CANLI | SON YAYINLAR
Yükleniyor...

6 Eylül 2026 Pazar

Ardahanlı Yazarımız Yaşar Geler'in Eylül 2026 Yazıları







Vatandaşta vefa duygusu bitmez

Sayın Valim, maaşımın yarısını sana göndereyim.

(Bu anlatacağım konu, bir valinin bizzat yaşadığı gerçek bir olaydan kesittir.)

Malum devlet yönetimlerinde illerde valiler vardır. Bunlara il valileri denir. Bir de bu il valilerinden bir kısmı valilik makamlarından alınır, bakanlık emrine verilirler. Ancak, onlara verilecek bir makam olmadığı için onları da özellikle büyük kentlerdeki valilik binalarında görevlendirirler. Bunlara da merkez valisi unvanı verilir. Bir kısmına ise mülkiye müfettişi unvanı verilir.

Bu valiler farklı illerdeki kamu çalışmalarında ortaya çıkan sorunları çözmek, araştırmak, denetlemek, soruşturmak ve raporlamak gibi işlerle uğraşırlar. Ancak, bu merkez valiliği halk arasında farklı tanımlanmaktadır. İşte, görevini iyi yapamadığı, merkezi idareye uygun çalışamadığı ya da ili iyi yönetemediği gibi düşüncelerle kızak yani geri göreve alındı diye tanımlanır. Hatta onlara bankamatik valiler gibi tanım yapan vatandaşlar da vardır. 

Her neyse, bir ilin valisi herhangi bir nedenle yönettiği ildeki görevinden alınır ve merkez valiliğine atanır. Bunu duyan ve valiyi seven binlerce vatandaş duygu ve düşüncelerini dile getirerek valiye manevi destek olurlar. Birçok insan mesaj yazar, ziyaret eder vs. 

Bir başka ilde yaşayan ve valiyi hiç tanımayan bir vatandaş da valiye mesaj yazar. Bu vatandaş, valilerin görevden alınması ve merkeze çekilmesini aklında şöyle yorumluyor. Ya devlet bu valiyi görevden aldı, merkeze atadı. Bu valinin maaşı yoktur. Mağdur duruma düşmüştür. Bu adama yardım etmemiz gerekir, diye düşünüyor ve valiye yazıyor.

Sayın Valim, ben Antalya’da yaşayan emekli bir vatandaşım. Sizi TV’lerden falan tanıyorum. Çok çalışkan bir valiydiniz. Başınıza kötü bir iş geldi. Densizin biri kendi yanlışlarını örtmek için sizi görevden aldırdılar. Şimdi maaşınız da yok. Ne yer ne içersiniz? Siz bana bir İBAN numaranızı gönderin de bu ay ki maaşımın yarısını sana göndermek istiyorum. Diğer yarısıyla biz idare ederiz. Bana İBANINIZI atın, der. Bunu gören vali, çok duygulanır ve bu ülkenin vefalı, vatansever ve kıymet bilir vatandaşlarının hala çoğunlukta olduğunu düşünür.



TAZİYE GELENEĞİ ÜZERİNE


Son zamanların bence çok önemli güncel konularından birisi de şu TAZİYE YEMEKLERİ GELENEĞİ’ dir.
Yaptığım araştırmalara göre ve GOOGLE AL dan elde ettiğim bilgilere göre taziye geleneği: Taziye, yakını ölen bir kimseyi teselli etme, sabır ve başsağlığı dileme geleneğidir. İslam kültüründe ve Türk toplumunda acıyı paylaşmak, cenaze sahibine destek olmak ve yalnız olmadığını hissettirmek amacıyla büyük bir dayanışma ve yardımlaşma unsuru olarak uygulanır, diye tanımlanmaktadır. Yani aslında hem fiziksel hem de duygusal bir bağ oluşturmak. Bunu yapabiliyorsak ne mutlu bize.
Şimdi biraz da geleneksel durumuna bakalım istiyorum. Bu gelenek yüz yıllardır süregelen bir durumdur. Eskiden teknoloji yok, haberleşme ve ulaşım olanakları kısıtlı olduğundan uzak noktalardan taziyeye gelen insanlar geri dönmeleri de zor olduğundan mecburen o yerde konaklama ihtiyacı duyarlardı. Bu nedenle de hem konaklama hem de yeme içme gibi ihtiyaçları olurdu. O zamanların şartlarına göre bu türden taziye ikramları normaldi. Fakat bu ikram ve konaklamalar da sadece cenaze evinde olmaz konu komşuyla halledilirdi. Mesela, o zamanlarda cenaze evinde yemek pişmez komşular hazırlık yaparlardı. Cenaze evinde konaklama olmaz yine komşu evler açılırdı. 
Zaman ilerledi haberleşme ve ulaşım kolaylıkları oluştu. Ancak, konu komşu ilgisi de azaldı. Artık neredeyse kimse komşu cenaze evine bir ikramlık yapmıyor ve konaklama zaten yok. Bu durumda iş cenaze sahibine kalıyor ki işin en zor yanı da o olsa gerek. Cenazeye gelenlere yemek ikramı, uzaktan gelenlere konaklama sağlamak çok zor durumlardır. Hele şehir ortamında bunun yüzde birini bile yapma şansın yok. Çünkü apartman yaşamı buna çok da izin vermiyor. 
Bu durumda son yıllarda bu işi yerel belediyeler kısmen üstlenmeye başladı. Ne yapıyor belediye, yemek ikramı ihtiyacını karşılıyor, çadır ve oturma düzeni sağlıyor. Evet ev sahibine olumlu katkı fakat bence bu kadarına da gerek yok. Yani çadır kursun, oturma ve masa desteği versin eyvallah çay, su vs. işini de ev sahibi halletsin, tamam. Artık şu cenaze sahibi üzerinden yemek ve ikram işkencesi kalksın. Belediyenin verdiği ikramlar da evde gelenlere olsun. Artık şu sokak ikramları bir son bulsun. Bunun ne dinde ne ahlakta ne de sosyal yaşamda yeri olmadığını düşünüyorum. Hatta sadece cenaze günü yemeği mi? Yok üç yemeği, yok haftası, yok kazma kokusu, yok kırkı, yok elli ikisi vs. vs. ilginç durumlar zinciri…Hepsi ayrı bir zorluk.
Gelenlere yemek vermek çok zor bir iş hele de yoksulsan ezilip büzülüyorsun. Cenazene mi yanasın, gelenlere karşı bir şey yapamamanın ezikliğini mi hissedesin belli değil. Varlıklı ailelerin verdiği yemeklerde de aynı durum. Bir de verilen ikramın beğenilmemesi gibi bir durum söz konusu. Bak hele şuna; varlığına rağmen şu mu ikram edilir? Tuz var mı, karabiber yok mu, etinden koy vs. çok çirkin istek ve görüntülere de sahne olunuyor ki bunları tamamen deneyimlerimden yazıyorum. 
Artık bu iş bir son bulmalıdır. İşte şu ne der, bu ne der gibi olumsuz sorulardan toplum kurtulmalıdır. Bunu da sağlamak özellikle dernekler, belediyeler ve kamu otoritelerinin çabalarıyla sağlanabileceğini düşünüyorum. Kardeşim cenaze mi oldu? Zaten çok yakınlar ev ortamına geliyor, sorun yok. Diğer katılımcılar ise zaten camide ve mezarlıkta buluşuyor. Camide olanlar camide, mezarlığa gelenler de mezarlıkta taziyelerini sunup ayrılırsa bu sorun kökünden çözülür ki bu geleneği oluşturmak hiç de zor değildir. Umarım bu anlamını yitirmiş taziye geleneği artık son bulur da hem cenaze sahipleri hem de ekonomik olarak zorluk yaşayan aileler bu ezilmişlik duygusundan kurtulurlar.
Zaten son günlerde bu konu iyiden iyiye gündem olmaya başladı. Bu anlamda kimi çevreler tarafından açıklamalar ve çağrılar geliyor ki bu da ayrı bir sevindirici durumdur. Daha bugün sosyal medyaya düşen bir haberi gördüm, Ardahan’da STK’larla buluşan Ardahan Müftüsü bir fetva vererek taziye yemeğini kaldırdıklarını duyurdular ki bu da sağlıklı bir gelişme oldu. Tüm yurt genelinde yaygınlaşması gerekir.
Hatta şuradan vasiyet ediyorum: Benim cenazemde kimseye yemek vs. ikramı yapılmasın. Şayet benim ailem bir ikramda bulunacaksa cenazeden sonra rahatladıklarında ihtiyaç sahiplerine, yoksullara, öğrencilere vb. yerlere destek olsunlar. İşte o zaman hem ben hem ailem daha huzur bulacaktır. 

YALAKALIK

Bugünkü yazımda kişisel ve toplumsal çürümeye neden olan bir duygu, davranış ve kişilik bozukluğu da diyebileceğimiz bir çürümeden söz etmek istiyorum. 
Nedir bu terim, YALAKALIK.
Türk Dil Kurumundan incelediğimiz de;
Yalaka: Kendisine çıkar sağlayacak kişilere aşırı saygı ve hayranlık göstererek yaranmak isteyen kimse (yağcı, yaltakçı).
Yalakalık: Bu kimselerin yaptığı dalkavukluk ve yaranma davranışı olarak karşımıza çıkıyor. 
Günümüz terminolojisinde yalakalık, çıkar odaklıdır, iki yüzlülük içerir ve onursuz bir davranış biçimi olarak kabul edilir. En fazla kullanılan toplumsal karşılığı da DALKAVUKLUK olarak bilinmektedir.

Evet terim anlamı böyle. Zaten yaşam içerisinde bunun örneklerini çok fazla görmekteyiz. Bu anlamda da psikologlar, psikiyatırlar, sosyologlar ve farklı ilişkili alanların bu konuyu derinlemesine incelemesi ve bu türden kişilerin tedavi edilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Yani zaman zaman öyle öyle insanlarla karşılaşıyorsunuz ki karşısındaki adamı övmek için adamda olmayan hiçbir özelliği adama öyle bir giydiriyor ki adam bile şaşırıp kalıyor ve eminim ki kendine şu soruyu soruyor. Ya bu tarif edilen adam ben miyim?

Yani bu kişiler kendilerini topluma kabullendirmek ve oradan bir çıkar ve sempati kazanabilmek ya da kendini o kitlenin içine monte edebilmek için tabiri yerindeyse kırk takla atıyorlar. Örneğin, soruyorsun adamlara; “ya arkadaş bu dediğin doğru değil, adamda bu vasıf yok, adama neden gaz veriyorsun?” Verilen cevaplar; “Ya boş ver, bakarsın ileride bir şeye lazım olur. Veya zamanı gelince bir şeyler isteriz.” Yani özetle tamamen çıkara dayalı bir ilişki biçimini tanımlıyor. 

Fakat yapan kişinin ise, toplumda sempatik görünme çabası aslında kişiliğinden verdiği ödün, farkında olmadan kendini aşağılama durumu ve toplumsal tepkinin yüzüne karşı olmasa da arkadan nitelendirilen YALAKA sıfatının üstüne gayet oturduğundan bihaber ya da bildiği halde mutlu olabildiği bir durum olarak gözlenmektedir.

Bu davranış biçimi kişisel bozulmayı, kişisel bozulma da toplumsal bozulmayı getirir. Bir kişinin dün yanlış dediğini alkışlayan bir toplumdan aynı kişinin aynı durum için bugün doğru dediğini alkışlayan bir toplumda TOPLUMSAL YALAKALIKLA bozulan bir toplum örneğini görmekteyiz.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ne diyor; “Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün.” Kalıbın bunlara uymuyorsa adam değilsin kardeşim. Toplumun çürümesine destek olma. Zaten yeterince çürüme ve erozyon yaşıyoruz bir sorunumuz da YALAKALIK olmasın istiyoruz.

Yaşar GELER 


CEZALAR CAYDIRICI MI?


Aslında ülkemizde kanunlar, kurallar ve cezalar vardır. İyi uygulandığında caydırıcılığının da olduğuna inanıyorum. Fakat, sanırım birçok konuda ki cezalar caydırıcı olmuyor ki suç oranı ve suçlular bitmek tükenmek bilmiyor. Kavgacı ve psikolojisi bozuk bir toplum olup çıktık.
Bu yazımda özellikle trafik alanındaki kurallar ve cezalara değinmek istiyorum. Cezalar sanki gariban vatandaşa caydırıcılığı öngörüyor. Yani bu yıl trafik konusundaki cezaların bir hayli yüksek olduğundan söz edebiliriz. Ancak, bu cezalar sadece garibanları caydırıyor. Biraz varlıklı olanlar için pek de caydırıcı olduğunu söylemek imkansızmış gibi geliyor. Çünkü hemen her gün onlarca vaka izlemeye devam ediyoruz.
Bir başka konuda cezaların sadece maddi karşılığı ve para trafiğini yönetmeye ve kamuya kaynak oluşturmaya yönelik olduğunu anlıyoruz. Kavgacı olan kesim zaten cebinde parası olan kesim. O kesimin suça bulaşmasını engellemenin yolunun sadece para cezası ile mümkün olmadığını görüyoruz. Bu kesim için para cezasının yanında hapis cezalarının da eklenmesi ancak bunu engeller diye düşünüyorum. 
Gariban insanların gelir düzeylerine göre cezalandırılmalarını, paralı ve maddi cezayı umursamaz kesimin para cezasına ek olarak kademeli miktar artırma ve hapis cezası konması belki de bu durumu kökten çözecektir. 
Ancak, her şeyden önce toplumumuzun daha ana okullarından başlayarak tüm eğitim süreçlerini kapsayacak şekilde toplumsal kurallara uyum ve kurallı yaşam konusunda eğitilmesi gerektiğini düşünüyorum.  Belki o zaman önce magandalığı ve beraberinde de trafik magandalığını ortadan kaldırabiliriz. 
Ayrıca bu durumda bulunan her sürücü vatandaşa psikoteknik değerlendirme, destek ve eğitimler verilmelidir diye düşünüyorum. İşte belki o zaman bu trafik magandalığını engelleme şansımız olabilir.
Yaşar GELER
Önceki Yazı
SONRAKİ YAYIN

10

MANŞET HABERLERİ

Haberler yükleniyor...

Yakın Arşiv Seçmeleri

Arşiv taranıyor...

Gündem Öne Çıkan

Yükleniyor...

Arşivden Seçmeler

Yükleniyor...

Türkçe
Kurdî
English

Ardahan Gazetesi — Yerel, Ulusal ve Uluslararası Habercilik

Ardahan Gazetesi; Ardahan, Türkiye'de internet üzerinden yayınlanan ilk Kürtçe ve ilk İngilizce gazetedir. Yayın hayatını ağırlıklı olarak Türkçe, Kürtçe ve İngilizce dillerinde sürdürmektedir. Gazete, 1995 yılında Mehmet Ali Arslan tarafından kurulmuştur; yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde habercilik yapmaktadır. Bölge haberlerini dünyaya, dünya haberlerini ise bölgeye aktaran yayın organı, ilk haber paylaşımlarını mIRC, ICQ ve IRC platformları üzerinden gerçekleştirmiştir. Gazetenin Türkçe versiyonu Ardahan Gazetesi, İngilizce versiyonu The Ardahan Newspaper, Kürtçe versiyonu ise Ardahan Rojname (Rojnameya Erdexanê)'dir.

Yayınlar yükleniyor...