CANLI | SON YAYINLAR
Yükleniyor...

2 Ekim 2025 Perşembe

Gazeteci Şeyma Yılmaz, Alperen Damgacı İle Evleniyor!

● Ardahan Gazetesi


Ardahan Gazeteciler Cemiyeti ve ARSİAD Başkanı meslektaşımız Fakir Yılmaz'ın Gazeteci kızı Özlem Şeyma Yılmaz, 05 Ekim 2025 Pazar günü dünya evine giriyor.

Bölgemizin yakından tanıdığı, saygıdeğer meslektaşımız, Ardahan Gazeteciler Cemiyeti ve ARSİAD Başkanı Gazeteci Fakir Yılmaz'ın kızı ve Ardahan Anadolu Haber Gazetesi İmtiyaz Sahibi Doğu Yılmaz'ın kız kardeşi Gazeteci Özlem Şeyma Yılmaz evleniyor!

Tempo TV’de canlı olarak yayınlanan “Gazetecilerle Gündem” programının yapımcısı ve sunucusu olarak başarılı çalışmalara imza atan genç gazeteci Şeyma Yılmaz hayatını Alperen Damgacı ile birleştiriyor.

Genç çiftin düğün töreni, tüm dostlarının ve sevenlerinin davetli olduğu İstanbul’da gerçekleştirilecek. Bu mutlu gün, Kartal Aydos'ta bulunan Saklı Bahçe Düğün Salonu'nda görkemli bir davetle kutlanacak.

Ardahan Gazetesi olarak,  Özlem Şeyma Yılmaz ve eşi Alperen Damgacı'ya bir ömür boyu mutluluklar dileriz.

Düğün Bilgileri

Tarih05 Ekim 2025 Pazar
Saat19.00
YerSaklı Bahçe Düğün Salonu – Uğur Mumcu Mah. Samandıra Cad. Aydos Ormanı 1. Kapı No:29 Kartal / İstanbul

Aileler:

  • Gelin Ailesi: Selmi & Fakir Yılmaz

  • Damat Ailesi: Güler & Ali Rıza Damgacı

Davetiye ve Konum İçin:

  • Meslektaşımız Fakir Yılmaz / Gazeteci'yi 0532 267 80 15 numaralı telefondan arayabilirsiniz



Ardahan Gazetesi şimdi yeni adresinde, www.ardahangazetesi.tr

28 Şubat 2025 Cuma

Fakir Yılmaz; Ülke de ve Ardahan'da değişen ne var



Gazeteci Fakir Yılmaz, bugünkü yazısında "Ülkede ve Ardahan'da değişen ne var?" diye sordu. Fakir Yılmaz ve yörenin diğer gazetecilerinin yazıları gazetemizde olacak, takipte kalın. İşte Fakir Yılmaz'ın o yazısı;


"Ülke de ve Ardahan'da değişen ne var?
Bugünkü yazımla onca kayyum atamaları sonrası Öcalan'ın topu Kandile attığı sürecin gölgesinde kalan ülkenin ve bölgenin gerçek gündemine dönmek isterim.
Çünkü gündemin hızla değiştiği, değiştirildiği şu günlerde şöyle çıkıp, evinizin, iş yerinizin yada kendinizin bulunduğu kenti gezmeye kalktığınızda, o kentin, bu ilçenin, filan köyün bir çok konuda olduğu gibi, devletin idaresinin yönetimine verildiği iktidarın hizmetlerinin yanından belediyecilikten de sınıfta kaldığını görürsünüz.
Çünkü siyasi iktidarca yönetimin elinde olan devletin Valilik, Kaymakamlık, Genel Sekreterlik, Özel idaresinin her yıl çığın düştüğü ama buna yönelik ciddi bir önlemin alınmadığı Ardahan'ın sınır ilçesi Posof'un Derindere köyünde olduğu gibi, kent merkezlerine yönelik hizmetlerden sorumlu belediyecilik anlamında bir hizmet aradığınızda karşınıza generallere çıkışan ve 'Ayağını denk al yoksa baş komutan olarak aldırırız' denilen muhalefet partisi başkanının, 'Ne yapacaksın, Genel merkezin önüne tank mı göndereceksin' dediği tankların bile zar zor geçtiği olağanüstü yollarla karşılaşıp, kent merkezlerinde oturacak bir yer bulamazsınız.
Çöplerin yanında Ay ve Mars yüzlü yolların dondurucu soğuklara neden olan beyaz asfaltın, yani kar ve buzların altında saklanıldığı, ara sokakların kar, buz ve çamurdan geçilmediği bir kent görür ve o kentin belediyesinin 'belediyeciliğin yerel hizmet olduğunu' halen kavramadığını da anlarsınız… Ve her seçim döneminde; 'Hizmet istiyorsanız oylarınızı bize verin, biz değil siz kazanacaksınız…’ diyenler de aklınıza gelir…
Evet, siz kendinizin oturduğu kentin, köyün, mahalleye bakarken bende benim halen 1974'lü yılların görünümünde olmaya devam eden memleketim Ardahan'a bakayım.
Gerçi o yıllara yani Karaoğlanlı yıllar diye hatırlanan 74'lü yıllara çokta haksızlık yapmamam gerekir…
Çünkü o yıllar ve o yıllardan önce Ruslardan kalma bir iki düz ve temiz cadde vardı.
Sokakları evlerin bahçesinde yetişen Ardahan gülleri ile kokardı…
Ama bugüne baktığınızda ne o yollar kalmış, ne de o güller.
Belediyeciliğin olmadığı bir kentte belediyeyi arayan kimsenin de olmadığını anlayacağınız bir kentte yaşıyoruz desek daha doğrusu olur… Çünkü ana caddelerin yanında ara sokakların yolları adım atanın fıtık olmasına neden olacak kadar bozuk, çeperler yıkık, bir çay bahçesi yok, kent merkezinde doğru dürüst bir wc bulamazsınız..
Çünkü idareci ve yöneticilerinin yakıtı halkın parasıyla alınan lüks makam arabalarıyla o bozuk yollarda gelip, giderken 'Ya bu özel idare, belediye ne iş yapar?' diye bile sormazlar bu kentte yaşayanlar…
Ve; Valiliği, özel idareyi, belediyeyi yani kendilerine hizmetle görevli olanları bizzat kendileri eleştirme cesareti ortaya koyamayan korkak bir halkın olduğu ülke de devlet idarecilerinin yanında siyasilerin yönetimlerinde bulunan kentte, ilçe de, belde de ve köyde hizmet yapmayanları, 'Biz değil, siz kötü olun' diyerek gazetecilere sevk eder ve onları, olanları, olmayanlarını gazetecilerin yazmasını isterler…
Bunu bilen devletin valisi, kaymakamı, idarecisi, halktan oy alıp seçilen belediye başkanı, meclis üyesi, muhtar, aza ve diğer yöneticilerde, 'Ya kardeşim size ne millet halinden razı, niye ortalığı vel veleye verirsiniz' diye yapamadıkları hizmetleri gölgelemek için gazetecilere kızarlar, kin beslerler…
**Kaymakamlık Spor…
Uzun yıllardır resmi bir futbol takımı olmayan, Hanak, Damal ve Çıldır adlı ilçeleri olan Ardahan'da sezon bitmesine karşın halen başlamayan 1. Amatör Futbol Liginin esnaf gibi iflas edip, kepenk kapattığı kentim Ardahan'da ilçe kaymakamlıklarına bir öneri var.
Ki bu önerinin altına bizde imza atıyor ve diyoruz ki; Gelin hiç değilse bu gençleri sahip çıkalım…
Gazetemize gelerek, İlçe Kaymakamının başta SODES'ten olmak üzere, elinin altında bulunan Sosyal Riski Önleme Fonundan veya Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfından kendilerine destek vermesi halinde, Hanak'ın, Damal'ın ve Çıldır'ın uzun yıllardır olmayan bir futbol takımının olacağına ve diğer ilçeler olan Göle ve Posof'un hatta futbol takımı kurup, gerekli evrakları ve parası tamamlanmadığından resmileşmeyen Köprülü (Goreveng) Beldesinde de birer güçlü futbol ve sportif etkinlikler olacağına işaret etmekteler.
İlçe gençlerinin kaymakamlarına önerisi şöyledir…
Sayın İlçe Kaymakamı, Belediye Başkanını da yanına alarak Valiyle birlikte bizlerle yapacağı bir toplantı ile ilçemizin adını taşıyan bir futbol kulübünün kurulabileceğini ve kendilerinin de gerek bir spor kulübün kurulması, gerek ise kurulacak olan bu kulüplerin alt yapısını hazırlayacaklarını belirtmeliler…
Ve bu yönde hazırlanacak bir proje ile ilçelerde yer alacak ve en az 22 gencin İş-Kur, Sodes, SYDV veya Sosyal Riski Önleme Fonundan adeta bir kuruma elaman alınıyormuş gibi maaşa bağlamalı ve kendilerinden ilçelerde, Ardahan'da ve diğer yerlerde temsil etmeleri istenmelidir.
Bunun yapılması halinde hem gençler kahveden çıkacak, hem de iş bulmanın yanı sıra spora yönelecekler.
İlçelerinde resmi bir futbol kulübü olacaktır..
Evet, Ardahan'a bağlı 5 ilçe bir beldesinin gençlerinin bu yönde önerisini inceleyecek, masaya yatıracak ve gerçekleşmesi için çaba gösterecek olanlar bellidir.
Onlarda Valinin başkanlığında yapılacak olan kaymakamlar toplantısının masasına getirilecek bu öneridir…
Bu çok basit ve kolay, bir o kadarda toplumsal olan öneriyi gerçekleştirmenin hem yöneticilere, hem de gençlere faydası olacağı gibi halen ligi başlamayan Ardahan 1. Amatör Futbol Ligi temsilcileri, Göle, Posof ve Ardahan Merkez'in yanı sıra Hanak, Damal Çıldır'ı da spora yeşil saha denen bir yerlere taşıyacaktır…
Evet, Ardahanlı gençlerin bu önerisinin tamda barış denen bir süreçte dikkate alınıp, değerlendirmenin tam zamanı…
Bölge ve ülke siyasilerinin, 'Dağda değil, ovada siyaset yapın' dediğini de hatırlayarak ".



Ardahan Gazetesi.
 Gazetemizin yeni adresi www.ardahangazetesi.tr

21 Ağustos 2025 Perşembe

Fakir Yılmaz Yazdı, Zilli Kurtların yarattığı stresi yaşamaksa

● Ardahan Gazetesi



Fakir Yılmaz Yazdı, Zilli Kurtların yarattığı stresi yaşamaksa..

Stresli bir günün bir hayli ağır atmosferinin akşamın da, Ulusal tv TEMPO TV'de canlı olarak sunduğumuz ve er geç sizin de bir gün illaki konuk olacağınızı düşündüğümüz  'GAZETECİLERLE GÜNDEM' adlı programımı bitiminin yorgunluğu ile gelip, uzandığım yatağımda daldığım uykuda bir hayli uyanıp, bilgisayarımın başına geçtiğimde, 'modern çeper dibi..' dediğim sanal ortam da yapılan bir paylaşım dikkatimi çekiyordu.
Ve Azeri gazeteci, iş kadınlarıyla birlikte, Cuma günü, saat: 14.00'da yeninden sunacağımız canlı yayın, 'Gazetecilerle Gündem adlı programa hazırlanmaya çalıştığım günün ilk saatlerinde adeta beni anlayıp, geride kalan ve sanki dünün stresinin nedenini anlatan bu paylaşımı yapan dostumu, 'Attan düşen' misali anlıyor, hissediyordum..
Ve, beğenip, altına yorum yapanları, Ardahan kadar yakından tanıdığımdan olacak ki, 'kendimce' çok şeyi anlatan o paylaşımın ne anlatmaya çalıştığını usta kalem Yaşar Kemal'i bir kez daha anarak anlıyor ve benim de senin de yaşadıklarını bir kez daha hissedip, unutmaya çalıştığı stresli dünü ve geçmişi yeniden hatırlıyorum.
Çünkü dün babanın yarısı denenin bir düşmanın yapmayacağını bir kez daha yaptığını, evin büyüğü denenin ise daha bir kaç gün önce hayatı boyunca yaptığı hatalar dolaysıyla yeniden tutuklandığı yetmez gibi onu tutuklamaya sevk eden polisin ne alakaysa, anons yaparken, 'Fakir Yılmaz'ın yakını..' diyerek, 'Birileri duysun' dercesine zevkle anons ettiklerini duyup, öğrenirken kendisini akıllı sanan bir diğer yakınımın dost, eş, arkadaş hatta paydaş dediklerimi üzdüğü yetmez gibi her zamanki gibi beni de üzdüğünü sanki anlamış ve rahmet okuduğumuz usta yazar Yaşar Kemal'in 'Zilli Kurt' kitabında aldığı alıntıyı, 'Zilli Kurtlar dolaysıyla bu yaşananları yaşayan bir sen misinki..' dercesine  paylaşmış gibiydi..
Evet..
Yaşar Kemal Usta'nın ve onun gibilerinin bu söylem ve anlatımları onca kitap ve tarihe yazılsa da başta aile içinde ki Salağana Kurtlar olmak üzere insan kılığına girmiş olan ve kendisini kurnaz sanan aç Tilkiler olduklarını anlamaz ve günü geldiğinde Çakallarca boyunlarına takılan o çıngırak'ın aslın da kendisini olduğu gibi sürüyü ve sürü sahibini aç bırakmak için olduğunu anladığında çok geç kaldığını fark etse de fayda etmez..
İşte burada durup, 'Baaa çok uzun yazmışsın, kalın kitap' denerek okunmayan onca kitabı, yazıyı, yorumu, alıntıyı bir daha alıp, iyice ve anlayarak okumalı, okurken de 'Ah beni eşek başım' deyip diz dövmeden hatanın sürüden veya sahibinden değil kendisinden olduğunu anlamalı..
Ve şu günlerde gündem de adı düşen Kemal Kılıçdaroğlu'nun ölen kardeşinin 'Ülkenin en önemli bir partinin Genel Başkanıdır abim..' demeden kendisine ettikleri, rahmetli Erbakan'ın kızlarının bugün ülkenin diğer önemli bir partisinin genel başkanı olan kardeşine, abisine yaptıkları, rahmetli Türkeş'in aile fertlerinin maddi mirasın yanında siyasi mirası paylaşamamaları, ülkeye papatyalar dönemini yaşatan Özallar gibi kendisini Kurt sanıp, salağana ve aç Tilki kurnazlığı ile kendisini ve aileyi el aleme ve de boyunlarına o çıngırağı takanlar karşısında rezil edenlerden farklılar mı ki..
Ve aynı sürü sahibinin gölgesinde kendisini serinletip, kurnaz ayakları oynayanların yanında örf ve adetlerimiz gereği ailenin babası sayılan kuzu postuna girmiş olan ama boynunda ki cıngıragın yani çevrenin 'sende insanmısın' şeklinde ki aşağılama sesini duymayan var/yemez/doymazlara ne demek gerek?..
Bilmem ama bir taraftan hak, hukuk, adalet deyip diğer taraftan çel, çocuğuna, eş, arkadaş, akrabasına yaptığı zalim, zulüm ve alçaklığı kendilerine meslek eden ne demek gerek?
Onu da size bırakıp, Balcı ve Zirve İnşaat'ın Yönetim Kurulu Başkanı Erdinç Balcı kardeşim gibi birçoklarının okuyup, paylaştığı, Kılıçdaroğlu gibi bu aralar ortada gözükmeyen ama Balcı'nın bu mesajı gibi geçtiğimiz günlerde sanalda paylaştığı bir yorum şe aynı konuya değinen DEVA Partisi İl Başkanı, MÜSİAD Ardahan Temsilcisi Orhan Gökdemir'in, bu kez kadınların miras hakkına göz konduğuyla eleştirilen lüks araba sevdalısı Diyanetin, miras konusunu işlediği sitem ve isyanına ilaç olan usta yazar, Kurt değil, Kürt Kemal'in 'Zilli Kurt' adlı anlatımına bırakmak en iyisi..
Ve; Her sürü başının, ailenin, ülkenin, hatta, 'Kurt postuna girmiş olan aç tilki, kuyruğuna basılmış çakal yakınların idamı vaciptir..' dedirten konumu ve durumları yaşayan padişahların, kral ve imparatorların yani sürünün asıl sahiplerinin neler çektiğini anlaşılması için 'desinler' diye cumalarda, camilerde poz verenler gibi değil, insanca ve akıbetlerini Allah'a bırakarak, samimice dua ve umut edelim..
Çünkü sürü parçalanıp, yaralanırken, Sürü sahibinin, liderin değil, aslında kendisinin aç kalacağını, kaldığını anlamayanların çok olduğu bir dünya da ne Azrail'e, nede bir sebebe gerek yok.. Nasılsa, O kendisini Kurt sanıp, aslında tilki, çakal olduğunu, Çınar ağacının adının gölgesinde serinlendiğini anlamayan çok..
Ve Kurdun postuna girmiş onca çakal sürü sahibini öldüremese de onu bir hayli yoran, saçlarını beyazlatan, dişlerini döken, takat bırakmayan onca tilki, çakallar var nasılsa, şu fani ve bir kürek toprakla dolan gözlerin doymadığı şu dünyada..
Ama şu hiç ama hiç unutulmasın ki; O sürüyü oluşturan sahibinin yani liderin er, geç yeniden ayağa kalkıp, bunların boynuna takacağı asıl çıngırak ile hem kendisini kurnaz sanan salağana tilkileri, çakalları hem de Kurt postuna girmiş ve aile fertlerinin boynuna kendileri gibi çukurdan aşağı çıngırakları takanları er, geç ezip, geçtiği ve yaralıda olsa sürüyü yeniden toplayacak güce, iradeye sahip olduğu da unutulmamalı..
Not: Bu paylaşımıyla asil bir sürü başı olduğunu bir kez daha ortaya koyan ve sizin de okumanızı, okurken kendi yaşadıklarınızla karşılaştırmanızı umduğum Yaşar Kemal'in 'Zilli Kurt' hikayesine konu olan o tarihi paylaşımıyla aslında sürü başı olan hepimizin yaşadıklarını anlatmaya çalışan Erdinç Balcı'ya da teşekkürler..
Çünkü..
Asıl hedefleri sürü değil, sürü başı olduğunu saklayan birileri tarafından boyunlarına takılan cıngırakı duymayan saf, salağanaları anlatan ve 'Zilli Kurtların yarattığı stresi yaşamaksa..' dedirten bu paylaşımınla bugünkü 'Yazıyorsam Sebebi Var' adlı köşe yazımda ilaç oldun dostum..
İşte, hemen hepimizin değil, sürü başlarının yaşadıklarını anlatan Nobel Ödülü alamadan hayata göz yuman usta kalem, Yaşar Kemal'in anlattıkları ve bugünkü yazımıza kaynak olan İnan Çetin’in 'Yaşar Kemal biyografisi Zilli Kurt' adlı kitabı 'Zilli Kurt' kitabında alınan ve paylaşılan o alıntı..
'Anadolu’da Kurtlar bir belalıdır..' demiş ve devam etmiş büyük usta...
Bir Kurt, bir Koyun veya Keçi sürüsüne dalar, Kurt sadece bir tanesini alır götürür ancak bütün sürüyü parçalar.
Kurt dalmış sürüden artık hayır yoktur...
Koyundan, Keçiden başka geçimi olmayan Anadolu köylüsü, eğer sürüsüne böylesine Kurt girmişse çöker, biter, açlıkla karşı karşıya kalır.
Bu nedenle Kurt gittikten sonra, sabah olduğunda sürü sahipleri gördükleri manzara karşısında donar kalır ve içleri kurda karşı kinle, öfkeyle dolar…
Bu durumda köylü, kurttan öcünü almak ister. Atlarına binerler, köpeklerini, iplerini alırlar, kurt avına çıkarlar. Kurtları intikam için diri yakalamaktır en büyük amaçları.
Usulünü de bilirler ve sonuçta kurtları diri diri yakalarlar.
Kin bağladıkları, öç almak istedikleri kurda bir fiske bile vurmazlar.
Kurdu hiç incitmezler.
Yalnız sağlam bir telle ya da kirişle kurdun boğazına bir çıngırak takarlar ve kurdu okşayarak, sırtını sıvazlayarak ve sevecenlikle öperek salıverirler.
Boğazı çıngıraklı kurt sevinerek, koşarak ayrılır köylülerden.
Ancak çıngıraklı Kurt hiçbir canlıya yaklaşamaz çünkü çıngırak sesini duyan her hayvan önceden kaçar, Kurt ise boğazında çıngırak, bozkırlar boyunca, dağlar boyunca boşu boşuna koşar durur.
Sonunda Kurt dağlarda açlıktan önce yavaş yavaş zayıflar, sonra zayıflıktan güçsüz düşer ve sonunda bağıra, bağıra, bağıra ölür.
Bu, insan aklına gelen işkencelerin, zulümlerin en korkunçlarından birisidir.
Kurt ancak aç kalınca anlar, boynuna çıngırak geçirilirken kendisini okşayanların, sırtını sıvazlayanların ve kendisini sevecenlikle öpenlerin niyetini.
ANCAK İŞ İŞTEN GEÇMİŞTİR…
Yaşar Kemal


Ardahan Gazetesi şimdi yeni adresinde, www.ardahangazetesi.tr

4 Eylül 2026 Cuma

Ardahanlı Yazarımız Fakir Yılmaz'ın Eylül 2026 Yazıları


Ardahan Gazetesi | Since 1995 |


Belediyelerden kalma alışkanlık iktidarda reyting yapar..

Evet, çoğumuzun ‘taşı, toprağı altın’ deyip, geldiğiniz İstanbul’un iki kez üst üste seçilmiş belediye başkanı benim de tanışıp, bir süre misafir olduğum Silivri’de yata dursun gözler Borsa ve Fon vurgununa dönmüş durumda..
Ve bu son vurgun operasyonuna baktığımızda karşımıza şu belediye başkanı onca başkanla birlikte hapiste unutulduğu belediye de aldığı olağan üstü burslarla yetinmeyip, mevcut iktidarın Genel Başkan Yardımcılığına kadar yükselmiş bir siyasinin de olduğunu görüyor ve en çok tartışılan isim olarak affını isteyip, kenara çekildiğini haberini alıyoruz..
Yani, ‘Allah bizi afettsin’ demektense yaptıklarını yapmasına imkan veren iktidarından af isteyip, kenara çekilip, ters kelepçeli görüntülere konuk olmaktan kurtulup, burstan, fondan, iktidarın kendisine verdiği güçten elde ettiği konutlarından birinde dinlenmeye çekilmiş..
Adı gibi kendisi de fakir olan bir gazeteci olarak bu konuyu o her konuda uzman olan ve ellerine aldıkları çubuklarla haritaları gösterenler gibi çok uzatmadan attığı bir txtwit ile tutuklanan son meslektaşım, Gazeteci Ali Tarakçı’nın olayı ardından yaşananlara bir de bu gözle bakmaya gerek derim..
Çünkü, Gazeteci Ali Tarakçı’nın ‘biri istifa edecek’ diyerek İstanbul’da ki evinde attığı mesaj Ankara’da savcının dikkatini çekip önce göz altı, sonra tutuklanması olayı borsalık, fonluk ve parası olmayan bir gazeteci olarak çokta anlamadığım Betül hanımlı bol paralı konunun gölgesinde kaldı gibi..
Evet..
Yakından tandığım, bir kaç kez TV programı ma da konuk olan Ali Tarakçı’nın xtwiti ardından tutuklanmasına vesile olan gün ve saatlerde yaşanan gelişmeleri de sanki gölgede kalmış yada öyle olması istenmiş gibiydi..
Meslektaşımız Gazeteci yani Gazeteci Tarakçı’nın tutuklanması için start alan saatlerde MHP Genel Merkezinde verilen fotoğraflar ve Peker’in dönüş iddialarının yaşandığı ana gelmiş yada tesadüf yada hepsi bağlantılı gibi olmuştu..
Ve başta Peker’le. ilgili olmak üzere o alanda sık, sık haber, canlı yayın, xtwitler ve yorumlar yapan gazeteciler arasında biri ve bu konuda yaşanması muhtemel gelişmeleri, İmamoğlu’nun ki gibi engellenen sanal ortamlarım da gündeme aktaracak biriydi Ali Tarakçı..
Evet..
Büyük turp sorusunu İmamoğlu’na ilk soran isim de olan Gazeteci Ali Tarakçı’nın tutuklanmasının arka perdesine bu gözde bakan bir gazeteci olarak aynı İmamoğlu’na bugünler yaşayacağını kaç kez demiş bir gazeteci olarak İBB Başkanlığına gelmesinden önceleri ‘O belediyenden beslenip, bakanlığa kadar gidenlerinin para hırsının Betül hanımlarının hesabına el koymakla yetinilip, yetinilmediğin de sormak gerek diyerek..’ konuyu ve yazıyı başımıza yeni bir iş açmadan bitirelim..

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Deneyimli gazeteci Fakir Yılmaz, köşe yazısında Türkiye’deki büyük çaplı borsa ve fon vurgunları ile siyasetteki yolsuzluk iddialarını ele almaktadır. Yazıda, iktidar gücüyle yükselen bazı siyasetçilerin skandalların ardından istifa ederek cezadan kurtulduğuna dikkat çekilmektedir. Ayrıca, bu büyük ekonomik usulsüzlüklerin gölgesinde kalan Gazeteci Ali Tarakçı’nın şüpheli tutuklanma süreci sorgulanmaktadır. Yazar, Tarakçı’nın sosyal medya paylaşımı nedeniyle cezaevine konulmasını manidar bulurken, bu olayın ardındaki siyasi bağlantılara ve zamanlamaya işaret etmektedir. Son olarak metin, iktidar ve belediye kaynaklarından beslenen maddi hırsların ve örtbas edilen ilişkilerin Türkiye’nin temel sorunları olduğunu vurgulamaktadır.




YENİ PARTİ'm..
100 yıllık ismiyle, Mahsur Yavaş gibi MHP'lileri, hemşerim Orhan Çerkezleri, DEVA Partili 15, Gelecek Parti ve Saadet Partili 10, Demokrat Parti 3, İYİ Parti ve Türkiye Değişim Partisi’nden birer milletvekilinin seçilmesine vesile olan CHP'nin başına gelenleri yakından takip edip, üzülüyorum.

Ve; Ardahanlı iş insanı, hemşerim, Ertan Hamitoğlu'nun PM üyesi olduğu, Ardahan Beşiktaş (Mucuc) köylü Serkan Yılmaz'ın İstanbul Esenyurt Eş İlçe Başkanı, eski vilayetimiz Karslı hemşerim Tuncer Bakırkan'ın Eş Genel Başkanı olduğu, benim gibi 10 milyon insanın oy verdiği DEM'in 'Bileşenler, Kent Uzlaşısı' adları altında yakasına yapışıp, sıfırın altında sıfır oyu olan TİP gibi partilerin meclise girmesini DEM'li olmayan ama 'bileşenler' adı altında DEM seçmeninin verdiği oylarla rüyalarında göremeyecekleri makamlara gelen ve şu günlerde ortada görünmeyen Ardahanlı hemşerim Serpil Kemalbay, Züleyha Gülüm gibilerinin hayat boyu yüksek maaş alanları görüyor, sinirleniyorum.
Ve, 'Filan partiden, hem de solcu, komünist, ulusalcı, Yeşilaycı, doğacı, entel, dantelci' diye geçinirken nasıl olur yeri geldiğinde muhafazakâr, sağcı bazen de CHP'nin kozmik odasında ki ulusalcılarda daha ulusalcı, olmayı iti beceren ve 23 yıldır kesintisi iktidarda kalmayı başaran AK Parti'ye geçer' diye kızdığımız onca isime tepki gösterirken, DEM'lilerin, oyları seçilip, benden daha devrimci ayakları yaparak başka partiye geçenleri niye normal görüyor, 'ihanetçi' demiyor diye kendi kendime kızıyorum.
Gerçi, Tuncer Bakrıhan'ın "Sokaktan alıp getirip, milletvekili yaptığımız isimler var. Hangi aydın kimliği var onu da bilmiyorum" dediği benimde bu dediklerinin altına imza atarak teselli arasakta CHP'den seçilip, başka partiye geçenler ile MHP'den seçilip, İYİ Parti, Anahtar Parti, Zafer Parti'yi kuranlar gibi DEM'den seçilip, siyaseten tipsizce davranıp TİP'leri oy almış parti diye yutturanların yanında AK Parti iktidarının döneminde Musul'da bürokrat olup, sonrasında yıllarca gelmediği memleketinin adının gücüyle Milletvekili yetmedi Genel Başkan Yardımcısı olan Öztürk Yılmaz'larda var..
Evet, benim İş-İT dediğim Ortadoğu'nun paramparça olmasına, Amerika, İsrail ve batı ülkelerinin bölge çökmesinin önünü açan karanlık çete ile yaşananları halen doğru dürüst açıklayıp, anlatmayan Öztürk Yılmaz'ın sayesinde milletvekili olduğu CHP'den ayrılıp, kurduğu partinin, yerel bir mahkeme kararı ile Kemal Kılıçdaroğlu'nu Mutlak Butlan Genel Başkan olarak yeniden başına getirdiği CHP'den ayrılıp, yeni bir pati kuranlara ettiği zulmünü de izlediğimiz şu günlerde Ardahan Milletvekili Özgür Erdem İncesu'yun da kurucu heyetinde olduğu Yeni Parti'nin adını da tartışmaktayız.
Ve Ardahanlı Kayyum İl Başkanı Gürsel Tekin, Ardahan'ı çokta bilmeyen Tekin gibi Ardahan Göleli Deniz Demir gibilerinin CHP'yi bölüp, Yeni Parti gibi partilerin kurulmasına vesile olması yetmezmiş gibi Ardahanlı olan 'Git yardımcı ol, sende onlara demokrasi adına bir şey istemeden katıl' dediğim ama düşene bir tekmede sen at taktiği ile siyaset yaptığını islediğim hemşerim Öztürk Yılmaz'da, bana sorulursa ne alaka' diyeceğim iddiasıyla 'Yeni Parti' isminin, kurduğu 'Yenilik' isimli partisinin adını 'anımsatıyor' diyerek, TİP, Anahtar, Zafer, İYİ Parti'den çok oyu varmacasına caka sattığı şu günlerde Özgür Özel'e bir çağrım daha olacak.
Ve Eczacı Özgür Özel'in Genel Başkanı, Özgür Erdem İncesu'yun kurucu üye olarak aralarında olduğu, Yalnızçam/Gölebertli dostum Vedat Temel'in ilk seçilen ilçe başkanı olduğu onca Yeni Partiliye yazdığım bu çağrımı kendi haber sitem www.kuzeyanadolugazetesi.com, gazetelerimizde, sanal ortamlarımda okumaları ve görmesi için telefonumum rehberi, xtwit, Instagram, tik, hotmail gibi tüm yollara başvuracağım..

Sayın Özgür Özel..
Sayın Yeni Partililer..
20 yıldan fazladır aile için miras derdi yünden adeta tüm aileyi esir alan ve babamın kurduğu gazeteyi elinden aldığımdan benden acısı olan Avukat olan öz amcam Amcam'da gazetecilik değil, 'Beleşten resmi ilan almak için' bugün Öztürk Yılmaz'ın size yaptığını bana yapmak istemiş ve 1980 yılında rahmetli babam tarafından kurulan Doğu Anadolu Gazetesinin resmi isminin kendi adına olduğunu öne sürüp, kapatmak istemişti.
Ve aynı ikinci durumu Kocaeli'nde 3 yıl boyunca her gün çıkardığım Siyah Beyaz isimli gazetemin başına da getirilmiş ve tam resmi ilan alacaktık ki gazetemiz yine bir yerel mahkeme kararı ile kapatmıştı.
Yani, Marmara depremi öncesi Türkiye'nin ilk AVM'si olan Galaxsi'yi yapan rahmetli Karslı hemşerim İsmettin Akkurt'un desteği ve cep harçlığımızla 'çıkaramazlar' denen gazeteyi çıkardığımız kentin 3. günlük gazetesinin habercilik, gazetecilik ve resmi ilan çarklarına parmak sokmasından rahatsız olan iki gazetenin şikayeti üzerine yine yerel bir mahkemenin bir cuma günü, hem de itiraza zaman vermeyelim diye saat 16.38'de bize ulaştırdığı kararla kapattırılmıştı.
Peki ben bunca engel, baskı, sansür, tehdit, hapis, göz altı, dava, tehdit, aba altında sopa gösterme, ilan kesme cezası, basın karı vermeme ve yerel mahkemelerce kapatma gibi onca engele rağmen 36 yıldır her gün yazmaya devam eden, halen de yazan, gazete çıkaran ben ne yapmıştım?..
Vallahi yaptığı tek şey pes etmemiş, teslim olmamış direnerek amcam tarafında yine yerel mahkemece yayını durdurulan ama o zamanlar hayatımızda olmayan 'kayyum, mutlak butlan' atayamadığı Doğu Anadolu isimli gazetemizin babam tarafından alınan matbaasını rahmet hamal Nedim abi ve arkadaşlarının insan üstü gücüyle bir gece bulunduğu yerden çekip, çıkarmış, traktörün büyük lastiğini üzerine koyup, saatlerce yine insan gücü ile çekerek başka yere götürmüştük.
Ve Doğu Anadolu ile Kocaeli Siyah Beyaz Gazetelerimin isimlerinin önüne, 'Yeni' kelimesini eklemiş ve yayını hiç durdurmadan ertesi gün gazetelerimi çıkarmaya devam etmiştim. Ediyorum da.. O yerel güçlerini kullanıp, 'iftira' denen iddiaları ile bizi şikayet eden iki gazete ve amcamda gazetecilik sahasında şimdi yoklar.. 
Kısacası benim gazetecilik hikâyemde yaşadığım iki sayfa bu..
Şimdi sıra sizde, hem de AYM'nin vereceği olumlu, olumsuz kararı beklemeden, 'sizde benim yaptığımı yapın..' derim ve Yeni Parti adını koyduğunuz, halkın büyük bölümünün umut bağlamaya devam ettiği Yeni Parti'nin adının sonuna küçük bir 'm' harfi koyup, vatandaşın da daha çok sahipleneceği ismi olacak, 'YENİ PARTİ'm' diyerek devam edin derim..
Not: dediğimi yaparsanız, Ki; yapmanız sizin lehinize olacak dediğim isim için 'ben önerdim' diye telif hakkı istemeyeceğimi, beni cumhurbaşkanı adayı edin demeyeceğimi, milletvekili adayı edin demeyeceğimi  tam tersi bir gazeteci olarak fikir önermekten öte bir şey yapmadığımı, paralı yolları, köprüleri, ihaleleri garantisine alan İngiltere mahkemelerine değil, Demirtaş'ın, İmamoğlu gibilerini hapiste tutan ülkemdeki adalete,  hukukumuza ve vicdanıma taahhüt ederim..
Gerisini, şu an gazetecilik sahasında miras deyip, 7'den 70'e aileyi 30 yıldır haciz bloğu altına alan 80 yaşında ki öz Avukat Amcam, Mavi, Beyaz, Kırmızı isimli gazeteleri çıkaranlar gibi Öztürk Yılmazlar ve el ovuşturanlar düşünsün..

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Gazeteci Fakir Yılmaz, kaleme aldığı bu köşe yazısında Türkiye’deki mevcut siyasi hareketliliği ve partiler arası geçişleri yerel bir perspektifle eleştirel bir dille analiz etmektedir. Yazar, CHP, DEM Parti ve yeni kurulan oluşumlar üzerindeki gözlemlerini aktarırken, özellikle kendi memleketi olan Ardahanlı siyasetçilerin bu süreçlerdeki rollerine dikkat çekmektedir. Kendi meslek hayatında karşılaştığı hukuki engelleri ve isim değişiklikleriyle aştığı zorlukları hatırlatan Yılmaz, yeni kurulan siyasi hareketlere stratejik bir isim önerisinde bulunmaktadır. Yazıda, siyasi sadakat kavramı sorgulanırken, küçük partilerin büyük yapılar üzerindeki etkisi ve seçmen iradesinin temsilindeki aksaklıklar vurgulanmaktadır. Nihayetinde yazar, siyasi aktörlere tecrübelerinden yola çıkarak halkın sahipleneceği daha kapsayıcı bir kimlik benimsemeleri yönünde tavsiyeler sunmaktadır.



İstanbul ve Metropollerde Adam, Önder Olmak..


Kuzey Anadolu Gazetesi – Ardahan Haber

Fakir Yılmaz
e-posta: fakiryilmaz@hotmail.com
YAZARIN TÜM YAZILARI
İstanbul ve Metropollerde Adam, Önder Olmak..

Bugünkü yazıma başlarken başkent Ankara’da gelen istifa haberleri ile gündem yine değişiyor, Emine hanımlı BM toplantıları, ziyaretleri, görüşmeleri bile gölgede kalıveriyordu..
Evet.. TEMPO TV’de aylar önce dediğimi yapmayan, ‘Topluca isafa edin, iktidara geçin..’ sözümü dinlemeyen muhalefet belediyeleri ya hapse, ya istifaya yada Üsküdar, Adalar misali el değiştirmeye, değiştirilmeye devam ettiği ülkede ‘sistemin yedekte tuttuğu cumhurbaşkanı adayı’ dediğim MHP kökenli Mahsur Yavaş’ın da 5, 6 ilçe belediye başkanı ile birlikte hızla Mutlak Butlanlı CHP’den istifa edip, bağımsız kalacağını haber alıyorduk..
Dünyanın bir çok ülkesinden büyük, Türkiye’nin en büyük kenti, 2 kez seçilmiş, Demirtaş gibi 6 milyona yakın oy almış belediye başkanı hapiste olan ve Esenyurt’ta açılan tünelle birlikte vekilinin yerine de çökülme hesapları yapılan, bugün, yarın belki de daha yakında ‘Kesin olacak’ dediğim İstanbul’un taşı, toprağı altın olduğunu duyup, bu kenti adeta istila edenlerin sayısında düşüş değil, her geçen gün artış olduğunu 20 Milyonu bulan nüfusu ile daha iyi anlıyoruz.
Bir zamanlar yorganını alanın geldiği bugün ise memleketinde kazandığını alıp gelenin doldurmaya ve ‘Beleşten para kazanayım’ diyen ve dolandırıcıları dolandırmaya kalkan ama kendileri kanıp, kazdıkları çukura düşen 1 Milyonun üzerine insanın mağdur olduğu söylenen son borsa olayına benzer hayallerle dolandırılmaya devam ettiği İstanbul’a ilk girdiğinizde aklınıza hemşeriniz, önerilen akrabanız gelir..
Ve ilk iş olarak aradığınızı bu isimlerin çoğu da İstanbul’a daha önce gelen ailelerin fertleridir.
Yani yerleşiklerdir, çevre edinmişlerdir, milyonların yaşadığı kenti az çok tanıdıkları için adam, önder olarak durur gibiler.
Yani başta siyasette olmak üzere ticarette, sosyal hayatta adları ilk önce akla gelenlere İstanbul’da adam, önder derler..
Özellikle hemşeri toplumu arasında adam, önder olarak sayılan bunların ne iş yaptıklarına baktığınıza ise karşınıza ilk olarak toplumu kullanarak kendi menfaatlerine yeni menfaatler katmak olduğunu da görmeniz mümkün.
Yani her bir bir yerde üzerine paniklediği çöplüğünden memnun ve mutlu ve de kimsenin alanlarına girmesini istemez gerçek yüzlerini ortaya koymasına müsaade etmezler.
Aslında bunların ata dedelerinde aynıydı..
Onlarda İstanbul’a gelen torunları, çel çocukları gibiydi..

Memlekette adam, önder olarak bilinen bunların ata dedeleri de köylüleri kullanarak, ‘Ağa, bey, adam, hacı, dede..’ olurdular ve yıllarca o saf temiz köylülerin üzerinde rantlarına rant katıp, kendilerine, kurdukları sisteme karşı çıkanları da ya ‘Komünist’ yada ‘devlet düşmanı,, hain, Kürtçü, Türkçü’ diye ilan edip, birlikte rantı paylaştıkları kaymakam katipleri ile yok etmeye çalışırdılar..
Dün yaşanan ve Kemal Sunal, Şener Şen filmlerine ilham olan aynı durumlar bugünde İstanbul’da, ‘bir umut’ denilerek göç edilen batı kentlerinin çoğunda yaşanıyor..
Ve bugün dernekçilik, federasyon yada buna benzer kurumları da ellerinde tutan aynı kişiler ticaretlerini, siyasi hayatlarını bu alan üzerinde yürütürlerken benim gibi bir manyakta gelip, bunlarla savaşmaya kalkar, bunları topluma deşifre etmeye çalışır.
Ve bu mücadelede dün yaşananların aynısı bugünde yaşanıyor..
İstanbul gibi büyük bir metropolde çok küçük alanlarda mutlu olan bunların dünyasını alt üst eden çalışmaları ortaya koymanın verdiği rahatsızlığın getirdiği saldırganlıkla akla mantığa sığmayan yollarla engellemeye çalışırlar, bunu başaramayınca kendi maddi imkanlarının yanı sıra samimi insanları etkileyerek, onlarında toplumun önünü açan çalışmalara takoz olurlar.
Yani işin kısası ata dedelerinin alışkanlıkları ile İstanbul’da da adam, önder diye bilinenlerin asılında birer korkak ve bir o kadar da beceriksizler ordusu olduğu da biliniyor kendilerini, ‘adam, önder..’ diye sandıkları toplum tarafından..
Ancak..
Bunlar var diye;
Korkmamak, yılmamak, vazgeçmemek, çeper dibindeki bunları tüm dünyaya deşifre etmek adına;
*Bu kavgayı birlikte kazanacağız..
*3 Gümrüklü bir şehir var karşımız da..
1 Üst lige çıkma iddiasında bulunan şehir var..
Ve bu şehirde olduğu gibi metropollerde de bir çok fesat, bir çok onlara direnen namuslular var..
Ve bu şehrin ‘Güçlü bir lobisi’ dahil her alanda var olmasına çaba gösterenler var..
Korkakları ve cesurları var..
Gizli çatışmalarla, ajanlık ve namussuzca saldıranlar var
Bunlara karşı namusu ile direnenler var..
Ve bu şehirde bir kavga var
Ve o kavgayı kazanmaya inatlılar var..
Ve hep birlikte, kardeşçe, el ele, sırt sırta vererek
Bu savaşı birlikte kazanacağız diyorlar..
Duyuyor musunuz?
Ey sağır, dilsiz ve namussuzlar..
Bu savaşı size rağmen
Serhat Ardahan adıyla kazanacağız..
denmelidir..
Not: Yukarıda anlattıklarımın özetini bana miras bırakan rahmetli babamın söylediğini de buraya not düşeyim, belki anlatmak istediğin daha iyi anlaşılır diyerek..
Babam derdi ki; Köyün ne kadar çeper dibi fesadı, kurnazı varsa, şehre göç etmiş.. Ki sen sen ol ki onca fesadın, kurnazın içinden dikkatli ol.. Bak, gün gelecek şehre razı olacak yerlerde büyük şehirlerdir…
Çünkü ne kadar kurnaz, uyanık ve fesat varsa saf ve temizlerin kaldığı köyde kalmadığı gibi gittikleri büyük şehir bile onlara dar gelir..
Ondan şehir yetmedi metropolde ayakta kalmak büyük iştir..

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU
Gazeteci Fakir Yılmaz, otuz yılı aşkın mesleki birikimiyle kaleme aldığı bu metinde, Türkiye’nin siyasi gündemini ve metropollerdeki sosyolojik yozlaşmayı sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, Ankara’daki siyasi istifalar ve belediyelerdeki değişimler üzerinden iktidar-muhalefet ilişkilerini yorumlarken, asıl odağını İstanbul gibi büyük kentlerdeki toplumsal sömürü düzenine çevirmektedir. Özellikle hemşehri dernekleri ve siyasi yapılar içinde “önder” maskesi takan kişilerin, kendi çıkarları için toplumu nasıl manipüle ettiklerini detaylandırmaktadır. Bu köşe yazısı, geçmişin feodal baskı yöntemlerinin modern şehir hayatında yeni kılıflarla devam ettiğini savunarak halkı bu uyanıklara karşı dikkatli olmaya çağırmaktadır. Metin boyunca yazar, dürüst insanların bu çıkarcı düzene karşı birleşerek bir mücadele vermesi gerektiğini ve bu kirli yapının deşifre edileceğini vurgulamaktadır. Nihayetinde bu kaynak, büyükşehirlerin karmaşasında kaybolan etik değerlerin ve samimiyetin yeniden kazanılmasına yönelik toplumsal bir manifesto niteliği taşımaktadır.

BM Toplantısının satır araları..

Amerika ve İsrail'in saldırdığı komşu ülke İran'ın Mellat Bankasının faaliyet lisansını iptal edip, 2018'den bu yana bazı ABD menşeli ürünlere uygulanan ek gümrük vergilerini kaldırdıktan sonra Amerika'ya giden AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler Kürsüsünde 'İsrail' başlıklı  yaptığı konuşmanın havuz denen medyanın yani sıra sözde muhalif gazete ve medya tarafından manşetlere çekileceğinden ben de bu ziyaretin ara satırlarına bakacağım.
Çünkü, feto ölmeden önce sık sık adına 'Okyanus ötesi' denen Amerika'da bulunan Erdoğan'ın Fox News televizyonuna verdiği röportajda Hamas'ı bir terör örgütü olarak görmediğini" ifade edip, 'Hamas'ı bir direniş örgütü olarak görüyorum" derken, dostu Trump'ın göreve geldiğinde Rusya-Ukrayna savaşını bitireceği sözünü verdiğini belirtip,  "Bitti mi? Hala devam ediyor. Aynı şekilde 'Gazze savaşını ben bitiririm' dedi. Bitti mi? Hayır"  diyerek dostu Trump'a sitem ettiğini manşetlere çekeceğini düşündüğüm havuz ve sözde muhalif basının bu konuda verilen cevaplarını es geçeceğini düşünürken, önüme bir haber düşüyordu.
Ve önce 'Dünya 5'ten büyüktür' sözünü bu kez tekrarlamadığını da gördüğüm ve Trump'un 'Erdoğan benim dostum. Sert bir adam ama yine de onu seviyorum.' diyerek moral verdiği Erdoğan'dan sonra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'yu konuk eden aynı tv kanalı, Fox News televizyonun haberini okurken, Amerikalı bakanın "Türkiye dahil diğer tüm diğer ülkeler bize müdahil olmamız için yalvarıyorlar. Müdahil olmamızı istiyorlar" dediği iddia ediliyordu.
Erdoğan'ın röportajının tamamını dinlemediğini vurgulayan Amerikaları Bakan Rubio'un, Erdoğan'ın bu sözleri ardından  iki konu hakkında da yorum yapabileceğini  belirtip, Trump'un dostu olan cumhurbaşkanımıza yönelik, 'Rusya-Ukrayna konusunda "Trump'un herkesten daha fazla zaman ve enerji harcadığını" belirtip, "Türkiye dahil diğer tüm diğer ülkeler bize müdahil olmamız için yalvarıyorlar. Müdahil olmamızı istiyorlar" dediğinin ne anlama geldiğini ve başta İletişim Başkanlığı olmak üzere Hakan Fidan'lı Dişişleri, bakanlığımızın bu, 'ukalaca' denilecek sözlere cevap verip, vermeyeceğini düşünüyordum.
ABD Dışişleri Bakanının, "İnsanlar söylemek istediklerini söylüyor ama günün sonunda bir şey yapılmasını istediklerinde Beyaz Saray'a gelmek istiyorlar" diye devam eden saygısızlığı karşısında ülke olarak nasıl bir cevap verileceğini merak eden bir vatandaş, bir gazeteci olarak umutsuz olsam da 'Dünyanın cendermesi' dediğim aynı Amerika'nın 'Katil' dediğimiz İsrail'le birlikte  önce Irak'a, ardından Suriye şimdide İran'a saldırmasını ve BOP denen proje ile bölgeyi dizayn etmesine karşı koymayıp, İran'ın bankasını kapatıp, Amerika'ya uyguladığımız ambargoları kaldırmamızın da ABD'yi tatmin etmediği gibi fayda vermediğini de anlıyordum. 
Ve geçen yıl ki BM Zirvesine giden aynı Erdoğan için "Başkan Donald Trump, 'Cumhurbaşkanı Erdoğan'a meşruiyet vereceğim' diyen ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'on o sözlerini de hatırlayıp, Amerikalıların bu ukala açıklamalarına karşı susulmaması gerekir diye düşünüyorum..
Peki, 'BM Toplantısının satır araları..' dediğim bu yaşananlara benim beklediğim o karşı açıklamayı siz de bekliyor ve inanıyor musunuz?..
YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU
Gazeteci Fakir Yılmaz tarafından kaleme alınan bu köşe yazısı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Zirvesi kapsamında gerçekleştirdiği Amerika ziyaretini ve beraberindeki diplomatik gelişmeleri eleştirel bir dille ele almaktadır. Yazar, ana akım medyanın aksine ziyaretin arka planındaki gelişmelere odaklanarak Türkiye'nin İran bankasına yönelik kısıtlamaları ve ABD ürünlerine uygulanan vergileri kaldırmasını sorgulamaktadır. Metinde özellikle Erdoğan’ın Fox News mülakatındaki Hamas ve Trump hakkındaki beyanları ile ABD cephesinden gelen küstahça tepkiler arasındaki tezat vurgulanmaktadır. Yılmaz, ABD’li yetkililerin Türkiye’nin müdahale için kendilerine yalvardığına dair iddialarına karşı Türk makamlarının sessiz kalmasını eleştirmektedir. Yazar, Türkiye'nin attığı taviz niteliğindeki adımların BOP projesi ve bölgedeki Amerikan hegemonyası karşısında etkisiz kaldığını savunmaktadır. Nihayetinde bu yazı, uluslararası ilişkilerdeki güç dengelerini ve Türkiye'nin dış politikadaki duruşuna yönelik gazeteci gözlemiyle sunulan bir sitemi içermektedir.

Göbek büyüyorsa beyin küçülüyormuş..


Art arda gelip, geçen yılları fark etmeden gelip, çattığı yaşın bizlere hediye ettiği hastalıklardan biri de Alzheimerdir..
Yani bugünü hatırlatan 21 Eylül Dünya Alzheimer Gününü de uzun uzun anlatılıp, sonrasında unutulan günlerden biri bugün..
Yani kimsenin kurtaramadığı ancak sorun, sıkıntılara karşı azıcık duyarlı olanların bir ömür boyu kurtarmaya çalıştığı, çalışırken kendisini bile unuttuğu şu dünyanın derdini düşünüp, kendilerini unutanlar günü bugün..
Evet..
Sağ görünüp, ‘ölse daha iyidir..’ denilenlerin yani dünya yansa umurunda olmaz olan insanların beynen hasta ettiği ve günü denilmesi gereken bugünün kendisi bile Alzheimer..
Diğer adı bir adı ‘Bunama’ olan bugünü bize hatırlatan Alzheimer, “Her şeyi unutmaya başladım yaşlanıyorum!” sözlerini sarf ettiğimiz yaşlarla birlikte kendisini bize hatırlatır..
Benim gibi 58’e dayanan yani ‘ilerleyen yaş, yoğun çalışma temposu basit unutkanlıklarla belirtileri görünür’ denen Alzheimer hastalığı aslında ortalama 30, 35 yaşlarında yani benim yaşıtlarımın 20 yıl öncesinde başladığını ve hastalık klinik verdiği andan itibaren geri dönüşsüz ilerleyici bir hal alıyormuş..
Hafızamızı, sosyal ilişkilerimizi sosyal hayatımızı ve günlük yaşam aktivitelerimizi olumsuz etkileyecek düzeyde gerilemeye neden olan ülkede an itibarı ile biri sen, şu an bu yazıyı okuyan sen olmak üzere 1 milyona yakın Alzheimer hastası varmış..
Ve dert, keder izin verirse yada sen tüm baskılara direnip, 20 yıl daha yaşarsan Alzheimer yani bunama 3 katına çıkar, seni doğduğun güne, yani altına bez bağlandığı o anlara götürür bilesin..
Ama bu yazıyı okuduktan sonra hemen de ‘bende Alzheimer oldum..’ demeyin..
Çünkü zaman zaman normal unutkanlıklarımız olabiliyor; sohbet sırasında anlık dikkatin dağılması, kelimeyi bulmada zorlanma, ajanda kullanarak hatırlamaya çalışma, karmaşık bilgiyi tekrar unutuyorsanız, çok işiniz var kafanız çok meşgul ve yorgunluk yaşıyorsanız, ara sıra gözlük anahtar gibi sık kullandığınız eşyalarınızı nereye koyduğunuzu unutup sonra hatırlıyorsanız, ara sıra tanıdıklarınızın ismini unutuyorsanız bu durum normaldir.
Çünkü; Alzheimer hastalığının klinik evreleri önemli.
Belirtilerde erken dönemde ipuçları arasında yön kaybı, yeni bilgileri unutmak sürekli aynı soruları sormak, aşina olunan işleri yapmakta zorluk yaşamak yemek hazırlama gibi, kelimeleri unutmak ve hatırlamakta zorlanmak, zaman ve yer karışıklığı, eşyaların yerlerini karıştırma, para hesabında hatalar yapması, verdiği randevuları unutması, özbakımda özensizlik gibi belirtiler ilk etapta karşımıza çıkabilir.
Orta evrede gördüğümüz belirtiler ise; yavaş yavaş mevsim, yıl gün gibi kavramlarda karışıklık, arkadaş çevresini tanımakta zorlanma, sürekli soruların ve olayların tekrarlanması, matematik hesaplarını yapamama, kişisel özbakımda destek ihtiyacı duymak, hastalık ilerledikçe isteksizlik depresif ruh hali başlar.
İleri evreye geçişte en önemli belirtilerden biri idrar kaçırma problemidir. Beslenme oturmak, yemek yemek için yardım alması gereklidir, iletişim kurma sohbeti devam ettirme kaybolur, aile ve yakın çevreyi artık karıştırmaya başlar. Hareketsiz ve eve yatağa bağımlı hale gelir.
Sık sigara ve alkol tüketimi de beyin dokusuna zarar verir ve riski artırır. Uykusuzluk en önemli tetikleyiciler arasındadır, 6 saat ve daha kısa uyku süreleri, düzensiz uyku saatleri, derin uykuya dalamama uzun süreli hafızayı olumsuz etkiler. Obezite de ayrı bir ciddi risk faktörüdür.
Son yapılan çalışmalara göre göbek çevreniz büyüdükçe beyniniz küçülüyor. Küçülen beyin bölgeleri özellikle motivasyon ve ödüllendirme ile ilişkili duygusal kontrolle ilişkili ve hafıza ile ilişkili bölgeler olduğunu da ‘offf bunadım’ demeden okuduklarını not etmeyi de unutmayın..
Ha bu arada bende hem bu yazıyı yazıp, diğer yandan eski AK Parti Milletvekili, ünlü xtvitirci Şamil Tayyarîn siyasetten bürokrasiye birçok alanda ‘tuhaf bir dağınıklık’ yaşandığını savunup, Emie hanımla BM toplantısına giden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bir çağrıda bulunup, “Mecazi manada söylüyorum. Cumhurbaşkanımız, en yakınından başlayarak gölgesini kendi azameti sanan herkesi sıra dayağına çekse. Falakaya yatırsa. Veya fırlatıp atsa. Ne iyi olur” ifadelerini kullandığını okuyordum.
Ve;  ‘Demirtaş başlayıp, İmamoğlu ile devam eden onca falakadan beter şeyleri düşünürken bindiğim Marmaray’da gideceğim yerin tam tersi istikamete binmişim..
Yoksa bendede mi belirtileri başladı acaba?
Yok canım, birlerini kısındıracak kadar dinç ve birileri gibi becerip, göbekte büyütemediğim göre demek hala yakalanmış sayılmam demi?!.

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU
Gazeteci Fakir Yılmaz tarafından kaleme alınan bu yazı, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü vesilesiyle modern toplumun ve bireylerin karşı karşıya kaldığı zihinsel sağlık risklerini ele almaktadır. Yazar, hastalığın erken, orta ve ileri evre evrelerini detaylandırarak, basit unutkanlıklar ile tıbbi belirtiler arasındaki farklara dikkat çekmektedir. Metinde uykusuzluk, kötü beslenme ve obezite gibi yaşam tarzı faktörlerinin beyin sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri, “göbek büyüdükçe beyin küçülür” tespitiyle vurgulanmaktadır. Kişisel anekdotlar ve güncel siyasi gelişmelere yapılan atıflarla zenginleşen içerik, hastalığın toplumsal farkındalığının önemini hatırlatmaktadır. Sonuç olarak kaynak, hafıza kaybının sadece yaşlılıkla ilgili olmadığını, 30’lu yaşlardan itibaren başlayan sinsi bir süreç olduğunu savunmaktadır. Bu kapsamlı değerlendirme, okuyucuyu hem fiziksel sağlığını korumaya hem de çevresindeki değişimlere karşı daha duyarlı olmaya davet etmektedir

Ardahan Hayvan Borsası Kurulmalı..


*Hayvancılığın ekonomisinin dinamosu olduğu ve hayvan yetiştiricilerinin yaylalardan inmeye başladığı Ardahan’ın ülkenin kırmızı et depolarından olduğunu kabul edip, neden çağa uygun bir kesimhaneden yoksun olduklarının sorgulayıp, sormayan Ardahanlılara sesleniyorum..
Ve seçime doğru giden ve TOBB’a yani Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine bağlı olan Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası, ATSO’ya başkan olmayı düşüncelerin vaatler arasında olmayan ama öncülük etmesi gerekenler dediklerimize soruyorum..
5174 sayılı TOBB Kanunu gereği Canlı hayvan ticaretini resmi bir düzene sokarak, güvenli fiyat oluşumu sağlayan bir hayvan Borsası Ardahan’da da kurulamaz mı?
Ve İl veya İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne Hayvan Satış Yeri Tesis Kurma İzni için başvuru dilekçesi ve ilgili yönetmelik esaslarına uygun beyanname verilmez mi?
Ardahan’ın da içinde bulunduğu Türkiye’nin kırmızı et deposu olarak bilinen Doğu Anadolu’nun sınır kentinde yapılan hayvan meydanının tüm bölgeye hitap etmesi ve et fiyatları dahil bu piyasada etkili olması için mutlaka bir hayvan borsasına kavuşması gerekmez mi?
Bilmem ama 2 dönemlik başkanlığı süresince bu yönde ortaya koyduğu çabaları anlaşılamayan ve benden beter tek kaldığını gördüğümüz ilçesi Hanak’ın hayvan meydanının şu an karantinada olduğu Ardahan’ın eski Belediye Başkanı, Orman Mühendisi, Faruk Köksoy’un yıllarca kangren halini alan ve kent içinde kalan hayvan meydanını şehir dışına çıkarması gibi hayvan borsasının da kurulabileceğine inanılması gerekmektedir.
Kaldı ki Başkan Köksoy’un bu yönde iki önemli çalışmasının daha olduğunu ancak Kısır dağının eteğinde ki Hoçvan’ın 21 pare köyüne içme suyu verecek olan ve 1974 yıllarında kurulan Sütlüceler Kooperatifi Su Projesi gibi raflarda bekletildiğini de bilmekteyiz..
Bunlardan biri de kent içinde bulunan ahırların, TOKİ konutları yada Posof ve Göle’de bir türlü bitirilmeyen deprem ve heyelan evleri gibi ‘Ahır Şehir’ projesi ile şehir dışına çıkarılması ve hayvan borsasına merkez olacak alanın inşaatını devam etmesidir..
Ve en önemlisi büyük bir ekonomik kayba neden olan hayvan meydanlarını kontrol altına alacak olan Ardahan Hayvan Borsası için başta bu alan da ekmek kazananlar olmak üzere herkesin duyarlı olması gerekmektedir.
Bu yapılırsa;
‘Petrol çıktı, ama fışkırmıyor..’ denilen Gabar Dağı petrolü gibi her seçim öncesi, ‘Kılçık yol yapılacak, Doğu Expresi Ardahan’a Gelecek’ denen ama Çıldır gölünün yanı başına kadar gelip, Kafkaslara kadar uzanan demiryolu, Bakü-Tiflis-Kara Tren hattı üzerine bu yılda kurulmayan Durak ve Antrepo gibi unutulan havaalanı kadar önemli bir düşünce olan Ardahan Hayvan Borsası Ardahan’ın kalkınmasında büyük rol oynayacağına inanlardan bir olarak buradan tüm Ardahanlılara sesleniyorum..
Ve bu seslenişim;
Ardahanlı hayvan yetiştiricilerine ve başta kongresini adeta gizli, saklı ve kaçırırcasına yapan ve genç Avukat Sinan Gelturan Yılmaz’ın başkanlığına aday olduğu Ardahan Barosu gibi kurulması için büyük çaba gösterdiğim Ardahan Veterinerler Odasına, ‘Kasasında 6 milyon var’ dediğimizden bu yana kendisini kamufle eden Ardahan Sığır Yetiştiricileri Birliği, DSYB’ye, şu bizim batıda ki dernekler gibi cebe konup, köye pardon Şenliğin mahallesine taşınan Ardahan Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birliği, Ardahan ve Göle Ziraat Odaları hatta imamları kıskandıran çok önemli (!) bir iş yapan, müftü efendi ile birlikte cenaze yemeklerini kendisine dert eden Ardahan Kent Konseyine, adı duyulan, bilinmeyen stk’lara kısacası gerçekte, alanda, saha da ve ya sanalda nerde olursa olsun Ardahan’ı seven herkesedir..
Tabi her yıl çoban evi, sıvat yani kurun ve boru dağıtarak hayvancılığı kalkındıracağını düşünen ama yaşanan ve devam eden göç dolaysıyla insan nüfusu gibi sayısı her geçen yıl düşen Ardahan’ın İl ve İlçe Tarım Müdürlüklerinin  de bu konuda bölge halkına, hayvan yetiştiricilerine ve ilgili kurumlara bilgi vermesi gerekir diyor..
Ve; Biri demiryolu olmak üzere 3 gümrük kapısı olmasına karşın bir türlü kurulamayan STM dolaysıyla sınır ticaretinin yapılmadığı gibi ithalatın, ihracatın diğer onca gümrük kapısının yanında sıfır çektiği, ne bir gümrük müdür, nede bir konsolosluğun olmadığı, çürük odun gontlarıyla, taş sallarla örtülü ahırlarda atadan, deden kalma yöntemlerle hayvancılığın yapıldığı, 150’ye yakın özel, kamu veterineri olmasına karşın her yıl onca hayvanın hastalıktan telef olduğu, telef olmazsa da, dolandırıcılar veya ibanlı hırsızlar tarafından bin bir emekle yetiştirilen emekleri çalınan Ardahan’da Hayvan Borsası için haydi iş başına diyorum..
YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Gazeteci Fakir Yılmaz tarafından kaleme alınan bu yazı, Ardahan ekonomisinin temeli olan hayvancılığın modern bir yapıya kavuşturulması için acil adımlar atılması gerektiğini vurgulamaktadır. Yazar, bölgenin bir kırmızı et deposu olarak görülmesine rağmen, çağdaş standartlarda bir hayvan borsası ve kesimhanenin eksikliğini temel bir sorun olarak dile getirmektedir. Yerel yöneticilere, ticaret odalarına ve sivil toplum kuruluşlarına seslenerek, resmi bir fiyat düzeni ve güvenli ticaret ortamı sağlayacak bir borsanın kurulması için sorumluluk almalarını talep etmektedir. Metinde ayrıca, hayvancılığın geleneksel yöntemlerden kurtarılması ve bölge refahının artması adına “Ahır Şehir” gibi projelerin hayata geçirilmesinin önemi üzerinde durulmaktadır. Sonuç olarak kaynak, Ardahan’ın kalkınması için hayvancılık sektörünün kurumsallaşması ve modern tesislerle desteklenmesi gerektiğini savunan bir çağrı niteliği taşımaktadır.


Alınak ve Selçuk yetmez, Demirtaş bırakılmalı..


Eski bir savcı olan şimdiki Adalet Bakanlığında İçişlerine bağlı olan asayiş olaylarını duyurduğu gibi, DEM yada Adalet temsilcileri savcı, hakim, avukat veya Adliye Basın Bürosu değil de, AYM, AHİM ve yerel mahkemelerin 'bırakın' demesine karşın 10 yıldan fazladır hapiste olan Demirtaş'ın, arkadan kelepçeli, önden AA, İHA, DHA ve A haber kameralı değil de, Kürt kızı gibi sakız çıtlatarak korumalar eşliğinde adliyeye giden İ. Melih'e göndermeli  "Sakızcı Memo" başlıklı mektubu ile tahliye olacağını duyurduğu Diyarbakır (Amed) Belediyesi eski Eş Başkanı Selçuk Mızraklı tahliye olacağını duyururken, Mızraklı gibi siyasi yakada olan Mahmut Alınak'ın serbest bırakıldığını ne Kürt ne de Türk basının yazmadığını biliyor musunuz?
Bilemezsiniz, baba dostu, yakın tanıdığım olmasına rağmen, geldi, gelecek denen seçimlerde DEM yakasına Milletvekili adayı olabileceği söylenen merkezinde cem evi olmayan Ardahan'ın Alevi Kültürü ile yoğrulmuş olan ilçesi Damal Belediye Başkanının kendisini 'Köyde yapma abi' dediğim Qazi Mihemed Müzesiben de ziyaret edip, birlikte bir resim paylaşana kadar ben bile bilmiyordum..
Evet, benimde aralarında olduğum gazetecilerin ilk duyurması gereken Mızraklının serbest kalacağını biz gazetecilere haber atlatırcasına herkesten önce duyuran Demirtaş'ın, DEM ve Kürt Basınının çok şey anlatan satır aralarını görmeyip, sansürlediği "Sakızcı Memo" mektubunu sansürlemeden bir de burada, yayınlayıp, birlikte okuyup, önce 'yeni süreç' denen sonra “Terörsüz Türkiye” , 'Çerçeve', Erdoğan'ın son uyarısı ile 'kritik süreç' dediği sürece bakışını birlikte anlamaya çalışalım..
Çünkü, Demirtaş'ın 'irade' diyerek Mahmut Alınak gibi karlı olan ve bugünlerde ortalıkta görünmeyen, "sokaktan toplananlar" veya "sokaktan getirdiklerimiz" denilenlerden mi diye merak ettiğim, Ardahanlı hemşerim Serpil Kemalbay'ın da bir zaman oturduğu makamda bulunan DEM eş Başkanı Bakırhan'ın, "sokaktan toplananlar" veya "sokaktan getirdiklerimiz" dediği, benim ise 'Helwacılar' dediklerimin de aralarında olduğu, hatta İmralı'da kendisine 'ev, villa' yapıldığı söylenen Öcalan'a göndermelerin olduğu söyleniyor..
Evet, Demirtaş, QAD Barış Araştırmaları Derneği’nin internet sitesinde yayımlanan ve Kürt basını tarafından ya görülmediği veya DEM'in üst düzey yetkililerinin de aralarında olduğu bazılarınca sansürlendiği söylenen ve hem dürüst siyaseti, hem de haber atlatan gazeteciliği ortaya koyan son mektubunda, beş yıldır aynı koğuşu paylaştığı  yazısı şöyle:

"Sakızcı Memo
Son beş yıldır ben ona emanettim, o bana emanetti. Salı sabahı buradan çıkacak, akşamına da Diyarbakır Havaalanında olacak. Artık size emanettir.
Hapishanenin beton duvarına asılı iki karışlık televizyon açık. Selçuk Mızraklı ile masada oturuyoruz, Hoca’nın önünde her zamanki gibi bulmaca var. Gözlükleri, kırlaşmış saçı ve bıyığıyla Einstein’ı andırıyor. Atomu parçalamadı ama sabrıyla, iradesiyle yedi yılda beton duvarları “çatlattı”.
Bu defaki bulmaca bir hayli zor olsa gerek, hoca içinden çıkmaya çalışıyor. Epey düşündükten sonra buluyor, soldan sağa dokuz harfli “kardeşlik”miş. “Sorusu neydi?” diyorum. “Sorusu cevabından daha zor.” diyor. MGK kararıyla yürürlüğe gireceği zannedilen yıpratılmış, örselenmiş, içi boşaltılmış, kollektif duygu durumu. “Zormuş.” diyorum.
Dr. Adnan Selçuk Mızraklı 63 yaşında, Diyarbakır’ın yüreği sevgiyle dolu genel cerrahı. Sadece dört ay belediye başkanlığı yapabildi. Sonrasında suçsuz, günahsız, delilsiz, hukuksuz yedi yıl hapis.
Hava çok sıcak, basık, boğucu, terliyoruz habire. Bazen bu kuyunun dibinde nefes almak bile zorlaşıyor. Hoca’nın gözü bir ara televizyona takılıyor, bir süre kalıyor öyle. Neye baktığına bakıyorum.
Dört ay belediye başkanlığı yapabilmiş suçsuz, günahsız, yüreği sevgiyle dolu Diyarbakır’ın doktoru, yedi yıldır tutulduğu hücreden, 25 yıl belediye başkanlığı yapmış Ankara’nın parsel parsel günah yüklü şahsiyetinin sakız çiğneyerek adliyeye girişini izliyor.
Bulmaca giderek zorlaşıyor ama Hoca inatçı, yukarıdan aşağıya altı harfli, “adalet”. Sorusu neymiş? “Geç olsa bile gelmeyen, MGK kararıyla gelebileceği zannedilen insan onurunun mütemmim cüzü.” Zormuş gerçekten.
Şahıs az sonra elini kolunu sallayarak adliyeden çıkıyor, “Ben öyle çekirge gibi üç defa değil, 500 defa sıçradım.” diyor.“Keramet sakızda mı acaba, sen bir defa bile sıçrayamadın Hoca.” diyorum. “Yok.” diyor, “O çiğnediği sakız değil, insanlık onuru. Ben bir defa bile çiğnemedim, çiğnetmedim de.”
Dr. Adnan Selçuk Mızraklı, Diyarbakır’ın dört ay belediye başkanlığına karşı yedi yıl hapis yatmış ve cezasını tamamlayarak, “kardeşlik” henüz ona uğramadan 8 Eylül Salı günü tahliye olacak temiz yürekli bilgesi.
Son beş yıldır ben ona emanettim, o bana emanetti. Salı sabahı buradan çıkacak, akşamına da Diyarbakır Havaalanında olacak. Artık size emanettir.
İçeriden dışarıya sekiz harfli. “ÖZGÜRLÜK”. Hoca bulmacayı tamamlamak üzere.
Televizyonun sesini kısıyoruz, şahıs halen bir şeyler söylüyor. Az sonra haberlerde sürecin geldiği aşamaya ilişkin ayrıntılar verilecekmiş.
Hoca, bulmacadaki son soruyu da çözüyor. Tepeden tırnağa beş harfli: “İRADE”. “Sorusu neymiş?” diyorum. “Bunun sorusu yok” diyor Hoca, “Sadece cevabı var.”
Hoca, Salı akşamı Diyarbakır’da hayırlısıyla. Kesin, Sakızcı Memo da karşılamaya gelir. Yalnız, bizim sakızcımız çok haysiyetlidir, başkalarıyla karıştırmayın sakın.
Tû her hebî Mamoste. Her bijî. Biçe rêya te her tim vekirî be.
Selahattin Demirtaş
5 Eylül 2026 "
Evet, siz Erdoğan'ın karşısında elleri önlerin de bağlı durup, kendisine sevgiyle bakan, hatta iktidarın 'gizli' değil alenen ortağı denen mevcut DEM'liler Demirtaş'ın yukarıdaki mektubunun ne anlatmak istediğini düşünürken ben de 4 aylık belediye başkanlığı ardından yerine kayyum atanıp, neden tutuklandığı hala anlatılamayan ve 7 yıl cezaevinde kaldıktan sonra 80'ne dayanan yaşı boyunca 10'larca kez tutuklanıp, bırakılan Avukat Mahmut Alınak'a, bugünkü yazıma döneyim.. 
Çünkü, en büyük muhalefet partisinin liderleri ve milletvekillerinin tutuklu olduğu ülkem, Amerika'dan gelen yeni haberle yani İstanbul Golden Global'ı yaptırım listesine alması Halk Bank davası misali bir hayli sıkıntıya gireceği iddialarında konuşulduğu şu günlerde art arda yayınlanan uluslar arası İnsan Hakları, Adalet, Hak, Hukuk raporları ile 
gün geçtikçe hem zaten Almanya misali yerlerde sürünen litresi 100 TL'yi geçen mazotlu ekonomiyi başta olmak üzere hepimizi iyiden iyiye sıkıştırılmaya başladığını da görmekteyiz.
ve 'Uluslar arası Yargılanmaya' doğru giden gittikçe toplumdan, tabanda uzaklaşılan bir sürecin içinde kendisini bulan ülkemin neden bu duruma geldiğine baktığınızda iç hukuku kendi iktidarları lehine kullanmaya çalışanların dış hukuku görmemelerinin neden olduğunu görürsünüz.
Çünkü gerçekte artık sınırların kalmadığı bir dünya da tek başına kaldıklarını anlamayanların bugüne kadar ortaya koydukları politikaların artık inandırıcılığını kayıp etmeye başladığını ve daralan çemberi açmaktansa daha da daraltıp hem kendilerini, hem de ülkeyi zora soktukları da görülmekte..
Önce Almanya'nın başını çektiği Avrupa'yı ardından Amerika'yı karşılarına alan ve bu yöntemle dünya lideri olduklarını sananların anlamadıkları diğer bir gerçekte ülke içindeki baskıcı uygulamalarıdır..
Yaşanan bu durumu nasıl aşacaklarını merak ettiklerime benim bir önerim olacak..
Bu önerim dünya da gün geçtikçe yalnız kaldıklarını anlamayıp, anlamak istemeyip, aslında yaklaşan tehlikeyi sezip, bunu da 'Pis koku' lu başlıklı demeçleri ile kapatmaya çalışanların yapacakları tek şey süratle iç hukuku özgürleştirip, küs, kırgın olan toplumun tüm kesim ve dinamikleriyle barışı sağlama yoluna gitmelidirler diye düşünüyorum.
Ve Alınak'la yetinmeyip, Demirtaş'ı ve diğer milletvekillerinin anı sır güçlü bir genel af ile 400 bine yaklaşan sayısıyla dolup, taşan hapishanelerin kapılarını açıp, bir an önce serbest kalmasını sağlayarak, dışarıdan yani okyanus ötesinde gelen tusinamiye karşı toplumun tüm kesimleriyle el birliği yapmaktır..
Çünkü Okyanus ötesinde yükselerek gelen tusinamiye güneydeki yani yine Okyanus ötesindeki üflemelerle iyiden iyiye havalanan Irak, Suriye'den sonra sırada olan İranlı Ortadoğu'da ki toz bulutlarını da 'Dış etken' kelimesini sıkça kullanan ekonomi bakanı başta olmak üzere herkes yaşananlar, anlatılanları, istenenleri hesaba katmak gerekir..
YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Bu metin, gazeteci Fakir Yılmaz'ın Selahattin Demirtaş tarafından kaleme alınan "Sakızcı Memo" başlıklı mektubu merkeze alarak Türkiye'deki güncel siyasi ve hukuki durumu değerlendirdiği köşe yazısını içermektedir. Yazar, eski Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı'nın tahliye haberini ve Mahmut Alınak'ın sessizce serbest bırakılmasını ele alırken, yargı sistemindeki adaletsizlikleri ve basın üzerindeki sansürü eleştirmektedir. Demirtaş'ın mektubu üzerinden irade, kardeşlik ve adalet kavramları sorgulanmakta; cezaevindeki siyasetçilerin durumu ile dışarıdaki siyasi figürlerin tutumları kıyaslanmaktadır. Ekonomik sıkıntılar ve uluslararası yaptırımların yarattığı baskıya da değinen Yılmaz, toplumsal barışın sağlanması için acil bir genel af ve hukuk reformu çağrısında bulunmaktadır. Metin, ülkenin içinde bulunduğu zorlu süreci aşmak adına tüm kesimlerle kucaklaşan özgürlükçü bir iç hukuk anlayışının zorunluluğunu vurgulayarak sonlanmaktadır.


Atı alan Üsküdar’ı değil, olmayan Orağaz yaylasını geçti..


Faruk Demir Ardahan Milletvekili Değil miydi?
Tutuklu HDP’li Milletvekillerinin serbest bırakılması için Avrupa Parlamentosun da yapılan oylamada ret oyu veren, mitinglerde İyi Parti ve Saadet Partisine teşekkür edip, HDP’nin adını ağzına almaktan korkan CHP’nin yerelde seçim kazanıp, kazanmayacağı merak edilmeye devam ediyor.
Başta, Başkent Ankara’nın MHP kökenli CHP Belediye Başkan Adayı Mansur Yavaş hakkında öne sürülen iddiaların ülkenin gündeminin birinci maddesi olarak tartışıldığı şu günlerde ben de bir Ardahanlı seçmen, bir gazeteci olarak memleketimin adaylarının çalışmalarını yakından izliyorum.
Yani, Öcalan’ın yakalanması ile oluşan havanın etkisinin de etkili olduğu ve DSP’den Ardahan eski Milletvekilliğini de yapan ve bugün ki Mete Özdemir gibi yeniden aday yapılmayınca başka partiden yine milletvekili adayı olan ama 700 oy gibi komik bir oy alan CHP’nin Ardahan Belediye Başkanı Faruk Demir’i olmak üzere Ardahanlı olup, ülkemin en büyük metropolü İstanbul, ekonominin başkenti kentlerinde olan Kocaeli ve Bursa’da Belediye Başkan Adaylarını yakından takip ederken, bunların seçilmeleri halinde neler yapacaklarını anlattıkları çalışmalarını da bir seçmen olarak sık eleyip, ince dokuyarak inceliyorum.
Ve gözüme asıl işi türkücü olarak CHP’nin Ardahan adayına, HDP Ardahan İl Başkanı ile gizli anlaşma yapan ve HDP’ye Ardahan’da adeta dükkan kapattıran, CHP’nin Göle adayını geri çektiremeyen Faruk Demir’in söylediklerine, vaatlerine bakıyorum.
İlk etapta gördüğüm ise; CHP’nin Ardahan Belediye Başkan Adayı Faruk Demir’in sanki yaklaşan seçimleri Belediye Başkanlığı seçimi değil, bugünler de küpe konusuyla avukatı kanalıyla ilgilendiği ve dinleme tapelerine takıldığı öne sürülen Saffet Kaya gibi seçilmesi halinde Bakan olacakmış gibi vaatlerde bulunması dikkat çekici bir durum..
Ve; CHP Ardahan Adayı Faruk Demir milletvekili olduğu dönemde iktidar ortağı iken yapamadıklarını bugün belediye başkanı olmak için vaat etmesi dikkatimi çekmekte.
Belediyecilik çalışmaları arasında olmayan demir yolunu Ardahan’a getireceğini, arazilerin toplulaştırılmış, tarıma ve hayvancılığa yönelik çalışmalar yapacağını, yetmedi kooperatifler kuracağını ileri süren ama bir Ardahan’da bir evi olmayan, memleketi Hanak’taki baba evinin yazdan yaza açılan CHP’nin Ardahan Belediye Başkanı Faruk Demir’in bunları bir dönem Ardahan Milletvekilliğini yaptığı zaman hatta o zaman ki partisi iktidar ortağı olmasına rağmen bugün dediklerini dün neden yapmadığı, yaptırmadığını da merak etmiyor değilim.
Çünkü haklıyım ve şu an belediye başkanı olmak için bugün bir vaat veren kişi aynı kişi ve Öcalan’ın dış güvenlik güçlerince ele geçirilip, bizim güvenik güçlerine verilmesi ile oluşan havadan milletvekilliği yapan isim aynı isim yani bugün ‘Beni seçerseniz falanları yapacağım’ diyen Faruk Demir..
Peki bunları yani ‘bugün söylediklerini sen vekilken niye yapmadın kardeş?’ diye sormazlar mı. 
Ha bu arada hemen belirtmekte fayda var en son yerel seçimler de dayım olan Mehmet Sural aday iken bin oydan fazla bir oy alan HDP’nin oyları diye bilinen oylar birilerinin yada Hewal diye bilinen Helwacıların seninle girdikleri gizli pazarlıklar ardından dükkan kapatır gibi parti kapatan ve aday çıkarmayanların kontrolünde değil bilesin..
Ama sen ‘anası bizim köylü, ben onun dayısıyım’ dediğin HDP İl Başkanı ile girdiğin gizli pazarlıktan geleceğini umduğun oy hesabında tutmayacak gibi..
Buna birinci neden ise HDP’li diye saydığın Kürt seçmenin o oyları verirken. aracı taşlanırken sen hiç ortada yoktun, hatta bir konser de Kürt sanatçı sahneye çıktı diye ‘Ben Türküm Kardeşim’ deyip, protokolde ayrılan da sendin değil mi?..
Ha, ‘Geç bunları şimdi konuşulacak, tartışılacak zamanı değil’ desen de benim Ardahan’da yaptığım seçim izlenimlerin de gördüklerimi seçmen de iyi biliyor Sayın Faruk Demir..
Yine de umarım seçilir, iktidara rağmen çöp toplama işi başta olmak yerel hizmetleri yapar, işten çıkarıp, azaltacağını öne sürdüğün belediye işçilerinin maaşını öder..
Evet, 2017 yılında ele aldığım bu yazını adından bu kez yine Hewal olarak bilinen Helwacıların HDP’nin Yeşil rengini aldığı günlerde bu kez de ‘Kent Uzlaşısı’ adı altında bu adamın Ardahan için değil, kendi özel çıkarları için seçilmesine katkı sunarlarken  bana kızıyorlardı.. 
.. Ama gelin görün ki dün bana kızanlar bugün beni haklı görseler de Atı alan Üsküdar’ı değil, Orağaz yaylasını geçtiğini görmekten geciktiklerinden şimdi sus pus olmuş hatta, ‘Hoçvan yayla festivaline gelse yuhalatacağız..’ deyip, onu bile becerememişlerdir..



KRAL ÖLDÜ, YAŞASIN YENİ KRAL!


Yazmamaya karar verdiğim ama için için içimi yiyen 12 Eylül'ü de hatırlatan iç dünyamı dışa yansıtan yeni bir cumartesi yazısını yazmamak için direnip, gün boyu tüm hırsımla tuşlarını okşadığım bilgisayarımın benden beter yorulup, donduğu bir cumartesiyi pazara bağlayan saatin 03.02'ye geldiğini görünce Marmara Depremini yaşayan iç dünyamın daralmasını atlatmak için aynı gün kaç kez balkona çıkıp, kaç paketi tükettiğime bakıyordum.
Ve gün boyu yaktıkça hızla tükenen sigaranın dumanlarının arasında yazdığım, yazdıkça yenilerinin geldiğini gördüğüm haberlerimi ve bir volkan gibi dışarıya yazı olarak fışkırmak isteyen ve cunta darbesi yetmez bu yaşıma gelene kadar onca darbelerle karşılaşan iç dünyamdakileri bıraktıklarım gibi bir kenara not edip, bırakıp, günün yazısına geçiyordum.
Ve iç dünyanın baskısını atlatmak için en iyisi dış dünya da yaşananlara bakmak deyip, bilgisayarı donduran ve yenisinin açılmasını beklemekten günün 2, 3 saatimi tüketen onca sayfa yetmezmiş gibi açtığım yeni sayfalarla, internet üzerinden okyanuslara kırık, dökük ve su alan bir kayık misali yelken açıp, sörf yapıyordum.
Çünkü iç dünyamdaki gibi,ülkenin iç gündemi de, hiç bir sorun, sıkıntı yokmuş, yaşanmış, yaşananlar çok önemli değilmiş gibi A haberli, pembe bakışlı, 3 pardon 4 maymunlu ve 'bebek bakıyorum' diyen kırmızlı kızın dadılarının duyarsızlıkları ve yeni kurtlar bulma keyifleri beni bir hayli yorduğu gibi, geriyordu.
Ve birlerinin açıldığı o okyanuslara sanal ortam üzerinde sörf yaparken gözüme ilk çarpan haber,, bir kralın öldüğü, bir şeyhinde Almanya gibi yerlerde süründüğü (!) ve onu da bizim emekliler ve iş dünyasından beter ekonomik sıkıntı yaşadığından olacak ki otel dolandırdığı haberleri idi..
Yani 3 yaşındayken tahta çıkarak dünyanın en genç hükümdarı unvanını alan Uganda Tooro Kralı Oyo Nyimba Kabamba Iguru Rukidi IV, 34 yaşında hayatını kaybettiği, ardından binlerce kişinin katıldığı 6 kilometrelik yas yürüyüşüyle son yolculuğuna uğurlandığı ve 31 yıl tahtta kalan kralın ardından, saray gizli aşkından olan evladın ve vasiyet iddialarıyla çalkalanıyormuş..
Vay be benden beter şansızı olan ama ben fakirden daha zengin yetmedi kral olan Oyo Nyimba Kabamba Iguru Rukidi IV genç yaşında hayata göz yummuş.. Halbuki 'Çok yaşa' denilen kralların Irak üzerinde sürpriz bir baskına uğrayan Arabistan kralı gibi bir hayli uzun yaşadığını biliyorduk..
Yazık olmuş deyip geçtiğim bu havuz medyalı haberin hemen ardından bu kez, dünyanın siyasal ve de parasal asıl kralların olduğu İngiltere'nin Londra kentinde bulunan dünyaca ünlü lüks otellerinden The Dorchester, Katarlı kraliyet ailesi mensubu Şeyh Nasser bin Abdullah al-Thani’ye 458 Bin Sterlinlik ödemediğini ve kaçtığını okuyordum.
Yetmedi şu bizim Ardahan'ın profesyonel futbol liglerinden olan Bölgesel Amatör Liginde bulamadığı 750 lira için tepe takla Amatöre düşerken, belediyesi, Beşiktaş futbol kulübü başkanı ve valiyle birlikte yön tabelası kırık Beşiktaş köyüne giden türkücü belediye başkanından aşağı kalmayıp, belediyenin milyonluk arsalarını satan, işi de, İlçesi ya da mahallesiymiş gibi Erzurum Büyükşehir Belediyesine devireden  Göle Belediye sporun para ve futbolcu bulamadığından Ziraat Türkiye Kupasına katılıp, katılmayacağı konuşulurken şu bizim tv kanalı olan ama etliye, sütlüye dokumayıp et yiyemediklerinden yakınan izleyicilere MasterChef Türkiye aracılığı ile ekranlarını mutfağa çeviren Acun Ilıcalı'nın sahibi olduğu Hull City, deplasmanda Chelsea ile 2-2 berabere kalarak 8 puana yükseldiğini okuyordum..
Saray'a gidip, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanını ziyaret eden Yavaşlı, bizim şu yoksul Ardahan'ın başkanları gibi parsel parsel Ankara'yı sattığını Arınçlı İç gündemi es geçip, Irak Kürdistan'ın da silahları yakan PKK'nın bu kez sarı bölgesinden vazgeçtiği Suriye'de silah bırakmaya hazırlandığı haberini ve diğer haberleri okumaya başlamıştım ki sanki benim ne yazdığımı hissetmiş gibi penceremden baktığım yolda önce bir kadının 'yapma' diye bağırdığını, ardından bir aracın başka bir araca mı yoksa birlerinin tekmelemesiyle mi çıkardığı hurdaya dönen saç sesleri yetmez gibi silahların patladığını duyuyordum.
Beni yeniden iç gündeme çeken olayın bir hayli büyük bir olay olduğunu uzaktan da olsa hissedip, bir vatandaş olarak Acil Durun numarasını yani 112'yi arayıp, Beşiktaş'ın futbol kulübünün simgesi olan heykel kara kartalın dikildiği Hoçvan Beşiktaş köyünde değil, şu an bulunduğum İstanbul Kartal'da ki polisi bağlamasını istiyordum.
Ama gelin görün ki kaç kez yazdığım ve yanlış bir işlem olduğunu anlatamadığım 112'eki görevli patlayan silah seslerini benimle birlikte duymasına rağmen polisi bağlamıyor, polise tekrarlayacağım adresi, yeri, olayın büyük, küçüklüğünü, olay mahallinin yerini metre ile ölçmemi istercesine sorular soruyor, zaman kayıp ettiriyordu..
Ki; Daha önceki denememler gibi bu kez de öylede oldu..
Çünkü, polis bağlanana kadar kaçan, kaçmıştı..
Gerçekten, 155'i, Ambulansı direk aramaktansa arayanı şu valiye, kaymakama, belediye başkanına derdini anlatmak için giden vatandaş 'Ne diyeceksen bana de' diyerek sorgulayan ardından görüşmek istenenle vatandaşı görüştürmeyen ve hak ile devlete köprü olacağına uzaklaştıran 'Özel Kalem'ler gibi sorguya tutup, zaman kayıp ettiren 112'ye ne gerek var ve neden araya girer.. Yoksa kadro açmak için mi?..'
Bilmem ama bana ve sorulursa nüfusun 90 milyonun 'gerek yok' diyeceği 112 sorgulayıcıları adı üzerinde 'acil ihbarı geciktiriyor' denerek son verilmelidir' deyip, sanal dünya üzerinden gerçek dünya ya yeniden am bu kez youtube aracılığı açılıyorum..

'Yeni Parti'ye Yargıtay şoku! Saray'dan Yavaş'a 'özel hat'. Cübbeli için düğmeye basıldı.. Atı alanın değil, kuyruğu bağlanan Üsküdar mitingi.. gibi başlıklı ama ülke içerisin de değil, öyle
ya da böyle dışarıya gitmek zorunda kalmış meslektaşların video haberlerini izleyerek, yazmaya devam ederken saatin 03.02 Marmara Depremini ve Çıldır Gölünü bana hatırlatan bir eski fotoğrafa rastlayıp, 'Çıldır değil, eski Darıca' notuyla haber yapmak için kayıt ediyorum..
Çünkü, şu bizin Ardahanlıların yanı başında trenlerin gelip, geçtiğinden bi haber Çıldır gölünde özlemini çektiğimiz o görüntülerin yıllar önce Darıca sahilinde çekildiğini görünce, 'kırık, dökükte olsa keşke bu manzara bizim adı anılmayan Aktaş'a komşu olan Çıldır gölünde de olsaydı, bizde yanı başına gidip, okyanuslar gibi dalgalı  olmasa da o sert dalgalı gölü izleseydim' diyor ve ezan okunmak üzereyken, dün diktatör dedikleri ve ölen krala bugün ağlayanların 6 kilo metre uzunluğunda bir kuyruk oluşturup, 'Kral öldü yaşasın yeni Kral' dediklerini hatırlayıp, Cumartesiyi pazara, pazarı da sabaha bağlayan bugünkü yazıma da son noktayı koyuyordum..
YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Bu metin, gazeteci Fakir Yılmaz’ın uzun yıllardır sürdürdüğü köşe yazısı geleneğinin bir parçası olarak, hem kişisel iç dünyasını hem de küresel ve yerel gelişmeleri harmanladığı bir anlatıdır. Yazıda, Uganda Kralı’nın ölümü ve Katarlı bir şeyhin otel borcu gibi uluslararası magazinel haberler, yazarın kendi yaşamındaki ekonomik ve siyasi gözlemleriyle iç içe geçmektedir. Ardahan ve Göle gibi yerel bölgelerin spor ve belediyecilik sorunlarına değinilirken, aynı zamanda Türkiye'nin güncel siyasi atmosferi ve toplumsal duyarsızlıklar eleştirel bir dille sorgulanmaktadır. Yazar, İstanbul Kartal'da tanık olduğu bir asayiş olayından yola çıkarak 112 acil servis sisteminin işleyişini ve bürokratik engelleri sert bir şekilde eleştirir. Sonuç olarak makale, "Kral öldü, yaşasın yeni kral" ifadesi üzerinden güç odaklarının değişimine ve toplumun bu durumlara verdiği tepkilere yönelik sitem dolu bir bakış sunmaktadır. Tüm bu unsurlar, geçmişteki darbe anıları ve deprem travmalarının gölgesinde, uykusuz bir gecenin sabahında yazıya dökülmüştür.


Gündemi kaçırmama telaşıyla yerinde donup, kalmamak..


Bugünkü yazıma başlamaya hazırlandığım bir esnada çalan telefonuma baktım. Gelen numaranın rehberimde olmayan ama gizli olmadığını görünce açtım
Bir bayan ve telefonumu bir yakınından aldığını belirtip, rahatsız edip, etmediğimi bir hayli tereddütlü ama nazikçe soruyordu.
'Hayır. ne rahatsızlığı lütfen rahat olun buyurun..' diyorum.
Tereddütle aradığı telefondaki sesimin verdiği güvenle konuşmaya başlayan Çıldırlı kadın, evli ve 3 çocuk annesi olduğunu, midesinin yarısı olmayan eşinin sanalda paylaştığı bir fikri ardından aynı zamanda AK Parti Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaretten dolayı hapiste olduğunu belirtirken kendisinin de bir dönem mahalle muhtarlığı yaptığı ve kendisini görsem tanıyacağını söylüyordu.
 Ve haberimde kullanıp, kullanmayacağını sorduğumda tabi ki' diyen, okula başlayacak olan üç çocuğun annesi Esra Kuzey isimli eski muhtarı dinlerken kendi fakir halimi unutup, yutkunuyordum.
Çünkü karşımdaki kadın, eski muhtarın Çıldır Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma yani kısa adı SYDV'den yardıma muhtaç bir durumda olduğunu ve çalışmak için İş-Kur'a başvurduğunu ancak kendisi gibi bir çok insanın bazı siyasilerin ve kamu kurum amirlerinin işaret sonucu elendiklerini anlatıyordu.
Gündemi kaçırmama adına içinde olduğumuz ilk haberi verme telaşı ile kaçırdığımız asıl gündemin yoksul halkın gündemi olduğunu beni yerimde donduran, boğazımı düğümleyen Çıldır'dan gelen telefon konuşmasını bitirdikten sonra geri dönüp, düşünceli bir halde bölge ve ülke siyasilerinin gündemine bakıyordum.
Ve başta son adı 'çerçeve yasası' denen süreçte kuyruğunu bağlandığı söylenen atı alanın bir kez daha Üsküdar'ı geçmek için ortaya koyduğu çabalarına bakınca göz göre göre adeta değil alenen gasp edilen İstanbul Üsküdar Belediyesinde yaşananlar karşısında donup, kalıyorum.
Yazımı bırakıp, balkona çıkıp sigaramı yakıyor, bir hayli soğumuş çayı yudumlamaya çalışırken ülkenin neden bu kadar acımasızca hırpalandığını kara kara düşünürken bu kez whatsapptan arayan bir dostun telefonuyla  kendime gelip, isteksiz bir halde 'Alo diyorum.
Çıldır'da ki yürek acıtan telefondan sonra beni Ardahan merkezden arayan dostu dinlerken az önce hava almak için çıktığı balkondan birileri gibi daha da aşağıya düşmemek için direnip, yere çöküyorum. Çünkü bu kez arayan arkadaşım Ardahan'da bir katiplik sınavı yapıldığını ve bu sınavda mevcut partinin üst düzey yetkili birinin eşinin de olduğunu ve pazartesi açıklanacak olan listede adının yayınlayacağını geriye kalan 20'sinide dayısız olmadıklarını söylüyordu.
Aynı dostum Ardahan'da ki inşaatçıların bağış keyfiyle Ardahanlı bir siyasinin yakını olan Oltu'da ki kum ocağında getirdikleri kumlarla, Posof'taki ruhsatsız beton santralinden getirilen betonla zaten alt üst olmuş kaldırım ve yolları iyiden iyiye bozduğunu bunları denetlenmesi gereken kurumun birine, çerçeve yasacı değil, depreme dayanıklı olmadığı için kendinse yer arayan ve bir otele taşınmaya çalışan Ardahanlı çevre müdürlüğüne yine Ardahanlı siyasilere yakın olan dostlarının çoluk çocukları olan 3 bayanın sesiz, sedasız işe alındığını söylüyordu.
Evet, 10 yıldır hapiste olan ve AYM, AHİM hatta yerel mahkemelerin kararlarına karşın Demirtaş'ın son mektubundaki satırlarının arasına sıkıştırdığı rahatsızlıklarına katılan bir Kürt olarak sürece dönmek isterken bu kez kendi kendime frene basıp, 'Bu parti de bunlar ne alaka..' dediğim ve yapıldığı söylenen kongrede aynı yerde kalıp, sonrasında katıldığı ve Göleli hemşerim, meslektaşım Dilek Odabaş'ın sunduğu bir tv programında sorulan sorulara bol bol 'Eeee. eeyy' deyip, ne kadar zorda olduklarını ortaya koyan ve benim TEMPO TV'deki 'Gazetecilerle Gündem' adlı canlı yayın programıma karlan HDP eski eş Başkanı Ardahanlı Serpil Kemalbay gibi kaçamak cevaplarını doğadan, ekolojiden sözde emekten bahsedip, saklamaya çalışırken asıl sorun Kürt sorunundan bahsetmekten kaçan Saruhan gibilerinin ve İmralıcılar tarafından hain ilan edilmekten çekinip, aylardır olduğu gibi bu gündemi yine erteleyip, es geçmeye çalışıyorum.
Çünkü aynı programa katılan gazetecilerde bolca 'eyy, eeeeeee' şeklînde sorular sorarken sürecin ve Serhatspor'un kongresi gibi al acele yapılan kongrenin ne kadar hassas pardon inandırıcı olmadığını ima etme telaşı taşıyorlardı
Bu kez şu bizim Ziraat Kupasından olan ardından BAL ligine katılamayan Serhat Ardahanspor gibi alel acele kongreye giden ve benim içine helvacıların sızdığı iddia ettiğim, tabanının büyük kesiminin ise mevcut iktidarın uydusuna girdiğine işaret ettiğim hewalllı DEM'in kongresinin hemen ardından bir habere rastlıyorum.
Ki o haberinde şu bizim havuz medyanın başını çeken A haberini haberlerinde daha çok gülünçtü.
Çünkü, hemşerim, Göleli iş insanı Ertan Hamitoğlu'nun da 'PM'ye seçildim' diye sevindiği DEM'in kongresinden hemen sonra yeni bir kongre yapılacağını ve bu kongrede Demirtaş'ın yeniden eş başkan olarak seçileceğini söylüyordu.
Yani devam ettiği söylene süreçte, yapılan kongrede adı doğru dürüst ağza alınmayan ve neden bırakılmadığını, CHP ve YP' Belediyelerine yapılanlara, geniş kapsamlı bir affı yüksek sesle söyleyemediklerinden benim gibi Demirtaş'ı sevenlerin ve ilk seçimde bunlara oy vermeyecek olanların gazını almaya çalışıyorlardı.
Ve yine kendi gündemime, Ardahan haberlerine geri dönüp, bekleyen başlıkları haberleştirmeye çalışırken bu kez okul kapatarak 2026-27 eğitim/öğretim sezonuna hazırlanan okulların başına gelen Erzurumlu müdürümüzün de yine bir siyasinin yakını olduğunu öğrenip, şu 5 bin köpeğin kayıp olduğu söylenen Ardahan valiliğinin, özel davası için Erzurum mahkemesine başvurduğu söylenen Genel Sekreterin sorumluğunda olan ve ayda 10 milyon mama parası harcandığı, bu nedenle son kaç aydır beton yol başta olmak üzere köy ve yayla yollarını yapmadığını gördüğümüz Özel İdarenin battığı, parasız kaldığı ileri sürülen Çıldır yolu üzerindeki hayvan barınağını 2 müfettiş tarafından baskına uğradığını haber alıyorum.
Tabi, aylar önceden 'adayız' diyen ama son bir kaç aydır sus-pus olan ve sanki aday olmayacaklar gibi görünen Sabahattin Gündoğdu ile Kenan Yıldız'ın önümüzdeki günlerde yapılmasını beklediğimiz Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası seçimi ile birlikte kuruluşunda bir hayli payım olan Ardahan Barosu'nunda kongre kararı aldığını ve genç Avukat Sinan Gelturan Yılmaz'ın 2 dönemdir başkan olan Avukatla yarışacağını unutmuyorum.
Ve ben de, 7 HES Barajının olmasına karşın neden baraj balıkçılığı yapılmadığını merak ettiğim ve Şavşat Karagöllü kıskandıran Posof Gölleri gibi unutulan, sınırları içinde balık tutmanın serbest, olan Gürcistan ile ortak olan ama bizim sınırımızda  kalan bölümünde balık avlamanın yasak olduğu Aktaş isimli gölü de olan Ardahan'da gökkuşağı alabalığı için ortasına kurulan kafes balıkçılığını başarısız olduğu Çıldır Göllü Ardahan'da, Bakü'ye içme suyu olan Kura nehrine 300 bin Sazan yavrusun bırakıldığı haberini alıyordum.
Göle'den sonra Hanak'ta da katliam denecek derecede orman kesiminin devam ettiği ve Avukat oğlu avukatlığı bırakıp, müteahhitliğe soyunduğu Belediye Başkanının başında olduğu Hanaklıların, Göleliler kadar ses çıkarmadığı ve yine aynı Hanak le Damal arasında yol genişletme adı altında Hanak festivalinde yapıldığı alanında bulunan sarı çamlarında vahşice devrildiğini haber aldığım memleketim Ardahan'ın yerel gündemi ile hızla akan ülke ve dünya gündemi kaçırmama telaşıyla yerinde donup, kalmamak..' için dağılan kafamı toparlanmaya çalışırken yazımın yine uzadığını da hissediyordum..
Ve iki değerli başkanın vefatı ardından başsız kalan Ardahan ve Göle Ziraat Odlarının da seçime gidip, gitmeyeceklerini düşünerek Ardahan'daki bu seçimlerle ilgili ve diğer yeni haberlerime geçerken, sizlerin de de bu yazıyı okuduğunuz sırada 'Genel Başkanların Ardahan ziyaretleri seçim işareti mi?' diye manşet attığımız, Deva ve Saadet Partisi Genel Başkanları sonrası Yeni Parti'nin Genel Başkanının da Ardahan'a geleceğinin ilk haberi vermeye yarışını diğer meslektaşlarımdan bir adım önden veriyordum.
Ardahan'da olacak olan Yeni Parti'nin Genel Başkanı Özgür Özel'n alttan alta Mutlak Butlanlı CHP'yi Ardahan'da dizayn etmeye çalışan Ensar Öğüt'ün otelinde değil, farelerin bastığı söylenen ve borcu dolayısıyla yapmacı firma ile mahkemelik olan türkücü beldeye başkanının başında olduğu Ardahan Belediyesinin üzerinde şow yaptığı Bungalov evlerde kalacağından gündemi kaçırmama telaşı içinde öğrenip, İran ile Amerika savaşının da Rusya-Ukrayna ve Gazze gibi gündemde düşse de zaten yerlerde sürünen (!) Almanya ekonomisini akaryakıt pompaları aracılığı ile vurmaya devam ettiğinde görüyordum .


KÖPRÜLERİ SATACAKTIYSAK, O ZAMAN HABERTÜRK'E NEDEN EL KOYDUNUZ?


Bugünkü yazıma başlamadan önce bir gazeteci olarak önce görevimizi yapalım, günün en çok okunan haberini verelim..
*İktidar, köprü ve yolları satışa çıkardı..
MHP-DEM-DSP-VATAN-HÜDAPAR-BBP destekli iktidar partisi İstanbul Boğazı ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri ile çok sayıda otoyol ve çevreyolunun özelleştirilmesi için karar aldı..'
Evet, şu bizim Ardahan'daki Bingöl lokantasının murdar et meselesini ilk olarak İHA'nın ardından benim yazdığım gibi önce dış güçler denenler arasındaki yabancı basın kuruluşu olan Bloomberg'in yazdığı, sonrasında da Akşam gibi havuza düşmeden önce bir dönem muhabirliğini yaparken çok güzel haberlerimle manşetlerine imza attığım Habertürk Gazetesinin oradan alıp, ülke gündemine servis ettiği köprülerin özelleştirileceği haberi netleşti..
Yani kendisinden olmayan ya da muhalefet edenlerin çeşitli hukuki iddialarla hapsedip, mallarına el koyulduğu ardından önce kayyum olarak görev verilen TMFS'ye oradan da yok pahasına satıldığı öne sürülen bir zamanda geriye kalan köprülerin de satılacağını pardon 30 yıllık kiraya verileceğini bir kez daha duyup, haber olarak okuyoruz..
Ve aynı iktidarın önce ret ettiği ama şimdi de 'evet: dediği köprü satışları veya kiralamalarının yapılacağı netleşti gibi..
Peki şimdi burada bir gazeteci olarak soruyorum..
Köprülerin satılacağını aylar önce yazan, yazdığından kısa süre sonrada şirketine el konulan havuzdaki Habertürk'e neden el konuldu?
Evet, bir daha soruyorum..
Bugünlerin yaşanacağını yazan, yorumlayan Habertürk ve onca gazete, tvlere el koymakla ekonomiye, demokrasiye, insan haklarına, anayasaya güven oluyor mu ki ekonomi düzelsin, iç kale ve kuleler güçlensin de yapılan satışlarda dursun..
Bilmem ama sorumu bir kez daha tekrarlayıp, bitirirken dün, bugünlerin yaşanmaması için düşündüklerini kaleme döken gazeteciler mi suçlu?
Yoksa, 'Köprüler satılacak' diye yazan gazetecilerin haberlerini yayınlayan Habertürk'e kızıp, el koyanlar mı?..
Ha bu arada yazımı bitirirken ikinci 'son dakika' haberi de verelim..
AK Parti Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın önce memleketimdeki camilerde olduğu gibi imamsız, vaizsiz oldukları öne sürülen camilerden, günahları af olacak diye bolca yaptıkları bağışlarıyla yerlerde sürünen Alaman mercedeslerden inmeyen cemaatlerden sorumlu müftüler kararnamesini ardından da 2 köprüyü, çevre yollarını özelleştirme değil, işletme (!) kararını imzaladı..
Şimdi gerisini; MHP-DEM-DSP-VATAN-HÜDAPAR-BBP'nin açık, gizli, yandan, çerçeveden yanında olan desteği ve pembe gözlüklü havuz medyanın 'Çok yaşa' manşetleriyle iktidarına devam eden 25 yaşındaki partiye yani kısa adıyla AK Parti'ye muhalefet edecek diye umut ettiklerimize;
Mutlak Butlanlı CHP'ye, partisinin adını daha ezberleyemeyen, otobussüz Özgür Özel'e, 6'lı masayı devirdikten sonra saçlarını sarıya boyayan Akşener'in bıraktığı ve biz cahillerin Ekmeleddin gibi adını demeye zorlandığımız Müsavat Dervişoğlu'lu MHP'nin milliyetçi rolünü ve oylarını almaya çalışan İYİ Parti'ye, seçimlere kadar ayrı telden çalıp, seçim günü bir çokları gibi 'Ondan başkası mı var ki.. Sonuçta; Din kardeşiyiz..' diyen Yeniden Refah'a,
Anahtarı açmak için ithal İl Başkanlarıyla teşkilatlanan partiye, partisini gece yarısı tek başına aldığı bir karar ile kapatıp, Kürt kızı gibi ağzındaki sakızı çiğneyerek Adliye'ye giden İ. Melih gibi soruşturmalık olan eski başbakan ile ve yıllardır kendisine bile deva olamayan DEVA Partisi ile grup kuramayan Saddet'e ve DEM'lilerden oy alıp, vekil olduktan sonra ulusalcı, yeşilaycı, doğacı kesilen sol sosyalist geçinen TİP'lilere.
Ve Ardahan'da yaptığı kongresi ardından benim de son bir haberim de 'Aaa onlarda Ardahan'da varmış!' deyip, kızdırdığım EMEP'lilere, parayı nereden buluyorlarsa oncasını bastırıp, sağa sola yapıştırdıkları ama çevreyi kirletmekten öteye geçmeyen afişlerle 'Kahrolsun Amerika' deyip, Kürt sorunu başta olmak üzere onca sorun varken mevcut iktidara yakın stk'lara özenip, Gazze mitingleri düzenleyen komünist, sosyalist, devrimci abilere bırakalım..

*YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Gazeteci Fakir Yılmaz, kaleme aldığı bu köşe yazısında Türkiye'deki özelleştirme politikalarını ve medyanın bu süreçteki rolünü sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, İstanbul'daki köprülerin ve otoyolların satışına dair kararın kesinleştiğini belirterek, bu durumu geçmişte haber yapan yayın organlarına neden müdahale edildiğini sorgulamaktadır. İktidarın ekonomik kararlarını ve muhalefet partilerinin bu gelişmeler karşısındaki etkisizliğini eleştiren metin, demokratik haklar ile basın özgürlüğü arasındaki ilişkiye dikkat çekmektedir. Yılmaz, kamu varlıklarının devredilmesini siyasi ve toplumsal bir çerçevede değerlendirirken, medya üzerindeki baskıların ekonomik istikrara zarar verdiğini savunmaktadır. Sonuç olarak kaynak, Türkiye'nin güncel siyaset ve medya ortamına dair eleştirel bir bakış açısı sunmaktadır.




ARDAHAN STK’LAR AK PARTİLİ OLMASA DA İRAN’DA SURİYE GİBİ OLACAK!..


Israrlı haberlerimiz ardından gecikmelide olsa seçim kararı alan Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası, ATSO seçimlerinin yanı sıra kurulmasında büyük emeğim olan Ardahan Barosu’nun kongre hazırlığı, muhtarların çobanlık yapmaya başladıkları bölgedeki hayvan hırsızlıklarını, alt yapısız memleketimi sel aldığı bir sırada Bilecik’te katıldığı bir tv programında asıl sanatını ortaya koyup, türkü söyleyen türkücü belediye başkanının başında olduğu Ardahan’daki ruhsatsız beton ve kum santrallerinden getirilen betonlarla yapılan inşaatları değerlendirmeye, Yalanızçam kayak evinin olduğu dağ evindeki otelin yine kiralayanın çıkmadığını ve bugünkü denetimsizlikten milyonlar kazanılan inşaatlar gibi gelişi güzel yapıldığını da sonradan yapılan denetimlerde polis evi yıkılan polise ev olacağını yazmaya hazırlandığım bir sırada 13 Yıl önce bu köşemde ele aldığım ‘Vur Kaç Olacak!.. Gözünüz aydın..’ başlıklı bir yazıma rastlayıp, yeniden okurken o gün yazdıklarımın, bugün gerçekleştiğini bir kez daha anlıyordum.
Evet, Amedspor ile bugünler de bir hayli tartışılan Diyarbakır Büyükşehir Belediye eski Eş Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı’nın 8 Eylül Salı günü tahliye olacağını duyuran Demirtaş gibi şu an hapiste olan İmamoğlu’nun iki dönem aldığı İstanbul’u geri alma çabası içinde olan ve Üsküdar belediyesine yönelik çabalarını izlediğimiz mevcut iktidarın 25 yıldır iktidar da olduğu ülkede alamadığı tek yerin Ardahan ve başkanlarının hemen hepsinin sol yakadan bakanların olduğu Ardahan’da ki stk’lar olduğunu ve iktidar partisi AK Parti’nin Ardahan yerelindeki siyasilerin bu konuya ilgisizliğini anlatmayı düşündüğüm bir esnada önüme düşen yıllar önceki ‘Vur Kaç Olacak!.. Gözünüz aydın..’ başlıklı yazım iç surlarını güçlendirme çabaları olunan ülkeden alıp, sınır dışına beni alıp, götürüyordu.
Evet, Ardahan’da ki sol bakışlı başkanlı stk’larla ilgili yazımı ‘bir dahasına’ diyerek bana erteleten 13 yıl önce ele aldığım  aşağıdaki yazımın Colalarla döküp, kurtarmaya çalıştığımız  Gazze gibi, Gazze gibi unutulup, bugün adı anılmayan Esad pardon Esed’in düşüp, Ukrayna bataklığına batan dostum Putinli Rusya’ya kaçan  ardından sarı bölgesinin Irak’taki gibi 2. Kürdistan levhası dikilecek derken bir anda kurulan işbirliğinin başta ulusalcı, vatan*millet-sakaryacıları olmak üzere savaştan yana Türk, Kürt kesimleri şaşırttığı Ortadoğu’daki İran’ı anlatan o 13 yıl önceki yazımda bahsettiğim 3’lünün yani Rusya, Çin ve İran’ın neden Suriye’ye vurmak isteyen Amerika’nın karşında direndiğini anlatmaya çalıştığımı ve o gün yazdığımızın ‘Sıra İran’da’ dercesine bugün gerçekleşmişti..
Ve; Memleketim Ardahan’ı saran ama Hoçvan’ın 21 pare köyünün üstünden, altından fışkıran suyundan faydalanamadığı 3 Bin 197 rakımlı Kısır’ın, tünelleri açılamayan 2 bin 918 Ulgar ve  2 bin 650 Sahara, yeşil çamları doğranmaya devam eden Artvin, Ardahan ve Erzurum yeşil çamları  3 bin 165  rakımlı , 60 kilometre uzunluğunda ki Yalanızçam’ın Kura Nehrinin önüne konulacak Beşikaya HES Barajı ile çalınmak istenen suyu gibi kendisinin Karadenizlilerce derme çatma yayla evleri aracılığı ile çökülmek istenen  2 bin 580 rakımlı  Bülbülan’ın dağlarından daha sarp dağlarla çevrili İran’ın Kandil dağına komşu 4 bin 900 rakımlı Zagros Dağları, dağcı oğlumun zirvesine çıktığı 5 bin 642 m, yükseklikteki Demavend Dağı (Damavand) dağının devamı Elburz Dağları, 3 Bin 964  rakımlı Tochal Dağı ve Bin 608 rakımlı Kazma Dağı gibi dağlarla çevrili olduğunu belirtip İsrail’le birlikte Ortadoğu’yu ünlü BOB yani Büyük Ortadoğu Projesi, olanı ile yenden dizayn eden Amerika’nın  işinin zor olduğunu belirtenler olsa da 13 yıl önce Suriye’ye girecek dediğim Amerika’nın şimdi İran’a girmeye başladığını da eli, kolu bağlı arak  izleyip, görmekteyiz.
Yani, sınırımıza yakınken 50 yıldır bir türlü ulaşılamayan Kandil gibi sarp dağların korumasındadır denen İran’a giremez diyenlere inat benim, ‘terörsüz, olaysız bir ülke’ dendiği şu zaman da hâlâ , ‘Bilinmeyen dil’ diye kayıtlara geçen Kürtçe de ‘Girecek hem de hedi hedi girecek’ dediğim yani yavaş yavaş bir yöntemle şimdi de İran’a girdiğini izlediğimiz İran’ın da içinde olduğu bölgeyi anlatan 13 yıl önceki ‘Vur Kaç Olacak!.. Gözüz aydın..’ başlıklı o yazım gibi 36 yılı aşkındır hemen ‘Yazıyorsam Sebebi Var’ adlı bu köşemde her gün yazdığım diğer onca yazım gibi birilerini yanıltsa da, beni yine yanıtlatmadığını da  anlıyordum.
Evet, Irak’tan sonra Suriye’yi de tamamlayan Amerikan’ın hedefe koyduğu İran’dan önce Rusya’yı AB destekli güçlerle Ukrayna bataklığına gömdüğü, uçak ve insansız hava araçlarına açık olan okyanuslar üzerine gemileri ile petrol, maden arayan Çin’le gizli ekonomik pardon sömürü çarkını kurduktan sonra yalanız kalan İran’a İsrail’e saldırdığı bugünü izliyoruz..
Bugünkü konumuza konuk olan o yazımı okumayan ve siz yeni okurlarımı da okuması için aşağıda yeniden yayınladığım, ve içme şüyuları çamur akan, bir türlü güller açmayan bozuk yolarında toz, toprak ve sellerin geçtiği, Ardahan, Göle ve Çıldırın merkezinde çamur akan içme sularıyla tartışılan memleketimde de, ‘Halk Sağlığı Haftası’nı kutlandığı bir günde yani 3 Eylül 2013 yılında yani 13 yılında ele aldığım ‘Vur Kaç Olacak!.. Gözünüz aydın..’
Rusya, Çin ve İran’ın korumasında görülen Suriye’ye yönelik bir dış müdahale hazırlıklarının yapıldığı şu günlerde sesiz kalan İsrail’in babası Amerika’nın başı Obama beklenen açıklamayı yaptı..
Ve Suriye’ye er geç bir müdahalenin şart olduğunu, topu kongreye atarak söyledi..
Bu duruma en çok sevinen ama çokta memnun olmayan ülkelerin başında gelen Türkiye ve Türkiye’de 25 yıldır aralıksız iktidarı olan, alamadığı belediyeleri davetle (!) yada yasa, hukuk, adalet (!) yoluyla alan ama başta nihayet seçimlere giden ve hemen hepsinin başkan ve yönetimlerinin CHP’li, Yeni partili, DEM’lilerden oluştuğu stk’lardan olan Ardahan Ticaret Odası, ATSO’yu olmak üzere Ardahan’daki stk’lardan hiç birini kendisine yakın siyasi bir isimle alamayan onun başında ki AK Parti hükumeti oldu..
Çünkü Obama’nın açıklamasına göre ABD ve onun tayfası batının Suriye’ye müdahalenin şart olduğunu açıklarken bu müdahalenin bir kara harekatı değil, havadan vur kaç olacağı yönündeydi..
Bu nedenle müdahale kararına sevinen, ama ‘Vur/Kaç’ taktiğine sevinemeyen AK Partili Türkiye hükumeti yine beklediğini alamayacak gibi..
Ki bu hava harekatının Irak’ta olduğu gibi Suriye’nin geneline değil, Kürtlerin yaşadığı Türkiye’nin Suriye sınırını korumak ve Kürtlerin elinin rahatlatabileceği tereddüdü var..
Evet, ABD ve tayfası Suriye’ye vurdu vuracak gibi..
Ve bu vuruşun ne getirip, ne götüreceği şimdiden hesaplanmaya başlanırken, Türkiye’nin buradaki çıkarının zararını da hesapları yoğun bir şekilde yapılmaya başlandı..
MHP Liderinin açıklamasına bakıldığında bu müdahalenin hiçte ülke hayrına olmayacağı gibi görünürken, AK Partili Türkiye hükumetinin çıkabilecek bir bölge savaşını göz ardı ettiğini de belirtmesi dikkate değer olmalıdır..
Çünkü MHP gibi İran’ın da sık sık uyardığı Türkiye’nin Suriye’ye müdahale isteminin, bu ülkenin yıllardır o bölgenin petrol yatakları ile dolu topraklarına yönelik olan isteği olduğunu, ama buna Rusya’nın, Çin’in ve İran’ın ve dünyanın müsaade etmeyeceği de bir gerçektir.
Bu nedenle müdahale vur/kaç olacaktır..
Yani ARDAHAN STK’LAR AK PARTİLİ OLMASA DA İRAN’DA SURİYE GİBİ OLACAK!.

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Gazeteci Fakir Yılmaz, bu metinde yerel ve küresel gelişmeleri harmanlayarak Ardahan’ın yerel sorunlarını ve Ortadoğu’daki jeopolitik dönüşümleri analiz etmektedir. Yazar, geçmişteki öngörülerinin doğruluğunu vurgulayarak ABD’nin bölgedeki müdahalelerinin Suriye’den sonra İran’a yöneleceği tezini savunmaktadır. Yazıda aynı zamanda Ardahan’daki sivil toplum kuruluşlarının AK Parti karşısındaki muhalif duruşu ve belediyenin


Kürtler ve Aleviler
..


Evet, 36 yıldan fazladır takibe alıp, iyisiyle, kötüsüyle yaşananları haberleştidiğimiz Ardahan'da yaşananlarla ilgili sesli haber verme cabamız olan sanal ARDAHAN RADYO çalısmamız dolayısıyla
bir kaç gün hatta haftadır ulusal gündemle ilgili günlük yazılarımı aksatıp, bu köşemde yazı yazamadığım gibi yerel gündem ile ilgilide çok yorum yapamadığımı fark ettim.
Ve notlarım arasına aldığım konularında bir hayli biriktiğini de görüyor, son dakika haberlerini de atlamadan çaldıklarıyla  yerlerde sürünen (!) Alamanya:ya kaçmaya çalıştığı iddia edilen İ. Gökçek'in, Damal ilçemiz gibi Alevi kültürü ile yoğrulan Tunceli (Dersim) vilayetinin tutuklanan eski valisinden sonra yine taklacı ve eski diye bilinen eski İçişleri Bakanı gibi ifadeye çağrılması, Ardahanlı hemşerim Ulaştırma Bakanlığı yaptığı Kıbrıs'tan sonra 2 yıldır tutuklu olan ve 'Atı alana Üsküdar'ı geçirtmemesininin bedelini ödüyor' denilen İmamoğlu'nu hatırlatan geminin Silivri'de batması gibi bir çok konuyu hem haber yapıyor hem de yeniden gözden geçiriyorum.. 
Vatandaşa ... edeceğiz diyen ve İ. Melih gibi yurt dışına para kaçırdıkları pardon yatırım yaptıklarıyla eleştirilen müteahhit tayfasının da derneklere kadar gelen 'kayyum' korkusuyla bir hayli sindiğini de gördüğüm şu günlerde bu müteahhitlerden aşağı kalmayıp, 'Hele takla at göreyim' diyen bakanın da adını aldığı Kürt İdrisin de  adına Çerçeve yasa' denen sürecin tartısmalarının üst sırasına çıktığını ve sol cenapça bir hayli tartışıldığını izliyordum..
Evet, :sol' dememin nedeni ağırlıkta solcu olan Kürtler ve Aleviler olduğunu ama her iki halkında dini inançları konusunda muhafazakar denenlerde hiçte aşağı kalmadıklarını buraya not düşüp, yazıma devam edeyim derken şu tartışılmaya devam edilen İdris'in kim olduğuna bakalım mı?
Baktığımıza ise; 
'İdris-i Bitlisî veya Bitlisli İdris  1452–1457, Bitlis – 1520, İstanbullu bir Kürt kökenli bir kişi ve Osmanlı devlet adamı, tarihçi ve edebiyatçı olduğunu görüyoruz..
Özellikle Hz. Yuşa'ın türbesinin olduğu Beykoz'da seyre doyamadığım o çiçeklerini koklamayı  özlediğim  tepede izlediğim ve  Üsküdar belediyesine yönelik yeni bir kayyum, siyasi oyununun oynandığı söylenen İstanbul'un 3. köprüsüne adı verieln Yavuz Sultan Selim devrinde Osmanlı İmparatorluğu'nun doğu siyasetinde önemli rol oynadığını da yazan o tarihten bugüne insanlara yaşatılan acıları da sızlayan kalbimle bir kez daha hissediyordum.
Evet, her iki ezilen halkı karşı karşıya getiren son gelişmeler baktığımızda ise ilk kılıcı pardon kalemi kimin çektiğine bakınca kendilerine 'Aydın' diyen ve çoğu Kürt partisi diye söylenen parti de milletvekili olmuş, yer bulmuş olan 53 kişinin imzalı bildirisini yer yer Bakırhan'ın dediklerini teyit ederek, birkez daha okuyordum..
Bu arada Şeytanın avukatlığına soyunup, 
'niye 50 veya 550 değilde, 53 diye?' de merak edip, düşününce 'Çerçeve yasa' nın başarıya ulaşması için Üsküdar'dan geçemeyen ama sanki geri alınacak olan Atın kuyruğunu toparladıklarını belirten Erdoğan'ın memleketinin plakasının 53 olduğunu da nedense anımsıyordum..
Neyse ulusal konular denen buraları geçip, yerele döndüğümde ise memleketim Ardahan Alevi kültürü ile yoğrulmuş olan ve Ardahan merkezde bir Cem Evi isteyen Damak ilcesinin belediye başkanın da aynı konuya endekslendiğini görüyor, bizim, reklam isterken 'yerelden ulusala özgür  gazetecilk' yerinde sloganımızıda hatırlıyordum..
Çünkü safkan bir Alevi olan Damal Belediye Başkanı Kemal Çamlıyurt'un, 'Bu da Damal’ın imzasıdır.. BİZ ALEVİLER, BARIŞIN NESNESİ DEĞİL, ÖZÜYÜZ!' başlığıyla, www.kuzeyanadolugazetesi.com adlı haber sitesinde haber olan ve
Alevi kimliği üzerinden yapılan ve tarihsel gerçekliği bağlamından koparan bazı değerlendirmelere ve yönteme itiraz ettiğini,
Alevi toplumunun homojen bir yapı olmadığını vurguluyordu.
Ve bugünki Kürt-Alevi gerginliği misali zaman zaman karşı karşıya gelen ama memleket, hak, hukuk deyince aynı dinde, dilde buluşan memleketim Ardahan'a komşu olan Karslı DEM eş başkanı Bakırhan'ın açıklamarında doğru dediğim gibi Alevi başkanın dediklerine de imza atıyordum..
Çünkü, Alevi Damal'ın Belediye Başkanı Çamluyurt'un barışın tesisi için "rızalık" prensibinin ve eşit yurttaşlık haklarının temel alınması gerektiğini savunurken, ondan çok diline, 'bilinmeyen' denen Kürt meselesinin çözümü ile Alevi haklarının birbirine rakip değil, aksine ortak bir demokratik zeminin tamamlayıcı parçaları olduğu ifade etmesi çok çok önemliydi.
Neden mi?
Çünkü her iki halkında  yaşadıklarını, istemlerini bir Kürt olan bende Çamlıyurt kadar biliyor ve çatıştırılmak istenen halkları, Kürt, Türk, Alevi, Sünni demeden etraflarına sarılan çerçeveyi aşmaları için birlikte hareket etmesi gerektiğini unutulmamasını istiyordum..
Ha Yavuz Sultan döneminde Osmanlı ile iş birliği yaptı, Sultan'a akıl, fikir verdi denen 'İdris-i Bitlisî:yi tartışacaksak Alevilerin Kürtkerden daha çok sevdikleri Atatürk'ü ve kızım dediği ilk kadın pilotun Desim'e yaptığı uçuslarıda gelin tartışalım derim..
Ama geçmişe takılı, düşmektense el ele verip, birlite yürüyelim demek varken niye derim..

Ardahanlı Halitpaşa, Çandarlı Halilpaşa pardon Davutoğlu'na soruşturma başlatılmış!.. 


“Çocuk Katili” Açıklaması ve Yargılama: Demirtaş, 2015’teki bir konuşmasında Ahmet Davutoğlu’na yönelik “Çocuk katili bir başbakan” ifadesini kullanmış, bu sözler nedeniyle daha sonra “Kamu görevlisine hakaret” suçlamasıyla hakim karşısına çıkmıştır. Yargılamalar süresince Demirtaş, bunun bir muhalefet lideri olarak siyasi eleştiri hakkı ve Anayasa’nın verdiği denetleme yetkisi kapsamında olduğunu savunmuştur.
Ağrı/Kobra Operasyonu Tartışması: 2015 yılında Ağrı’da yaşanan çatışmalar sonrasında Demirtaş’ın olayın “sahte bir kurgu operasyon” olduğunu iddia etmesi üzerine Ahmet Davutoğlu, Demirtaş’ın yalan söylediğini ve gerçekleri saptırdığını belirterek çok sert tepki göstermiştir.
Cezaevi Süreci Eleştirisi: Demirtaş ilerleyen yıllarda yaptığı savunmalarda, Davutoğlu’nun başbakanlık döneminde “Milletvekilleri yasama içerisinde güçlü olmalıdır” dediğini ancak kendilerini milletvekili kimlikleriyle cezaevine gönderen başbakan olarak tarihe geçtiğini ifade etmiştir.
Selahattin Demirtaş: “Sayın Davutoğlu’na sormak istiyorum, yüreğiniz soğumadı mı, daha ne kadar yargılanmam lazım”
Evet.. Ankara eski Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek’ten sonra ‘taklacı’ denen yine eski bir İçişleri Bakanına soruşturma başlatan Ankara Başsavcılığı, Demirtaş’ın yıllar önce söylediği ve sık sık karşı karşıya,, kaldığı yukarıda ki sözleri, davaları ve Haziran 2020’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararı ile İstanbul Şehir Üniversitesi’nin faaliyet izni tamamen kaldırılmasıyla hatırladığımız eski Başbakan ve yazıma başlarken yukarıya eklediğim 4 haber başlığı ile hatırladığımız kurucu ve milletvekillerine sormadan, danışmadan partisini gece yarısı pat diye kapatan Ahmet Davutoğlu’nda soruşturma başlatmış.
Yani günün son dakika haberine baktığımızda Ankara Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, “Sosyal medya platformlarında ‘ne hikmetse’ yeniden (!) dolaşıma sokulan ve Cumhurbaşkanına hakaret içerdiği değerlendirilen ifadelerin yer aldığı paylaşımlara” ilişkin olarak resen inceleme yapıldığı belirtildi.
Açıklamada, yapılan inceleme neticesinde Davutoğlu hakkında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 299/1’in maddesinde düzenlenen “Cumhurbaşkanına Hakaret” suçu kapsamında soruşturma başlatıldığı bildirildi.
Hakaret denen şeyin ne olduğunda bakıp, bulup, buraya eklemek istememde 36 yıldır yazdıklarım, söylediklerim dolaysıyla zaten çok ağıran, ağaran başıma Çandarlı Halilpaşa’nın başına gelen gibi bir şey gelir diye havuz medyası gibi bende Davutoğlu’na soruşturma başlatan o sözlerini alıp, yazıma eklemiyorum..
Ve bu haberi gördüğüm esnada, kız kuleli, son yerel seçimlerde Atı alıp geçilemeyen Üsküdar İstanbul’u alan ama 3 yıldır hapiste bulunan , yazdığı kitabı daha basılmadan matbaada el konulan İmamoğlu’ndan önce yani Davutoğlu Başbakan, Mutlak Butlan Genel Başkanı ünvanlı Kılıçdaroğlu ise o dönem birinci muhalefet partisi olan CHP’nin lideri iken dokunulmazlığı kaldırılıp, tutuklanıp ve bugün 10 yıldan fazladır hapiste olan Demirtaş ile aynı Davutoğlu arasında yaşananları da hatırlayıp, o sözleri bulmak için elimdeki cep telefonum aracılığıyla İnternete bakarken önüme düşen bir videoyu izliyor ve bugün yaşananların, düne, yüz yıl önce yaşananlara ne kadar birbirine benzediğini düşünüyordum..
Çünkü, dün ile bugünü karşılaştırdığımda o videonun ve bugünkü yazımın ne anlatmak istediğini en güzel şekilde o tarihi anlata video özetler gibiydi..
Ve Yavuz Sultan Selim’in sadrazamlarından olmazsa da akil adamı olan Kürt tarihçi İdris-i Bitlisî’nin tartışıldığı bir esnada bende gidip, İkinci Büyük Millet Meclisine Ardahan Milletvekili olan, 9 Şubat 1925 tarihinde Meclis koridorunda, sırtından tabancayla vurularak yaralanan ve 14 Şubat 1925 tarihinde ölen Atatürk cumhurbaşkanı iken TBMM’de gerçekleşen ilk cinayete kurban giden memleketim Ardahan’ın ilk milletvekili Halit paşa değil, Çandarlı Halil Paşa’nın hikayesine ve sonuna bakıyor ve bu isimin İstanbul’un fethine karşı ılımlı tutumu ve Bizans’tan rüşvet aldığı iddiaları nedeniyle devletin bütünlüğünü ve düzenini korumak (nizam-ı alem) amacıyla kardeş katlını yasal hale getirildiği dönemlerde padişah olan Fatih Sultan Mehmed’in emriyle 10 Temmuz 1453’te Yedikule’de idam edildiğini ve bu isimin Osmanlı tarihinde görevdeyken idam bu edilen ilk sadrazamı olduğunu da görüyordum..
Peki bugün idam var mı?
Video oynatıcı
Yok desekte, zindan da urganda olmazsa da havuz denen medyanın ekranları Yedi kuleli tepeleri üzerinde göklere çıkan Rezidanslarında oluşturdukları kamuoyu yeter ve artar der gibiydi dünü anlatan video ile Davurtoğlu’na soruşturma açıldığını duyuran haber ajanslarına düşen son dakika haberleri..
Bende, o video ive tam da Adaletin bolca anlatıldığı konuşmalar ile başlayan yeni bir Adli yılın başladığı bugün Anayasa, AHİM hatta ‘Mutlak Butlan’ ve Üsküdar meclis üyelerinin gözaltına alınması için karar veren yerel mahkeme kararlarına karşın hâlâ hapiste olan Demirtaş’ın Davutoğlu’na dediklerini hatırlatan videoyu da bulup, indirip, bu yazıya ekleyip, gerisini size, sizin dün ve bugün yaşananlara hangi penceren bakıp, yapacağınız yorumlara bırakıyorum..
YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..
Bu kaynak, gazeteci Fakir Yılmaz’ın uzun yıllardır sürdürdüğü köşe yazarlığı deneyimi süzgecinden geçerek, Ahmet Davutoğlu hakkında başlatılan güncel adli soruşturmayı ve Türkiye’nin siyasi geçmişini ele almaktadır. Metin, Selahattin Demirtaş’ın geçmişteki sert eleştirileri ile Davutoğlu’nun bugün karşı karşıya kaldığı “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlaması arasında ironik bir bağ kurmaktadır. Yazar, güncel hukuki süreçleri tarihsel perspektifle harmanlayarak, Osmanlı dönemindeki idamlar ve Cumhuriyet tarihindeki meclis içi cinayetler üzerinden iktidar-muhalefet ilişkilerini sorgulamaktadır. Özellikle hukuk sistemi, ifade özgürlüğü ve siyasi figürlerin değişen konumları, yazarın kişisel tanıklıkları ve güncel medya haberleriyle birlikte toplumsal bir eleştiri odağında sunulmaktadır. Sonuç olarak yazı, dünün kudretli isimlerinin bugünün sanıkları haline gelmesini tarihsel tekerrür ve adalet kavramları çerçevesinde inceleyen derinlikli bir analiz sunar.



10

MANŞET HABERLERİ

Haberler yükleniyor...

Arşiv Seçmeleri

Arşiv taranıyor...

Türkçe
Kurdî
English

Ardahan Gazetesi — Yerel, Ulusal ve Uluslararası Habercilik

Ardahan Gazetesi; Ardahan, Türkiye'de internet üzerinden yayınlanan ilk Kürtçe ve ilk İngilizce gazetedir. Yayın hayatını ağırlıklı olarak Türkçe, Kürtçe ve İngilizce dillerinde sürdürmektedir. Gazete, 1995 yılında Mehmet Ali Arslan tarafından kurulmuştur; yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde habercilik yapmaktadır. Bölge haberlerini dünyaya, dünya haberlerini ise bölgeye aktaran yayın organı, ilk haber paylaşımlarını mIRC, ICQ ve IRC platformları üzerinden gerçekleştirmiştir. Gazetenin Türkçe versiyonu Ardahan Gazetesi, İngilizce versiyonu The Ardahan Newspaper, Kürtçe versiyonu ise Ardahan Rojname (Rojnameya Erdexanê)'dir.

Yayınlar yükleniyor...