Ardahan Gazetesi | Since 1995 |
Gündemi kaçırmama telaşıyla yerinde donup, kalmamak..
Bugünkü yazıma başlamaya hazırlandığım bir esnada çalan telefonuma baktım. Gelen numaranın rehberimde olmayan ama gizli olmadığını görünce açtım
Bir bayan ve telefonumu bir yakınından aldığını belirtip, rahatsız edip, etmediğimi bir hayli tereddütlü ama nazikçe soruyordu.
'Hayır. ne rahatsızlığı lütfen rahat olun buyurun..' diyorum.
Tereddütle aradığı telefondaki sesimin verdiği güvenle konuşmaya başlayan Çıldırlı kadın, evli ve 3 çocuk annesi olduğunu, midesinin yarısı olmayan eşinin sanalda paylaştığı bir fikri ardından aynı zamanda AK Parti Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaretten dolayı hapiste olduğunu belirtirken kendisinin de bir dönem mahalle muhtarlığı yaptığı ve kendisini görsem tanıyacağını söylüyordu.
Ve haberimde kullanıp, kullanmayacağını sorduğumda tabi ki' diyen, okula başlayacak olan üç çocuğun annesi Esra Kuzey isimli eski muhtarı dinlerken kendi fakir halimi unutup, yutkunuyordum.
Çünkü karşımdaki kadın, eski muhtarın Çıldır Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma yani kısa adı SYDV'den yardıma muhtaç bir durumda olduğunu ve çalışmak için İş-Kur'a başvurduğunu ancak kendisi gibi bir çok insanın bazı siyasilerin ve kamu kurum amirlerinin işaret sonucu elendiklerini anlatıyordu.
Gündemi kaçırmama adına içinde olduğumuz ilk haberi verme telaşı ile kaçırdığımız asıl gündemin yoksul halkın gündemi olduğunu beni yerimde donduran, boğazımı düğümleyen Çıldır'dan gelen telefon konuşmasını bitirdikten sonra geri dönüp, düşünceli bir halde bölge ve ülke siyasilerinin gündemine bakıyordum.
Ve başta son adı 'çerçeve yasası' denen süreçte kuyruğunu bağlandığı söylenen atı alanın bir kez daha Üsküdar'ı geçmek için ortaya koyduğu çabalarına bakınca göz göre göre adeta değil alenen gasp edilen İstanbul Üsküdar Belediyesinde yaşananlar karşısında donup, kalıyorum.
Yazımı bırakıp, balkona çıkıp sigaramı yakıyor, bir hayli soğumuş çayı yudumlamaya çalışırken ülkenin neden bu kadar acımasızca hırpalandığını kara kara düşünürken bu kez whatsapptan arayan bir dostun telefonuyla kendime gelip, isteksiz bir halde 'Alo diyorum.
Çıldır'da ki yürek acıtan telefondan sonra beni Ardahan merkezden arayan dostu dinlerken az önce hava almak için çıktığı balkondan birileri gibi daha da aşağıya düşmemek için direnip, yere çöküyorum. Çünkü bu kez arayan arkadaşım Ardahan'da bir katiplik sınavı yapıldığını ve bu sınavda mevcut partinin üst düzey yetkili birinin eşinin de olduğunu ve pazartesi açıklanacak olan listede adının yayınlayacağını geriye kalan 20'sinide dayısız olmadıklarını söylüyordu.
Aynı dostum Ardahan'da ki inşaatçıların bağış keyfiyle Ardahanlı bir siyasinin yakını olan Oltu'da ki kum ocağında getirdikleri kumlarla, Posof'taki ruhsatsız beton santralinden getirilen betonla zaten alt üst olmuş kaldırım ve yolları iyiden iyiye bozduğunu bunları denetlenmesi gereken kurumun birine, çerçeve yasacı değil, depreme dayanıklı olmadığı için kendinse yer arayan ve bir otele taşınmaya çalışan Ardahanlı çevre müdürlüğüne yine Ardahanlı siyasilere yakın olan dostlarının çoluk çocukları olan 3 bayanın sesiz, sedasız işe alındığını söylüyordu.
Evet, 10 yıldır hapiste olan ve AYM, AHİM hatta yerel mahkemelerin kararlarına karşın Demirtaş'ın son mektubundaki satırlarının arasına sıkıştırdığı rahatsızlıklarına katılan bir Kürt olarak sürece dönmek isterken bu kez kendi kendime frene basıp, 'Bu parti de bunlar ne alaka..' dediğim ve yapıldığı söylenen kongrede aynı yerde kalıp, sonrasında katıldığı ve Göleli hemşerim, meslektaşım Dilek Odabaş'ın sunduğu bir tv programında sorulan sorulara bol bol 'Eeee. eeyy' deyip, ne kadar zorda olduklarını ortaya koyan ve benim TEMPO TV'deki 'Gazetecilerle Gündem' adlı canlı yayın programıma karlan HDP eski eş Başkanı Ardahanlı Serpil Kemalbay gibi kaçamak cevaplarını doğadan, ekolojiden sözde emekten bahsedip, saklamaya çalışırken asıl sorun Kürt sorunundan bahsetmekten kaçan Saruhan gibilerinin ve İmralıcılar tarafından hain ilan edilmekten çekinip, aylardır olduğu gibi bu gündemi yine erteleyip, es geçmeye çalışıyorum.
Çünkü aynı programa katılan gazetecilerde bolca 'eyy, eeeeeee' şeklînde sorular sorarken sürecin ve Serhatspor'un kongresi gibi al acele yapılan kongrenin ne kadar hassas pardon inandırıcı olmadığını ima etme telaşı taşıyorlardı
Bu kez şu bizim Ziraat Kupasından olan ardından BAL ligine katılamayan Serhat Ardahanspor gibi alel acele kongreye giden ve benim içine helvacıların sızdığı iddia ettiğim, tabanının büyük kesiminin ise mevcut iktidarın uydusuna girdiğine işaret ettiğim hewalllı DEM'in kongresinin hemen ardından bir habere rastlıyorum.
Ki o haberinde şu bizim havuz medyanın başını çeken A haberini haberlerinde daha çok gülünçtü.
Çünkü, hemşerim, Göleli iş insanı Ertan Hamitoğlu'nun da 'PM'ye seçildim' diye sevindiği DEM'in kongresinden hemen sonra yeni bir kongre yapılacağını ve bu kongrede Demirtaş'ın yeniden eş başkan olarak seçileceğini söylüyordu.
Yani devam ettiği söylene süreçte, yapılan kongrede adı doğru dürüst ağza alınmayan ve neden bırakılmadığını, CHP ve YP' Belediyelerine yapılanlara, geniş kapsamlı bir affı yüksek sesle söyleyemediklerinden benim gibi Demirtaş'ı sevenlerin ve ilk seçimde bunlara oy vermeyecek olanların gazını almaya çalışıyorlardı.
Ve yine kendi gündemime, Ardahan haberlerine geri dönüp, bekleyen başlıkları haberleştirmeye çalışırken bu kez okul kapatarak 2026-27 eğitim/öğretim sezonuna hazırlanan okulların başına gelen Erzurumlu müdürümüzün de yine bir siyasinin yakını olduğunu öğrenip, şu 5 bin köpeğin kayıp olduğu söylenen Ardahan valiliğinin, özel davası için Erzurum mahkemesine başvurduğu söylenen Genel Sekreterin sorumluğunda olan ve ayda 10 milyon mama parası harcandığı, bu nedenle son kaç aydır beton yol başta olmak üzere köy ve yayla yollarını yapmadığını gördüğümüz Özel İdarenin battığı, parasız kaldığı ileri sürülen Çıldır yolu üzerindeki hayvan barınağını 2 müfettiş tarafından baskına uğradığını haber alıyorum.
Tabi, aylar önceden 'adayız' diyen ama son bir kaç aydır sus-pus olan ve sanki aday olmayacaklar gibi görünen Sabahattin Gündoğdu ile Kenan Yıldız'ın önümüzdeki günlerde yapılmasını beklediğimiz Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası seçimi ile birlikte kuruluşunda bir hayli payım olan Ardahan Barosu'nunda kongre kararı aldığını ve genç Avukat Sinan Gelturan Yılmaz'ın 2 dönemdir başkan olan Avukatla yarışacağını unutmuyorum.
Ve ben de, 7 HES Barajının olmasına karşın neden baraj balıkçılığı yapılmadığını merak ettiğim ve Şavşat Karagöllü kıskandıran Posof Gölleri gibi unutulan, sınırları içinde balık tutmanın serbest, olan Gürcistan ile ortak olan ama bizim sınırımızda kalan bölümünde balık avlamanın yasak olduğu Aktaş isimli gölü de olan Ardahan'da gökkuşağı alabalığı için ortasına kurulan kafes balıkçılığını başarısız olduğu Çıldır Göllü Ardahan'da, Bakü'ye içme suyu olan Kura nehrine 300 bin Sazan yavrusun bırakıldığı haberini alıyordum.
Göle'den sonra Hanak'ta da katliam denecek derecede orman kesiminin devam ettiği ve Avukat oğlu avukatlığı bırakıp, müteahhitliğe soyunduğu Belediye Başkanının başında olduğu Hanaklıların, Göleliler kadar ses çıkarmadığı ve yine aynı Hanak le Damal arasında yol genişletme adı altında Hanak festivalinde yapıldığı alanında bulunan sarı çamlarında vahşice devrildiğini haber aldığım memleketim Ardahan'ın yerel gündemi ile hızla akan ülke ve dünya gündemi kaçırmama telaşıyla yerinde donup, kalmamak..' için dağılan kafamı toparlanmaya çalışırken yazımın yine uzadığını da hissediyordum..
Ve iki değerli başkanın vefatı ardından başsız kalan Ardahan ve Göle Ziraat Odlarının da seçime gidip, gitmeyeceklerini düşünerek Ardahan'daki bu seçimlerle ilgili ve diğer yeni haberlerime geçerken, sizlerin de de bu yazıyı okuduğunuz sırada 'Genel Başkanların Ardahan ziyaretleri seçim işareti mi?' diye manşet attığımız, Deva ve Saadet Partisi Genel Başkanları sonrası Yeni Parti'nin Genel Başkanının da Ardahan'a geleceğinin ilk haberi vermeye yarışını diğer meslektaşlarımdan bir adım önden veriyordum.
Ardahan'da olacak olan Yeni Parti'nin Genel Başkanı Özgür Özel'n alttan alta Mutlak Butlanlı CHP'yi Ardahan'da dizayn etmeye çalışan Ensar Öğüt'ün otelinde değil, farelerin bastığı söylenen ve borcu dolayısıyla yapmacı firma ile mahkemelik olan türkücü beldeye başkanının başında olduğu Ardahan Belediyesinin üzerinde şow yaptığı Bungalov evlerde kalacağından gündemi kaçırmama telaşı içinde öğrenip, İran ile Amerika savaşının da Rusya-Ukrayna ve Gazze gibi gündemde düşse de zaten yerlerde sürünen (!) Almanya ekonomisini akaryakıt pompaları aracılığı ile vurmaya devam ettiğinde görüyordum .
KÖPRÜLERİ SATACAKTIYSAK, O ZAMAN HABERTÜRK'E NEDEN EL KOYDUNUZ?
Bugünkü yazıma başlamadan önce bir gazeteci olarak önce görevimizi yapalım, günün en çok okunan haberini verelim..
*İktidar, köprü ve yolları satışa çıkardı..
MHP-DEM-DSP-VATAN-HÜDAPAR-BBP destekli iktidar partisi İstanbul Boğazı ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri ile çok sayıda otoyol ve çevreyolunun özelleştirilmesi için karar aldı..'
Evet, şu bizim Ardahan'daki Bingöl lokantasının murdar et meselesini ilk olarak İHA'nın ardından benim yazdığım gibi önce dış güçler denenler arasındaki yabancı basın kuruluşu olan Bloomberg'in yazdığı, sonrasında da Akşam gibi havuza düşmeden önce bir dönem muhabirliğini yaparken çok güzel haberlerimle manşetlerine imza attığım Habertürk Gazetesinin oradan alıp, ülke gündemine servis ettiği köprülerin özelleştirileceği haberi netleşti..
Yani kendisinden olmayan ya da muhalefet edenlerin çeşitli hukuki iddialarla hapsedip, mallarına el koyulduğu ardından önce kayyum olarak görev verilen TMFS'ye oradan da yok pahasına satıldığı öne sürülen bir zamanda geriye kalan köprülerin de satılacağını pardon 30 yıllık kiraya verileceğini bir kez daha duyup, haber olarak okuyoruz..
Ve aynı iktidarın önce ret ettiği ama şimdi de 'evet: dediği köprü satışları veya kiralamalarının yapılacağı netleşti gibi..
Peki şimdi burada bir gazeteci olarak soruyorum..
Köprülerin satılacağını aylar önce yazan, yazdığından kısa süre sonrada şirketine el konulan havuzdaki Habertürk'e neden el konuldu?
Evet, bir daha soruyorum..
Bugünlerin yaşanacağını yazan, yorumlayan Habertürk ve onca gazete, tvlere el koymakla ekonomiye, demokrasiye, insan haklarına, anayasaya güven oluyor mu ki ekonomi düzelsin, iç kale ve kuleler güçlensin de yapılan satışlarda dursun..
Bilmem ama sorumu bir kez daha tekrarlayıp, bitirirken dün, bugünlerin yaşanmaması için düşündüklerini kaleme döken gazeteciler mi suçlu?
Yoksa, 'Köprüler satılacak' diye yazan gazetecilerin haberlerini yayınlayan Habertürk'e kızıp, el koyanlar mı?..
Ha bu arada yazımı bitirirken ikinci 'son dakika' haberi de verelim..
AK Parti Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın önce memleketimdeki camilerde olduğu gibi imamsız, vaizsiz oldukları öne sürülen camilerden, günahları af olacak diye bolca yaptıkları bağışlarıyla yerlerde sürünen Alaman mercedeslerden inmeyen cemaatlerden sorumlu müftüler kararnamesini ardından da 2 köprüyü, çevre yollarını özelleştirme değil, işletme (!) kararını imzaladı..
Şimdi gerisini; MHP-DEM-DSP-VATAN-HÜDAPAR-BBP'nin açık, gizli, yandan, çerçeveden yanında olan desteği ve pembe gözlüklü havuz medyanın 'Çok yaşa' manşetleriyle iktidarına devam eden 25 yaşındaki partiye yani kısa adıyla AK Parti'ye muhalefet edecek diye umut ettiklerimize;
Mutlak Butlanlı CHP'ye, partisinin adını daha ezberleyemeyen, otobussüz Özgür Özel'e, 6'lı masayı devirdikten sonra saçlarını sarıya boyayan Akşener'in bıraktığı ve biz cahillerin Ekmeleddin gibi adını demeye zorlandığımız Müsavat Dervişoğlu'lu MHP'nin milliyetçi rolünü ve oylarını almaya çalışan İYİ Parti'ye, seçimlere kadar ayrı telden çalıp, seçim günü bir çokları gibi 'Ondan başkası mı var ki.. Sonuçta; Din kardeşiyiz..' diyen Yeniden Refah'a,
Anahtarı açmak için ithal İl Başkanlarıyla teşkilatlanan partiye, partisini gece yarısı tek başına aldığı bir karar ile kapatıp, Kürt kızı gibi ağzındaki sakızı çiğneyerek Adliye'ye giden İ. Melih gibi soruşturmalık olan eski başbakan ile ve yıllardır kendisine bile deva olamayan DEVA Partisi ile grup kuramayan Saddet'e ve DEM'lilerden oy alıp, vekil olduktan sonra ulusalcı, yeşilaycı, doğacı kesilen sol sosyalist geçinen TİP'lilere.
Ve Ardahan'da yaptığı kongresi ardından benim de son bir haberim de 'Aaa onlarda Ardahan'da varmış!' deyip, kızdırdığım EMEP'lilere, parayı nereden buluyorlarsa oncasını bastırıp, sağa sola yapıştırdıkları ama çevreyi kirletmekten öteye geçmeyen afişlerle 'Kahrolsun Amerika' deyip, Kürt sorunu başta olmak üzere onca sorun varken mevcut iktidara yakın stk'lara özenip, Gazze mitingleri düzenleyen komünist, sosyalist, devrimci abilere bırakalım..
*YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Gazeteci Fakir Yılmaz, kaleme aldığı bu köşe yazısında Türkiye'deki özelleştirme politikalarını ve medyanın bu süreçteki rolünü sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, İstanbul'daki köprülerin ve otoyolların satışına dair kararın kesinleştiğini belirterek, bu durumu geçmişte haber yapan yayın organlarına neden müdahale edildiğini sorgulamaktadır. İktidarın ekonomik kararlarını ve muhalefet partilerinin bu gelişmeler karşısındaki etkisizliğini eleştiren metin, demokratik haklar ile basın özgürlüğü arasındaki ilişkiye dikkat çekmektedir. Yılmaz, kamu varlıklarının devredilmesini siyasi ve toplumsal bir çerçevede değerlendirirken, medya üzerindeki baskıların ekonomik istikrara zarar verdiğini savunmaktadır. Sonuç olarak kaynak, Türkiye'nin güncel siyaset ve medya ortamına dair eleştirel bir bakış açısı sunmaktadır.
ARDAHAN STK’LAR AK PARTİLİ OLMASA DA İRAN’DA SURİYE GİBİ OLACAK!..
Israrlı haberlerimiz ardından gecikmelide olsa seçim kararı alan Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası, ATSO seçimlerinin yanı sıra kurulmasında büyük emeğim olan Ardahan Barosu’nun kongre hazırlığı, muhtarların çobanlık yapmaya başladıkları bölgedeki hayvan hırsızlıklarını, alt yapısız memleketimi sel aldığı bir sırada Bilecik’te katıldığı bir tv programında asıl sanatını ortaya koyup, türkü söyleyen türkücü belediye başkanının başında olduğu Ardahan’daki ruhsatsız beton ve kum santrallerinden getirilen betonlarla yapılan inşaatları değerlendirmeye, Yalanızçam kayak evinin olduğu dağ evindeki otelin yine kiralayanın çıkmadığını ve bugünkü denetimsizlikten milyonlar kazanılan inşaatlar gibi gelişi güzel yapıldığını da sonradan yapılan denetimlerde polis evi yıkılan polise ev olacağını yazmaya hazırlandığım bir sırada 13 Yıl önce bu köşemde ele aldığım ‘Vur Kaç Olacak!.. Gözünüz aydın..’ başlıklı bir yazıma rastlayıp, yeniden okurken o gün yazdıklarımın, bugün gerçekleştiğini bir kez daha anlıyordum.
Evet, Amedspor ile bugünler de bir hayli tartışılan Diyarbakır Büyükşehir Belediye eski Eş Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı’nın 8 Eylül Salı günü tahliye olacağını duyuran Demirtaş gibi şu an hapiste olan İmamoğlu’nun iki dönem aldığı İstanbul’u geri alma çabası içinde olan ve Üsküdar belediyesine yönelik çabalarını izlediğimiz mevcut iktidarın 25 yıldır iktidar da olduğu ülkede alamadığı tek yerin Ardahan ve başkanlarının hemen hepsinin sol yakadan bakanların olduğu Ardahan’da ki stk’lar olduğunu ve iktidar partisi AK Parti’nin Ardahan yerelindeki siyasilerin bu konuya ilgisizliğini anlatmayı düşündüğüm bir esnada önüme düşen yıllar önceki ‘Vur Kaç Olacak!.. Gözünüz aydın..’ başlıklı yazım iç surlarını güçlendirme çabaları olunan ülkeden alıp, sınır dışına beni alıp, götürüyordu.
Evet, Ardahan’da ki sol bakışlı başkanlı stk’larla ilgili yazımı ‘bir dahasına’ diyerek bana erteleten 13 yıl önce ele aldığım aşağıdaki yazımın Colalarla döküp, kurtarmaya çalıştığımız Gazze gibi, Gazze gibi unutulup, bugün adı anılmayan Esad pardon Esed’in düşüp, Ukrayna bataklığına batan dostum Putinli Rusya’ya kaçan ardından sarı bölgesinin Irak’taki gibi 2. Kürdistan levhası dikilecek derken bir anda kurulan işbirliğinin başta ulusalcı, vatan*millet-sakaryacıları olmak üzere savaştan yana Türk, Kürt kesimleri şaşırttığı Ortadoğu’daki İran’ı anlatan o 13 yıl önceki yazımda bahsettiğim 3’lünün yani Rusya, Çin ve İran’ın neden Suriye’ye vurmak isteyen Amerika’nın karşında direndiğini anlatmaya çalıştığımı ve o gün yazdığımızın ‘Sıra İran’da’ dercesine bugün gerçekleşmişti..
Ve; Memleketim Ardahan’ı saran ama Hoçvan’ın 21 pare köyünün üstünden, altından fışkıran suyundan faydalanamadığı 3 Bin 197 rakımlı Kısır’ın, tünelleri açılamayan 2 bin 918 Ulgar ve 2 bin 650 Sahara, yeşil çamları doğranmaya devam eden Artvin, Ardahan ve Erzurum yeşil çamları 3 bin 165 rakımlı , 60 kilometre uzunluğunda ki Yalanızçam’ın Kura Nehrinin önüne konulacak Beşikaya HES Barajı ile çalınmak istenen suyu gibi kendisinin Karadenizlilerce derme çatma yayla evleri aracılığı ile çökülmek istenen 2 bin 580 rakımlı Bülbülan’ın dağlarından daha sarp dağlarla çevrili İran’ın Kandil dağına komşu 4 bin 900 rakımlı Zagros Dağları, dağcı oğlumun zirvesine çıktığı 5 bin 642 m, yükseklikteki Demavend Dağı (Damavand) dağının devamı Elburz Dağları, 3 Bin 964 rakımlı Tochal Dağı ve Bin 608 rakımlı Kazma Dağı gibi dağlarla çevrili olduğunu belirtip İsrail’le birlikte Ortadoğu’yu ünlü BOB yani Büyük Ortadoğu Projesi, olanı ile yenden dizayn eden Amerika’nın işinin zor olduğunu belirtenler olsa da 13 yıl önce Suriye’ye girecek dediğim Amerika’nın şimdi İran’a girmeye başladığını da eli, kolu bağlı arak izleyip, görmekteyiz.
Yani, sınırımıza yakınken 50 yıldır bir türlü ulaşılamayan Kandil gibi sarp dağların korumasındadır denen İran’a giremez diyenlere inat benim, ‘terörsüz, olaysız bir ülke’ dendiği şu zaman da hâlâ , ‘Bilinmeyen dil’ diye kayıtlara geçen Kürtçe de ‘Girecek hem de hedi hedi girecek’ dediğim yani yavaş yavaş bir yöntemle şimdi de İran’a girdiğini izlediğimiz İran’ın da içinde olduğu bölgeyi anlatan 13 yıl önceki ‘Vur Kaç Olacak!.. Gözüz aydın..’ başlıklı o yazım gibi 36 yılı aşkındır hemen ‘Yazıyorsam Sebebi Var’ adlı bu köşemde her gün yazdığım diğer onca yazım gibi birilerini yanıltsa da, beni yine yanıtlatmadığını da anlıyordum.
Evet, Irak’tan sonra Suriye’yi de tamamlayan Amerikan’ın hedefe koyduğu İran’dan önce Rusya’yı AB destekli güçlerle Ukrayna bataklığına gömdüğü, uçak ve insansız hava araçlarına açık olan okyanuslar üzerine gemileri ile petrol, maden arayan Çin’le gizli ekonomik pardon sömürü çarkını kurduktan sonra yalanız kalan İran’a İsrail’e saldırdığı bugünü izliyoruz..
Bugünkü konumuza konuk olan o yazımı okumayan ve siz yeni okurlarımı da okuması için aşağıda yeniden yayınladığım, ve içme şüyuları çamur akan, bir türlü güller açmayan bozuk yolarında toz, toprak ve sellerin geçtiği, Ardahan, Göle ve Çıldırın merkezinde çamur akan içme sularıyla tartışılan memleketimde de, ‘Halk Sağlığı Haftası’nı kutlandığı bir günde yani 3 Eylül 2013 yılında yani 13 yılında ele aldığım ‘Vur Kaç Olacak!.. Gözünüz aydın..’
Rusya, Çin ve İran’ın korumasında görülen Suriye’ye yönelik bir dış müdahale hazırlıklarının yapıldığı şu günlerde sesiz kalan İsrail’in babası Amerika’nın başı Obama beklenen açıklamayı yaptı..
Ve Suriye’ye er geç bir müdahalenin şart olduğunu, topu kongreye atarak söyledi..
Bu duruma en çok sevinen ama çokta memnun olmayan ülkelerin başında gelen Türkiye ve Türkiye’de 25 yıldır aralıksız iktidarı olan, alamadığı belediyeleri davetle (!) yada yasa, hukuk, adalet (!) yoluyla alan ama başta nihayet seçimlere giden ve hemen hepsinin başkan ve yönetimlerinin CHP’li, Yeni partili, DEM’lilerden oluştuğu stk’lardan olan Ardahan Ticaret Odası, ATSO’yu olmak üzere Ardahan’daki stk’lardan hiç birini kendisine yakın siyasi bir isimle alamayan onun başında ki AK Parti hükumeti oldu..
Çünkü Obama’nın açıklamasına göre ABD ve onun tayfası batının Suriye’ye müdahalenin şart olduğunu açıklarken bu müdahalenin bir kara harekatı değil, havadan vur kaç olacağı yönündeydi..
Bu nedenle müdahale kararına sevinen, ama ‘Vur/Kaç’ taktiğine sevinemeyen AK Partili Türkiye hükumeti yine beklediğini alamayacak gibi..
Ki bu hava harekatının Irak’ta olduğu gibi Suriye’nin geneline değil, Kürtlerin yaşadığı Türkiye’nin Suriye sınırını korumak ve Kürtlerin elinin rahatlatabileceği tereddüdü var..
Evet, ABD ve tayfası Suriye’ye vurdu vuracak gibi..
Ve bu vuruşun ne getirip, ne götüreceği şimdiden hesaplanmaya başlanırken, Türkiye’nin buradaki çıkarının zararını da hesapları yoğun bir şekilde yapılmaya başlandı..
MHP Liderinin açıklamasına bakıldığında bu müdahalenin hiçte ülke hayrına olmayacağı gibi görünürken, AK Partili Türkiye hükumetinin çıkabilecek bir bölge savaşını göz ardı ettiğini de belirtmesi dikkate değer olmalıdır..
Çünkü MHP gibi İran’ın da sık sık uyardığı Türkiye’nin Suriye’ye müdahale isteminin, bu ülkenin yıllardır o bölgenin petrol yatakları ile dolu topraklarına yönelik olan isteği olduğunu, ama buna Rusya’nın, Çin’in ve İran’ın ve dünyanın müsaade etmeyeceği de bir gerçektir.
Bu nedenle müdahale vur/kaç olacaktır..
Yani ARDAHAN STK’LAR AK PARTİLİ OLMASA DA İRAN’DA SURİYE GİBİ OLACAK!.
YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Gazeteci Fakir Yılmaz, bu metinde yerel ve küresel gelişmeleri harmanlayarak Ardahan’ın yerel sorunlarını ve Ortadoğu’daki jeopolitik dönüşümleri analiz etmektedir. Yazar, geçmişteki öngörülerinin doğruluğunu vurgulayarak ABD’nin bölgedeki müdahalelerinin Suriye’den sonra İran’a yöneleceği tezini savunmaktadır. Yazıda aynı zamanda Ardahan’daki sivil toplum kuruluşlarının AK Parti karşısındaki muhalif duruşu ve belediyenin
Kürtler ve Aleviler..
Evet, 36 yıldan fazladır takibe alıp, iyisiyle, kötüsüyle yaşananları haberleştidiğimiz Ardahan'da yaşananlarla ilgili sesli haber verme cabamız olan sanal ARDAHAN RADYO çalısmamız dolayısıyla
bir kaç gün hatta haftadır ulusal gündemle ilgili günlük yazılarımı aksatıp, bu köşemde yazı yazamadığım gibi yerel gündem ile ilgilide çok yorum yapamadığımı fark ettim.
Ve notlarım arasına aldığım konularında bir hayli biriktiğini de görüyor, son dakika haberlerini de atlamadan çaldıklarıyla yerlerde sürünen (!) Alamanya:ya kaçmaya çalıştığı iddia edilen İ. Gökçek'in, Damal ilçemiz gibi Alevi kültürü ile yoğrulan Tunceli (Dersim) vilayetinin tutuklanan eski valisinden sonra yine taklacı ve eski diye bilinen eski İçişleri Bakanı gibi ifadeye çağrılması, Ardahanlı hemşerim Ulaştırma Bakanlığı yaptığı Kıbrıs'tan sonra 2 yıldır tutuklu olan ve 'Atı alana Üsküdar'ı geçirtmemesininin bedelini ödüyor' denilen İmamoğlu'nu hatırlatan geminin Silivri'de batması gibi bir çok konuyu hem haber yapıyor hem de yeniden gözden geçiriyorum..
Vatandaşa ... edeceğiz diyen ve İ. Melih gibi yurt dışına para kaçırdıkları pardon yatırım yaptıklarıyla eleştirilen müteahhit tayfasının da derneklere kadar gelen 'kayyum' korkusuyla bir hayli sindiğini de gördüğüm şu günlerde bu müteahhitlerden aşağı kalmayıp, 'Hele takla at göreyim' diyen bakanın da adını aldığı Kürt İdrisin de adına Çerçeve yasa' denen sürecin tartısmalarının üst sırasına çıktığını ve sol cenapça bir hayli tartışıldığını izliyordum..
Evet, :sol' dememin nedeni ağırlıkta solcu olan Kürtler ve Aleviler olduğunu ama her iki halkında dini inançları konusunda muhafazakar denenlerde hiçte aşağı kalmadıklarını buraya not düşüp, yazıma devam edeyim derken şu tartışılmaya devam edilen İdris'in kim olduğuna bakalım mı?
Baktığımıza ise;
'İdris-i Bitlisî veya Bitlisli İdris 1452–1457, Bitlis – 1520, İstanbullu bir Kürt kökenli bir kişi ve Osmanlı devlet adamı, tarihçi ve edebiyatçı olduğunu görüyoruz..
Özellikle Hz. Yuşa'ın türbesinin olduğu Beykoz'da seyre doyamadığım o çiçeklerini koklamayı özlediğim tepede izlediğim ve Üsküdar belediyesine yönelik yeni bir kayyum, siyasi oyununun oynandığı söylenen İstanbul'un 3. köprüsüne adı verieln Yavuz Sultan Selim devrinde Osmanlı İmparatorluğu'nun doğu siyasetinde önemli rol oynadığını da yazan o tarihten bugüne insanlara yaşatılan acıları da sızlayan kalbimle bir kez daha hissediyordum.
Evet, her iki ezilen halkı karşı karşıya getiren son gelişmeler baktığımızda ise ilk kılıcı pardon kalemi kimin çektiğine bakınca kendilerine 'Aydın' diyen ve çoğu Kürt partisi diye söylenen parti de milletvekili olmuş, yer bulmuş olan 53 kişinin imzalı bildirisini yer yer Bakırhan'ın dediklerini teyit ederek, birkez daha okuyordum..
Bu arada Şeytanın avukatlığına soyunup,
'niye 50 veya 550 değilde, 53 diye?' de merak edip, düşününce 'Çerçeve yasa' nın başarıya ulaşması için Üsküdar'dan geçemeyen ama sanki geri alınacak olan Atın kuyruğunu toparladıklarını belirten Erdoğan'ın memleketinin plakasının 53 olduğunu da nedense anımsıyordum..
Neyse ulusal konular denen buraları geçip, yerele döndüğümde ise memleketim Ardahan Alevi kültürü ile yoğrulmuş olan ve Ardahan merkezde bir Cem Evi isteyen Damak ilcesinin belediye başkanın da aynı konuya endekslendiğini görüyor, bizim, reklam isterken 'yerelden ulusala özgür gazetecilk' yerinde sloganımızıda hatırlıyordum..
Çünkü safkan bir Alevi olan Damal Belediye Başkanı Kemal Çamlıyurt'un, 'Bu da Damal’ın imzasıdır.. BİZ ALEVİLER, BARIŞIN NESNESİ DEĞİL, ÖZÜYÜZ!' başlığıyla, www.kuzeyanadolugazetesi.com adlı haber sitesinde haber olan ve
Alevi kimliği üzerinden yapılan ve tarihsel gerçekliği bağlamından koparan bazı değerlendirmelere ve yönteme itiraz ettiğini,
Alevi toplumunun homojen bir yapı olmadığını vurguluyordu.
Ve bugünki Kürt-Alevi gerginliği misali zaman zaman karşı karşıya gelen ama memleket, hak, hukuk deyince aynı dinde, dilde buluşan memleketim Ardahan'a komşu olan Karslı DEM eş başkanı Bakırhan'ın açıklamarında doğru dediğim gibi Alevi başkanın dediklerine de imza atıyordum..
Çünkü, Alevi Damal'ın Belediye Başkanı Çamluyurt'un barışın tesisi için "rızalık" prensibinin ve eşit yurttaşlık haklarının temel alınması gerektiğini savunurken, ondan çok diline, 'bilinmeyen' denen Kürt meselesinin çözümü ile Alevi haklarının birbirine rakip değil, aksine ortak bir demokratik zeminin tamamlayıcı parçaları olduğu ifade etmesi çok çok önemliydi.
Neden mi?
Çünkü her iki halkında yaşadıklarını, istemlerini bir Kürt olan bende Çamlıyurt kadar biliyor ve çatıştırılmak istenen halkları, Kürt, Türk, Alevi, Sünni demeden etraflarına sarılan çerçeveyi aşmaları için birlikte hareket etmesi gerektiğini unutulmamasını istiyordum..
Ha Yavuz Sultan döneminde Osmanlı ile iş birliği yaptı, Sultan'a akıl, fikir verdi denen 'İdris-i Bitlisî:yi tartışacaksak Alevilerin Kürtkerden daha çok sevdikleri Atatürk'ü ve kızım dediği ilk kadın pilotun Desim'e yaptığı uçuslarıda gelin tartışalım derim..
Ama geçmişe takılı, düşmektense el ele verip, birlite yürüyelim demek varken niye derim..
Ardahanlı Halitpaşa, Çandarlı Halilpaşa pardon Davutoğlu'na soruşturma başlatılmış!..
“Çocuk Katili” Açıklaması ve Yargılama: Demirtaş, 2015’teki bir konuşmasında Ahmet Davutoğlu’na yönelik “Çocuk katili bir başbakan” ifadesini kullanmış, bu sözler nedeniyle daha sonra “Kamu görevlisine hakaret” suçlamasıyla hakim karşısına çıkmıştır. Yargılamalar süresince Demirtaş, bunun bir muhalefet lideri olarak siyasi eleştiri hakkı ve Anayasa’nın verdiği denetleme yetkisi kapsamında olduğunu savunmuştur.
Ağrı/Kobra Operasyonu Tartışması: 2015 yılında Ağrı’da yaşanan çatışmalar sonrasında Demirtaş’ın olayın “sahte bir kurgu operasyon” olduğunu iddia etmesi üzerine Ahmet Davutoğlu, Demirtaş’ın yalan söylediğini ve gerçekleri saptırdığını belirterek çok sert tepki göstermiştir.
Cezaevi Süreci Eleştirisi: Demirtaş ilerleyen yıllarda yaptığı savunmalarda, Davutoğlu’nun başbakanlık döneminde “Milletvekilleri yasama içerisinde güçlü olmalıdır” dediğini ancak kendilerini milletvekili kimlikleriyle cezaevine gönderen başbakan olarak tarihe geçtiğini ifade etmiştir.
Selahattin Demirtaş: “Sayın Davutoğlu’na sormak istiyorum, yüreğiniz soğumadı mı, daha ne kadar yargılanmam lazım”
Evet.. Ankara eski Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek’ten sonra ‘taklacı’ denen yine eski bir İçişleri Bakanına soruşturma başlatan Ankara Başsavcılığı, Demirtaş’ın yıllar önce söylediği ve sık sık karşı karşıya,, kaldığı yukarıda ki sözleri, davaları ve Haziran 2020’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararı ile İstanbul Şehir Üniversitesi’nin faaliyet izni tamamen kaldırılmasıyla hatırladığımız eski Başbakan ve yazıma başlarken yukarıya eklediğim 4 haber başlığı ile hatırladığımız kurucu ve milletvekillerine sormadan, danışmadan partisini gece yarısı pat diye kapatan Ahmet Davutoğlu’nda soruşturma başlatmış.
Yani günün son dakika haberine baktığımızda Ankara Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, “Sosyal medya platformlarında ‘ne hikmetse’ yeniden (!) dolaşıma sokulan ve Cumhurbaşkanına hakaret içerdiği değerlendirilen ifadelerin yer aldığı paylaşımlara” ilişkin olarak resen inceleme yapıldığı belirtildi.
Açıklamada, yapılan inceleme neticesinde Davutoğlu hakkında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 299/1’in maddesinde düzenlenen “Cumhurbaşkanına Hakaret” suçu kapsamında soruşturma başlatıldığı bildirildi.
Hakaret denen şeyin ne olduğunda bakıp, bulup, buraya eklemek istememde 36 yıldır yazdıklarım, söylediklerim dolaysıyla zaten çok ağıran, ağaran başıma Çandarlı Halilpaşa’nın başına gelen gibi bir şey gelir diye havuz medyası gibi bende Davutoğlu’na soruşturma başlatan o sözlerini alıp, yazıma eklemiyorum..
Ve bu haberi gördüğüm esnada, kız kuleli, son yerel seçimlerde Atı alıp geçilemeyen Üsküdar İstanbul’u alan ama 3 yıldır hapiste bulunan , yazdığı kitabı daha basılmadan matbaada el konulan İmamoğlu’ndan önce yani Davutoğlu Başbakan, Mutlak Butlan Genel Başkanı ünvanlı Kılıçdaroğlu ise o dönem birinci muhalefet partisi olan CHP’nin lideri iken dokunulmazlığı kaldırılıp, tutuklanıp ve bugün 10 yıldan fazladır hapiste olan Demirtaş ile aynı Davutoğlu arasında yaşananları da hatırlayıp, o sözleri bulmak için elimdeki cep telefonum aracılığıyla İnternete bakarken önüme düşen bir videoyu izliyor ve bugün yaşananların, düne, yüz yıl önce yaşananlara ne kadar birbirine benzediğini düşünüyordum..
Çünkü, dün ile bugünü karşılaştırdığımda o videonun ve bugünkü yazımın ne anlatmak istediğini en güzel şekilde o tarihi anlata video özetler gibiydi..
Ve Yavuz Sultan Selim’in sadrazamlarından olmazsa da akil adamı olan Kürt tarihçi İdris-i Bitlisî’nin tartışıldığı bir esnada bende gidip, İkinci Büyük Millet Meclisine Ardahan Milletvekili olan, 9 Şubat 1925 tarihinde Meclis koridorunda, sırtından tabancayla vurularak yaralanan ve 14 Şubat 1925 tarihinde ölen Atatürk cumhurbaşkanı iken TBMM’de gerçekleşen ilk cinayete kurban giden memleketim Ardahan’ın ilk milletvekili Halit paşa değil, Çandarlı Halil Paşa’nın hikayesine ve sonuna bakıyor ve bu isimin İstanbul’un fethine karşı ılımlı tutumu ve Bizans’tan rüşvet aldığı iddiaları nedeniyle devletin bütünlüğünü ve düzenini korumak (nizam-ı alem) amacıyla kardeş katlını yasal hale getirildiği dönemlerde padişah olan Fatih Sultan Mehmed’in emriyle 10 Temmuz 1453’te Yedikule’de idam edildiğini ve bu isimin Osmanlı tarihinde görevdeyken idam bu edilen ilk sadrazamı olduğunu da görüyordum..
Peki bugün idam var mı?
Video oynatıcı
Yok desekte, zindan da urganda olmazsa da havuz denen medyanın ekranları Yedi kuleli tepeleri üzerinde göklere çıkan Rezidanslarında oluşturdukları kamuoyu yeter ve artar der gibiydi dünü anlatan video ile Davurtoğlu’na soruşturma açıldığını duyuran haber ajanslarına düşen son dakika haberleri..
Bende, o video ive tam da Adaletin bolca anlatıldığı konuşmalar ile başlayan yeni bir Adli yılın başladığı bugün Anayasa, AHİM hatta ‘Mutlak Butlan’ ve Üsküdar meclis üyelerinin gözaltına alınması için karar veren yerel mahkeme kararlarına karşın hâlâ hapiste olan Demirtaş’ın Davutoğlu’na dediklerini hatırlatan videoyu da bulup, indirip, bu yazıya ekleyip, gerisini size, sizin dün ve bugün yaşananlara hangi penceren bakıp, yapacağınız yorumlara bırakıyorum..
YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Bu kaynak, gazeteci Fakir Yılmaz’ın uzun yıllardır sürdürdüğü köşe yazarlığı deneyimi süzgecinden geçerek, Ahmet Davutoğlu hakkında başlatılan güncel adli soruşturmayı ve Türkiye’nin siyasi geçmişini ele almaktadır. Metin, Selahattin Demirtaş’ın geçmişteki sert eleştirileri ile Davutoğlu’nun bugün karşı karşıya kaldığı “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlaması arasında ironik bir bağ kurmaktadır. Yazar, güncel hukuki süreçleri tarihsel perspektifle harmanlayarak, Osmanlı dönemindeki idamlar ve Cumhuriyet tarihindeki meclis içi cinayetler üzerinden iktidar-muhalefet ilişkilerini sorgulamaktadır. Özellikle hukuk sistemi, ifade özgürlüğü ve siyasi figürlerin değişen konumları, yazarın kişisel tanıklıkları ve güncel medya haberleriyle birlikte toplumsal bir eleştiri odağında sunulmaktadır. Sonuç olarak yazı, dünün kudretli isimlerinin bugünün sanıkları haline gelmesini tarihsel tekerrür ve adalet kavramları çerçevesinde inceleyen derinlikli bir analiz sunar.