam olarak ihale ile tek katılımcıya eski dostu Sabri Arpaç ve akrabalarına verdi. Bundan sonra da ilave meclis kararı çıkararak 6 kata kararı al aldırdı, devamında inşaat projesi bitişik nizam olarak ruhsat aldı ve tahmin edildiği gibi korkunç bir rant ve yolsuzluk süreci işletildi.
Ayrıca bu yerin konuta açılması ile birlikte yeni yeşil alan kişi başı 12 metrekare ve otopark ihtiyacı diğer yoğunluk ihtiyaçları dikkate alınmadan konuta çevrilmiş ve bitişik nizam olarak ruhsat verilmiştir.
Şehrin en değerli en korunması gereken çevre değerleri açısından gelecek nesillerin emaneti olan nehir kenarındaki yeşil alan katledildi.
Ayrıca İnönü mahallesinde bulunan Migros’un yeri imar pl. da AYRIK NİZAM olmasına Toprak Petrole bitişik nizam ruhsat verilerek Rant sağlanmıştır.
Yine imar planına aykırı ruhsatlar verilmesi şehir imar planı içinde keyfi ve yandaşlara rant sağlayacak ruhsatlar verilmesi, Müt. Yılmaz Arpaç, Abdullah Çekem, Cumali Kara örnekleri.
16
KONSER USULSÜZLÜĞÜ
Ardahan halkına, CHP örgütlerine ve partililere, konser verdiği Bodrum, Marmaris, Didim Şişli gibi beldelerde yanıltıcı ve yalan beyanlarda bulunarak ” verdiği vereceği konserlerden elde edeceği gelirleri öğrencilere burs olarak tahsis edeceğini beyan etmesine rağmen bu gelirleri zimmetine geçirdiği anlaşılmaktadır. Ekler..
(Çünkü belediye başkanları görevleri esnasında şahsi ticaret yapamaz, görevini bırakarak şahsına gelir elde edecek faaliyette bulunamaz, ayrıca kamuoyuna öğrencilere burs ve yerdim amaçlı para ve gelir toplama içişleri bakanlığı, Valiliklerin bilgisi onayı ile resmi hesaplarda toplanması zorunludur )
Yukarı ki iddiaların savcılığınızca incelenip, soruşturulmasını arz ederim.
Fakir Yılmaz/Gazeteci
Tel: 05322678015-05354183255
YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Gazeteci Fakir Yılmaz, Ardahan Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu kapsamlı şikâyet dilekçesinde, Damal Belediye Başkanı Faruk Demir yönetimindeki belediyede gerçekleştiği iddia edilen çok sayıda usulsüzlük ve yolsuzluğu gündeme getirmektedir. Yazıda, imar planına aykırı ruhsat verilmesi, kamu arazilerinin ve hurda malzemelerin gayrimeşru şekilde satılması ile belediye kaynaklarının kötüye kullanılması gibi ciddi suçlamalar yer almaktadır. Ayrıca, işçi haklarının ihlal edilmesi, naylon faturalar düzenlenmesi ve tartışmalı ihale süreçleri de detaylı bir şekilde ifşa edilmektedir. Yazar, bir gazeteci sorumluluğuyla hareket ederek bu iddiaların resmi makamlarca araştırılmasını talep etmektedir.


2002 YILINDA VE BUGÜN, ‘Ya Allah, ya Bismillah!’ DİYEREK YAZDIĞIM, ‘DÖNÜŞÜMLÜ’ YAZIM…


Belediye Başkanlarının diğer onca başkanlar gibi halen bir sabah baskına uğrayıp, göz altına alınıp, karakolla da günlerce bekletildikten sonra hapis edilmediği ve Gavur İzmir’in çöpleri çiçek açtığını sergileyen video eşliğinde parti değiştirmeyen İstanbul Kartal’a komşu Maltepe ilçesinde 7 katlı binanın 3 katının çöktüğü ve 3 kişinin 3 güne bulunamadığını veren haber ajanslara düşerken önüme 2002 yılında ele aldığım, ‘Ya Allah, ya Bismillah!’ bir yazım düşüyordu.
Ve şu an bulunduğum İstanbul Kartal ilçesine komşu Maltepe yaşanacak denen büyük İstanbul Depreminin merkezi olarak gösterilen Adaları izleyen evimin balkonundan beni alıp, trafiğin içinde geçtiği eve taşıttan kentsel Dönüşüm hikayesi ile ilgili yazdığım onca yazılarımdan bir olduğunu görüp, gülmüyor, acı acı ağlamamak için çakmağı alıp, koah işareti veren damarlarıma dumanı içime çekmek için yakıyordum..
Çünkü, Marmara depremini bizzat Kocaeli (Sarımeşe) Kartepe’de yaşayan biri olarak şu an bulunduğum mahallenin adının da Karlıtepe olduğunu hatırlıyor ve ‘Ya Allah, ya Bismillah!’ başlıklı yazımı yazdığımın üzerinden tamı tamına 24 yıl geçtiğini ve ‘deprem’ denerek, insanların korkutulup, milyon, dolarlık, adaları, boğazı izleyen arazilere oturtulmuş olan ev ve işyerlerinde kaçırtıldığı Kentsel Dönüşüm hikayesini halen yeninden yazamaya gerek var mı diye düşünüyordum..
24 Yıl önce yazdığım yazımı bir kez daha okuyunca, dün değil, 24 yıl önce yazdığım aşağıda ki; ‘Ya Allah, ya Bismillah!’ başlıklı yazıya ve depremle, kentsel dönüşümle ilgili yıllardır yazdığın onca yazdıklarına valilik binası bile depreme dayanıklı olmayan Ardahan’da ki; ‘SOS’ pardon sus yok ya ‘imdat’ diyen imar, mimar ve yapılaşmayı anlatmaktan başka ekleyeceğin hiç bir şey yok ki, diyordu..
Ve 4.5 yıl İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı, 23 yıldır ülke iktidarında bulunan Asrın depremi sonrası Asrın fon olayı ile karşı karşıya olan ve 24 yıl önce ele aldığım yazımın yazıldığı yıllarda, yaptığı bir konuşmada İstanbul’daki yapılaşma ve dikey mimari konusuna değinirken, “Biz bu şehre ihanet ettik, hala da ediyoruz, ben de bundan sorumluyum” ifadesini kullanan İstanbul’un eski büyükşehir belediye başkanı, AK Parti Genel Başkanı, eski başbakan şu anki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da Maltepe’de yaşanan bu son olayla ilgili bir şey demediğini gören bende, 24 yıl önce ele aldığım yazımın noktasına virgülüne dokunmadan aynen yayınlamaya karar veriyorum.
‘İşte 37 yıllık gazetecilik hayatım boyunca başta halen yapılıp, teslim edilmeyen Posof ve Göle’de ki heyelan ve deprem evlerinin teslim edilmemesi olmak üzere kentsel dönüşüm, depremlerle ilgili yazdığımım yazılardan biri olan yazım..’ diyecekken, memleketim Ardahan’a komşu, Sahara tünel projesini bu yılda göremediğimiz, Ardahan’a gelen Ardanuç yolu bir türlü bitmeyen Artvin’in Hopa ilçesinde yaşanan heyelan ardından bir tır şoförünün öldüğünü, onca aracın hurdaya döndüğü haberi de gelirken, bu tır garajını oraya kim, nasıl, hangi plan, proje, araştırma ve kafa ile yapıldığını, İstanbul Maltepe’de ki 7 katının 3 katının kaçak olduğu söylenen binada ki ihmaller zinciri gibi sorulup, sorgulanmadığını da anlıyordum.
Ve; İş-İT gibi bir anda tam da Irak ve Suriye’den sonra İran’a girilme hesapları yapıldığı zaman da ortaya çıkan, çıkarılan Husilerin  saldırdığı Arabistan’a asker gönderme dahil ülke ve bölge gündemine takılmadan 24 yıl önce bugünü anlatan ‘ ‘Ya Allah, ya Bismillah!’ başlıklı yazımı yeniden yayınlamak için derin bir nefes alarak ve bir kez daha ‘ ‘Ya Allah, ya Bismillah!’ diyordum ki;
Bu kez, fon tartışmaları dolaysıyla söyledikleri, yazdıkları dolaysıyla gözaltına alınan Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı adlı iki meslektaşımın tutuklandıkları, İsmail Saymaz ve Murat Ağırel’in de  çağrıldıkları adliyede yurt dışı çıkış yasağı ve her gün karakola giderek, imza verme şeklinde adli kontrol şartı kararıyla Adliyeden ayrıldıklarını öğrenip, ‘buna da şükür’ demeden ve ‘Ya sabır..’ diyerek yıllar önce bugün yaşanan, yaşanacakları anlatmaya çalışan yazımı aynen yayınlıyordum..
İşte o 4 gazetecinin daha hapis ve pranga yediği bugünü bir kez daha anlatan 24 yıl önce bugün hala konuşulan ama bir adım ileri gitmediğiyle yadda eskinin yerine daha beterinin yapıldığı söylenen kentsel dönüşümü anlatan 8 Ekim 2002 yılında bugün Maltepe’de ki binanın yıkıldığı saatler olan 05. 58’de kurşun harflerle yazdığım ve yine aynı saatlerde, sabah ezanının okuduğu bir sırada 06.07’de yazıp, yayınladığım o yazım..

‘Ya Allah, ya Bismillah!’
Türkiye’yi gerek sosyal, gerek siyasal, gerek ise ekonomik olarak baştan aşağıya yenile meye iddialı olduğunu öne süren AK Parti iktidarı şimdide mevcut binaları ‘depreme dayanıklı değil’ diyerek yıkmaya başladı..
Başbakan’ın ‘Ya Allah, ya Bismillah’ diyerek yıkım emrini verdiği ve adına da ‘Kentsel Dönüşüm’ dediği yeni projenin ne kadar başarılı olacağını şimdiden merak eden dünya dünden itibaren toz/duman içinde ard arda yıkılan binaları sıcağı, sıcağına canlı olarak tv’lerde izledi..
Mecliste ki çoğunluğu elinde tutan ve aklına eseni aldığı kararlarla, ‘Ya Allah, ya Bismillah’ diyerek hayata geçirmeye çalışan AKP Hükümetinin depremi mana ederek yıkmaya başladığı konutlardan boşalacak olan arsalarda elde edeceği rantın hesabı ise yapılamıyor..
Çünkü Ardahan’da da örneğini yaşadığımız ve TOKİ’nin bedavaya alıp, milyonlara sattığı arsaları ben değil herkes iyi biliyor..
İnşaat sektörüne canlılık getireceği de belirtilen ‘Ya Allah, Ya Bismillah’ uygulamasının, yani ‘Kentsel Dönüşüm’ ün Ardahan’da da yapılmak istendiği ancak yıllardır bir adım ileri gidilmediğini de bilmek gerekir..
Bilmiyorum ama dün tv’lerin tümünün canlı yayınla verdiği ve 36 vilayette bir anda yıkılan binaların olduğunu öğrendiğimiz ve bir çoğunun da Ardahan’da olduğunu, ama gerek süren davalar dolaysıyla, gerek ise hantal bürokrasi yüzünden Ardahan Polis Evi, Ardahan Halilefendi Mahallesinde ki okul binası, 23 Şubat okulu gibi binaları yıkamayan hükümet, ülkeyi yıkmazsa iyi..
8 Ekim 2002 saat: olan 05. 58 tarihli yazım

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU.
Deneyimli gazeteci Fakir Yılmaz, yaklaşık 37 yıldır kaleme aldığı köşe yazısında, Türkiye’nin kronikleşmiş kentsel dönüşüm ve deprem sorunlarını ele almaktadır. Yazar, 24 yıl önce yazdığı bir yazıyı bugünkü Maltepe’deki bina çökmeleri ve gecikmiş projelerle karşılaştırarak yetkililerin ihmallerini eleştirmektedir. Hükümetin deprem bahanesiyle başlattığı dönüşüm hamlelerinin ardındaki rant ilişkilerine dikkat çekmektedir. Ayrıca süreçteki bürokratik aksaklıkları ve yerel yönetimlerin yetersizliklerini gözler önüne sermektedir. Son olarak, yaşanan bu düzensizlikleri eleştirdikleri için tutuklanan veya adli kontrole uğrayan gazetecilerin durumuna değinerek ülkedeki basın özgürlüğünün geldiği vahim boyutu vurgulamaktadır.


BAKAN GÜRLEK KAFTANCIOĞU VE KIRBAYIR DOSYALARINI DA AÇACAK MI?


Biri Büyükşehir, Mersin Belediye Başkanı olmak üzere 5 belediye başkanının daha 5 gün içinde hapse atıldığı, büyükşehrin birinin hem de  İzmir’in Belediye başkanının AK Parti’ye geçtiği ülkede olmadığı söylenen Adalet’in bakanlığının yanında sanki İçişler bakanlığını da yürüyormuşçasına saat başı devam eden operasyonları yapan polis ve jandarmanın bağlı olduğu İçişleri bakanından önce asayişle ilgili basına bilgi veren Adalet Bakanını eleştirenlerin bugünlerde bir hayli mahcup olduğunu düşünenlerdenim..
Çünkü dün sert bir dille eleştirdikleri bakana karşı mahcup olanların bakan beyin gerek İmamoğlu’nu tutuklattığı sırada yani savcı iken gerekse atandığı Adalet Bakanlığı süresince başlattığı onca operasyonları esnasında hızını alamayıp, Foncu Betül diye suçlanan bakana kadar gelen dokunulamaz denen duvarları bile yıkmaya kalktığını kabul eder gibiler..

Bakan beyin hızını alamayıp, bahsi geçen fon duvarına çarpıp, çarpmadığını ve görevden alınıp, alınmayacağını takibe devam edeceğimiz şu günlerde adım gibi fakir olan benim çokta aklımın almadığı kayıp olduğu söylenen 128 milyon doları pardon fon olayını değil, aynı bakanın ‘Ülkede faili meçhul hiç bir olay kalmayacak’ sözüne dönüp, Ardahanlı olan iki hemşerim konusunda ne yaptığını merak edip, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Hanaklı Ümit Kaftancıoğlu ile Göleli Cemil Kırbayır’ı bilip, bilmediğini ve faali meşhut kalan bu iki isimin dosyasıyla da ilgilenip, ilgilenmediğini aşağıda ki yazımla kendisine anlatıp, soracağım..
Sayın Bakan;
Sizi bakanlığa atayan AK Parti Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan başbakan iken hikayesini mecliste anlatıp, vekil ve bakanları ağlattığı, şu an adı anılmayan Süleyman Soylu’nun Berfo ananın da aralarında olduğu kayıp, çocuklarını arayan Cumartesi annelerine, ‘Paçoz’ dediğinin üzerinde yıllar geçse de unutulmayan Ardahanlı Ümit Kaftancıoğlu ve Cemil Kırbayır’ı tanıyor, biliyor musun?
Ve biri Türk Alevisi, diğer Kürt gencinin faili meçhul kalan dosyalarında açacak mısınız?
İkisi de bir çok karanlık oyunun oynandığı 12 Eylül’ün kurbanları ..Ve ikisi de halkının sorunlarını dile getiren, demokrasinin gelişmesi için mücadele veren, halkların kardeşliğine dem vuran onca Ardahanlı birer yılmaz devrimci genç..
Tam da unutuldu derlerken, onların açtığı yoldan giden, gitmeye çalışanlarca unutturulmayan, tüm baskılara karşın isimleri hafızalara kazınan bu iki Ardahanlı devrimci, karanlık güçlerce bir sabah ortadan yok edilmiş ve tetikçileri ile o tetikleri çektirenler hala bulunup, yargı karşısına bile çıkarılmamıştır..

Sadece bu iki Ardahanlı devrimcimi ki?
Tabi ki hayır ..
Göle’nin en büyük mahallesine 1 Mayıs ismini verenler, Kürtlerin olduğu gibi Türklerin, Alevilerin, yoksul, hakları gasp edilen halkların mücadelesini veren nice devrimcinin Hanaklı Kaftancıoğlu gibi katledildiği, Kırbayır gibi ortadan kayıp edildiği bu ülkede demokrasi adına mücadele veren tüm devrimcilerin mücadeleleri unutulmadığı ve onların açtığı yoldan mücadelenin devam ettiğini görmenin mutluluğunu yaşamak için bugün Göle’de, Okçu köyünde, Cemil Kırbayır’ın bir sabah evinden alınıp, ortadan kayıp edilmişti..
Sayın bakan;
Kaftancıoğlu ve Kırbayır gibi onca devrimcinin yeşerdiği bir Ardahan’da ve ülkem de bugün her ne kadar birileri ABD ve onun ortakları olan sömürgeci güçlerin birleştiği AB’nin faşist, kapitalistlerinin desteğiyle zafer sarhoşluğu yaşasalar da devrim ruhunun dimdik ayakta olduğu ve tüm yok edilmelere, baskılara, tutuklamalara karşın devrime, aydınlığa, halkların kardeşliğine doğru emin adımlarla yürüdüğünü görmek için bir da Ardahan doyasını açacak mısınız?..
Hanak Koyunpınar (Saskara) köylü Kaftancıoğlu ile ‘Ben ölmeden kemiklerini bulun’ diyen 103 yaşındaki rahmetli Berfo Ana’nın ve onun devrimci arkadaşlarının halen, ısrarla aradığı, kalplerinde yaşattığı Göleli Devrimci Cemil Kırbayır’ın köyü Okçu (Oçhi) köylü Ardahanlı bu iki gencin faali meçhul kalan dosyalarını da açacak mısınız?

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Gazeteci Fakir Yılmaz, köşe yazısında Türkiye’deki tartışmalı yargı süreçlerini ve peş peşe gerçekleştirilen kolluk operasyonlarını ele almaktadır. Yazıda, Adalet Bakanı Akın Gürlek‘in yürüttüğü icraatlar sorgulanırken, ülkedeki hukuksuzluklara ve dokunulmaz kabul edilen odaklara dikkat çekilmektedir. Yazar, geçmişte yaşanan 12 Eylül mağduriyetlerini hatırlatarak özellikle Ardahanlı devrimciler Ümit Kaftancıoğlu ile Cemil Kırbayır‘ın akıbetini gündeme taşımaktadır. Bu kapsamda, faili meçhul cinayetler ve kayıplar için adalet arayışının sürdüğü vurgulanarak Bakana bu karanlık dosyaları açıp açmayacağı yönünde doğrudan sorular yöneltilmektedir.


O özür diledi, ben dilemiyorum ve ‘haram olsun’ diyorum..


Yetişmekten zorlandığımız hatta kaçırdığımız ülke gündemini izlerken değil yayın yapmak, yazı yazmak bile ‘Ne anlamı var ki?’ dedirtiyor.. Çünkü ne yazarsan, ne söylesen toplumun büyük kesiminin havuz medyanın dediklerine inanıp, bizi de yorduğunu görüyor, anlıyor ve ‘ne yazsan, ne anlatsan boşuna’ deyip, sinirlenmekten darmadağın olup, yazı yazmaktan, konuşmaktan kopuluyoruz..
Bunun en son örneği son 9 ay içinde çalınan ve bulunamayan 50’ye yakın büyükbaş hayvanlarından olan Ardahan Ovapınar (Bağdat) köyünde çalınıp, Göle’nin Kuytuca (Şekke) köyünde bulunduğu haberinin altına yapılan  aşağıda ki mesaj idi..
Bizim, ‘Ardahan’da çalınan hayvanları Şekkeliler çalmış’ başlıklı ilk haberimiz ardından başka bir gazeteci arkadaşın yaptığı, ‘Muhtarın dikkati, hırsızlara eyvallah dedirtti…’ bizden daha nazik ve yumuşak başlıkla aynı haberin altına yazılmış olan, ‘Eskiden çok hayvan çalınıyordu.. Çaldıkları yanlarına kâr kaldı.. Bu olayı ihbar eden muhtara ve çok güzel çalışan jandarma kuvvetlerine çok çok teşekkür ederim 2 bin öncesi çok hırsızlık vardı. Allah’a şükür böyle jandarmamız var Kocaeli’nden selamlar..’ mesaj adeta son fon vurgunu dahil yaşananlar farklı yöntemler denense de sonuçta aynı yere varılacağını anlatan ünlü  atasözünü hatırlatıp,  “Bütün yollar Bağdat’a çıkar” sözün ne kadar doğru olduğunu anlatıyordu.
Evet, daha ülkemizin de içinde olduğu 3 ülkenin meclislerinde bile geçmeyen Mekke Anlaşmasını yeni bir NATO’ya benzeten ve ne yazarsan yaz ne anlatırsan anlat ‘Bütün yollar dönüp, dolaşıp Bağdat’a pardon havuz medyanın ve onun rakibi, karşısı denen sözde basının dediğine yani yıkanmaya müsait beyinleri omo, alo, mintax markalı tursillerden daha iyi yıkadığına çıktığın görmenin sinirini yaşıyoruz..
Ama, ‘İyi ki internet var..’ dediğimiz sanal dünyada denilenlerin tam tersini kısa sürede yakalanıp, ne kadar yalan, hayali ve yönlendirilmeli olduğunu görmenin enerjisiyle yazmaya, söylemeye devam ediyoruz..
Bunun en son örneği, Ak Parti İstanbul Milletvekili Serkan Bayram’ın fon krizine adı karışan eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya ile ilgili ‘Fon krizine ilişkin Fatma Betül Sayan Kaya’yı, “Bir sürü insanın, engelli kardeşlerimizin hakkını elinden aldık. Fatma Betül yesin diye mi? Bir de sosyal politikalara bakıyor. Kimse kusura bakmasın. Herkes bedelini ödesin. Artık içim acıyor” açıklaması ve İfadelerinin maksadını aştığını söyleyip, ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti teşkilatından özür dilerim’ aynı internetin ağına düşen açıklamasıdır..
Onun dediğini yutup, özür dilediği benim ise; ‘ ‘Fon krizine ilişkin Fatma Betül Sayan Kaya’yı, “Bir sürü insanın, engelli kardeşlerimizin hakkını elinden aldık. Fatma Betül yesin diye mi? Bir de sosyal politikalara bakıyor. Kimse kusura bakmasın. Herkes bedelini ödesin. Artık içim acıyor”‘ tekrarladığım o sözlerin altına imza atıp, özür dilemediğim ve ‘haram olsun’ dediğimi fon olayında biri Ardahan Çıldırlı Ensar Öğüt’ün kardeşi, Balıkçı İsmet ile 2015 seçimlerinde AK Parti’den Ankara Milletvekili adayı edilip, seçilen AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın eski danışmanı Ardahan Hanaklı Ertan Aydın’ın da olduğun belirtip, bana ‘eskiden ineklerde yoktu’ dedirten Cemal Bulca adlı Ardahanlının ‘2 bin öncesi çok hırsızlık vardı. Allah’a şükür böyle jandarmamız var Kocaeli’den selamlar..’ mesajının toplumun havuz medya tarafından beyni ıslananlardan olmamak için işime, gazeteciliğime devam diyerek yazmaya ve söyleme dönüp, yurt kapatarak eğitime başlanılan memleketim Ardahan’da ki eğitim için Ertan Aydın’ın milletvekilli olduğu 2015 yılı seçimleri esnasında yapılan bir açıklamaya dönmek istiyorum.
Ha bu arada, ‘Ertan Aydın’da kim?’ denen bu şahıs, Halkların Demokratik Partisi HDP’nin yapılan seçimlerden oy oranını ve milletvekili sayısını artırması arından ortamın bir anda kan, revana döndüğü ve bu olaylar bahane edilerek adeta zorla yenilenen 2015 seçimlerinde AK Parti’den Ankara Milletvekili adayı edilip, seçilen AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın eski danışmanı olan Ertan Aydın’ın fon soruşturmasına şüpheli olarak dahil edilen bir Ardahan Hanaklıdır..
Gelelim bu hafta sonu yılın son seçimini yapacak olan Ardahan Ticaret Odasının başkanı ve 5. kez başkan olmak için yeniden aday olan Çetin Demirci’nin zamanın başbakanı, şimdiki Cumhurbaşkanına hakaret şüphelisi  olarak savcılığına ifade veren Ahmet Davutoğlu’na başbakan olduğu  2015 yılında ele aldığı Ardahan’ın eğitim ve ekonomik raporunun dünkü ve bugünkü durumuna bakmaya..
Önce 2015 yılının 8 Nisan’ında İHA Haber ajansı tarafından yapılan, ‘ARDAHAN’IN SORUNLARI 8. TİCARET VE SANAYİ ŞURASINDA BAŞBAKANA İLETİLECEK’ başlıklı habere bakalım..
İşte Haziran 2015 Türkiye genel seçimlerinde yüzde 10’luk seçim barajını geçerek, %13,12 oy oranına ulaşıp, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 80 milletvekili çıkardığı ve bir anda ülkenin karıştığı o günlerde yapılan o haber ve benim o haberin her satırı alına yazıp, sorduğum sorular….
Önce haber;
‘ARDAHAN’IN SORUNLARI 8. TİCARET VE SANAYİ ŞURASINDA BAŞBAKANA İLETİLECEK’
Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası başkanı ve yönetim kurulu, 8 Nisan tarihinde, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve bakanların katılımıyla düzenlenecek 8. Ticaret ve Sanayi Şurası’nda gündeme getirecekleri Ardahan’ın sorunları ve çözüm önerilerini görüşmek için bir araya geldi.
Toplantıda, 8. Ticaret ve Sanayi Şurasında gündeme taşınacak Ardahan’ın temel sorununun belirlenmesinin değerlendirmesi yapıldı. ATSO Başkanı Çetin Demirci, 8. Ticaret ve Sanayi Şurası’nda 81 ilin sorunlarının ifade edileceğini belirterek, ’’Ardahan’ın öncelikli çözüm bekleyen sorunlarını tespit ettik. 8 Nisan’da Başbakanımız Ahmet Davutoğlu’na sorunlarımızı anlatacağım. Bu sorunlara çözüm önerilerimizin de içinde yer aldığı geniş raporumuzu takdim edeceğim’’ diye konuştu.
Tespit edilen sorunlar,

Demirci:
1. İŞSİZLİK VE GÖÇ SORUNU: Ardahan’ın en büyük sorunu göç sorunudur.
Ardahan’ın nüfusu 2014 yılında, (107.000’den) 103.000’e düşmüştür. Ardahan nüfusunun 2023’de 77.000’e düşeceği yönünde projeksiyonlar yapılmaktadır. Nüfusun bu şekilde göçle azalmaması için, işsizlik sorununun mutlaka çözülmesi gerekmektedir. Çözüm önerisi: Ardahan’da ekonominin iyileştirilmesi ve istihdamın artırılabilmesi için, kredi faiz desteği ve KOBİ desteklerinin yeniden gözden geçirilmesi. Hayvancılık daha ileri bir düzeye getirilmeli ve süt üretimi artırılmalıdır. Göle ilçemizdeki Küçük sanayi sitesinin bir an önce faaliyete geçirilmelidir. Yapımı tamamlanan Ardahan organize sanayi bölgesine, işadamlarımız tarafından daha fazla yatırım yapılabilmesi için bölgesel değil, yalnızca ilimize özel teşviklerin devreye sokulması gereklidir.

Benim sor ve cevabım:
Denilenin hangisi gerçekleşti?
Denilen göç 20 bin eksikle gerçekleşirken, işsizlik arttı, yeni yere taşınması düşünülen Organize Sanayine bir çivi çakacak ne denilen krediler verildi nede beklenen destekler geldi.. Kent merkezinde kalan Ardahan küçük sanayisi ruhsatsız, plansız, imarsız, mimarsız yapılan inşaatlarla Çin mahallesine dönüp, gecekonduya getirildi, 30 yıldır ‘Bu yıl kesin yapılacak’ denilen Göle’deki sanayi sitesinin bu yılda temeli atılmadı..

Demirci..
2. SINIR KAPILARI VE SINIR TİCARETİYLE İLGİLİ SORUNLAR: Ardahan’da,
Gürcistan’la, ikincisi yakında açılacak olan iki adet sınır kapısı mevcuttur, fakat İlimizde bugüne kadar sınır kapıları yeterince aktive edilememiştir. Bu konuda ek tedbirler alınmalı ve yeni çalışmalar yapılmalıdır.
Çözüm önerisi: Ardahan’ın Gürcistan sınırında yer alan, Türkgözü ve Aktaş sınır kapılarının aktif şekilde çalışması sağlanmalıdır. Bunun için, ilimizde sınır kapısından ihraç edilen malların sayısının artırılması (kotaların kaldırılması), ithalat kotalarında il ihtiyacı olarak başta yaş sebze ve meyve ithalatına izin verilmesi ve KDV muafiyetinin sağlanması gerekmektedir. Komşu ülke Gürcistan’da başta yaş sebze ve meyve fazlası ortaya çıkmakta ve bu ürünlerin tarafımızca ithal edilmesini talep etmektedirler. İlimiz ise, bu ürünlere ihtiyaç duymaktadır. Bunun yanında var olan Türkgözü (Badele) ve açılacak olan Aktaş Sınır Kapısının da katkısı ile gerek yolcu gerek de ticaret hacmi açısından iki ülke arasında rakamlar günden güne büyüme eğilimindedir. Ancak vatandaşlarımızın ziyaretleri ve yolculukları sırasında  Gürcistan’da yaşadıkları bazı olumsuzluklar vatandaşlarımızın tekrar ziyaret ve seyahat motivasyonlarını düşürmektedir. Komşu ülke ile sorunların çözümüne yönelik protokol görüşmelerinin rutin olarak yapılması sağlanmalıdır. İthalat kotalarımızın il ihtiyacı doğrultusunda verilmesi ve sınır ticaretinin geliştirilmesi için devlet tarafından, Yap İşlet Devret modeliyle depo ve antrepoların, ayrıca Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Analiz laboratuvarlarının yapılması ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın lojistik merkezinin (iç gümrüklemenin) acilen ilimizde konuşlandırılması gereklidir.

Benim sor ve cevabım:
Ulgar tüneli olmazsa da Türkgözü (Badele) gibi Aktaş Gümrük kapısı açıldı. Ama STM yani sınır ticareti gibi STM merkezi yapılmadı ve ithalatta, ihracatta sıfır çekti, çekiyor.. değil sebze, meyve getirmek, her iki gümrük kapısında da bir paket çay, sigara, alkol alındığında eller ahavaya denip, belden aşağıya arama ile gren çıkanlar kontrol edilir..

Demirci..
3. ULAŞIM SORUNU: Ulusal bir ekonomi ağının oluşması, ulusal bir ulaşım ağının var olması ile mümkün olabilir. Ulaşım ağının dışında kalan iller, doğal olarak ulusal ekonominin de dışında kalırlar. Bu bakımdan Ardahan’ın ulusal ekonomi ağına tam entegrasyonu bir an önce sağlanmalıdır.
Çözüm önerisi: Ardahan’ın karayolu, demiryolu ve havayolu ulaşım altyapısının
hızla tamamlanması gerekmektedir. İlimizde daha önceki yıllarda kullanılan Eski Hanak-Damal-ve Posof yolunu yeniden yatırım programına alınması gerekmektedir. İlimize komşu olan ve sürekli sosyo-ekonomik ilişkiler içinde bulunduğumuz ve sınır komşumuz olan Artvin iline bağlantımızı sağlayan Ardahan-Artvin yolunun engebeli ve çok virajlı olması yanı sıra kışın sürekli ulaşıma kapanması sebebiyle Şavşat Tünelinin bir an evvel yapılarak hayata geçirilmesi gerekmektedir. İlimizin komşusu olan Gürcistan’la ekonomik ilişkilerin canlandırılabilmesi adına, Ardahan-Posof Ilgar Dağı’na Tünel yapılmak suretiyle ithalat ve ihracat önemli ölçüde artırılabilir. Bakü-Tiflis-Kars demiryolunun Ardahan bağlantısını mutlaka ama mutlaka sağlanmalıdır.
Bu Bağlantının kurulması ile sanayi yatırımları büyük oranda artırılabilir. Bir diğer kritik konu ise, daha önce çalışma yapılan ama henüz sonuca ulaşmamış olan, Ardahan, Artvin ve Ahıska’nın ortak kullanacağı bir hava alanının acilen yapımına başlanması gerekmektedir.

Benim sor ve cevabım:
Evet, benim de ısrarla üzerinde durduğum ve ‘Eski Hanak-Damal-ve Posof yolunu yeniden açılsın’ dediği yol gibi Hanak’ta başlatıp, 7 yılda 700 metre kazınabilmen Posof Ulgar tüneline kadar giden yol daha bölünüp, genişletilmedi bile.. Bakü-Tiflis-Kars demiryolu yapıldı, trenler geçip geçti ama bir durak bir antrepo yapılmadığı için trenlerin durmadığı bir kent durumunda bir memleket..

Demirci..
4.EĞİTİM SORUNU: Ardahan’a atanan ilköğretim ve orta öğretim öğretmenleri, bir süre sonra başka illere tayinlerini aldırarak, Ardahan’dan ayrılmakta ve bu yüzden ilimizde düzenli ve kaliteli bir eğitim öğretim mümkün olamamaktadır. Orta öğretim başarı sıralamasında orta sıralarda yer almasına rağmen, Ardahan’ın üniversite sınavlarında genelde son üç il arasında yer alması, Ardahan’daki eğitim kurumlarının içinde bulunduğu olumsuz durumu ortaya koyan kritik bir göstergedir. İlimizdeki “beşeri sermayenin geliştirilebilmesi ve genel refah seviyesinin artırılabilmesi için, eğitim kalitesinin hızla yükseltilmesi vazgeçilmez bir gereklilik durumundadır.
Çözüm önerisi: Ardahan’daki eğitim öğretim sorunun çözülebilmesi için, öğretmenlerin Ardahan’da daha uzun yıllar kalabilmeleri sağlanmalıdır. Bunun sağlanabilmesi için, Ardahan’da çalışan öğretmenlere, mutlaka pozitif ayrımcılık yapılmalı ve ek avantajlar sağlanmalıdır. Doğu’daki üniversite öğretim üyelerine sağlanan geliştirme ödenekleri sayesinde üniversitelerde uzun süre çalışacak öğretim elemanı bulmak nispeten kolayken, aynısı Doğu’daki ilköğretim ve orta öğretim kurumları için geçerli değildir. Ardahan’da İlköğretim ve ortaöğretimdeki öğretmen sorununun giderilebilmesi için, bazı yapısal tedbirler alınması ve öğretmenlerin özlük hakları ile ilgili iyileştirmeler yapılması şart görünmektedir. Bu çerçevede Ardahan’daki öğretmenlere Batı illerindeki öğretmenlerden en az %25 daha fazla maaş verilmesi gerekmektedir. Ardahan’ın en önemli sorunlarından biri de altyapı ve kentleşmeye ilişkin sorunlardır. İlimizde altyapıya ilişkin ciddi sorunlar vardır ve sosyal donatı alanları eksiktir. Bu sorunlar halledilmeden Ardahan’ın modern bir şehir Olabilmesi mümkün görünmemektedir. spor yapılabilecek mekanlar, oyun alanları, kültürel tesisler ve benzeri sosyal donatı alanları oluşturulmalıdır. Esasen ilimizde okullaşma oranı yüksektir, ancak nitelikli öğretmenin ilimizde kalıcı olmasının sağlanması, ilimiz açısından öncelikli konuların başında gelmektedir.

Benim sor ve cevabım:
‘Barınma ve yurt problemleri yaşandığı gerekçesiyle Ardahan Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Posof Meslek Yüksekokulu’nda (MYO) öğretim faaliyetlerine geçici olarak ara verildi. İlçedeki yurtlarda kalan 154 öğrenci, Ardahan merkeze yönlendirildi.’ başlıklı bu haberle yurt ve okulları koparılarak 2026-27 eğitim/öğretime başlayan Ardahan’da ki eğitimin durumu 2015 yılından bu yana  hala aynı sorunların yaşandığını ve Demirci’nin o günden bugüne 4 madde ile anlattıklarının hangisinin  yapıldığını okura ve İl Milli Eğitim Müdürlüğünün valilik gibi kendinse yer aradığı Ardahanlara sormak gerek..

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Bu yazıda, gazeteci Fakir Yılmaz’ın Ardahan’ın kronikleşmiş sorunlarını ve ülkedeki medya manipülasyonlarını eleştiren köşe yazısı değerlendirilmektedir. Yazar, toplumun büyük bir kesiminin iktidara yakın medyanın etkisinde kalarak gerçeği göz ardı ettiğini ve bu durumun kendisinde tükenmişlik yarattığını ifade etmektedir. İnternet sayesinde yalanların kısa sürede ortaya çıkmasından duyduğu motivasyonla yazmaya devam ettiğini belirten yazar, yerel yöneticilerin geçmişte başbakana sunduğu raporlardaki vaatlerin yıllar geçmesine rağmen yerine getirilmediğini vurgulamaktadır. Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası başkanının 2015 yılındaki göç, işsizlik, altyapı, sınır ticareti ve eğitim gibi temel sorunlara yönelik çözüm önerilerinin bugün hâlâ çözüme kavuşmadığı vurgulanmaktadır. Yazı boyunca memleketindeki eğitim ve ekonomik sıkıntıların aynı şekilde devam ettiğine dikkat çekilerek yerel ve ulusal düzeydeki aksaklıklar sert bir dille eleştirilmektedir.


ŞAP’A OTURARAK YILI BİTİMEK!..

Ardahan’ı görmeden, Ardahan’da yaşananları yaşamadan Ardahan’ı kurtarmaya çalışanların İstanbul’da ya belediyenin beleşten verdiği beleş bir toplantı, içinde kültür olmasa da adı kültür olan salonda veya karşı karşıya oturanın bir birini görmekten zorlandığı masalarının olduğu, dönüşümden yapılmış sahte, suni plastik kaplarda yemeklerin yendiği düğün salonunda Şap’a oturmak üzere olan hayvancılığın yerde süründüğü, okulları ve yurtları kapatarak 2026-27 eğitim/öğretim sezonuna merhaba diyerek Ardahan’da ki eğitimi, ligden düştü, çıktı denen sporunu kurtarmaya çalıştıkları şu günlerde bende yılın bitimine kaç ay kaldı diye soracağım..
Ama ondan önce ‘Şap’a oturmak’ sözlük anlamının ne olduğunu bakıp, bu yönde kimseye bir soru sormadan ben değil, Google amca cevaplasın..
Çünkü, Ardahan’da Şap bir kez daha gündemde..
Evet, ‘Şapa oturmak deyimi, beklenmedik bir engelle karşılaşıp işin çıkmaza girmesi, kişinin zor ve sıkıntılı bir duruma düşmesi..’ anlamındaymış..
Yani geçen yıl 6 bine yakın büyükbaş hayvanın telef olmasına, 30 milyondan fazla paranınım kazılan çukurlara mırdarlaşan hayvanlarla toprağa gömülen 150’ye yakın özel, tüzel, kamı veterinerinin olduğu, veteriner odasının seçimini kaçırırcasına yaptığı Ardahan bir kez daha Şap’a oturacak duruma düşmüş..
Kısacası önce Ardahan merkez Halilfendi mahallesinde Şarbon, ardından yine Ardahan merkez de eski köy, yeni mahalle mahallesi Gürçayır (Sabuğaro) da Kuduz, sonra Hanak’ta ardından Hoçvan ve merkez köylerinden Göle ilçesine sıçrayan, Çakırüzüm (Muzareti), Çakıldere (Orakilise), Çayırbaşı (Hokam), Samandöken (Sinot), Dedekılıç (Keşer), Dölekçayır (Pülümor), Okçu (Oçhi) Senemoğlu, Tahtakıran (Tahtakrani) köyleri ile Göle’nin Fevziçakmak, Salimbey, Kubilaybey mahallelerin de görünüp, arazisinin bir bölümü belediye tarafından vergi levhası, dükkanı olmayan kara paralılara satılan hayvan pazarını Hanak’ta ki meydan gibi karantinaya aldıran Şap’ın bir kez daha görülmeye başladığı ancak ne hikmetse başta yerel gazeteciler olmak üzere kimsenin olayı ciddiye alıp, paniklemediği Ardahan bir yılı daha geride bırakıyor.  
Çünkü, ‘Gümrüksüz, Konsolosuz, Antreposuz Çıldır Aktaş, Posof Türkgözü (Badele) Gümrük Kapılarına Sınır Ticaret Merkezi, STK açıldı..’ diyemediğimiz geçen onca yıl gibi bu yıl da birçok şeyin olacağını söylemişti birileri bizlere.. 
Hayvancılığın, ‘Gel, gel ne alırsan 150 TL.’ye’ kadar düştüğü, göçün var hızıyla devam ettiği, Kafkas arısının üretildi bala patent alınmadığı Ardahan’da bir yılı daha geride bırakmaya kaç ay kaldı?..
Alt yapı olarak çokta eksiği kalmayan, ancak değişmeyen zihniyet dolaysıyla bir türlü ileri gidemeyip, sonlardan kurtulamayan eğitimi belediye veya düğün salonunda kurtarmaya kalkanların kendi derneklerinin kalacağı bir evleri olmadığını yazıp, söylemektense üniversite öğrencilerinin kalacakları sıcak bir iki öğrenci yurdunun vat-yok şeklinde söylemek daha doğru olur sanırım şu bitimine kaç ay kaldığını bilemediğimiz biri demiryolu olmak üzere 3 gümrük kapısı olmasına karşın sınır ticaretinin yapılmadığı Ardahan’da..
Hanak Ortakent (Büyük Nakala), Çıldır Suğara (Aşık Şenlik) beldesi kapatılan, diğerinin ha bu seçimde ha her an kapatılacak olan Ardahan’ın yapılan ama betonu ruhsatsız, kontrolsüz bir iki yeni bina ile geliştiğine sevinsekte yılın bitmesine çok sevindiğimizi söyleyemeyiz..
Çünkü bu yıl içinde yapılacağı ileri sürülen birçok şey gibi Kars-Tiflis-Bakü Demiryolunun kılçığı, Yanlızçam/Uğurludağ Kayak Merkezinin halen tam kapasite çalıştırılamadığı, 50 yıldan fazladır yapımı süren Ardahan-Ardanuç yolundan vazgeçip, Sahara ve Ulgar’a tünel istediğimizi yıl boyu yazıp durduk..
‘Bir inek satarım, bir araba alırım..’ diyenlerin bugün yaşanan şap ve onca hayvan hastalığı dolaysıyla kuruyup, yerlerinde kaldığı, para etmeyen hayvanları ile yaklaşan kışı nasıl geçireceklerini düşünüp, taşındıkları bir Ardahan’da yılın bitimine kaç ay var acaba?..
Siz yılın bitimine kaç ay kaldığını düşünün durun, bende Ardahan esnafının yaşadığı sorunlar karşısında ciddi bir açıklaması ve eylemi olmayanların bu hafta sonu yeni bir seçime gidecek olan Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası, ATSO gibi önemli iki kelimeyi temsil etmesinin ne kadar zor ve bir o kadarda sıkıntılı iş olduğunu anlatıyayım size..
Bu memlekette çeki olmayıp, ticaret ve sanayi temsil edenlerin, tanesi 150 TL.’ye kadar düşen koyunu olmayıp ziraatı temsil etmesinin getirdiği sıkıntılar değil mi bu kentin bir adım ileri gitmeyip, on adım geri gelmesi..
Bilmiyorum ama 2026 diye bir yılı daha geride bırakmaya hazırlandığımız şu günlerde bir iki üst düzey idarecinin dışında memlekette değişen pekte bir şeyin olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim..

Çırpacaksın, yoksa olmaz..
Gazeteleri internetten al yapıştırılan doldurmamak, internet sitemizi yöre ile ilgili haberlerden habersizce güncellemek, ‘gazetecilik mi, parası olmayan ama tehlikenin her an kapıda olduğu meslek’ dendiği için yetişen elaman olmadığı için mizanpajını yaptığım gazete sayfalarını basmak ve lise öğrencimiz Dağhan’nın gazeteyi katlama acemiliğine yardım etmek için yorgun ve uykusuz kaldığım dün üstüne üstlük iki ilçemizi işlerim dolaysıyla programımda olmamasına karşın zorunlu ziyaret ettim.
Önce geçtiğimiz üç yılda zar zor yapılan ve ancak bitti derken yeniden bozulup, yeniden yapılmaya başlanan Ardahan-Kars yolundan Hanak’a geçtim..
Hanak Belediyesi’nin yıllardır beklenen kanalizasyonu yaptırdığı için kapattığı ana girişte değil, zorunlu olarak ‘arka mahalle’ denilen mahallesi içinde Hanak’a girdim..
Hafta başı olduğundan olacak ki yoğun bir hareketliliğin yaşandığı Hanak’ın hemen her sokağının kazındığını ve kanalizasyon ve doğalgaz borularıyla döşendiğini gördüm..
Ve geçtiğimiz yerel seçimlerde ‘Senin iki ineğin var, onları da seçim masrafı diye satıp, ineksiz kalacan’ diye takıldığım, başkan eski başkan yeni İl Genel Meclis Üyesi Taşdemir Çoban’ı kendisinde habersiz kutladım..
Çünkü istendi mi yapılabilecek olan o kadar iş var ki bunun açık örneği 80 yıldan fazladır bir kanalizasyon borusu görülmeyen Hanak’ta her sokağa uzatılmış olan kanalizasyon borularından ve TOKİ değil, Avukatlığı bırakıp, müteahhitliğe başlayanları görmek mümkün..
20 yıldır belediye başkanlığı yapıp, ciddi bir eserleri olmayan Belediye Başkanının oğlunun müteahhit olduğu Hanak’a komşu ilçe başkanlarının da gelip, geçtiği o yoldan geri dönerken, ‘idareciyim’ diyenlerin rutin, günlük kandırmacalardan çıkıp, kentleri, köyleri çırpacak işleri yapması gerektiğini düşündüm..
Çünkü hep aynı kareleri görüp, çekmekten ben bile bıkıp, yoruldum..

Çırpacaksın,
yoksa olmaz-2..
Dün Hanak gezimi, bugün ise Göle gezimi anlatacağım yazıma başlamadan önce dün ülkemde yaşanan yeni olaylar ve fon vurgunlarını nasıl olup ta görmezden gelip, hiç bir şey olmamış gibi davranabilirim diye uzun uzun düşünmedim değil..
Çünkü artık her olumsuzluğun kanıksandığı ülkemizi dünyada birinci yapan ve günde en az 5-10 insanın öldüğü trafik kazalarını ülkeyi yönetenlerde çok umursamaz oldular..
100 yılda yapılmayanı 23 yılda yaptıklarını, bu yapılanların başında gelenin ise yollar olduğunu belirtip, siyaset yapan iktidar bu ülkede ki ölümleri kanıksayıp, oralı olmadığı şu zamanda benim, ‘nasıl olup, onca yaşanan, yürek yakan gelişmeleri es geçip, oralı olmayabilirim..’ diye düşünmem doğrumu acaba bilmem ama sanırım ben ne hükümet, nede devletim..
Çünkü onlar gibi yaşananlara karşı duyarsız ve ‘bir iki kişi ölmüşte, ülkemi batmış..’ diyenlerden değilim, olamam da..
‘Yol yapık tünel açtı, köprü sattık’ denen bu ülke de onca trafik kazasına karşı, ‘nasıl olur bir insan rahat olurda, yaşananları görmezden gelir diyerek her gün bıkmadan usanmadan ele aldığım yazılarımın birini daha yazarken, artık son dakika haberlerine bakmaya da korktuğumu da söyleyebilirim..
Buna neden ise her an gelen bir kara haber ile bu ülkenin gün geçtikçe gerildiği gibi benimde gerildiğimi hissediyorum..
Bu nedenle; hükümetin o çok övündüğü yollardan Göle’ye iki gün içinde ikinci kez gitmeye hazırlanırken gözden ırak, ormanları yeniden kesilen Köprülü’de (Goreveng) bulunan okulların yanında Ardahan’da olduğu gibi Göle merkezde de bu yıl kapatılacağının haberini alıyorum..
Yeni hastanesi yapılan yolları bölünerek genişletilen, terörist yetiştirmeyen (!) İmam Hatip’i, Sağlık Lisesi’nin açıldığı Şap hastalığının hayvan meydanını kapattığı Göle’nin diğer ilçelere nazaran gelişip, büyüdüğünü görmenin mutluluğunu yaşarken, ‘bu ülkede bazı şeyleri yapmak için yürek ve cesaret gerektiğini ve en önemlisi barışı dahil her şeyi baştan çırpmak gerekir..’ diye düşündüm, yeniden çıktığım Göle yoluna giderken..

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Yazar, Ardahan’ın yerel sorunlarını, hayvancılığı tehdit eden hastalıkları ve bitmek bilmeyen altyapı eksikliklerini ele almaktadır. Kentin ekonomik açıdan gerilemesine ve sürekli göç vermesine dikkat çekilirken, yöneticilerin göstermelik toplantılar yapmak yerine kalıcı çözümler üretmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bölgedeki okulların kapatılması, ticaret odası seçimlerindeki çarpıklıklar ve trafikteki can kayıpları gibi toplumsal meseleler de eleştirel bir dille masaya yatırılmaktadır. Son olarak, Ardahan’ın kalkınması için cesur adımların atılması ve yönetim anlayışının kökten değiştirilmesi gerektiğinin altı çizilmektedir.




Önceki Yazı
SONRAKİ YAYIN

10

MANŞET HABERLERİ

Haberler yükleniyor...

Arşiv Seçmeleri

Arşiv taranıyor...

Türkçe
Kurdî
English

Ardahan Gazetesi — Yerel, Ulusal ve Uluslararası Habercilik

Ardahan Gazetesi; Ardahan, Türkiye'de internet üzerinden yayınlanan ilk Kürtçe ve ilk İngilizce gazetedir. Yayın hayatını ağırlıklı olarak Türkçe, Kürtçe ve İngilizce dillerinde sürdürmektedir. Gazete, 1995 yılında Mehmet Ali Arslan tarafından kurulmuştur; yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde habercilik yapmaktadır. Bölge haberlerini dünyaya, dünya haberlerini ise bölgeye aktaran yayın organı, ilk haber paylaşımlarını mIRC, ICQ ve IRC platformları üzerinden gerçekleştirmiştir. Gazetenin Türkçe versiyonu Ardahan Gazetesi, İngilizce versiyonu The Ardahan Newspaper, Kürtçe versiyonu ise Ardahan Rojname (Rojnameya Erdexanê)'dir.

Yayınlar yükleniyor...